Yukarı Çık

O sırada Nie Klanı’nda…

Nie Tian’ın kayıp olduğu on gün içerisinde, Nie Donghai, Nie Beichuan’ı onunla birlikte Yun Klanı’na gitmesi ve Nie Tian’ın serbest bırakılmasını talep etmesi için zorlamıştı.

Diğer taraftan Yun Klanı, Nie Tian’ın kayboluşunun onlarla hiçbir ilgisi olmadığı konusunda ısrarcıydı.

Geçmişte Süzülenbulut Tarikatı, ona olan dargınlıklarından ötürü Nie Donghai’nin meselelerine nadiren ilgi gösterirlerdi. Fakat bilinmeyen sebeplerden dolayı, bu sefer Süzülenbulut Tarikatı Nie Tian’ın durumunu haber alır almaz beklenmedik bir şekilde Li Fan’ı Nie Donghai’ye yardım etmesi için görevlendirmişti.

Li Fan, Nie Donghai’yi Yun Klanı’na götürmüş ve Nie Tian’ı aramak adına altını üstüne getirmişlerdi. Yun Klanı’na en ufak bir saygı bile göstermiyorlardı. Fakat ne yazık ki hiçbir şey bulamamışlardı.

Ama Li Fan orada da durmadı. Donuk Taş Şehri’ndeki Yuan Klanı’na da gitti ve onların bölgesinde de etraflı bir arama yaptı. Gel gör ki o aramadan da elleri boş döndüler.

On gün sonra Li Fan, Süzülenbulut Tarikatı’nın gücünü de kullanarak Nie Tian’ın olabileceği diğer yakın şehirleri aramak için Nie Klanı’nda kalmaya devam etmişti. Belliydi ki Süzülenbulut Tarikatı, Nie Tian’ın kayboluşu ile ilgili çok endişelenmişti ve onu aramak için sürdürdükleri çabalarında her taşın altına bakmışlardı.

Şu anki Klan Başkanı Nie Beichuan, Süzülenbulut Tarikatı’nın Nie Tian’ı bulmak adına girdiği onca zahmeti görünce sinsice sevinmiş fakat yine de tamamıyla işbirliği yapmıştı.

Nie Qian ve Nie Donghai, şafak sökerken Li Fan’ın misafir odasına geldiler ve Süzülenbulut Tarikatı’nın Nie Tian hakkında yeni bir haber alıp almadıklarını sordular.

Li Fan’ın başını salladığını gören Nie Qian, zayıf bir sesle, “Bay Li, Küçük Tian bizim kalan tek manevi varlığımız. O… bizim her şeyimiz. Lütfen, onu bulmalısınız.” dedi.

“Lütfen daha fazla çaba gösterin Bay Li!” diye rica etti Nie Donghai, kan çanağına dönmüş gözleriyle. Geçen on gün içinde tek bir gece bile rahat uyuyamamıştı ve her zamankinden daha da çelimsiz görünüyordu. Nie Tian’ın kayboluşu onu tamamen yıkmıştı. Hastalıklı bir kişi gibi geceleri hafifçe Nie Tian’a sesleniyor ve Nie Tian’ın seslenişini duyup hemen geri döneceğini umuyordu.

“Elli kilometre çevredeki birçok arkadaşımdan Nie Tian’ın nerede olabileceği ile ilgili araştırma yapmalarını istedim. Şayet ortaya çıkarsa haber alacağım.” diyen Li Fan, kaşlarını çattı ve şaşkın bir ifadeyle, “Açıkçası… Yun Klanı veya Yun Klanı’nın bununla bir ilgisi olmadığı doğru olabilir. Onların klanlarında tarikatımızla araları sıkı olan birçok kişi var ve onlardan bilgi topladım. Görünüşe göre Nie Tian’ın kayboluşu ile ilgili gerçekten hiçbir bilgileri yok.” dedi.

Nie Qian adeta kendini kaybetmenin eşiğindeydi. “Eğer Yun Ailesi veya Yuan Ailesi değilse, kim yapmış olabilir?”

Süzülenbulut Tarikatı’nın bu meseleye gösterdiği ilgi, Nie Donghai ve Nie Qian’ı derinden etkilemişti. Süzülenbulut Tarikatı’nın elinden geleni yaptığını biliyorlardı.

Eğer sarf edilen bu kadar çaba ve kullanılan bu kadar nüfustan sonra Süzülenbulut Tarikatı Nie Tian’ı bulmayı başaramazsa, Nie Klanı’nın onu bulabilmesi neredeyse imkansız olurdu.

“Lütfen içiniz rahat olsun. Nie Tian hayatta olduğu sürece bir yolu bulunacaktır.” Li Fan onları rahatlatmaya çalıştı.

Hemen sonrasında, Li Fan’ın ifadesi birden değişti. Şaşkın ve sessiz bir yüz ifadesinden sonra birden odadan çıktı.

Nie Donghai ve Nie Qian da onun peşinden gittiler.

Li Fan odadan çıkar çıkmaz belirli bir yeri işaret etti ve ciddi bir ifade ile, “İşte orası! Oradaki uzay dalgalanmaları tamamı ile anormal! Uzaysal bir yarık oluşuyor!” dedi.

Nie Donghai ve Nie Qian, Li Fan’ın işaret ettiği yere baktılar ve üçü de Nie Tian’ın odasından gelen yüksek sesli bir gürültü duydular.

“Bu Küçük Tian’ın odası!”

Nie Qian ve Nie Donghai olabildiğince hızlı bir şekilde koşmuş ve nefes nefese kalmışlardı.

Li Fan, o odanın Nie Tian’ın kaybolduğu oda olduğunu fark edince, birden çok heyecanlandı ve yüzünde büyük bir ilgi belirdi.

FİYUFF!

Li Fan birden harekete geçti ve Nie Qian ile Nie Donghai’yi geçti.

Nie Qian ve Nie Donghai az sonra vardıklarında, Li Fan kalın bir sesle uyardı. “Daha fazla yaklaşmayın!”

Nie Klanı üyeleri de anormalliği sezmiş ve her yönden oraya doğru harekete geçmişlerdi. Çok geçmeden, bir düzineden fazla Nie Klanı üyesi Nie Tian’ın odasının etrafında toplandı.

ÇATIRT!

Kalabalığın gözleri önünde, Nie Tian’ın küçük taştan odası yarıklarla dolmuştu. Birer birer parlak yarıklar belirmiş, boşluk sanki bir bıçakla yarılıp açılmış gibi taş odanın üstünde çapraz şekilde bir ağ oluşturmuştu. Meteora benzeyen garip ışıklar, yarıklardaki bilinmeyen uzaylardan parlayarak geçmişti. Uzaysal yarıklardan rengarenk kıvılcımlar sıçrarken, etraflarındaki alan son derece istikrarsız bir hal almış ve manyetik alan bozulmuştu. O kıvılcımlar, katı herhangi bir cisme dokunduğu anda onları patlatıyor ve şiddetli şok dalgaları yayıyordu!

BUUM!

Nie Tian’ın taş odası sonunda parçacıklar kalana kadar patlamış ve aynı anda o uzaysal yarıklar bükülmüş ve gittikçe daha kararsız bir hal almıştı.

“Herkes geri çekilsin!”

Li Fan, olanlar karşısında şaşkındı. Yüksek bir sesle Nie Klanı üyelerini olay mahallinden çekilmeleri konusunda uyarmıştı.

“Uzak durun! Herkes mesafesini korusun!”

Oraya yeni ulaşan Nie Beichuan da sakinliğini bozmuş ve yüksek sesle kalabalığa bağırmıştı.

Tehlikeyi fark eden tüm Nie Klanı üyeleri, Li Fan ve Nie Beichuan’ın uyarıları üzerine oradan geri çekilmişlerdi. Neredeyse yüz metre kadar uzaklaştıktan sonra, bir nebze güvende hissetmişler ve tekrar uzaysal bozulmaya odaklanmak için arkalarını dönmüşlerdi.

Olanları izleyen bazı Nie Klanı üyeleri, heyecan ve şaşkınlıkla bağırıyordu.

“Nie Tian!”

“Bu Nie Tian!”

“Enkazın içindeki Nie Tian!”

O sırada, Nie Donghai ve Nie Qian da ayrıca bir çocuk suretinin enkazın üstünde ayaklanmaya başladığını gördü.

Şaşırtıcı bir şekilde, o suret Nie Tian’ın ta kendisiydi!

Nie Tian, yüzünde şaşkın bir ifade ile odadaki molozların arasında ayağa kalktı. Görünen oydu ki hala kafası karışmış ve sarsılmış bir haldeydi ve neler olduğundan bihaberdi. Kafasını kaldırıp bükülen, kıpırdayan uzaysal yarıklara baktıktan sonra, istemsizce eğilmiş ve onlardan biriyle temas etmekten korkmuştu.

“Kimse kıpırdamasın!” Li fan, Nie Tian’a yanan gözlerle bakarken seslice uyarmıştı. “Nie Tian! Sen de. Olduğun yerde kal ve hareket etme!”

“Tamam.”

Li Fan derin bir nefes aldı ve ardından yeşim bir levha çıkartıp heyecanlı bir şekilde ona konuştu. “Usta! Nie Klanı’nda uzaysal bir bozulma alanı oluştu!”

Asil ve insanda huşu uyandıran bir ses, yeşim levhadan duyuldu. “Bir yere gitme! Hiçbir şey yapma, hemen oraya geliyorum!”

Sesi duyan Nie donghai ve Nie Beichuan dahil herkes çok şaşırmıştı. Rahatça anlamışlardı ki bu konuşan Süzülenbulut Tarikatı’nın ustası Jiang Zhisu’nun ta kendisiydi.

Nie Klanı, Süzülenbulut Tarikatı’na hizmet eden ölümlü klanlardan yalnızca biriydi ve bu yüzden Jiang Zhisu onları hiç ziyaret etmemişti. Klan başkanları olarak Nie Donghai ve Nie Beichuan bile Süzülenbulut Tarikatı’nı ziyaretleri sırasında Jiang Zhisu’yu bizzat görebilme şerefine hiç nail olamamıştı. Bu sefer, Jiang Zhisu bizzat Nie Klanı’na gelecekti. Bu haber tüm klan üyelerini hayrete düşürdü.

“Klan Başkanı hariç herkes gitsin!” Bir an düşündükten sonra, Nie Donghai’yi işaret etti ve ekledi. “Sen de kal. Kalan herkes gitsin! Ve bu olay ile ilgili çenenizi kapalı tutun! Nie Klanı’nda oluşan uzaysal bozulma alanı ile ilgili kimseye tek kelime etmeyin!”

“Neyi bekliyorsunuz?!” diye bağırdı Nie Beichuan. “Bay Li’yi duymadınız mı? Gidin! Şimdi!”

Onun emri ile, olay yerinin etrafında toplanan Nie Klanı üyeleri, her ne kadar kafalarında hala birçok soru işareti ve endişe olsa da orayı terk ettiler. Nie Tian için aşırı endişelenen Nie Qian bile geri adım attı ve Nie Donghai’nin isteği üzerine istemeyerek de olsa oradan ayrıldı.

Kalabalığın hepsi dağılınca, Li Fan ciddi bir ifadeyle konuştu. “Bu mesele büyük bir önem arz ediyor. Ustam yakında burada olacak. Onu burada bekleyeceğiz.”

“Anlıyorum.” Nie Donghai ve Nie Beichuan, ne yapacaklarını bilemediler ama anladıklarını ifade etmek için başlarını salladılar.

Gel gör ki tam bekliyor ve Jiang Zhisu’yu karşılamak için hazırlanıyorlarken, gizemli uzaysal yarıklar belirgin bir sebep olmaksızın yavaşça kapanmaya başladı.

“Bu…” Nie Beichuan çok şaşırmıştı.

Çok kısa bir süre içerisinde bütün uzaysal yarıklar havadan kayboldu. Buna ek olarak, bozulmuş manyetik alan yavaşça normale dönmüş ve gökyüzündeki garip görüntü de hiçbir iz bırakmadan kaybolmuştu.

“Bu nasıl mümkün olabilir?” Li Fan söyleyecek laf bulamamıştı.

Fakat uzaysal yarıkların kaybolduğunu gören Nie Donghai, neşeli bir ifade takınmıştı. Çünkü onun için bunun anlamı Nie Tian’ın güvende olmasıydı.

Molozların arasında kıvrılmış şekilde duran Nie Tian, bütün bu anormalliklerin elindeki hayvan kemiği yüzünden olduğunu düşünmeden edemedi. “Uzaysal bozulma alanı, Yarılan boşluklar…”

Başını önüne eğmiş, gözleri garip bir ışık ile parlarken, bütün bunları nasıl açıklayacağını düşünüyordu.

“Hayvan kemiğinin sırları bilinmemeli! O mistik diyarın gizemlerini yavaş yavaş ve sadece ben ortaya çıkarmalıyım!” Sonra kararını verdi ve kafasında bir açıklama üretti.



Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.




26   Önceki Bölüm 

DISQUS - Mangaya Ait Yorumlar

*Not: Yorum Yazmadan Önce;

  • Spoiler,
  • Küfür, siyasi ve seviyesiz yorumlar,
  • Seriyle alakasız link paylaşımları yasaktır.
  • Seriyi çeviren gruplar harici site reklamı yapanlar sınırsız uzaklaştırılacaktır.



  • 26   Önceki Bölüm