Yukarı Çık

İlk defa zindanın dışında bir canavarla karşılaşıyordum, bu yüzden ister istemez gerildim. Fakat hemen ardından canavara dikkatlice baktığımda, tamamıyla bir güvercine benzemesi beni biraz rahatlatmıştı. Tabii ki karşımda bir güvercin azmanı olsa da, yine de bu canavarı azımsamayacaktım.

Kafamda kendi kendime bunun konuşmasını yaparken birden titredim. İlk önce KaTalk’tan bir mesaj geldiğini sansam da hemen sonra kaynağın beni bir telefon gibi titreten Su Ye-Eun olduğunu anladım.

“C-canavar.”

“...Hey? Yetenek kullanıcısı, orada mısın?”

“Ç-ç-çok b-büyük.”

“Yetenek kullanıcısı değil misin?”

“Y-yeteneğimle buna k-karşı bir şey y-yapamam ki.”

“B-bu ş-şekilde konuşarak tabii yapamazsın.”

Çevredeki insanlar çığlık çığlığa kaçışıyorlardı. Büyüklüğüne bakılırsa, yeraltına kaçarsak bizi kovalayamazdı. Donakalmış olan Su Ye-Eun’in kolunu kaptığım gibi koşmaya başladım.

“Kendine gel! Koşmamız lazım!”

“H-h-hayır baksana, çok büyük. Bizi ö-öldürecek!”

“Hadi ama, sabahtan beri enseme yapışıp durmadan yetenek kullanıcısı olup olmadığımı soran kıza ne oldu?”

Neyse ki Su Ye-Eun hafifti, bu yüzden onu sürüklerken koşmak çok zor olmadı. Ancak güvercin hala peşimizi bırakmamıştı. Yeraltı yoluna ulaşamadan önce kanatlarını çırparak tam önümüze indi ve yolu kapadı. Bunu gördüğümde dilimle “cık cık” yaptım ve hemen ardından ters yöne koşmaya başladım.

“Kendini balla mı yıkadın? Peşimizi bırakacak gibi değil?”

“B-b-bilmiyorum! Çok korkuyorum, kurtar beni!”

“Sadece ağzını kapalı tut! Hay sıçayım! Seni kucağıma almam lazım.”

“K-kucağına mı?”

Hemen ayaklarını yerden keserek, onu bir prensesmişçesine kucağıma alıp o şekilde taşıdım. Kolumun hafiflediğine emin olarak koşmaya devam ettim. Taşımak doğal olarak sürüklemekten çok daha hızlı bir yöntemdi.

Kalabalığa doğru mu gitsem? Hayır, bu diğer insanları tehlikeye atmak demek. Az önceki yer yeraltı için tek giriş miydi? Hayır ama diğer girişler de kaçan insanlarla doludur. Güvercini o yöne götüremezdim. O halde Gardiyan’dan ya da Özgürlük Kanatları’ndan biri gelene kadar oyalasam mı? Fakat bu durumda bir yetenek kullanıcısı olduğumu fark edebilirler. Ardından...

“Ahh, Su Ye-Eun, bunu benim için fazlasıyla zorlaştırıyorsun!”

“B-b-ben mi? Neden?”

“Titremeyi bırak!”

Yönümü değiştirerek ıssız bir sokağa doğru ilerledim. Diğerleri, canavarı onlardan uzaklaştırdığım için beni bir kahraman olarak görür müydü? Yoksa sadece aptal olduğumu mu düşünürlerdi? Sokağa ulaştığımda pencerelerden izleyen insanlar çığlık atmaya başladı ve hemen ardından pencereleri kapattılar. Etrafıma baktığımda, çevrede güvenlik kameralarının bulunduğunu fark ettim.

“Burası olmaz.” koşmaya devam ettim. Binalar seyrekleşmeye başladı. Biraz daha ilerlediğimde inşaat malzemelerinin etrafta yığılı biçimde bulunduğu bir şantiyeye geldim.

“Tamamdır burası güzel.” burada kameraların olmadığına emindim.

Hemen geriye baktım. Güvercin kafamın üstünden uçtu ve şantiyeye indi. İlk önce Su Ye-Eun’u yere indirdim. Gözleri yaşlı halde bağırmaya başladı, “N-Neden buraya geldin? Neden beni de getirdin?”

“Hey, Su Ye-Eun.”

“Ne?”

“Bu ikimizin arasında kalacak.”

“...?”

İnşaat malzemeleri arasından demir boru buldum. İki metre uzunluğunda, yeterli kalınlığa ve ağırlığa sahipti. Ucunun sivri olmaması biraz canımı sıksa da şu an bunun için yapacak bir şeyim yoktu.

Demir boruyu bir dal parçası gibi kaldırdığımı gördüğünde, Su Ye-Eun’un gözleri genişledi.

“S-sen bir yetenek kullanıcısısın!”

“Bu bir sır. Aramızda kalsın.”

Demir boruyu iki elimle kavrayarak bakışlarımı güvercine odakladım. Neden bizi hedef aldığını hala anlayamamıştım. Hedeflediği kişi Su Ye-Eun muydu yoksa ben miydim? Cevabı bilmek istesem de onu konuşturarak bunu öğrenme şansım yoktu, tek çare öldürmekti.

Güvercin kanatlarını çırpmaya başladı. Uçmaya başlamadan önce boruyu tek elime alarak ileri doğru fırlattım. Borunun çevresi bembeyaz bir ışıkla kaplandı. Bu, diğer zindan kaşiflerinin bana Kahraman demesine neden olan manamdı.

Buum!

Bu kadar. Demir boru güvercini delerek onu duvara sapladı. Devasa bir büyüklüğe sahip olmasına rağmen aşırı derecede zayıftı. Artık tek yapmam gereken kanıtlardan kurtulmaktı.

Güvenlik kameralarının ya da izleyen birinin olmadığından emin olmak için bir kez daha çevreyi kontrol ettim. Sonra elimi delinmiş gövdesine koyarak onu envanterime tıkıştırdım. Envanterim her seferde 10 odacık genişliyordu, bu nedenle yaklaşık 190 odacığa sahiptim.

“Gerçekten de içeri girdi.”

“Kyaaaak!”

Su Ye-Eun’un çığlıklarını da görmezden gelerek kanlı demir boruyu da envanterime attım. Artık tek yapmam gereken güvercinin kan lekelerini duvardan çıkarmaktı. Gövdesine gelirsek, muhtemelen bir yerde işime yarayabilir... Örneğin, babam bir yetenek kullanıcısı olarak kayıt olduğunda, bu gövdeyi paraya çevirebilir. Kanıtı yok etmek için mükemmel bir yöntem!

“Su Ye-Eun hadi gidelim.”

“S-sen...”

Ağzı açık bir şekilde tüm vücudu titrerken, hala kendine gelmemiş görünüyordu. İç çekerek kolundan tuttum ve tekrar sürüklemeye başladım.

“Gidelim. Yoksa birileri bizi fark edebilir.”

“Bir yetenek kullanıcısı değilim.”

Öfkeyle tekrardan belirtmek istedim. Ardından gururlu bir ifadeyle ona, “Ben bir zindan kaşifiyim.” dedim.

“... O da nedir?”

Tabii ki, hemen ardından bunu söylediğime pişman oldum. Sanırım zekamı biraz daha arttırmam gerekiyordu.

*

Zindanın 19. katı… Diğer geçtiğim üç kat sert pullara sahip Kertenkele-Adamlarla doluydu.

Tuhaf bir şekilde hemen hemen hepsi mızrak kullanıyordu. Her ne kadar ilk başta onlarla savaşırken onlardan bir şeyler öğrenebileceğimi düşünsem de, kısa bir süre sonra yapabildikleri tek şeyin kaba kuvvetle mızrak saplamak olduğunu anladım.

Ancak, gruplar halinde eş zamanlı olarak saldırdıkları için, saldırılardan kaçınmak zordu. Elbette, bu sadece sıradan zindan kaşifleri için geçerliydi! Küçüklükten beri eğitimlerim o kadar zorluydu ki bunlar çocuk oyuncağıydı.

“Shwik, sıska insana saldır!”

“Lezzetli değilmiş gibi görünüyor.”

“Kendi işinize bakın!”

Gür bir haykırışla Ork Lideri Kılıcı’nı savurdum ve bana doğrultulmuş olan mızrakların hepsini savuşturdum. Daha sonra kütle merkezimi aşağı eğerek onlara doğru saldırdım. Kertenkele-Adamların mızrakları üç metre uzunluğunda olduğundan, saldırıyı kaçırdıkları anda büyük bir açıklık yakalıyordum.

O esnada bile, karşı saldırı duruşuna geçemedikleri için tek yapabildikleri, onlara doğru saldırmamı izlemekti.

“Shwik, ondan kaçının!”

“Çok geç!”

Cümlemin hemen ardından, mızrağımı kertenkelenin boynuna sapladım. Ancak çevremde çok fazla kertenkele vardı. Hızla mızrağı boynundan çıkartarak bir sonraki hedefimi seçtim.

“Kardeşimizin intikamını alın!”

“Shwik, intikamını alın!”

“Arı gibi başıma üşüştüler.”

Bir kez daha mızrağımı mana ile çevreleyerek kertenkelelerin mızraklarını savurmaya başladım. Mızrağıma sıkıca sarılarak hızlı ve özenli hamlelerle kertenkelelerin boyunlarını birer birer delmeye devam ettim. Elbette, bir ay boyunca onlarla savaştığım için her hareketlerini avucumun içi gibi bilmem işimi fazlasıyla kolaylaştırıyordu.

Tek sorun manaydı. Kertenkelelerin sert derileri yüzünden mana kullanmadan tek darbede onları öldürmek neredeyse imkansızdı. Sonuç olarak avlanma hızım beklediğim gibi yavaşladı ve 19. kata ulaşmam bir aydan fazla sürdü.

Bunu Ellos’a anlattığımda, sinirli bir şekilde, “Seni piç kurusu!”  diye bağırdı. Onlar için bu hız bile mucizeviydi. Görünüşe göre Ellos, 22. katta eşsiz bir kılıç elde etmişti. Kıskançlıktan ölüyordum.

“Kuaaak! Güçlü insan!”

“Destek çağırın!”

“Destek çağırdı!”

“Destek geliyor! Kruna geliyor!”

“Hmm?”

Sayılarını azaltmaya başladığım anda, anlayamadığım garip şeyler saçmalamaya başladılar. Zindana girdiğim zamandan beri ilk defa böyle bir şeyle karşılaşıyordum.

Kruna… Eğer doğru anladıysam, bu destek anlamına gelmiyordu. Bu bir isimdi. Bunu daha önce duymuştum. Normalde, zindan katlarındaki canavarların isimleri olmazdı. Ancak son derece düşük bir olasılıkla ortaya çıkmış özel bir canavarmış gibi görünüyordu.

Bu ismi olan canavarlar, normal canavarlardan çok daha güçlülerdi ve yetenek bile kullanabiliyorlardı. Buna karşılık, düşük bir ihtimal olsa bile nadir eşya düşme şansı vardı. Tabii çoğu zaman sonuç hayal kırıklığıyla bitiyordu.

“19. katta isme sahip bir canavar. Şansıma sıçayım!”

Neden bu ismi olan şey bir böcek yerine canavar olmak zorundaydı ki? Söylenmeye devam ederken mızrağımı daha sıkıca kavradım. Kat Dükkanı’nda tamir ettirmeme rağmen artık yeni bir mızrak alma zamanı gelmişti. Bütün kertenkeleler mızrak taşıdığına göre, 20. kat ustasının da bir mızrağı olacağını umuyordum. Hayır, aslında bunu hasretle ümit ediyordum.

Yavaşça kertenkeleleri avlamaya devam ederken birden keskin bir varlık hissettim. Birazcık geriledim. Gözlerim bu hissettiğim varlığa doğru yöneldiğinde, tamamıyla afallamıştım.

Bu bir dişi mi? O halde size başta Kertenkele-Adam yerine Kertenkele-Kadın mı demeliydim?

“İnsan, bakmayı bırak! Tipim değilsin!”

Dişi olduğunu nasıl mı anladım? İlk olarak pürüzsüz, pullu kafasında açık pembe bir kurdele vardı. Mızrak kullanan Kertenkele-Adamların aksine bu adam... ya da kadın; süslü bir elbise giyerken, bir de ahşap bir asa taşıyordu. Fakat bir dakika, o az önce ne dedi?

“Kahraman Saldırısı!”

“Shashak, kkueek!”

Sözleri beni sinir ettiği anda, tüm enerjimi anında mızrağıma yönlendirerek fırlattım. Kruna tepki verme şansı bile yakalayamadan bir çığlık attı ve mızrak karnına girdiği olduğu anda öldü. İşte Kahraman Saldırısı’nın gücü gerçekten buydu.

Şimdiye kadar vücudumdaki enerjiyi mızrağımın üzerinde yoğunlaştırmak için sayısız saniye beklemek zorunda kalmıştım. Ancak ilk defa yeteneği bir anda aktive ederek kullanmayı başardım. Aslında böyle bir şeyi hiç beklemiyordum!

[Kruna adındaki canavarı yendin. Bilgeliğin Saç Bandı’nı elde ettin.]

[Yüksek dereceli mızrak tekniğin 4. seviye oldu! Mızrağın Yolu’na dair anlayışın arttı. Yüksek dereceli mızrak tekniği için kullanılan mana miktarı azaldı. Tam gücünü artık her türlü mızrakla kullanabilirsin.]

[Kahraman Saldırısı adlı yeteneği yarattın! Vücudun enerjisini ve manasını bir noktaya yoğunlaştırır ve vurur. Tekrar kullanım süresi kullanıcısının YP’si ve MP’si ile orantılıdır. Bu yetenek sadece yaratıcısı tarafından kullanılabilir. Yetenek seviyesi düşük derece 7. seviye olarak ayarlandı.]

[Bir yetenek yarattın! Kahraman Saldırısı, daha önce bulunmayan bir yetenektir. En seçkin enerji ve mana bileşimi ile yaratılan bu yetenek, gelecek nesillere aktarılması gereken bir başarıdır. Ödül olarak 1 yetenek puanı aldınız. Şu anki yetenek puanları: 3]

“Eh?”

Bekle, bu da ne? Bir yetenek mi yarattım?

Kahraman Saldırısı’nı sistemin bir “yetenek” olarak tanımladığını anlayamamıştım. Yine de fazladan bir yetenek puanı her zaman iyiydi. Üstüne üstlük bir yetenek olarak tanınması, gücünün yeterli olduğu anlamına geliyordu. Sonuç olarak bunları hepsi iyi haberlerdi.

Bu beklenmedik kazançla heyecanlandım ve Kruna’ya karşı hissettiğim iğrenmeyi bile unuttum. Tam yeteneği kontrol etmek üzereyken hırıltılar çıkarıp bana doğru yaklaşan Kertenkele-Adamları fark ettim.

“Ah.”

“Kruna’yı öldürdü!”

“Adam güzel bir dişiyi öldürdü!”

“İnsanı öldür!”

“Güzel mi? Bir kurdele sayesinde güzel mi oluyor?”

Kertenkele-Adamlar, merakla ve samimiyetle yönlendirdiğim soruyu fazla hassas bir konu olarak algılamışlardı.

“Shaaaak!”

“Kıymetlimiz dişi öldü! Adamı öldür!”

“Shwik, onu dilimle!”

“D-dilimlemek mi? S-sizi şerefsizler! Yaklaşmayın!”

Tüm bu olaylar boşluğuma geldiği için, kendimi tutamayıp kekelemeye başladım. Bu durum Bora ile onları göklere fırlatana kadar devam etti, anca sakinleşebilmiştim.

“Bu kadar abartmayın. Siz bile kurdelesi olmadan dişi olduğunu anlayamıyorsunuz, abazalar sizi!”

“Shwiik! İnsanı öldür!”

“İnsan ölü Kruna’yı aşağıladı!”

“İnsanı öldür!”

[“Kışkırtma” yeteneğini yarattınız. Biraz mana ile bağırdığında, yakındaki düşmanları üzerine doğru çekebilirsin. Kendini feda ederek zayıf dostlarını korumak isteyen asil zihniyetli bir savaşçı için mükemmel bir yetenek, kullanım başına 10 MP kullanılır.]

“N-ne?”

Garip bir şeyler dönüyordu. Ruh Ustalığı’ndan beri yeni bir yetenek elde etmemiştim fakat bir anda, durduk yere Kahraman Saldırısı’nı ve Kışkırtma’yı yarattım. Bana mı öyle geliyor yoksa yetenek açıklaması benimle dalga mı geçiyor?

“Pekala, tamam! Hepiniz birden gelin! Bugün 20. kata ulaşacağım!”

[Kışkırtma yeteneğini kullandın. Çevredeki düşmanların hepsini üstüne çektin!]

“Geber!”

“İnsanı öldür!”

“Shwik, Kruna’nın intikamını al!”

“İnsan eti!”

“Aşağıda insan eti!”

“Aşağıda mı? Nereye nişan alıyorsun sen bakayım?”

Üstüme gelen kertenkelelerin etrafında o kadar çok koştum ki, ayaklarım neredeyse su topladı.

Toplanan Kertenkele-Adamları Kahraman Saldırısı’yla öldürmek çok daha verimliydi. Kötü yanı ise, bunu fark edebilmek çok uzun zaman almıştı. Sanırım zekamı daha fazla yükseltmem gerekiyor.



Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.




23   Önceki Bölüm  Sonraki Bölüm   25 

DISQUS - Mangaya Ait Yorumlar

*Not: Yorum Yazmadan Önce;

  • Spoiler,
  • Küfür, siyasi ve seviyesiz yorumlar,
  • Seriyle alakasız link paylaşımları yasaktır.
  • Seriyi çeviren gruplar harici site reklamı yapanlar sınırsız uzaklaştırılacaktır.



  • 23   Önceki Bölüm  Sonraki Bölüm   25