Yukarı Çık

“Çantaları cihazdan geçirelim, bozuk para ve metalleri sehpaya koyalım!”

Ne kadar da tanıdık bir cümle değil mi, eminim hepimiz bunu hayatımız boyunca defalarca kere duyduk. İçerisinde türlü dükkânın nizami bir biçimde yan yana dizildiği ve en çok da en üst katındaki yemek yerleri ile tanıdığımız Avmlerin girişindeki ayinin açılış anonsuydu bu.

“Beyefendi yalnız silahlarla içeriye giremezsiniz, onları bırakmanız gerekiyor!”

Toraman’ın içinden geçtiği cihazın ışıkları yanıp sönüyordu, uyarı amaçlı çıkan seslerin tüm bakışları üzerimize çevirdiği anlarda, karşımıza dikilen güvenliğin sözleri bize soğuk bir hoş geldin demişti.

“Anlamadım!”

Bizimki afallamıştı, kendi kadar uzun bir dal parçası ile alışveriş merkezine girmeye çalışmak, sanki dünyanın en doğal hareketiymiş gibi şaşkınlıkla bakıyordu güvenliğin suratına.

Hayattan bezmiş halini gizlemek için yalandan bir gülümseme yerleşmiş simasıyla kapıda bekleyen kadın, sesini bir ton yükseltecekti.

“Beyefendi, silahlarınızı girerken bırakıyorsunuz, çıkarken geri alıyorsunuz!”

Yağmurlu hava nedeniyle eve hapsolmamak için eni enceği alıp gelmemiştik buraya, alnımızın teri bileğimizin hakkıyla kazandığımız eşyaları nasıl olurda bırakabilirdik.

“Böyle saçmalık mı olur, nereden bileyim eşyamın başına bir şey gelmeyeceğini?”

Tamam, ambiyans gerçek dünyayla neredeyse aynıydı ama biz hala Başlangıç Köyü Zindanında olduğumuzu biliyorduk, bunca mobun serbestçe dolaştığı bir yerde silahsız kalmayı göze almak aptallık olurdu.

“Aysel, bir sorun mu var?”

Ben, hayatımda bundan daha aptalca bir soru cümlesi daha duymadım, hesapta amaç duruma müdahil olmaktır ama sadece işleri daha karışık bir hale getirir.

“He sorun var, ne olacak?”

Dakika bir, gol bir, partimizin eşya düşkünü biricik tankı dönen muhabbet nedeniyle zaten istim üstünde dururken, şimdi bir anda ortaya çıkan parlak ayakkabılı, ince dikine çizgili takım elbise giyen sıska adam yüzünden harekete geçiyordu.

“Rimel, tetikte ol!”

Bulunduğumuz yer itibari ile savaşmak en mantıklı seçenek değildi, mecbur kalmadıkça bu hatayı yapmazdım ancak bitirim ikilinin aynı anda harekete geçmesinin sonucu da belliydi.

“Beyefendi sakin olalım, biz burada sadece kuraları uygulamaya çalışıyoruz!”

Ayaklı sorun detektörü gibi dolanan adam hızla geri vites yapınca, derin bir nefesi ciğerlerime doğru çektim, gireceğimiz yerin kapitalizmin kalelerinden biri olduğunu unutarak gereksiz evham yapmıştım.

“Kardeşim bana bunu bırak diyorsun, benim üstümdekilerin değeri ne kadar sen biliyor musun?”

Kan kokusu alan köpekbalığı misali atağa kalkmıştı Şükrücük, durumdaki değişimi sezerek hamle üstünlüğü alması karşısında çok sevindim.

En nihayetinde adam bizim tankımızdı düşmanla ilk o temasa geçiyordu, şimdi sergilediği zihinsel kıvraklık etik olmasa da gayet işlevseldi.

“Efendim, arkadaşlarımız hepsini tutanakla teslim alarak ayrı dolaplarda muhafaza edecekler, içiniz rahat bir şekilde alışverişinizi yapabilirsiniz!”

Az önce tankımız adına sevinmiştim; sağ olsun, modern toplumun insanı soktuğu durumun en çarpıcı tablosu hemen ardından belirerek tüm keyfime turp sıkacaktı.

Sıska adamın gelişi kapıda görevli güvenliğin yüzünü bir anlık da olsa aydınlatmıştı, her gün belki yüzlercesiyle uğraştığı tiplerden bir tanesi daha belirmiş onun keyfini kaçırıyordu ki, amiri imdadına yetişmişti.

Ancak bu haleti ruhiye kısa sürmeye mahkûmdu, Şükrücük’ ün ters çıkışı sonrası, uzun burunlu parlak rugan ayakkabıları ile at nalı gibi sesler çıkararak yürüyen amir geriye doğru adımlar atmaya başlayacaktı.

Kendisi farkında olmasa da yumruk şeklini almış sağ eli, ağzından çıkan inanmadığı sözlerin etkisini güçlendirmek için suratına yerleştirdiği sahte gülüş ve çevredeki insanların çalıştığı yere karşı olan görüşlerini zedelememek için seçtiği özenli kelimeler, benim içindeki acı çeken adamı tüm çıplaklığı ile görmeme engel olamıyordu.

Kazanacağı para uğruna duygularını nasıl bastırdığını, işinin temel gereksinimlerinden biri olan kurallara uyma ve uygulama noktasında tüm haklılığına rağmen, cüretkâr terbiyesizliğe nasıl boyun eğdiğini utanarak izliyordum.

“Şükrücük, Toraman, hadi gidiyoruz!”

Bu rezaletin devam etmesine izin vermedim, tartışmada üstün konumda olan iki arkadaşımın sorgular bakışlarına aldırmadan, geldiğimiz gibi alışveriş merkezinin dışına çıktık.

“Max, ne oluyor?”

Toraman sadece şaşkındı, içinde bulunduğu durumun tam farkında olamayan ancak işlerin çok da kötü gitmediğini sezen insanların kullandığı bir ses tonuyla konuşmuştu.

“Ya ne güzel giriyorduk işte, tüm işi bozdun!”

Onun aksine Şükrücük kendinden çok emindi, münakaşaya dönmesi an meselesi olan diyalogun onu amacına ulaştıracağından şüphe etmiyordu.

“Yani, sen bizi tüm bu eşya ve silahlarla alışveriş merkezine sokacaklarını zannediyordun öyle mi?”

İyi kötü yedik içtik, kapıdaki güvenliklere de postamızı koyduk fakat bunlar bizim kafamıza göre her şeyi yapabileceğimizin ispatı olamazdı.

“Sana, benim araya girip sona erdirdiğim muhabbet sürseydi eğer nasıl devam edeceğini anlatayım mı!”

“Ne kadar yüklenirsen yüklen, sıska adam bu şekilde içeri girmemize izin vermeyecekti, sen sesini yükseltecektin, belki Toraman içerisinde birkaç hakaret barındıran cümleler kuracaktı!”

“O noktadan sonra gayet şık ve muhtemelen orta yaşın üstündeki bir kişinin, peşinde en az dört güvenlikle yanımızda bitecek olması üzerine her şeyimle bahse girebilirim. Olan biteni bilip, yüksek ihtimal izlemesine rağmen yalandan size olanları soracak, içine kendi fikir ve eklemelerinizi yaptığınız hikâyenizi dikkatle dinleyecektir!”

“Ardından sıska adam ve kapıdaki kadın, herkesin içinde sağlam bir fırça yiyerek hızla uzaklaşacak, bu sırada kendinizi orta yaşlı ve otoriter görünüşlü kişinin baştan beri söylenen kuralları bir kez daha tekrarladığı o anda bulacaksınız!”

“Ne acıdır ki sadece iki seçeneğiniz olacak; ya eşyaları bırakıp içeri gireceksiniz ya da şartları kabul etmeyip aynı bizim yaptığımız gibi geri döneceksiniz. Tek fark, bu sefer kendinizden daha güçlü olduğunu hissettiğiniz kişinin sunduğu seçeneklerden birini seçtiğiniz için çocukluğunuzdan beri özenle beslediğiniz kompleksleriniz zarar görmeyecek!”

“Her şeyi doğru şekilde yapmalarına rağmen iki çalışanının mesleki saygınlıklarını hiçe sayan sistem, para kaynağı olarak gördüğü müşterilerinin güvenliğini tehdit edecek unsurlar taşıyan size kesinlikle izin vermeyecektir.”

Uzun konuşmam sırasında bizimkilerin yüzleri düşmüştü, olaya hiç bu tarafından bakma şansları olmayan Şükrücük ve Toraman, küçük bir vicdan azabı ile uğraşıyorlardı belli ki.

“Bu hareketleri düşünerek yapmadığınızı biliyorum, çok da üzmeyin kendinizi, birazdan gideceğimiz yerde sizi çok ilginç bir durum bekliyor!”

Zindanın içindeki bu devasa yapının sadece dekoratif amaçla yükselmediği açıktı, ne yapıp edip bir yerlerden içeri girmemiz gerekiyordu.

Biliyorsunuz ki bu fakir eski bir kargo çalışanıdır, iş hayatımın pek çok vakti bu ve buna benzer yerlere sadece iş için gelen kişilerin takip etmesi gereken yollarda geçti.

Eğer bizi ön kapıdan kovdularsa, döner mal kabul kapısından girerdik, her ne kadar ismindeki çağrışım yapmayı planladığımız eylemimiz için pek hoş görünmese de, gerçekten işimize yarayacaktı.

“İyi günler, bir kargo teslimatımız vardı!”

 




Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.




64   Önceki Bölüm  Sonraki Bölüm   66 

DISQUS - Mangaya Ait Yorumlar

*Not: Yorum Yazmadan Önce;

  • Spoiler,
  • Küfür, siyasi ve seviyesiz yorumlar,
  • Seriyle alakasız link paylaşımları yasaktır.
  • Seriyi çeviren gruplar harici site reklamı yapanlar sınırsız uzaklaştırılacaktır.



  • 64   Önceki Bölüm  Sonraki Bölüm   66