255   Önceki Bölüm  Sonraki Bölüm   257 



Genç druid bir an sonra, kendisini ağzına zorla mantar
tıkıştırılan mağarada bulacaktı, uzun süredir beraber olduğu iki ork da başına
dikilmiş onu bekliyor gibiydiler.



“Uyanabildin mi
uykucu şirin!”



Ainle sarsıcı bir deneyim yaşadıktan sonra ilk olarak Nafız’ı
görecekti ama yüzünde de sanki hayalet görmüş gibi bir ifade vardı.



“Kimsin sen?”



Dişi ork kendisine yöneltilen soru karşısında afallayacaktı,
nasıl olurda bu druid onu tanımazdı.



“Benim Nafız!”



“Ne olmuş senin
yüzüne?



“Ne olmuş yüzüme?



“Ben de onu soruyorum
ne olmuş?”



Diyalog kısır döngüye girdiğinde dişi orkun eli yavaşça
yanağına gitti, geri çektiğinde ise mantarların yetiştiği çamurlu toprağı
görecekti.



“Alyooooonnnnnnn!”



Tabii ki çoktan topuklamaya başlamıştı kır saçlı ork,
arkadaşının öfkesinin alevlerinin şiddetini ondan iyi kim bilebilirdi ki?



Mağaradan çıkıp dar yola girmek üzereydi Alyon, sırtını bir
kere duvara dayayınca ayağını karaya basana kadar durmayacaktı.



“Git biraz yıkan pis
herif, leş gibi kokuyorsun!”



Ancak hayatta her şey onun istediği gibi olamazdı, kulağına
ilişen sesle beraber kıçına yediği tekmenin etkisiyle, şelalenin çağlayan
sularını aşıp küçük çaptaki göletin içine düşecekti.



“Buldun layığını!”



Yüzme biliyordu kır saçlı ork ama suyu hiç sevmediği için bu
durum ona işkenceden farklı gelmeyecekti zira kıyıya çıktığında donuna kadar
ıslandığından köpekler gibi sallanarak kurumaya çalışacaktı.



“İş yaptın değil mi?
Alt tarafı bir suratını çamurla sıvadım!”



“Daha ne yapmayı
düşünüyordun ork irisi, keser eline veririm önündekini, adam gibi dur!”



Nafız’ın öfkesi geçmemişti, üç tane veletle boğuştuktan
sonra bir de bu sulu şaka ile uğraşmak zorunda kalması çok kolay değildi.



Neyse ki Ainle lafa girip gerilen ortamı yumuşatacaktı, genç
druidin aklında hala son anda duyduğu sözler vardı.



“Efendim, son zindana
ne zaman gideceğiz?”



İki ork didişirken bir anda aralarına giren bu soru
karısında başlarını cılız orka çevirdiler, daha önce hep mızmızlanan bu adamın
hali çok ilgi çekiciydi.



“Hayırdı yakışıklı,
ne oldu da sen bu kadar merak saldın zindanlara!”



Ainle onlardan hiçbir şeyi saklamayacaktı, ne olupbittiyse
tastamam anlatmıştı.



“Ulan anan seni
mübarek günde doğurmuş, bizimde şimdiki hedefimiz şu parlak oğlanların oradaki
zindandı!”



Bu sefer Nafız’ın sözlerini ne Alyon, ne de Ainle
anlayabilmişti, sadece gidecekleri yeri öğrenebilmişlerdi.



Üçlü her zamanki gibi kısa molalar vererek hedeflerine
ilerliyorlardı, ilk iki zindan için Boz Sırtlanlar ve Paralı Askerleri
harcamış, üçüncüsünde ise bir rejimi komple değiştirmişlerdi.



Şimdi önlerinde tek bir engel vardı, o da iki liderini
kaybetmiş Işığın Topraklarının hükmettiği bölgeydi.



“Tam olarak nerede
olduğunu biliyor musun zindanın Ainle!”



Alyon’u yine bir korku sarmıştı, önde izcilik yapan dişi orkun
arkasından ilerlerken titrekçe sormuştu sorusunu.



“Bu sefer tam olarak
eminim, gitmemiz gereken yer bir piramit!”



Bir anda duracaktı Nafız, kulak misafiri olduğu konuşmanın
içeriğine verilmiş istem dışı bir tepkiydi bu.



“Ne oldu Nafız!”



“Çok güzel oldu
Alyon, bahsettiği piramit tam olarak nerede biliyor musun?”



Bu da sorumuydu? Yemek bulursam yerim adam bulursam keserim
ülküsüyle yaşayan Alyon’ un, böyle bir şeyden haberi mi olurdu.



“Işığın Toprakları
güçlerinin karargâhının tam ortasında!”



Kır saçlı orkun aksine Nafız ele geçirdiği paralı askerlerin
komutanlarından kıta hakkında her şeyi öğrenmişti, bahsi geçen piramit, Işığın
Toprakları tarafından işgal altında denilebilirdi gerçekten.



“Ne yapacağız!”



Ainle hedefine bu kadar yaklaşmışken aldığı kötü haberle
yıkılmıştı adeta konuşurken sesi titriyordu.



“Ne demek ne
yapacağız; önce gizlice girmeyi deneyeceğiz, olmazsa yardıra yardıra açacağız
yolumuzu!”



Nafız kararını çoktan vermişti, o ihtiyar tilkiler bir yere
çöreklendilerse mutlaka orada ilgilerine çeken bir şey olmalıydı.



Ainle’ ye niyetini söyleyen dişi ork aslında tek bir
çareleri kaldığını da çok iyi biliyordu, kıtadaki Işığın Toprakları güçleri
çoktan liderlerinin ölümünden haberdar olmuş ve gereken önlemleri almışlardı
bile.



“Alyon, savaş başladığında
gereksiz hareketlerden kaçınmalıyız, hedefimize doğru dümdüz ilerliyoruz o
kadar!”



Hemen kendini toplayıp vaziyet alacaktı iri yarı ork, bir
ayının inine elini kolunu sallayarak giremezdi kimse.



Dış çemberdeki güvenliği gecenin karanlığı ve Nafız’ın
gizlilik konusundaki uzmanlığı ile atlatabilmişti üçlü ama ne zamanki piramidin
eteklerine yaklaştılar, artık keşfedilmemeleri mümkün değildi.



“Yabancılar!”



“Üçüncü bölgede ihlal
var!”



Çeşit çeşit bağırış dört bir yanda yankılanmaya başlamıştı,
tamamı Işığın Toprakları insanlarından oluşan şehir şeklindeki karargâhın
içinde iki ork ve bir druid, sürek avındaki tavşan misali koşuyorlardı.



“Ainle giriş nerede!”



Binlerce kişinin içinde kalmışlardı ve bunlar ne paralı
askerlere, ne de zayıflamış Cehennem Diyarı’nın gönderdiği üçüncü sınıf tiplere
benziyorlardı, işin daha da kötüsü, hemen hemen hepsi uzun menzilli ataklarda
uzmandı.



Alyon’ un paniği de bundandı, iki adım yavaş olsalar
kafalarına ateş topu yiyebilecekleri bir ortamda nereye gideceklerini bilmek
istiyordu.



“Girişin nerede
olduğunu hissediyorum, eğer yönümüzü hiç değiştirmeden ilerleyebilirsek tam
önümüzde kalıyor!”



İlk duyulduğunda sevindirici bir habermiş gibi gelen bu
sözler, bir zamanlar Altın Tacın Kutsal İkizlerinin yönettiği şehrin labirent
misali dolambaçlı sokaklarında anlamını yitiriyordu.



“Sen o işi bana
bırak, izimi kaybetmeyin beyler!”



Ne olursa olsun Alyon’ un pes etmeye niyeti yoktu, alanlar
arası halkasından çıkardığı dev baltasını eline aldığı gibi karşısına çıkan ilk
dönemeçte bulunan evin duvarına kafadan girmişti.



“Açılın ulan, babanız
Alyon geliyor!”



Taşa toprağa soy gücü açamayacağı için kendi kendini gaza
getiriyordu kır saçlı ork, hakkını da vermek lazımdı, değme buldozerlere taş
çıkartırcasına önüne ne çıkarsa yıkıp geçiyordu.



Adım adım piramidin girişine yaklaşıyorlardı, ufukta görünen
manzara, yüksek büyük bir kapının önünde siper almış yüzlerce savaşçıdan
oluşuyordu.



Her biri, farklı renkte parlayan taşlarla süslenmiş
asalarını üçlünün geldiği yöne çevirmiş, saldırılarını serbest bırakmak için
doğru zamanı bekliyorlardı.



“Durma Alyon, üçümüz
için bir boşluk yaratacağım!”



“Ainle arkama geç ve
sakın iki adımdan fazla uzaklaşma benden!



İki çift hançer Nafız’ın bileklerinden çıktığında sözleri
yeni bitmişti, şekilleri hala hançeri anımsatsa da boyları iki metreyi bulan bu
kan kırmızı bıçaklara bu isimle hitap etmek, sanki görkemlerini gölgelemek gibi
oluyordu aslında.



Evler bitip iki taraf geniş meydanda karşılaştığında çeşit
çeşit büyülü saldırılar havaya fırladı, hedefleri belliydi, piramide giriş
yapmak isteyen üçlüyü yok etmek istiyorlardı.



Karşılarına dikilen iki atak olmasaydı belki de amaçlarına
ulaşabileceklerdi ama şu anda alanda tüm renkleri bastıran bir kırmızı fırtına
kopmuştu.



“Devam, içeri girene
kadar sakın durma!”



Karşılarına insanlar çıkınca Alyon’ da kendini sakınmadı,
Şefin Hiddeti’ni kullanarak düşmanlarını zayıflatıp, yanında duran
arkadaşlarının savaş ruhlarını şevke getirdi.



Saldırılardan oluşan bariyerin üstüne koşarak ilerleyen üçlü
için tek seçenek vardı, delip geçmek. Aksi bir durumda, tarihin tozlu
sayfalarında kısa süreli bir heyecan yaratan karakterler olmaktan ileri
gidemeyeceklerdi.



“Şimdi!”



Nafız tiz sesi ile tüm meydanı inletecekti, bu sefer tek
noktaya odakladığı saldırısına Alyon’ un da destek olmasını istiyordu.



Kır saçlı ork da, dev baltasının kesici tarafından kömür
karası bir atağı hemen dişi orkun kan kırmızı saldırısının arkasına eklemişti. Sonuç
beklenmeyecek kadar görkemli olacaktı, yüzlerce savaşçıdan oluşan kalabalığın
içinde, piramidin girişine kadar uzanan bir yol gözüküyordu artık.



---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------



Ya bir yol bul, ya bir
yol aç, ya da yoldan çekil.



Konfüçyüs



 




Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.


255   Önceki Bölüm  Sonraki Bölüm   257 



DISQUS - Mangaya Ait Yorumlar

*Not: Yorum Yazmadan Önce;

  • Spoiler,
  • Küfür, siyasi ve seviyesiz yorumlar,
  • İçerikle alakasız link paylaşımları yasaktır.
  • İçeriği çeviren gruplar dışında site reklamı yapanlar sınırsız uzaklaştırılacaktır.