Yukarı Çık

Changyang Hu, başını sallamadan önce kalabalığa döndü. “Tamam, dördüncü kardeşim, önce odana gidelim. Ama bana Ka Di Yun'u nasıl yendiğini kesinlikle söylemelisin. Daha sonra gelip kutlamak için birkaç arkadaşımı getireceğim!”

Jian Chen, abisine mutlulukla gülümsedi, “Abi, sana Ka Di Yun'u nasıl yendiğimi anlatırım ama kutlamayı unutalım.”

“Pekala, seni dinleyeceğim. Hadi, dördüncü kardeşim, yurda dönelim… Burası çok gürültülü.” Changyang Hu, küçük kardeşi ile yurda dönemeye yeltendi.

“Changyang Xiang Tian!”

Jian Chen adım atmadan önce, nazik ve zarif bir ses ona seslendi.

Tanıdık bir ses duyan Jian Chen, dönmeden önce yüzünü astı. Sesin sahibine bakınca, gelen kızın kütüphanede yanına oturan güzel kız olduğunu fark etti.

“Evet?” Diye sordu Jian Chen, genç kıza umursamazca bakıp. O kadar güzeldi ki, şehirlerin onun uğruna niye savaşmadığını sorgulayası gelmişti.

Kızın sesi, gülerken su gibi akıp gidiyordu. Çantasını açmak için kolunu kaldırdı ve mutlulukla söze girdi. “Changyang Xiang Tian, ​​100 ametist sikke kazandım, gerçekten sana teşekkür etmeliyim.” Sesi olağanüstü derecede yumuşaktı ve aynı zamanda dinlemesi çok hoştu. Sanki huzurlu bir günde şakıyan bülbüller gibi.

Bunu duyunca, Changyang Hu aniden bir şey idrak etti. Alnını keyifsizce tokatladı, “Ay ya, şimdi hatırladım. 100 ametist yatırmıştım. Birikmiş paramdı o ve geri almadım. Dördüncü kardeşim, bensiz devam edin, benim parayı geri almam gerek!” Ve bu şekilde, Changyang Hu rüzgâr gibi yanlarından kayboldu, kumarbazların olduğu yere geri döndü.

Changyang Hu'ya bakan Jian Chen’in tek yaptığı gülmek oldu. O anda, kız yavaş yavaş meraklı gözleriyle yakışıklı suratını incelemeye başladı. Jian Chen'e doğru yürüdü. "Selam! Changyang Xiang Tian, ​​benim adım You Yue. Sana bir soru sorabilir miyim?"

Jian Chen güldü ve yanıtladı. “Bayan You Yue, eğer bir sorun varsa sor, ama cevabı garanti edemem.”

“Endişelenme!” Diye atıldı Yue. “Changyang Xiang Tian, ​​gücün gerçekten de 8. dereceden mi ibaret?”

Jian Chen bir an tereddüt etse de, başıyla onayladı. “Şu anda, 8. derecedeyim, ama yakında 9. dereceye geçecekmişim gibi hissediyorum.”

Cevabını duyan Yue şaşırdı. “Changyang Xiang Tian, ​​gerçekten de Azizlik seviyesine ulaşmadığını mı söylüyorsun?” Diye haykırdı. Sesi biraz şüpheliydi. Açıkçası, ona tam inanmamıştı.

Sesindeki şüpheyi fark eden Jian Chen, kaşlarını çattı ve sıkıntıyla konuştu, “Bayan Yue, sorunu cevaplamış olmalıyım.” Her ne kadar dünyaları birbirine katacak güzellikte bir kız olsa da, Jian Chen için sıradan bir kızdan farksızdı.

 

Yue yanıtladı. "Üzgünüm, Changyang Xiang Tian, ​​çok şaşırdım. Umarım söylediklerimi yanlış anlamamışsındır.”

Changyang Hu'nun neşeli bir yüz ve şişik bir para çantasıyla geri döndüğü anda, konuşmaları son buldu. Jian Chen’in yanına gelen abisi çantanın ağzını açtı, “Dördüncü kardeş, abin tam bir bilge. Bir saatten kısa bir süre içinde 100 mor sikke kazandım.” 100 mor sikke ortalamanın üzerindekiler için çok bir anlam ifade etmese de, 100 ametist sikke üç aileyi uzun bir süre geçindirirdi.

 Paraları cüzdanına koyan Jian Chen gülümsemeye başladı. “Bayan Yue, başka bir sorun yoksa, ben önden gideceğim.”

Yue ona geri gülümsedi, “İyi, seni daha fazla tutmayayım. Kitabımı da henüz okumadım, bu yüzden kütüphaneye gideceğim. Changyang Xiang Tian, ​​sonra görüşürüz!”

Kısa bir süre sonra Jian Chen, abisini odasına geri getirdi ve ikisi de içeri girip kapıyı kapadı. Hemen sonrasında, Changyang Hu sabırsızca lafa girdi. “Dördüncü kardeşim, bana Ka Di Yun'u yenmek için ne yaptığını anlatmalısın. Ne güçlü çıktın! Sen 8. derece olamazsın, bir Aziz olmalısın!” Changyang Hu'nun yüzü, bir cevap beklerken sabırsız ve heyecanlı görünüyordu.

Jian Chen hafifçe başını salladı, “Hayır, değilim. Abi, benim gerçek gücüm 9. dereceden fazla uzakta olmamalı. Aziz seviyesi için ise, çok uzaktayım.”

Changyang Hu ona şüphe ile baktı: “Dördüncü kardeş, eğer Azizlik seviyesine ulaşmadığını söylüyorsan, o zaman nasıl Ka Di Yun'u yendin?”

Gülmeye başlayan Jian Chen cevap verdi: “Haha, Ka Di Yun'u nasıl yendim? Abi, maçı izlemedin mi?”

Changyang Hu’nun kafası utanarak aşağı eğildi, “Bu… dördüncü kardeşim… Aslında, aslında hiçbir maçı tam izleyemedim. Lütfen abine söyler misin?” Changyang Hu maçı başından sonuna kadar görmüş olsa da, sadece görerek anlayamadığı şeyler de vardı. Örneğin; Changyang Hu, Jian Chen'in, Ka Di Yun'a tüy kadar hafif bir yumrukla vururken neler yaptığını anlamak istiyordu, buna rağmen Jian Chen düşmanına zarar vermişti.

Jian Chen yatağına oturdu, sakin bir şekilde Changyang Hu'ya baktı ve konuştu. “Abi, benim gibi 8. derece bir öğrencinin Ka Di Yun gibi bir Aziz'i yenebilmesinin tek sebebi, tekniğine olan güvenidir.”

“Bir teknik mi?” Changyang Hu tereddüt ediyordu. Teknik ve beceriye karşı yabancı değildi, çünkü akademide, öğretmenlerin çoğu kişisel teknikleri hakkında bilgi vermekteydi. Eşit şekilde eşleştirilmiş ustalara karşı verilen bir savaşta, kazanabilmek için çok güçlü teknikler kullanılması gerekirdi. Ancak bu tür tekniklerin edinilmesi de kolay bir iş değildi. Teknikler öğrenilmiş olsa bile, savaş tecrübeleri ile bu tekniklerin pişirilmesi gerekirdi. Changyang Hu'nun kafasını karıştıran asıl şey, Jian Chen'in ondan daha küçük yaşta olması değil, akademide henüz birkaç günlük bir öğrenci olmasıydı. Ona rağmen Jian Chen'in böyle bir teknikte ustalaştığını görünce, şaşkınlığa düşmüştü.

“Dördüncü kardeş, bu tekniği nereden öğrendin?” Changyang Hu merakla sordu.

Jian Chen başını aşağı eğdi. “Abi, bunu sana söyleyemem.”

Bunu duyunca, Changyang Hu’nun yüzü asıldı. Jian Chen'in son sözleri keyfini geri getirmişti ama. “Abi, eğer bu tekniği öğrenmek istersen, sana öğretebilirim”

“Gerçekten mi? Bu harika! Dördüncü kardeşim, bana ne zaman öğretmeye başlarsın? Şimdi nasıl yapacağız?” Başlamak konusunda endişeliydi, bu tekniği hemen öğrenmek istiyordu. Tekniği öğrendikten sonra, mevcut gücü ile azizlik silahını geliştirmiş olan Azizlere meydan okuması bile mümkün olurdu!

Jian Chen güldü, “Abi, yarın başlarsak daha iyi olur. Yarın sabah akademinin dışındaki doğu mağarasında seni bekliyor olacağım.”

“Tamam dördüncü kardeşim, anlaştık! Yarın sabah mağarada olacağım.” Changyang Hu söz verdi. Akademi öğretmenlerinin çoğu dövüş taktikleri konusunda yardımcı olsalar da, en iyi savaş tekniklerinin kendi klanında olduğunu biliyordu. Buradaki profesörlerin öğrettiği teknikler, rakiplerini ezmek için yeterli olmayacaktı.

Daha sonra iki erkek kardeş, bir süre daha sohbet etti. Jian Chen, Azizlik Gücü’nün çoğunu Ka Di Yun'la savaşmak için kullandığından çok yorgun ve hafif yaralıydı. Bu sebeple, sağlığını geri getirmek için canavar çekirdeklerinden kullanmaya karar verdi.

Bildiği tek şey, tüm akademinin Jian Chen'in Ka Di Yun'u nasıl yendiğini anlamaya çalışıyor olduğuydu. Akademide bunu duymayan kalmamıştı ve hem öğrenciler hem de öğretmenler aynı şekilde şaşkınlığa düşmüştü. Herkes bunun hayal dahi edilemeyen bir şey olduğunu düşünürdü. Böyle büyük bir olay Kargath Akademisi’nin tarihinde neredeyse hiç görülmemiş bir vakaydı. Hiç kimse, 8. derecenin zirvesindeki bir kişinin tam olgunlaşmamış bir Aziz'i yeneceğini düşünmemişti. Bir Aziz; azizlik silahı kullanmasa bile bırakın 8. dereceden bir çömezi, 9. dereceden birini bile rahatça yenebilirdi.

Jian Chen ve Ka Di Yun arasındaki savaşın dedikoduları kısa zamanda müdürün kulaklarına kadar gelmişti.

Kargath Akademisi'nin merkezinde bulunan müdür, açık pencerenin yanında durup düşündü. Kaşları çatık bir şekilde sordu. “Bai En, doğru mu bunlar?” Changyang Xiang Tian, ​​Daha 8. derecedeyken Aziz Ka Di Yun’u yendi mi?” Okul müdürü bile ilk duyduğunda inanamamış ve tekrar sorarken gözlerini kocaman açmıştı.

Başkan yardımcısı Bai En, müdürün önünde saygıyla duruyordu. Bai En, müdürün söylediklerine cevaben söze girdi: “Müdürüm, tüm öğrencilerin bu konuda konuştuğunu duydum, ama kesin detaylardan pek emin değilim. Olanlar tüm akademiyi karıştırdı; hemen hemen her öğretmen, Changyang Xiang Tian’nın daha yüksek seviyedeki Ka Di Yun’u yendiğini biliyor. Dedikodulara göre Ka Di Yun azizlik silahını kullanmayıp çıplak elle savaşmış.”

Okul müdürü uzun beyaz sakalını okşarken derin düşüncelere daldı. “Söylentiler bu kadar geniş ölçekli yayıldığına göre, doğru olmalı. Haha, Chang Bai'nin oldukça karmaşık bir genç getirdiğini görüyorum. Bir Aziz için 8. dereceden bir öğrenciye yenilmek, hayal bile edilemez. Azizliğe yakın zamanda geçmiş ve silahını kullanmamış olsa bile, gücü 10. dereceden daha yüksektir. Kargath Akademisi'nde kaldığım tüm bu yıllarda, daha düşük seviyeli birinin üstünü yendiğini görmedim.”

“Müdürüm, bu durumla ilgili ne yapmalıyız? Er ya da geç okuldaki kıdemliler, Aziz'i döven 8. derece öğrenciyi arayacak ve Changyang Xiang Tian bayağı rahatsız olacaktır.” Dedi. Bai En'in müdüre olan saygısı ölçülemezdi bile. Sanki ona tapıyor gibi bir hali vardı.

Okul müdürü Bai En'e baktı ve elini titreyerek salladı. “Onları boşver, kendi kendilerine başa çıkabilirler. Çok fazla sorun çıkarmadıkları sürece, müdahale etmeyeceğiz. Ayrıca, bu onlar için de bir test olur. Onların her sorununa karışırsak, o zaman iyi dövüşçüler olarak olgunlaşamazlar.”

Not: Bölümleri daha hızlı okumak isterseniz, Novel Günleri sitemize bekleriz.



Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.




23   Önceki Bölüm  Sonraki Bölüm   25 

DISQUS - Mangaya Ait Yorumlar

*Not: Yorum Yazmadan Önce;

  • Spoiler,
  • Küfür, siyasi ve seviyesiz yorumlar,
  • Seriyle alakasız link paylaşımları yasaktır.
  • Seriyi çeviren gruplar harici site reklamı yapanlar sınırsız uzaklaştırılacaktır.



  • 23   Önceki Bölüm  Sonraki Bölüm   25