295   Önceki Bölüm  Sonraki Bölüm   297 



Tek kanadıyla
göğü kapatan yaratığını feda ederek oluşturduğu saldırının hedefine eriştiğini
gördüğünde, heyecandan bir çığlık attı güzel kadın. Fedakârlığını başkalarının
anlaması söz konusu dahi değildi, güçlü bir müttefikten öte arkadaşını
kaybetmişti.



“Bitti!”



Dudaklarından
dökülen tek kelimeye gözlerinden süzülenler eşlik ediyordu, duygusal olarak
çökmüştü. Hayatının hiçbir anında bu kadar kötü hissetmemişti, ya da az sonra
olacakları görmediğinden dolayı böyle düşünüyordu.



“Yakın bile değil!”



Ölmüş
olduğunu düşündüğü dişi orku sesiydi duyduğu, inanamadı Maria de León. Altın
Şahin’in yarattığı saldırının bıraktığı parıltıların içine dikkatle baktı,
gördükleri onu bu sefer acıyla inletmişti.



“Olamaz, doğru değil.”



Sonuna kadar
açtığı gözlerinden akan yaşlar üzerindeki kıyafeti ıslatmaya başladığında,
babası elini güzel kadının başının üzerine koyarak onu bayılttı.



Başından
itibaren neler olduğunu görmüştü Altın Tacın Üçüncü Büyüğü, sadece tahmin
sınırlarını aşan olay nedeniyle konuşamıyordu.



“Ne kadar sağlam bir savunma!”



Kan Tanrısı’nın
boğazına saplanmak üzere olan mızrak tamamen yok olduğunda, Ralph de León orkun
önünde bariyer olmuş iki kanat gördü.



Sivri
kenarları olan, kırmızı tüylerin görüntüsüyle bezenmiş kanatların birleştiği
yerde bir çatlak vardı. Şüpheye gerek yok, saldırıyı engelleyen şey bunlardı.



Bir iki
nefes sonra, orta yaşlı adamın gözüne çarpan yaralanmada hızla iyileşti. Nafız
önünde birleştirdiği kan kırmızı kanatlarını açtığında, lekesiz bir şekilde iki
yanında süzülüyorlardı.



Beklemedi
Nafız, gözünü diktiği avına doğru hareketlendi. Çok hızlıydı, her saniye
arkasında birden çok imaj bırakarak çoktan baba kızın oluşturduğu kalkanın
önüne gelmişti.



Hançerleriyle
saldırmaya başladı, her vuruşunda rengi solan bariyeri yıkmaktı amacı. Orta
yaşlı adam yaklaşan felaket karşısında boş duramazdı, bir yandan kalkanı
desteklerken, diğer taraftan düşmana saldırmak için büyülü sözleri mırıldanmaya
başladı.



Savaş
alanının diğer ucundaki bir kişinin gözü Nafız’ın üzerindeydi. Sürekli geri
kaçarak zaman kazanan gri cüppeli adamın rengi, bembeyaz olmuştu.



“Şüphe yok bunlar onun teknikleri,
Mora’nın dişi orkla bağlantısı olmalı!”



Klanıyla Mora’nın
tarikatı ateş ve su gibiydi, Severo’nun babası nasıl olurda baş düşmanının en
önemli umudunu tanımazdı.



“Yüz sene önce ölmüş olmalıydı,
cesedini bulsalar bile bu kadar çok şey öğrenememeliydiler!”



Düşmanın,
hatta tüm Cehennem Diyarı’nın en yetenekli gencinin öldüğüne emindi ancak
yaşananlar onu kendini sorgulamaya itiyordu.



“Baba dikkat et!”



Daldığı
düşüncelerden oğlunun sesiyle uyandı Kara Zambakların Lideri. Alyon’ un
baltasının keskin tarafından kopan geniş enerji dalgası, ruh saldırılarını
parçalamıştı.



Bunu hiç
beklemiyorlardı, orkun savuruşunun en fazla ikisinin saldırısıyla eşleşebileceğini
düşündüğünden, dikkatini Nafız’ın üzerine vermişti.



Severo öne
atılarak babasını sertçe ittirdi, son çare olarak yaptığı hareket babasını
büyük yaralanmalardan kurtaracaktı.



Sağ kolunda oluşan
büyük kesik dışında önemli bir zarar yoktu, asıl problem oğluyla arasının
açılmasıydı.



Farkına
vardığı gibi az önce savrulduğu yere doğru hızlandı Kara Zambakların Lideri ama
yarım ay şeklindeki siyah enerji önünü kesti.



“Torunum, başladığın işi bitir!”



Alyon
ikilinin arasına girmişti bile, belki de başından beri amacı buydu. Bir daha
zorladı gri cüppeli adam, normalde bir nefeste alacağı mesafeyi gitmek adına
tüm gücünü bacaklarına aktardı.



Ne çare,
siyah alevlerle kaplanmış iri yarı ork bir nefes bile durmadan saldırıyordu. Yavaşça
yaklaşmış, daha önce saldırılarıyla kapattığı boşluğa bedenini koymuştu.



Çağrıyı alan
yarı ork da, Ainle’nin kalkanının dışına çıkarak Severo’nun üzerine yüklendi. Hikâyelerini
dinleyerek büyüdüğü dedesi, düşmanlardan birini öldürme görevini vermişti,
heyecandan elleri titriyordu.



“Çık önümden!”



Oğlunun
kılıcı yarı orkun hançerleriyle çarpıştığında öfkeyle kükredi Kara Zambakların
Lideri, eşitsizlik çok büyüktü.



Tarikat
olmanın eşiğindeki bir klanın liderlik pozisyonu, sadece şans veya desteği
kazanılmış birkaç kişi sayesinde ele geçirilemezdi. Yarı ork yeteneğini
kullandığı an her şeyin farkına vardı, Severo’nun ruh gücü enerjisi hançerler
tarafından emiliyordu.



Gerçek
gücünün sadece yüzde onuyla buradaydı, hayatını kaybetme tehlikesi olmasa da
yapabilecekleri kısıtlıydı. Bir de oğlu vardı, kanlı canlı duruyordu
karşısında. Kendisinin aksine onun ölümü telafi edilemezdi.



“Diren Severo!”



Alyon
tarafından püskürtülmeden önce zor zamanlar yaşayan oğluna seslendi, bir süre
daha kendi başınaydı Severo.



Gök gürültüsünü
duyduğunda konuşmayı yeni bitirmişti. Göz kamaştırıcı ışık birden tüm savaş
alanını kaplayacaktı, ne Kara Zambakların Liderinin grisi ne de Alyon’ un
siyahının rengi seçilebiliyordu.



Gök kubbe
altın rengi bulutlarla kaplanmıştı, için için yanıyordu bulutlar. Hemen sonra
bir girdap oluşmaya başladı, bunu bir diğeri, ardından birkaç tanesi izledi.



Gökyüzünden
aşağı altın sütunlar iniyordu, girdapların içinden uzayan hortumlar yere
değdikleri an, etrafta ne var ne yok içlerine katmışlardı.



Ork, insan,
druid cesetleri kapıldıkları hava akımının etrafında dönerken yavaşça
parçalanıyor, değirmenin taşları arasına atılmış buğday gibi toz oluyorlardı.



“İlahi Cezalandırma!”



Ralph de León
alan etkili saldırısını serbest bırakmıştı, dost düşman ayırt etmeden önüne
kattığı her şeyi parçalıyordu İlahi Cezalandırma.



Nafız dört
bir yanını çeviren hortumlara göz ucuyla baktı, sırtındaki kanatlar yavaşça
toplanıyordu. Gökyüzü herkes için yasaklanmıştı, tekniğin sahibi olan adamda dâhil
olmak üzere kimse uçmaya cesaret edemiyordu.



Kanatları
bedenine dönünce beline varan saçları hızla uzamaya başladı, iki nefes sonra
topuklarına değiyorlardı.



Ardından
saçlar dişi orkun vücudunu sarmaya başladı, kan kırmızı bandajlarla sarılmıştı.
İlahi Cezalandırma’nın hortumlarından biri bu sırada ona çarptı. İçine çektiği Nafız’ı,
yuttuğu cesetlerle beraber öğütecekti.



Bir iki adım
attı Ainle, daha sonra durdu. Kan kırmızısı noktanın durmadan döndüğü hortumu
inceliyordu.



Şiddetli
patlamayla beraber dağılan hortumun sesi kulaklarına ulaştığında gülümsedi genç
druid, “belki de boşuna endişeleniyorum” diye mırıldandı.



Gürültünün
geldiği yerden kırmızı bir gölge hızla ileri fırladı, öyle hızlıydı ki diğer
hortuma girip çıktığını ancak birkaç kişi görebilmişti.



Nafız’ dı bu
gölge, sürekli akan kandan bir nehri anımsatan zırhıyla beraber saldırının
sahibine doğru ilerliyordu. Bedenini kaplayan saçları doğal bir zırha
dönüşmüştü, kan özünün durmaksızın devir daim ettiği bu yeni yeteneği sayesinde,
savunması bir başka seviyeyi çıkmıştı.



Yeni
silahları da vardı, eklem yerlerinden çıkan kemik benzeri uzantılar en az hançerleri
kadar keskindi. Yolu uzatmadan direkt olarak, parlak cüppesiyle ben buradayım
diye bağıran adama yöneldi.



Önüne çıkan
ışıktan hortumların içine dalıyor, bir sonraki an hiçbir şey olmamış gibi delik
geçiyordu. Gördükleri karşısında nefesi sıklaştı orta yaşlı adamın. Klonunun
enerjisini dibine kadar kullandığı halde öldürmek bir yana dursun,
yaralayamamıştı bile ork savaşçısını.



Hemen on
katmanlı bir kalkan oluşturdu, iç içe geçmiş yüzeylerin ışıltısına bakılırsa
kalan tüm gücünü bunun içine koymuştu Ralph de León.



Yayından
çıkmış oktu Nafız, bir yandan hızla ilerliyor diğer yandan geçtiği yerdeki
cesetlerin kanlarını üzerinde topluyordu. Önünde sivri bir uzantı belirdi,
hızını sağladığı oka delici bir başlık yaratıyordu Kan Tanrısı.



İlk katmana
vurduğunda kâğıt gibi yırtıldı kalkan, iki, üç, dört derken, beşe kadar gelmesi
üç saniye sürmeyecekti.



“Dağıl!”



Asasını
parçaladı Ralph de León, ışığa dönüşen silah yarısı parçalanmış kalkanın içine
nüfuz ediyordu. Azimle savaşmaya devam etti Altın Tacın Üç Numarası, arkasında
baygın yatan kızının hayatı onun ellerindeydi.



-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------



Başkalarının gözleri
bizim zindanlarımız; başkalarının düşünceleri bizim kafeslerimiz.



Virginia Woolf



 




Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.


295   Önceki Bölüm  Sonraki Bölüm   297 



DISQUS - Mangaya Ait Yorumlar

*Not: Yorum Yazmadan Önce;

  • Spoiler,
  • Küfür, siyasi ve seviyesiz yorumlar,
  • İçerikle alakasız link paylaşımları yasaktır.
  • İçeriği çeviren gruplar dışında site reklamı yapanlar sınırsız uzaklaştırılacaktır.