11   Önceki Bölüm  Sonraki Bölüm   12.2 



Abigail yavaşça bıçağı masaya bıraktığında bir takırtı oldu. Sakince başını yükselttiğinde  Sabelian'ın kayıtsız bakışlarıyla karşılaştı. Gözlerini kaçırıp uzağa bakmadı. Bunun yerine, çenesini kaldırdı ve kendine güvenen ses tonuyla cevap verdi, “Evet. Bu gerçekten oldu.”


“Bunu yapmak için bir sebep var mıydı?”


“Blanche'ı yeterince beslemiyordu.” Sabelian hemen cevap vermedi; ifadesini hiç değiştirmeden duygusuz gözlerle Abigail'e bakmaya devam etti. Sabelian'ın bu tarafıyla yüzleşmek sırtında sayısız ürperti geçmesine neden oldu.

Fakat Abigail kılını bile kıpırdatmadı. Sabelian'a göre, bu kaza bir haberdi. Bu noktaya kadar, Bayan Jeremie'nin eğitim yöntemlerinden kaynaklanan herhangi bir komplikasyon veya sorun olmamıştı. Ne bir hizmetçi bir uyarı getirmiş ne de Blanche'ın kendisi en ufak bir şikayet kelimesine cüret etmişti. “Bunu Blanche'ın iyi için yaptığını duydum.”

“Ne, açlıktan ölmesi mi?”  Abigail kıs kıs gülmeye başladı. Kıs kıs gülmekte inanılmaz derecede iyiydi. “Bu tarz bir davranış biçimi bir çocuk için çok acımasız. Bayan Jeremie, Blanche'ın haklarına saygı duymuyor, sadece öğünler değil pek çok yönden de.”

“Örneğin?”

“Blanche için elbise seçerlerken bir kere bile onun fikrini sormadı.” Bu Sabelian'a mali program yaparken Abigail'in aylık bütçesinin raporunu bulduğu zamanı hatırlattı. Bu sürpriz değildi. Abigail'in tamamen savurgan bir kadındı. Neredeyse her gün daha fazla para talep ederdi, sürekli bütçesinin ne kadar az olduğu hakkındaki şikayetlerini dinlemekten kulakları ağrımıştı. Ve parasını harcadığı şeyler...

Bu sefer hariç, şişkin tüm bütçesini Blanche için elbise almaya harcıyordu. Bunun gibi bir kadın... can atarak Blanche için para harcıyordu. Sabelian konuşurken parmağıyla masaya vurmaya başladı. “Bayan Jeremie bana Blanche'ın henüz kendi kararlarını verebilme olgunluğundan yoksun olduğunu söylemişti.”

“Köpek ve kedilerin bile kendi arzu ve istekleri vardır. Dahası, Blanche bir insan.”

Ne kadar ilgi çekici. Sabelian masaya vurmayı kesti. “O zaman sırada ne olmasını istersiniz? En azından Bayan Jeremie yerine yeni birini almamız gerekecek.”

“Blanche’a saygılı davrandığı sürece kim olduğunun bir önemi olmayacak.” Onun bu cevabı tamamen Sabelian'ın beklentilerinin dışındaydı. Çünkü Sabelian daima Abigail'in bunu Bayan Jeremie'i kötü göstermek için yaptığını farz etmişti. Bayan Jeremie'nin sadece önceki kraliçenin iç halkasında olduğu değil ayrıca Dük Stork'un kuzeni olup on yıldır kuşağın dadılığını yaptığı dikkate alındığında, böyle bir kişinin sadece Abigail'in gözüne batabileceğine dair azıcık kuşkuları vardı. Haddizatında, Sabelian tüm bunları Abigail'in Bayan Jeremie'nin pozisyonunu kıskandığı için görevi devralmak niyetiyle yaptığını varsayıyordu. Elbette, bunların hiçbirini yüzünde göstermedi. “Ya ben Stork ailesinden birisini alırsam?”

“Bu benim için önemli değil,” Abigail yüreğinde tuttuğu sıkıntısını saklamakla uğraşmayarak açıkça cevapladı. “Tabii ki, Blanche'ın öğünlerini kontrol etmeyi denemedikleri sürece.”

Öğünler. Ne kadar ilginç bir şart. Ayrıca beklenmedik. Sabelian, Abigail'in kafasının içinden neler geçtiğini hayal etmeye bile başlayamadı. “Öyle görünüyor ki, öğünler senin için çok önemli, Abigail.” Abigail çekildi. Ne kadar büyüleci bir ifade. Sabelian fark etmemiş gibi devam etti. “Anladım. Bayan Jeremie'i şu anki dadılık görevinden alıyorum. Onun yerine, ancak...”

Sözcüklerin anlık bir sessizliğe dönüşmesine izin verdi. Her zaman olduğu gibi, devam etmeden önce gözünü kırpmadan Abigail'e bakan soğuk mavi gözlerin ne düşündüğünü çözmek imkansızdı. “... sen olmalısın, düşündüğüm buydu.”

“...Ben?”

“Evet. Blanche'ın annesi olduğun için hiçbir problem olmamalı.”

Abigail biraz şaşkın görünüyordu. Aslında, çok şaşkın görünüyordu. “Bu... Blanche bundan hoşlanmayacaktır.”

“Prenses Blanche'ı sevmiyor musun?”

 "Yok hayır!" 

“O zaman şimdiden itibaren lütfen bu görevi sorumluluğun olarak kabul et.” Çok fazla tereddüt ettikten sonra, Abigail sonunda rızasıyla başıyla onayladı. Sabelian dudaklarını bir mendille sildi ve ayağa kalkmadan önce soluna yerleştirdi. “İşimiz burada bitmiştir. O zaman müsaadenle.”

Sabelian yemek odasında bir ritim bile kaçırmadan yürüdü. Millard, onun daim sadık gölgesi, “Bu konudan emin misiniz, Majesteleri?”
“Ne?”
“Kraliçeyi prensesin bu kadar yakınına koymak. Tehlikeli olmayacak mı?”
Sabelian, Millard'a kaşları kaldırmakla eş değer olan kayıtsız bakışlar fırlattı. Sonra uzaklara baktı ve onun dediklerini düşünüyormuş gibi gözüktü. Sonunda cevap verdiğinde sesinde duygudan bir iz yoktu, “Onun bu kadar aptal olmayacağına inanıyorum. Blanche için daha fazla muhafız atayacağım, endişelenmek için hiçbir sebep kalmamıştır.”

“Böyle olsa bile,  Prenses Blanche'ı onun bakımına koymanın uygun olduğunu düşünmüyorum. Neden böyle bir karar verdiniz?”
“Kendim görmek istedim.” Bu merak kelimeleri duygudan uzak bir ses tonuyla çıkmıştı. Aynı şekilde, Sabelian'ın ifadesine de aynı serinkanlı ilgisizlik yansımıştı. “Onun gerçekten değiştiğini mi yoksa bunların hepsinin onun planladığı ayrıntılı bir oyun mu olduğunu görmek istiyorum. Yakında görebilmeliyim zaten.”

Eğer bunların hepsi gerçekten bir oyunculuksa, Abigail'in dış görünüşünü Blanche'ın karşısında her gün koruyabilmesine olanak yoktu. Bazen maskesinin kayacağı kaçınılmazdı. Artısı, tüm zaman boyunca Blanche'ın etrafında Sabelian'ın adamları olacaktı. Eğer Abigail bir şey yapmaya kalkışırsa ya da davranışlarında en ufak bir tutarsızlık gösterirse hemen Sabelian'a rapor edeceklerdi. Sabelian sakin bir şekilde konuştuktan sonra bakışlarını yardımcısına çevirdi.

Millard, diğer bir yandan, yüzünde garip bir ifade belirmişti. “Majesteleri, olabilir mi...” Millard tereddüt etti, aklındaki soruyu nasıl sesli sorabileceğinden emin değildi. Dikkatlice sormadan önce bir süre daha duraksadı, “Kraliçeye aşık mı oldunuz?”

“Aşk?” Sabelian duygularındaki hafif değişimle tekrar etti. Bir anda etraflarındaki hava birkaç derece düştü. Sabelian'ın sesi dondurucu soğuğu birlikte taşıyordu, gözleri sadece baktığınızda bile uyuşmanızı sağlayacak korkunç derecede soğuktu. Tam o anda, damarlarında akan buz onun etini ve kanını ele geçirmişti, tamamen sıcaklıktan veya duygudan uzak birine dönüştürmüştü. “Bu çiftler arasında gerekli bir şey mi?”
Sabelian'a göre, bir çift birbirleriyle sadece değiş tokuş yapan bir şeydi. Aşk? Aşk olmadan bile, biri evlenebilir, birlikte uyuyabilir ve çocuk yapabilirlerdi. Böyle bir şey anlamsız havailikten daha fazlası değildi. Ahmaklık. Sabelian'ın gözleri karardı, gölgeler dondurucu boşluğun derinliklerine gizlendi. Millard'ı konuyu daha fazla tırtıklamaması için uyarıyor gibiydi.
Millard söyleyeceği daha çok şey varmış gibi gözüküyordu fakat kelimelerin boğazına takılıp ilerleyemediğini keşfetti. Acı bir biçimde sadece onları geri yutabildi. Sabelian aralarındaki bu konuşmada hiç yer almamış gibi yürümeye devam etti. Millard yumruklarını sıktı ve sessizce efendisini takip etti. Koridorda sadece ayak seslerinin sesi yankı yaptı.

ÇN: Bölüm uzun olduğu için ikiye böldüm. Sonraki bölümde Abigail ve Blanche olacak. Bakalım nasıl anlaşacaklar? 


Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.


11   Önceki Bölüm  Sonraki Bölüm   12.2 



DISQUS - Mangaya Ait Yorumlar

*Not: Yorum Yazmadan Önce;

  • Spoiler,
  • Küfür, siyasi ve seviyesiz yorumlar,
  • İçerikle alakasız link paylaşımları yasaktır.
  • İçeriği çeviren gruplar dışında site reklamı yapanlar sınırsız uzaklaştırılacaktır.