29   Önceki Bölüm 

[Hüüü, bir yıldırım elementseli!]

[İlk defa yıldırım elementseli görüyorum!]

[Ne kadar güzel. Sanırım kalbimi çaldı.]

[Kalp... Hırsızı?]

[Ah, o bir Element Uzmanı’nın sözleşmeli elementseli!]

Çevremdeki elementsellerin konuşmalarını duyabiliyordum. Parlak ruhları, dünyayı daha önce hiç görmediğim bir şekilde aydınlatıyordu. Bu muhteşem manzara beni tamamen büyülemişti, neredeyse dilim tutulmuştu.

Tüm bunlar kendimi bir Element Uzmanı olarak bulduğum anda olmuştu. Elementsellerin dalga boyları benimkiyle uyuşmasa da, yeryüzündeki sayısız elementin varlığı bende tarif edilemez bir duygu uyandırıyordu.

[Efendimin başka elementsellere bakmasına gerek yok. Efendim bana sahip.]

“Haha, ne kadar da güvenilir. Fakat sen daha zayıf değil misin?”

[Ş-şey... Yakında güçleneceğim!]

Elinde bir yelpazeyle omzumda oturan Peika'nın duygularını anlatmasını izlerken elimde olmadan gülümsemeye başladım. Peika'nın güçlü bir element olduğunu ve daha da güçlenmeye devam edeceğinin farkındaydım. Farkındalığa ve bir isme sahip olan eşsiz bir elementseldi. Ayrıca daha bilmediğim birçok sırra sahipti. Her şeye rağmen hala zayıftı.

Aslında tüm elementseller böyleydi. Sözleşmeli efendileriyle sürekli iletişim kurarak güçlenen varlıklardı. Hiçbir elementsel sözleşme oluşturulana kadar güçlü değildi. Tabii istisnalar vardı.

Genel olarak, elementsel ile Element Uzmanı birlikte zaman geçirdikçe ruhları benzer hale geliyor, daha da güçleniyorlardı. Her bir elementsel için farklı olan hız ve büyüme sınırı, bir elementselin gücünü belirliyordu. Ancak, hepsi aynı başlangıç çizgisinde başlamaktaydı.

“Hadi gidelim, Peika.”

[Bana bırak! Ben yıldırım elementseli Peika’yım!]

Sevimli partnerimle konuşmamın tadını çıkarırken, aniden bugün için ne planladığımı hatırladım.

“Son defa.”

Kara Fare-İnsan fethi. İstemeden ürperdim. Bugünkü durum öncekilerden çok farklıydı. Yalnızca Kara Fare-İnsan’ı değil, Peika'nın gücü ve Elementsel Kontrolü ile 25. kat ustasını bile yenebileceğimi hissediyordum.

[Kang Shin en yüksek katkıyı yaptı. Lütfen ödülünü seç.]

[1. Kara Fare-İnsan’ın Deri Gömleği

2. Orta İksiri

3. Kara Fare-İnsan’ın Deri Şapkası

4. 600 Altın

5. Kara Fare-İnsan’ın Deri Eldiveni.]

İşte! Yumruklarımı sıktım. İstediğim ekipman parçası düşmeseydi, tekrar savaşmak zorunda kalacaktım. Neyse ki yanımda dört kişi getirmek yeterliydi. Kara Fare-İnsan’ın Deri Eldiveni’ni seçerken gülümsüyordum.

“Voah, Veliaht Prens çoktan ödülünü seçti, yine de hala iki set ekipmanı listede duruyor.”

“O bir Element Uzmanı. Onlar bizim gibi insanların anlam veremeyeceği kişiler.”

“Veliaht Prens’in bir Element Uzmanı olduğunu neden daha önce duymadım acaba?”

“Saklamış olmalı.”

“Neden ki?”

“Bilmiyorum. Dediğim gibi, bizim gibi insanların aklı Element Uzmanlarının yaptıklarına ermez.”

Parti üyelerim kendi kendilerine roman yazmaya devam ederlerken, Kara Fare-İnsan’ın altıncı set parçasını doğruladım. Silahlar set olarak sayılmadığından, Kara Fare-İnsan’ın Pençesi’ni hiç seçmedim. Hayalet Kraliçe’nin setinde altı parça vardı ama sanırım bu sefer yedi parçayla set tamamlanacak gibi görünüyordu.

Şu an elimde olanlar Kara Fare-İnsan’ın Deri Şapkası, Deri Gömleği, Deri Kemeri, Deri Eldiveni, Deri Pantolonu ve son olarak da Deri Çizmeleriydi. Bu gömleğin aslında deriden yapılmış olması pek mümkün değildi, bu nedenle sonuncu kıyafetin deri ceket olacağını tahmin ediyordum. Zaten bunu öğrenmek üzereydim.

“Millet iyi işti. Şimdi ayrılmam gerekiyor.”

“Teşekkürler Veliaht Prens! Tam da bir kahramandan beklenildiği gibi!”

“Bir Element Uzmanı, çok kıskanıyorum. Umarım seninle 20. katta da görüşürüz!”

“Bu muhtemelen olmayacak. Siz 17. kata ulaştığınızda, ben çoktan 20. kattan ayrılmış olacağım.” Tabii ki kafamdaki bu düşünceyi onlarla paylaşamazdım. Onlara iyi şanslar dileyerek kat odasından ayrıldım. Odadan ayrıldığımda karşımda bugün ilk defa gördüğüm Loretta vardı.

“M-müşteri?”

“Evet.”

“Umm, omzunda...”

Hı? Peika’yı görebiliyor mu? Element Uzmanları, elementsellerini bir başkasının görmesine izin verebiliyor olsalar da, ben şu an öyle yapmıyordum. O halde bunun tek anlamı, Loretta’da bir Element Uzmanıydı ve dalga boyları Peika ile uyuyordu, ya da...

[Peri ırkı! İlk kez peri ırkından birini görüyorum!]

Peika, Loretta'yı görünce şaşırdı. Kendi tahminimin de doğru çıktığını görünce, başımla onayladım. Peri ırkı; herkesçe bilinen elfler, periler, hobgoblinler ve cüceler tarafından temsil edilen mistik ırktandı. Aslında elementseller birer peri olarak kabul edilseler de maddesel dünyada hüküm süren elflerden veya cücelerden farklılardı.

İnsan ırkı üyeleri ya mana kullanamazlardı ya da kendi çabalarıyla öğrenirken seçim yapamazlardı. Ancak peri ırkının üyeleri, manayla doğmuşlardı. Onların da bazı eksiklikleri bulunsa dahi, büyü yeteneği açısından benzersizlerdi.

Loretta periydi ve elf özellikleri de taşıyordu. Bir elfin uzun, sivri kulaklara sahip olacağını hayal ederdim ama şu anki formu bir kukla olduğu için bu özelliklerini gizlemiş olmalıydı.

Fakat elementselleri kuklasıyla nasıl görebilirdi? Ah, anlıyorum. Bu vücutla değil zihinle alakalıydı.

... Bir dakika, bunları nasıl bilebiliyorum? Bir Element Uzmanı olduğumda beynime kazınmış bilgilerin bir parçası mı yoksa?

“Değerli müşteri, bir Element Uzmanı olmuşsun! Vay, bunu hiç beklemiyordum!”

“Bu... Sanki bir iltifat değildi.”

“Demek istediğim, birkaç yıl öncesine kadar kas kafalı ve kas yığını bir şeydin! Eğer o zaman biri senin Element Uzmanı olacağını söyleseydi... Buna bir zebani bile gülerdi.”

“Yine de bir zebaninin ortalıkta rastgele dolaştığı bir yerde olmak istemezdim!”

[Sen yoksa efendimle dalga mı geçiyorsun?]

Peika Loretta'ya sert bir şekilde bakarak sordu, Loretta gülümseyerek başını iki yana salladı.

“Sevimli elementsel, değerli müşterimle benim aramda özel bir ilişki bulunuyor. Sadece arkadaşça konuşuyorduk.”

[Hııh, seni sevmedim. Dahası bir de bir kuklanın arkasına saklanıyorsun.]

Peika bir “Hııh.” sesiyle homurdandı ve arkasını döndü. Peika’nın kafasını hafifçe okşayarak Loretta’yla konuştum.

“Geri dönerim. İşim uzun sürmez.”

Loretta ne demek istediğimi anladığında, ağzının kenarında titrek bir gülümseme oluştu.

“İyi şanslar. Senin için dua edeceğim.”

“Teşekkürler.”

Üzerimdeki Hayalet Kraliçe Seti’ni son bir kez daha inceledim ve ardından her türlü iksirin üzerimde olduğuna emin oldum. Son olarak da Peika’yı bir kez daha sevdim.

[Bir çocuk değilim!]

Peika bağırıp yanaklarını şişirmiş olmasına rağmen, onu okşamamı reddetmedi. Ne kadar da tatlı. Birbirimize bağlı olduğumuz için ne düşündüğünü çoktan biliyordum.

Kapalı olan kapının önünde dikildim. Elimde bir mızrakla, kapıyı tekmeleyerek açtım.

“Kugaga! İnsan, bir insan!”

“İnsan lezzetli görünüyor!”

“Hepinizi fare kavurması yapacağım!”

[Kışkırtma yeteneğini kullandın. Çevredeki düşmanların hepsini üstüne çektin!]

“Yiyeceğimden değil ya.” böyle gereksiz şeyleri düşünürken bir yandan da ileri atılarak mızrağımla kendime yol açıyordum.

“Peika, gerisini sana bırakıyorum!”

[Tamamdır!]

Mızrağımı fare denizinin etrafında savururken, Peika sakince uçmaya başladı. Ardından, önünü kesmeye çalışan farelerle dalga geçerek yavaşça üzerlerinden uçtu ve Kara Fare-İnsan’a ulaştı.

Bunu gören Kara Fare-İnsan afallayarak ona saldırmaya çalışsa da, o bir yıldırım elementseliydi. Bir rüzgar elementseli hızlı, su elementseli yumuşak, toprak elementseli dayanıklı ve ateş elementseli sıcaktı. O ise bir yıldırım elementseli olarak hızlı ve keskindi.

“Küçük sinek, kugagak, seni ezeceğim!”

[S-Sinek? Bu asil yıldırım elementselini bir sinekle karşılaştırmaya cürret mi ediyorsun? Seni öldüreceğim!]

Manamın hızla azaldığını hissedebiliyordum. Peika bir yıldırım elementseli olduğunu açıkça belli etmişti. Kara Fare-İnsan’ın da yeteneği yıldırımdı ancak buna rağmen elementsel yıldırım saldırısı işe yaramış gibi görünüyordu; acı dolu bir çığlık yankılandı. Güzel. Görünüşe göre Kara Fare-İnsan’ı ona bırakabilirim.

Elementselime duyduğum sonsuz güvenle, en düşük dereceli bir Mana İksiri içtim ve önümdeki farelere tekrar odaklandım. Kışkırtmaya devam ederek onları etrafıma topladım, ardından Kinci Ruhun Feryadı’nı kullandım.

“Kiyaaaa!”

[Kinci Ruhun Feryadı’nı kullandın. Bütün düşmanlar sersemledi! Bütün düşmanlar korkuya kapıldı!]

Üstüme üşüşen fareler bir anda boş ifadelerle yerde yuvarlanmaya ve birbirlerine saldırmaya başladılar. Tam şimdi! Mızrağımı kaldırdım.

“Elementseller!”

[Prens çağırıyor!]

[Ne yapacağız? Ne yapacağız?]

[Iyy, çirkin fareler.]

“Mızrağıma gelin! Birlikte bu çirkin fareleri yok edeceğiz!”

[Vuhuu, ilk ben!]

[Yihuuu!]

Bora’yı kullanmaya hazırlanıyordum. Çağrımla beraber, çevredeki elementsellerin hepsi ufak ışıklar yayarak varlığını belli ettikten sonra mızrağıma doğru uçmaya başladı. Peruta Dolaşımı’nın mana akışı ve mızrağımın etrafında oluşan spiral bir akımla birlikte, elementseller bu doğala benzer akıma uyarak dönmeye başladı.

[Çok eğlenceli görünüyor!]

[Ben de, ben de!]

[Beni de alın!]

Işıklar soluk olsa da, birleşerek toplu hale geldiklerinde mızrak yoğun bir ışıltıyla parladı. Daha önce Kahraman Saldırısı saf bir ışık parıltısı yayarken, şimdi mızraktaki sayısız elementsel sayesinde festivali andıran bir gökkuşağı gibi parıldıyordu.

Böylesine muazzam bir manzaranın seyrine daldığımdan, saldırmayı neredeyse unutuyordum. Ancak elementseller sürekli olarak manamı çekmeye devam ettiği için çabucak kendime geldim.

“O halde başlıyoruz, Bo-“

Hayır, bu Peruta’nın bana öğrettiği Bora’dan farklıydı. Bir Element Uzmanı olmam gücü, mızrakçı olmam da tekniği getiriyordu. Bu kimliğimi nesnelleştiren bir teknikti.

“O halde başlıyoruz, Elementsel Bora!”



Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.


29   Önceki Bölüm 



DISQUS - Mangaya Ait Yorumlar

*Not: Yorum Yazmadan Önce;

  • Spoiler,
  • Küfür, siyasi ve seviyesiz yorumlar,
  • İçerikle alakasız link paylaşımları yasaktır.
  • İçeriği çeviren gruplar dışında site reklamı yapanlar sınırsız uzaklaştırılacaktır.