Yukarı Çık

Süzülenbulut Tarikatı’ndan olan iri yarı adam, curcunalı kalabalığın arasından çıkıp Nie Tian’ın yanına geldi. Kaşları biraz çatık şekilde, Yuan Qiuying ve kocasına baktı ve şöyle dedi. “Yetişkinler çocukların didişmesine karışmamalı, değil mi?”

“Kimsin sen?” diye sordu daha da sinirlenen Yuan Qiuying. “Ne cüretle bana nutuk atıyorsun?”

Yun Zhiguo, iri yarı adama yakından bir baktı ve ifadesi birden değişti. Refleks olarak Yuan Qiuying’in kıyafetinden çekiştirdi. “Li Fan?”

Li Fan burnundan soludu ve devam etti. “Evet benim, Li Fan.”

Endişeli olan Nie Qian, bu ismi daha önce duymuş gibiydi. Önündeki iri yarı adamın Süzülenbulut Tarikatı’ndan Li Fan olduğunu öğrendiği anda gözleri neşeyle parlamıştı.

“Bay Li, lütfen adaleti sağlayın!” diye rica etti.

Li Fan başını salladı ve gelişigüzel bir şekilde devam etti. “Sen çocuğu al ve evine götür. Seni durdurmaya cüret edebilecek biri olması hoşuma gider!”

Yuan Qiuying, Kara Bulut Şehri’nde baskıcı tavırlar ortaya koysa da onun Li Fan olduğunu öğrenince hemen sakinleşti. Onun gibi biri ile tartışabilecek cesareti yoktu. Bunun yerine, Nie Qian ve Nie Tian’a soğuk ve kızgın gözlerle baktı.

“Küçük Tian, Hadi gidelim.” diyen Nie Qian, Nie Tian’ı tutarak konuşmasına fırsat vermeden hızlıca Ruhsal Hazine Kasrı’ndan dışarı doğru çekti. Nie Tian dışarı doğru çekilirken, sürekli olarak arkasını dönerek Yuan Qiuying, Yun Zhiguo ve Li Fan’a doğru baktı.

“Teyzecim, kim bu Li Fan?” diye sordu. “Neden o kötü kadın ve Yun Klanı’ndan diğerleri ondan bu kadar korkuyor?”

“Li Fan, Süzülenbulut Tarikatı’nın ustasının bir müridi.” diye cevapladı Nie Qian. “Ve aynı zamanda Büyük Gökyüzü seviyesinde bir Qi savaşçısı. Yun Klanı’nın Başkanı Yun Meng bile burada olsaydı, onunla karşılaşmaya cüret edemezdi.”

“Büyük Gökyüzü seviyesi!” diyerek içinden bir çığlık attı Nie Tian.

Onun bildiğine göre, Yun Klanı’ndan Yun Meng Büyük Gökyüzü seviyesine yeni girmişti. O seviyeye erişmesiyle, daha şimdiden Kara Bulut Şehri’ndeki en nüfuzlu kişilerden biri olmuştu. Bu da Yun Klanı’nın Kara Bulut Şehri’nde Nie Klanı’nı gölgede bırakmasının sebebiydi.

Büyük Gökyüzü seviyesinde bir Qi savaşçısı ve Süzülenbulut Tarikatı’nın ustasının bir müridi olması sebebiyle Li Fan, Yun Meng’den hem mevkii hem de güç olarak çok üstündü. Yun Zhiguo tabi ki de Yuan Qiuying’in böyle bir mevkii ve güç karşısında bir şeyler yapmasına izin vermezdi; bu yüzden ancak boyun eğebildi.

“Bu sefer şans bizden yanaymış ki Bay Li oralardaymış. Öyle olmasaydı Yuan Qiuying asla bunun peşini kolayca bırakmazdı. Onu çok iyi tanırım.” diyerek içten içe sevindi Nie Qian. “Seni yaramaz çocuk, hep başını derde sokuyorsun. Eğer Yuan Qiuying benimle ilgili mızmızlık yapıyorsa görmezden gel ve oluruna bırak. Yıllar boyu bana söyleyebileceği bütün kaba sözleri söyledi fakat ben hala burdayım değil mi? Sanki kelimeler bana cidden zarar verecek değil ya. O anlık idare et ve unut gitsin.”

“Enerjini gelişimine odaklamalısın. Ancak on beş yaşına gelene kadar dokuzuncu Qi oluşumu seviyesine gelebilirsen Süzülenbulut Tarikatı’nın bir müridi olursun ve benimle edilen alaylar için adalet arama şansın olur.”

“Teyzecim, lütfen için rahat olsun.” diye cevapladı Nie Tian. “Senin yüzünü kara çıkartmayacağım!”

Nie Qian gülümseyerek şöyle dedi. “Teyzeciğin sana güveniyor. Açıkçası o kaşar Yuan Qiuying’e karşı söylediğin lafları duymak bayağı güzel oldu.”

“Hahahaha!” Nie Tian da kahkaha attı.

Tam Nie Qian ve Nie Tian giderken, Li Fan’ın yanında duran küçük kız onlara yetişti ve akıl küpü gözleri parlayarak Nie Qian’a yakından baktı. “Merhaba, adın nedir?”

Yun Song’u yenmenin verdiği ruh hali ile iyi hisseden Nie Tian, yüzünde gülümsemeyle gelişigüzel cevap verdi. “Adım Nie Tian.”

Parlak gözleri ve beyaz dişleri olan küçük kız, hemen kendi adını takdim etti. “Ben Jiang Lingzhu. O çocuğu nasıl yendin?”

Nie Qian’ın ifadesi değişti. “Aile adı Jiang ve ismi Lingzhu(?)” diye düşündü. Gözleri garip bir ışıkla parıldarken, küçük kıza bir daha baktı.

“Şu adı Yun Song olan küçük serseriden mi bahsediyorsun?” diyerek kıkırdayan Nie Tian, başını salladı ve devam etti. “Özel bir şey yok. Çok zayıftı. O kadar.”

“Çok mu zayıftı?’’ Jiang Lingzhu da güldü. “Zayıf olan sen değil misin? Onun gelişim seviyesi seninkinden üç tam seviye daha üstün!”

“Gelişim seviyesi daha yüksek olanın dövüşü kesin kazanacağını kim demiş?” dedi Nie Tian. Başta şaşırmıştı fakat şimdi çenesini küstahça yukarı dikmişti. “Küçüklüğümden beri rakiplerimin gelişim seviyeleri hep benden yüksek oldu ama sonunda hepsini yere serdim.”

“Vaov, bu çok harika!” Jiang Lingzhu, duyduklarından sonra daha da ilgilenmişti. “Yani, Süzülenbulut Tarikatı’na kesin gireceksin, değil mi?”

“Tabi ki!” diyerek, özgüven içinde cevapladı Nie Tian.

Jiang Lingzhu gülümsedi. “Hahaha, umarım Nie Xian gibi sen de Süzülenbulut Tarikatı’na çağrılırsın.”

“Emin ol katılacağım.” Nie Tian’da en ufak bir alçak gönüllülük yoktu.

“Çok ilginç birisin Nie Tian. Seni unutmayacağım.” Jiang Lingzhu el salladı ve Li Fan’ın yanına geri döndü. Giderken Nie Tian’a bakmak için döndü ve şöyle dedi. “Benim adım Jiang Lingzhu. Aklında bulunsun. Bir ara tekrar görüşeceğiz.”

“Tamam.”

“Jiang Lingzhu, Li Fan’ın yanındaki kız…” Nie Qian, kız giderken izledi ve düşüncelere daldı.

“Teyzecim, gidelim mi?” dedi Nie Tian.

“A, evet. Hadi gidelim.” Nie Qian’ın dalıp giden aklı birden yerine gelmişti. Nie Tian’a da pek bir şey söylememişti.

Nie Klanı’nda, rengarenk fenerler ve flamalar her yere asılmış ve herkes mutlu bir şekilde birbiriyle konuşuyordu. Nie Tian ve Nie Qian, Ruhsal Hazine Kasrı’ndan döndüklerinde klandaki herkesin güler yüzüyle karşılaştılar. Nie Tian içeri girerken, Nie Han hakkında birkaç klan üyesinden bir takım takdir sözleri duymuştu.

“En büyük genç usta Süzülenbulut Tarikatı’ndan dönmüş. Birkaç senelik gelişimden sonra Düşük Gökyüzü seviyesinin orta seviyesine gelmeyi başarmış. En büyük genç ustanın Süzülenbulut Tarikatı’nda kalıcı bir yere sahip olmasıyla klanımız kesinlikle refaha kavuşacaktır.”

“Duyduğuma göre Süzülenbulut Tarikatı’nın ustasının müridi olan Li Fan, en büyük genç usta ile birlikte gelmiş. Genç usta bu sayede çok saygınlık kazandı!”

“Bu demek oluyor ki en büyük genç usta Süzülenbulut Tarikatı’nda iyi gidiyor.”

“Tabi ki!”

“…”

Sonunda bir anlığına yalnız kalınca, Nie Qian şöyle dedi. “Bugün tüm klan Nie Han ve Nie Xian’a odaklanacak. Yani bunun bizimle hiçbir ilgisi yok. Umarım bir gün tüm Nie Klanı üyeleri senin için de tezahürat yapacaklar.”

“O gün gelecek.” dedi Nie Tian, büyük bir arzuyla.

“Sen git hadi. Benim büyükbabanla bir şey konuşmam gerekiyor.” diyen Nie Qian, tek başına Nie Donghai’nin evine gitti. Nie Donghai, klan abşkanlığını bıraktıktan sonra ana köşkten taşınmıştı ve şimdi etkileyici olmayan taştan bir evde yaşıyordu.

Nie Qian, Nie Donghai’nin pencerenin başında durmuş, ana köşke doğru baktığını ve düşüncelere daldığını gördü. Birçok Nie Klanı yaşlısı köşkte toplanmıştı ve neşeli kahkahalar o yönden yankı yapıyordu. Nie Qian’ın, o anda köşkte bulunan kalabalık klan üyelerinin Nie Beichuan, Nie Han ve Nie Xian’a iltifatlar ettiği o sahneyi kafasında canlandırması zor olmadı. Köşkteki neşe ve kahkahaların Nie Donghai ve Nie Qian’la hiçbir ilgisi yoktu. Nie Donghai köşkten taşındığından beri, diğer klan üyeleri nadiren onu ziyaret ediyordu.

“Baba, Nie Tian ve ben az önce Ruhsal Hazine Kasrı’nda Yuan Qiuying’e rastladık.” dedi Nie Qian.

Nie Donghai hemen ona döndü ve katı bir suratla sordu. “Ne? Yine o alçak kadının kötü laflarına mı dayanmak zorunda kaldın?”

“Hayır.” diyerek başını salladı Nie Qian. “Küçük Tian benim yerime cevap verdi ve ayrıca Yuan Qiuying’in oğluna gününü gösterdi.”

Nie Donghai şaşırmıştı. “Adı Yun Song olan çocuk mu? Onun gelişim yeteneği Nie Hong’unkinden bile iyi. Duyduğuma göre yedinci Qi oluşumu seviyesine ulaşmış. Nie Tian nasıl oldu da ona gününü gösterebildi?”

Nie Qian hiçbir detayı atlamadan, bütün olan biteni Nie Donghai’ye anlattı.

Sonra endişeyle şöyle dedi. “O kadın hiçbir zaman iyi olmadı. Li Fan’ın önünde bir şey yapamadı ama Li Fan gittikten sonra bunun peşini bırakmayacak ve intikam isteyecek diye korkuyorum. Artık devir değişti. Sen artık klan başkanı değilsin. Eğer sorun çıkaracak olursa, korkarım ki…”

“Sen sadece Nie Tian’a göz kulak ol.” diye sakince cevapladı. “Onu Nie Klanı’ndan çıkarma. Nie Klanı mülkünde olduğu sürece, Yun Klanı bir şey yapmaya cüret edemez.”

“Özür dilerim.” dedi Nie Qian, alçak bir sesle. “Küçük Tian’a engel olamadım.”

“Bazı şeyler engellenemez. Kendini suçlamamalısın.” diyerek bir iç çekti Nie Donghai.

O sırada…

Nie Tian bütün o curcunayı kafasından çıkardı ve odasına döner dönmez gelişim tekniğini uygulamaya başladı. Kalbinde yükselen bir istek vardı. Nie Hong ile olan son dövüşünde vücudundan yükselen garip bir güç olduğunu ve bunun sonucunda yüksek ateşe yakalandığını hala hatırlıyordu. Bu sefer Yun Song’u yine o bilinmeyen gücün sayesinde yenmişti. Bunları göz önünde bulundurarak, gelişim uygularken içten içe vücudundaki değişiklikleri gözlemledi.

Bilinmeyen bir süreden sonra belinin sol tarafında gittikçe artan bir yanma hissetti. Başka bir yüksek ateşin habercisi olabileceğinden endişelenerek dikkatini belinin sol tarafına verdi.

“Ha?!”

Sonra gördü ki sıcaklığın kaynağı vücudu değil, kura çekiminden aldığı hayvan kemiğiydi.



Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.




14   Önceki Bölüm  Sonraki Bölüm   16 

DISQUS - Mangaya Ait Yorumlar

*Not: Yorum Yazmadan Önce;

  • Spoiler,
  • Küfür, siyasi ve seviyesiz yorumlar,
  • Seriyle alakasız link paylaşımları yasaktır.
  • Seriyi çeviren gruplar harici site reklamı yapanlar sınırsız uzaklaştırılacaktır.



  • 14   Önceki Bölüm  Sonraki Bölüm   16