283   Önceki Bölüm  Sonraki Bölüm   285 



İki orkun
çıkışları havaya karışarak dalga dalga ilerliyordu, özellikle son sözlerin
sahibi olan kır saçlı savaşçısının sesini duymayan kimse kalmamıştı.



Doğduğu
andan itibaren en iyi bakıma, büyürken herkesten ayrıcalıklı bir muameleye
maruz kalan Severo, ardı ardına gelen aşağılanmalara nasıl dayanabilirdi?



Savaş
alanında sadece klanının savaşçıları yoktu, Cehennem Diyarı üzerinden gelmiş
olanlar haricinde, geri kalan üç medeniyetin sakinleri de edilen hakaretleri
işitmişti.



Ok gibi
yerinden fırladı Kara Zambakların İki Numarası, buna karşın tuhaf görünümlü ork
da ona doğru ilerliyordu.



“Sen bittin, ruhunu alıp binlerce yıl
işkence yapacağım! Tüm aileni gözünün önünde öldüreceğim, bitsin diye
yalvaracaksın bana!”



Gözünü kan
bürüyen Severo, yüreğinden taşan öfke ve nefretini dile getirirken hiç
çekinmiyordu, şahsi olarak indiği savaş alanını karıştırmak adına da elindeki
kozları da harcamaya karar vermişti.



“Ruh Formasyonunu aktif edin!”



Gri cüppeleri
içinde bekleyen yirmi Kara Zambak üyesi emri aldıkları gibi, bir çember
oluşturarak ortalarına açtıkları büyük parşömene kanlarını damlatacaklardı. Bağdaş
kurup büyülü sözleri söylerken, bedenlerini terk eden kanları yavaşça iç içe
geçen desenleri oluşturmaya başlamıştı bile.



Astları işe
koyulduğunda Severo’ da düşmanı ile yüz yüze geliyordu, gri ruh enerjisiyle
kaplanmış kılıcını sertçe savurarak ilk hareketini yapmıştı.



Buna
karşılık olarak yarı ork, elinde beliren iki hançeriyle kılıcı yörüngesinden
saptırarak atağı savuşturup, bir sonraki an Severo’nun gırtlağına doğru hamlede
bulunacaktı.



Uzun
mesafeli saldırıyı engellemek için üflendiğinde tuhaf sesler çıkaran küçük
aleti kullanan Alyon’ un torunu, iş yakın temasa gelince kül rengi iki hançeri
eline geçirmişti.



İlginç bir
şekilde ruh enerjisi ile kaplı kılıç ve orkun elindeki hançerler tam olarak
aynı renktiler, üzerindeki desenleri görmeyen biri iki silahında aynı ustanın
elinden çıktığını sanabilirdi.



Darbelerini
değiş tokuş eden ikiliyi izleyen diğer Dört Medeniyet Ordusu komutanları da,
vaktin geldiğini anlayacaklardı. Hiç istemiyor olsalar dahi savaşa katılmaktan
başka çareleri kalmamıştı.



Maria de León,
ezeli düşmanı oldukları medeniyetin komutanın tamamlayamadığı işi bitirmek
adına, kır saçlı orkun yönünde harekete geçecekti. Güzel kadın hızla ilerlerken,
etrafındaki savaşa aldırış etmeden dümdüz yol alıyordu.



Yalnız bir
şeyden habersizdi Işığın Toprakları adına buraya gelen güzellik, Druid
Yerleşkesinin içinden biri de onunla aynı yere geliyordu.



Cazibe
merkezine dönen Alyon’ un yamacında ikili birbirlerine girdiğinde, altın
ışıklar mor bulutlarla sarılıp göğe kadar yükselecekti.



“İki efsane orktan birinin öğrencisi,
diğerinin ise oğlu olan Karsak Şehir Lordu Kitapkurdu, en sonunda tanışma
şansına erişebildim sizinle!”



Üzeri yumruk
büyüklüğünde sihirli taşlarla bezeli asasını arkasına çekerek konuşan kadın,
kiminle karşı karşıya olduğunu bildiğini belli edercesine hareket ediyordu.



“Altın Tacın Kutsal Bakiresi Maria de
León, o şeref asıl bu sefil orka aittir!”



Rakibi gibi Kitapkurdu’
da dersini çalışıp gelmişti, ilk ödül zindanından aldığı yetenek sayesinde
seneler içinde dünyanın kalanı hakkında epey bilgiye sahip olmuştu.



“Göz kamaştırıcı ışığınızın burada
sönecek olması, ne kadar da acı!”



Bol
cübbesinin kol yenlerinden çıkan mor dumanları kamçı misali savuran ork
savaşçısı, her zamanki gibi alçakgönüllü sözlerle rakibinin moralini bozmaya
çalışıyordu.



“Söylentilerden daha da kibarmışsınız
ancak soyunuzun tükenip orkların eskisi gibi barbar yaratıklar olarak kalacak
olması çok üzücü!”



Önünde
beliren ışık kalkanıyla kendisini koruyan güzel kadın hiç de altta kalacak gibi
durmuyordu, savaşın şiddeti nedeniyle boşalan çevrelerine aldırmadan
birbirlerini yoklamaya başlamışlardı.



“Dragan sanırım sıra sende, son çare
olarak gizli kozumu kullanmak zorunda kalmam umarım!”



Tarihin en
genç mimarı, kişisel savaş gücü olarak en zayıf komutandı lakin iş yıkıma
geldiğinde kimse onu küçümseme cüretini gösteremezdi.



Dört Ordunun
Başkomutanı olarak, gerçekten savaşması gereken bir anın geleceğini düşünmeyen
paralı asker şaşkınlıkla son durumu izlerken, Hank’ın söylediklerini kulak ardı
ediyordu.



Tamam,
sözleri önemsemeyebilirdi zira öne atacağı kendi hayatıydı, peki gördükleri
karşısında ne yapabilirdi ki?



Alyon
sayesinde dengelenen hatta birazda baskılanan birlikleri hızla eriyor, ork
savaşçılarının amansız akınları karargâhının kapısını sertçe çalıyordu.



“Bu işi hızlıca halletmeliyim,
yardımı dokunacak bir eşyanız varsa şimdi verseniz çok iyi olacak!”



Ne yaparsa
yapsın kaçamayacağı sona yolculuk etmeden önce bir yemlemede bulunuyordu
Dragan, yüksek mimarın çıkınında ona göre bir şeylerin olması yüksek ihtimaldi.



“Bende ne zaman soracaksınız diye
düşünüyordum, bu cihaz medeniyetimin son icatlarından biridir!”



Başkomutan
kendisine uzatılan siyah metal plakayı aldığında, aklındaki soru işaretleri
adeta suratının ortaya yerinde yanıp sönmekteydi.



“Son teknoloji savaş zırhı Kara Delik,
gerçek savaşta kullanan ilk kişi olacağınız için çok şanslı sayılırsınız!”



Açıklamanın
ardından çılgınca titreşmeye başlayan cihaz, bulunduğu koldan başlayarak
Dragan’ın bedenini saniyeler içinde kaplayacaktı.



Tüm vücudu
bu değişik alaşımla kaplandığında dahi rahat değildi komutan, özellikle ilk
defa onun aktüel bir mücadelede kullanacak olması iyice işkillendirmişti
Dragan’ı.



“Buraya bak!”



Hank doğal
olarak orta yaşlı adamın tedirginliğini sezmişti, elindeki alev saçan mekanik
aletle ateş etmeden önce dikkatini çekmek istiyordu.



Ne olduğunu
anlayamayan komutan bedeninin üzerinde dans eden alevlere baka kalacaktı,
kavrulması gereken durumda gayet rahat hissetmesi karşısında tepki dahi
verememişti.



“Gökyüzünü gözlemleyen
mühendislerimiz, bu ekipmanı yaparken çok ilginç bir oluşumdan ilham aldılar.
Kara Delik adını verdiğimiz, etrafındaki her şeyi yutabilecek kapasitedeki gök
cisimleriydi bunlar!”



“Tabi ki üzerinizdeki zırhın böyle
görkemli bir özelliği yok ancak gördüğünüz üzere size her türlü saldırı
karşısında büyük çapta koruma sağlayacaktır!”



Yüzünü
kaplayan siyah alaşım nedeniyle görülemeyecek olsa da, dudaklarının bitimi kulaklarına
kadar varmıştı Hank’ın. Hayatı boyunca kazandığı tecrübe ve ekipmanlarda
eklenince, canı için pek endişe etmesi gerekmeyecek gibi duruyordu.



O da diğer
arkadaşları gibi Alyon’u hedef alacaktı, Dört Medeniyet Ordusunun gözünde kır
saçlı ork, yok edilmesi gereken öncelikli hedef olarak belirlenmişti.



“Ne babanız varmış be, git de şuna
musallat olan kara marsığı hallet!”



Nafız,
gitgide ısınan atmosferin etkisiyle hafiften gerilse de, çevresine bunu
yansıtmamak adına konuşmalarındaki küçümseyici üslubu bozmuyordu. Dragan’ı
işaret ederek harekete geçmesini istediği kişi ise Alyon’ un kanını taşıyan bir
diğer isim, Ölümün Rüzgârı idi.



“Sana verdiğim teknikte ne kadar
ilerledin?”



En az babası
kadar iri olan kızı yanından hızla geçtiğinde, Nafız onun son durumunu merak
edecekti ancak alacağı cevap pek de beklediği gibi değildi.



“Neden kendi gözlerinle görmüyorsun?”



Yaşadıkları
ne kadar örselese de, hayat burnunu duvara sıkıca sürtse de, Ölümün Rüzgârı en
nihayetinde halâ o kibirli ork kadınıydı.



“Öyle olsun, umarım beni hayal
kırıklığına uğratmazsın!”



Kısa
saçlarıyla Ana Druid Yerleşkesi içerisindeki diğerlerinden hemen ayrılan Nafız
konuşmasını bitirdiğinde, iri besili cüssesine rağmen aşırı hızlı olan dişi ork,
çoktan babasının yanı başına kadar gelmişti.



“Ne kadar çok sinek var burada böyle,
hepinizi tek tek öldürmem gerekecek!”



Cehennem
Diyarı ve Işığın Toprakları adına cepheye gelen komutanlarının aksine Dragan,
kendisi için gelen düşmanı gördükten sonra hızını azaltıp, güvenli bir mesafede
beklemeyi uygun görmüştü.



Mensup olduğu
medeniyetin tüm özelliklerini sonuna kadar üzerinde taşıyordu, kendi boyu kadar
çekiçle karşısına dikilen dişi orkun sözlerine kızmak bir yere, sadece yapacağı
ilk hamlenin planı vardı kafasında.



------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------



Birbirinden uzak
kalmak, birlikte olmanın yalnızca başka bir çeşididir.



Jean-Paul Sartre



 



 




Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.


283   Önceki Bölüm  Sonraki Bölüm   285 



DISQUS - Mangaya Ait Yorumlar

*Not: Yorum Yazmadan Önce;

  • Spoiler,
  • Küfür, siyasi ve seviyesiz yorumlar,
  • İçerikle alakasız link paylaşımları yasaktır.
  • İçeriği çeviren gruplar dışında site reklamı yapanlar sınırsız uzaklaştırılacaktır.