Yukarı Çık
82   Önceki Bölüm  Sonraki Bölüm   84 



İlk müsabakada rakiplerini yenen iki kişi karşı karşıya geçmişti, yazı tura atışı yapılmak üzereydi.

“Gerek yok, karşıma gelenler ilk vuruşu yapabilirler!”

Şükrücük kendine güveniyordu, rakiplerine başlama hakkını vereceğini tüm alana duyurdu. Bayağı şekil hareketti, rakibinin sinirlenmesini sağlasa da yapacağını yapmıştı bizimki.

En nihayetinde 13 numara da bir tur geçmiş biriydi, çocuk muamelesi görmek hoşuna gitmemişti. Şükrücük’ ün uzanmış boynuna doğru hizasını alıp indirdi tokadını, yine o kof ses. Kaskını takmamasına rağmen savunması çok güçlüydü, alelade yarışmacıların onunla uğraşması zordu.

Nitekim bu sefer, hızla salladığı kolundan aldığı güçle darbesini vurduğu gibi bayılttı karşısındakini tankımız, kıçının üstüne oturan 13 numara üç kişi tarafından o şekilde taşındı.

Aydın abası gibi kısa kesti Şükrücük, yanımıza gelip oturduğunda mağrur tavrını koruyordu. Böylece ikinci turda sona erdi, geriye on altı yarışmacı kaldı.

“Abi keşke ilk vurma hakkını baştan vermeseydin.”

Seslendiğimde tuhaf bir şey duymuş gibi hayretle baktı yüzüme. Öyle kasılmıştı ki, çenesi hep tavana bakıyordu.

“Herkes bilsin, görsün, duysun bizim kudretimizi!”

Buradaki bizim kelimesinin çoğulluğuna aldanmayın, tamamen kendinden bahsediyordu hırçın tankımız. Onun için önemli olan başkalarının bilmesi, görmesi ve duymasıydı. Her şeyini başkalarına bakarak yaptığından, kendisinden bahsederken çoğul eki kullanması doğaldı.

“Sen öyle diyorsan!”

Üstelemedim, ne demiştik: Bazen göstermek anlatmaktan daha çok işe yarar. Eğer tahminimdeki olay gerçekleşirse, görecek çok şeyi olacak bizimkinin.

Üçüncü tur başladı, birkaç yarışmacının ardından koşarak gitti sahneye Şükrücük. Ellerini masanın üzerine koymuş rakibinin tokadını bekliyordu.

Son 16’dakiler önceki turlarda yarışanlara benzemiyordu, izbandut gibi, çam yarması gibi tiplerdi. Her zamankinin aksine daha yüksek ses geldi tankımızın yanağından, ufaktan da kızarmıştı.

Dudakları hafif kıvrılsa da önemsemedi, atacağı sillenin hayali ona güç veriyordu. Rakibinin eğilip pozisyon almasını beklerken, omuzlarını gevşetip parmaklarını kıtırdatmaya başladı.

“Çekiliyorum!”

Eli havada kaldı Şükrücük, az önce ağzına şamarı vuran adam tek kelime söyleyip çekip gitti. Beş saniye boyunca ne olduğunu çözemedi kimse, ardından beklenen anons geldi.

“İnanılır gibi değil, çeyrek finallerde bir ilk yaşandı. Tokat Tanrısı Şükrücük’ ün rakibi korktu ve yarışmadan çekildi.

Beni aldı mı bir gülme, tutamıyorum kendimi, at gibi kişniyorum adeta. Artistlik yapacağım diye ilk vuruşu kaptırması geri tepiyordu.

“Gel abi şöyle otur!”

Büyük adımlarla yerine dönen tankımızı Toraman karşıladı, kendini zor tutuyordu genç irisi. Kaşları bir zıplıyor bir hopluyordu, gülse bu kadar sinir edemezdi orta yaşlı adamı.

“Son sekizi sahneye davet ediyorum, hızlı tura başlıyoruz!”

İki elin parmaklarından az sayıda yarışmacı kalınca, sona yaklaşan mücadele hızlandı. Yenilen gidecek, yenen yerinde kalıp devam edecekti.

Toplam sekiz müsabakanın olacağı turun üçüncü sırasında çıktı bizimki, hedef tahtası olan suratını uzatmış bekliyordu.

Hafif kızarmış tarafa bir tokat daha indi, rengi yarım ton koyulaşan yanaktan doyurucu bir ses çıkmıştı.

“Çekiliyorum!”

Şükrücük’ ün yıkılmadığını gören koca kollu adam hızla konuşup koşar adım kaçtı sahneden, yine yediği şamarla kalmıştı bizimki.

İki eli yumruk formunu aldı, dokunsan ağlayacak bir hali vardı. Yine de tuttu kendisini, sabırla gelecek rakibi bekledi.

Çok değil on dakika sonra masanın başındaydılar, tükürdüğünü yalayamayacağından kurbanlık koyun misali uzattı kafasını.

Of of of, bu seferki bayağı şimşek çakmasını andırıyordu, kırmızı yanak yavaşça mora döndü, badem gözlere birkaç damla yaş iniverdi.

“Çekiliyorum!”

“Gel ulan buraya!”

Masanın diğer tarafındaki yarma arkasına bakmadan kaçarken dayanamayıp fırladı Şükrücük, şükür beş adımda aklı başına gelecekti.

Finaldeydi, yarışma rozetini almamıza bir adım kalmıştı. Kenara geçip derin derin nefes almaya başladı.

Diğer yarı final üçüncü tura uzadı, sokakta görsen karşı kaldırıma geçeceğin iki adam acımasızca basıyorlardı tokadı birbirlerine.

Hiç yoksa beş dakika giriştiler, yaşça biraz daha büyük olanı düşene kadar sürdü hır gür.

“Final müsabakası on dakika arada sonra başlayacaktır, sakın bir yere ayrılmayın!”

Şükrücük’ ün rakibi büyük efor sarf ettiğinden dolayı verilmişti ara sanırım. Hemen partice koştuk tankımızın yanına, bir masum mor menekşe misali oturuyordu kenarda.

“Ah be abi! Bir sor, bir danış hemen gaza gelme!”

Gülemedik haline, yüzünün yarısı mor kırmızı olmuştu. Sen kendin bilsen gücünü kudretini yetmez miydi, diğerlerine kanıtlamak adına büyük hareketlere gerek yoktu ki zaten görüp öğreneceklerdi.

“Hadi abi son bir tokat kaldı, ye de gel!”

Deplasmana giden takımın ardından atılan gazete başlığıyla uğurladı Toraman abisini, üzülse de inceden takılmadan edememişti.

Finaldeki rakip kallaviydi. İki metreden fazla boya, partideki tüm adamların toplamından fazla genişliğe sahipti. Onun da ağzı yüzü kaymıştı ama kuyruğu dik tutmak istermiş gibi sırıtıyordu.

El mahkûm geçti yerine Şükrücük, sonrası duman, sonrası mahşer yeri. Kırmızı, mor, sarı dans ediyordu yanakta, ilk defa tokadı kendim yemişçesine irkildim.

“Çekiliyorum!”

Beklenen sondu; spikerin birkaç anonsunu, yarışmanın rozeti ve bol alkışla ayrıldık oradan. Şükrücük ne kadar karşı gelse de Rimel yarasını düzeltti. Dört rozeti de almamıza rağmen moralimiz yoktu, hızlıca çarkın yanına gittik.

“Hoş geldiniz, rozetleri teslim edebilirsiniz?”

Uzun boylu, sarı saçlı, yeşil gözlü bir afet karşıladı bizi, yarışma hostesleri de hoş kızlardı ancak bu adamı cehennemlik yapardı vallahi.

Saniyelik bir anda Rimel ile Toraman’ın bakışlarının kesiştiğini gördüm, yanlışım yoksa şifacımız göz ucuyla genç irisinin tepkisini ölçmüştü. Şükrücük derdine yanıyor hala, fizikken düzeldi ama tokatları esasen gururu yemişti.

“Buyurun!”

Kontrollerini gerçekleştirdi hostes, yüzünde kocaman gülümsemesiyle konuşmaya devam etti.

“Tek bir çevirme hakkınız bulunuyor, bol şanslar dilerim!”

Çark bize, biz çarka bakıyoruz. Üzerinde geniş ve dar dilimler vardı, gözüm büyük ödülün olduğu yere düştü hemen.

İki kalın dilimin arasında dört parmak genişliğindeydi, şişkoların arasında kalmış arka koltuk yolcusu misali bana bakıyordu.

“Kim çevirecek?”

En önemli soruya gelmiştik. Tüm uğraşımız ve bir günlük zamanımızın söz konusu olduğu an, sorumluluğu kim alacaktı.

“Ben yaparım!”

Sağ yanımdan geldi ses, Rimel çarka doğru yürümeye başlamıştı bile. Kimse karşı çıkmadı, üç herif arasında hır gür çıkmaması ancak böyle mümkündü.

Üzerindeki kollardan birine asılarak hızla çevirdi, her biri başka renkteki dilimler birbirine karıştı. Sonra yavaşlamaya başladı, şimdi yazılar seçilebiliyordu.

Büyük ödül yazan ince dilim ve iki yanında duran daha kalın olanları takip ediyorduk. Bir tarafta 1 Gün Bekleme diğer tarafta 2 Gün Bekleme yazıyordu, büyük ödülün etrafı hainlerce kuşatılmıştı.

“Hadi be oğlum, yürü be oğlum!”

Uzun süredir suskun olan Şükrücük cana geldi bir anda, repertuarında atlı sporların olduğunu anlamıştık. İlginç olan çark onu dinledi, yürü dedikçe dilim dilim büyük ödüle ilerledi.

Durdu duracak gibiydi, 2 Gün Bekleme yazısının üzerinde şöyle bir sallanıp kendini Büyük Ödül yazan dilime attı.

“Dur!”

Hep bir ağızdan bağırdık, bizi duydu mu bilmem ancak yan dilime geçmek için tam hareketleniyordu ki pat diye durdu.

 




Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.


82   Önceki Bölüm  Sonraki Bölüm   84 


DISQUS - Mangaya Ait Yorumlar

*Not: Yorum Yazmadan Önce;

  • Spoiler,
  • Küfür, siyasi ve seviyesiz yorumlar,
  • İçerikle alakasız link paylaşımları yasaktır.
  • İçeriği çeviren gruplar dışında site reklamı yapanlar sınırsız uzaklaştırılacaktır.