Yukarı Çık

''O mu?'' 

Landes, kendisine yöneltilen soru ile şaşkın bir hale gelmişti. O bir çift göz, anında gözlerinin önüne gelmişti. Miğferin arkasındaki canavarımsı, tehlike ve dehşet dolu gözler... Yalnızca onları hatırlamak bile onu hafifçe ürpertmişti.

''O herif, bir Yıldız Seviyesi savaşçısının gücündeydi. Garip olan ise o bir enerjiye falan sahip değildi, sanki direkt bu saf güç ile doğmuş gibiydi...'' Landes, bir yandan olanları hatırlamaya çalışırken konuşuyordu. ''Bir de, o sanki yırtıcı bir canavar gibi yetiştirilmiş, savaşmak ve öldürmek için doğmuş gibiydi.'' 

''Bir canavar mı?'' Gümüş maskeli şövalye elindeki bardağı masaya koymuş ve sonunda, Landes'e bakmaya karar vermişti. Gülmüştü daha sonra da, ''Bu ilginç bir deyiş... Landes, bu ''canavar''ı yakalasam ve onu İmparatorluk Kolezyumu'na göndersem, bu daha ilginç olmaz mıydı?'' 

''Kolezyum mu? Bu çok iyi bir fikir, efendim...'' Landes yalakalık yaparak konuşmuştu, ''Eğer bu çılgın puşt İmparatorluk Kolezyumu'na giderse, mükemmel bir gladyatör olur. Muhtemelen bir ton insan ona para yatırmak için can atar!'' 

İmparatorluk Kolezyumları, Azeroth Kıtası'nda asillerin gitmeyi sevdiği yerler arasındaydı.

Orada hemen her gün kanlı ve acımasız bir eğlence oluyordu. Öldürmek için eğitilen güçlü, kuvvetli köleler; ölümcül savaşlara girmeye ve son derece tehlikeli yaratıklarla, garip canavarlarla asilleri eğlendirmek için savaşmaya zorlanıyordu. 

Bu tip kanlı savaşlar Azeroth Kıtası'nda adeta bir gelenek haline gelmişti. En başta Savaş Tanrısı'na sunulan kurban seromonilerinden ibaret olmalarına rağmen, yerlerini asillerin heyecanla titreyerek izlediği maçlara bıraktılar. Onlar bunun için daha da fazla delirmeye başladıkça, kolezyumlar muazzam bir kâr zinciri haline geldi. Sayısız imparatorluklar bunlara dahil oldu ve ayrıca bu şekilde, kumar endüstrisi de gelişti. Birçok insan diğerlerinin kaybettiklerini kazanarak aşırı zengin oldu.

Bahsetmeye değer olan bir diğer şey ise, gladyatör adaylarının son derece katı kısıtlamalara maruz kaldığıydı; bu adaylar, sadece köleler ve bir gladyatör olmayı başarmak için sahip olması gereken unvan derecesine sahip olmayan fakirlerdi. Savaşçı ve büyücü olarak derecelendirilmiş kişiler kolezyumlarda görülmüyordu. Savaşçı Birliği ve Büyücü Birliği, bir savaşçı ya da büyücünün bu tip kolezyumlara konulmasının bir hakaret olacağına karar kılmıştı.

Elbette bu kural konulduğundan beri uyulan bir şey değildi. Güçlü imparatorluklardan gelen birçok asil bu kurala uymuyordu eskiden. Kolezyumlarda savaşmaya zorlanan tonlarca savaşçı ve büyücü vardı. Bu davranışlar da Azeroth Kıtası'nın en güçlü insanını deli etmişti zamanında. Beş yüz yıl önce, Güneş Seviyesi savaşçı Beckenauber ve Güneş Seviyesi büyücü Bailey tarafından çağrılan birçok güçlü insan gelmiş, hep birlikte [Onur Bildirisi]'ni yayımlamış ve 241 imparatorluk ile birlikte, 10.000 kolezyumu silip yok etmişlerdi. Bu olaydan sonra, tek bir imparatorluk bile bu bildiriye karşı gelememişti. 

Bu bildiri ile birlikte, iyi bir gladyatör bulmak ciddi anlamda zorlaşmıştı. Fei gibi Yıldız Seviyesi bir savaşçının gücüne sahip olmasına rağmen hiçbir enerjiye sahip olmayan kişiler, bu tip gümüş maskeli şövalye gibi insanların gözünde adeta altın değerindeydi. Eğer düzgünce çalıştırılırlarsa, muazzam kazançlar üretebilirlerdi. Hatta güçlü imparatorlukların soylularıyla bile bağlantı kurabilirlerdi.

''[Bir], gün ağarmaya başlayınca [On Altı]'yı, [On Yedi]'yi ve [On Sekiz]'i al ve Chambord'a teslim olmalarını söyle. De ki, eğer salak kralları ve kendileri teslim olmaya gönüllü olursa, kral ve bakanları kurtulabilir. Vatandaşlar ise öldürülmeden, yalnızca köle haline getirilecek... Eğer kabul etmezlerse, onların krallığını fethettiğimizde üç gün boyunca bu kaleyi onların kanıyla yıkayacağız! Omuz üstünde baş, taş üstünde taş bırakmayacağız!'' demişti soğuk bir şekilde.

Konuşmasını bitirdikten sonra da soğuk bir enerji elinin üstünde belirmiş, zümrüt bardağı dondurmuş ve şarapla birlikte onu, güzel görünümlü bir buzdan heykele çevirmişti. 

''Evet efendim!'' [Bir] denilen, çadırın içinde biraz arka tarafta duran siyah şövalye ayağa kalkmış ve eğilerek cevaplamıştı.

''Eh, bu mesajı o salak krala onun tüm askerlerinin önünde ilettiğinizden de emin olun.'' demişti gümüş maskeli savaşçı, eğlendiğini belli eden bir ifadeyle. Söylediklerini tembihlediği gibi elindeki bardağı onların tarafına doğru fırlatmıştı.

''Evet efendim!'' 

[Bir] [On Altı], [On Yedi] ve [On Sekiz] eğilerek selam vermiş ve daha sonra, çadırdan ayrılmışlardı. 

''[İki], [Üç], [Dört], [Beş], [Altı]. Siz beşiniz askerlerinizi hazırlayın. Chambord teslim olup kapılarını açtığında içeri dalın, Angela ve şu ''Canavar'' dışındaki herkesi öldürün.'' 

Gümüş maskeli şövalye komut vermeye devam ediyordu. İkinci komuta, kesinlikle birinciden farklıydı. Beş siyah şövalye de ayağa kalkmış ve onun emrini yerine getirmek için eğilmişlerdi. Ancak şaşırmışlardı da. [Bir] Chambord'a bir yaşam şansı vermek için giderken, gümüş maskeli şövalye böyle acımasızca bir emri fazlasıyla soğuk ve hızlı bir şekilde vermişti; görünüşe göre Chambord'u kandırmaya çalışıyordu.

''Zaman kısa. Planımıza göre, Chambord Kalesi mümkün olduğunca kısa bir süre içerisinde fethedilmeli. Eğer bu uzarsa, korkuyorum ki Zenit İmparatorluğu burada neyin döndüğünü fark edebilir. Bunu yapmak zorundayız...'' Gümüş maskeli şövalye astlarının kafasındaki şüpheyi hissetmişçesine kendini açıklamıştı. Bundan sonra da arkasını dönmüş ve Landes'e, ''Landes, umuyorum ki verdiğin sözü tutup, o Üç Yıldız Seviyesi savaşçının başını bana getirirsin!'' 

''Dilediğiniz gibi, efendim!'' Landes oldukça özgüvenliydi. 

''Geri kalanınız benim emrimi bekleyebilirsiniz... Tamam, gidin ve kendinizi hazırlayın. Güneş yükselmeye başladığı gibi işe koyulacağız!'' 

Tüm şövalyeler eğilmiş ve çadırdan ayrılmak için hazır hale gelmişti. Ama tam bu noktada...

''Bekleyin!'' 

Sessiz, gizemli büyücü onları durdurmuştu.

Yüzünü peleriniyle kapatmış olan adam gümüş maskeli şövalyeye onu selamlıyormuşçasına kafa sallamış ve konuşmaya başlamıştı. Sesi, birisi kör bir kılıcı sert bir kayaya sürtüyormuşçasına boğuktu. Sesini yükselttiğinde ise durum fazlasıyla korkunç bir hal almıştı: ''Ekselansları, hissediyorum ki Chambord Kalesi'nde güçlü bir büyücü var... Planınıza müdahale edilebilir...'' 

''Bir büyücü mü?'' Gümüş maskeli şövalyenin ifadesi değişmişti. Bir büyücü, gerçekten de bir savaşa basitçe muazzam bir etkide bulunabilirdi. Daha sonra da sormuştu: ''Usta, bu büyücünün kaçıncı seviye olduğunu söyleyebilir misin?'' 

''Bu büyücü oldukça derinde saklanıyor; ben, onun bir şeyler saklamaya çalıştığını hissediyorum... Onu hemen şimdi fark ettim... Eh, Üç Yıldız Seviyesi civarlarında görünüyor!'' 

''Üç Yıldız mı?'' Gümüş maskeli adam biraz daha rahatlamıştı. ''Eğer sadece Üç Yıldız Seviyesi bir büyücüyse, bizim için büyük bir tehdit oluşturamaz, ama yine de ustanın bize yarın uygun bir vakitte bu sorunu çözmek için yardım edeceğini umuyorum.'' 

''Eh.'' Pelerinli adam kafa sallamıştı. ''Ederim tabii, ama o sadece Üç Yıldız Seviyesi bir büyücü olsa da, vereceği hasar epey kayda değer olacaktır. Orduna, böyle bir durumda kazara yaralanmalardan uzak durmalarını söyle.'' 

Bu gizemli büyücünün kendi isteğini kabul ettiğini duyduktan sonra, gümüş maskeli şövalye rahatlamıştı. Gülümseyerek: ''Elbette usta. İstediğin her şeyi yapabilirsin, sadece Chambord'un dışına ve surlarına zarar verme.'' 

Gizemli büyücü tekrar kafa sallamış ve biraz önceye kadar etrafını sarmaya devam ediyor olan soğuk enerjinin içine geri dönerek sessizliğe bürünmüştü.

***

Soğuk esinti kemikleri titretiyordu. Fei gözlerini açtığı gibi ürpermişti.

''Oh, siktir! Gece nöbetindeyim ben ulan!.. Öhö, öhö, uyuyakalmışım anasını! Düşmanlar saldırmadı değil mi? Yoksa... Saldırdılar mı?'' demişti, hafifçe korkarak.

Düşünüyorken belli belirsiz bir koku ulaşmıştı burnuna. Etrafında dönmüş ve Angela'nın, tüm güzelliğiyle hemen yanında oturuyor olduğunu görmüştü. Ancak o da soğuk taş duvara yatarak uyuyakalmış gibi görünüyordu. 

Kız uykusunda soğukluğu hissetmiş gibi, sırtını bükerken dizlerini tutmuştu. Kristal çiy taneleri saçlarının uçlarında yer alıyordu. Görünüşe göre güzel bir rüya görüyordu ki, güzel yüzünü bir gülümseme kaplamıştı. Yıldız ışığının altında, beyaz ve güzel yüzü Fei'nin, bir çiçek perisine bakıyormuş gibi hissetmesini sağlamıştı.

Fei,  vücudunu hafifçe yerinden oynatmıştı. Vücudunun kalın ve kadife bir battaniye ile örtülü olduğunu fark etmişti. Öyle görünüyordu ki Angela, gece vakti onun için endişelenmiş ve bunu getirmişti.

Fei battaniyenin sıcaklığını hissederken, bir yandan da kendi kalbindeki sıcaklığı hissetmişti. Bir nedenden ötürü hemen yanındaki bu güzel, nazik kız ona ilk aşkını hatırlatmıştı, masum, saf ve sıcak... Her şey çok güzeldi.


Not: Bölümleri daha hızlı okumak isterseniz, Novel Günleri sitemize bekleriz.



Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.




23   Önceki Bölüm  Sonraki Bölüm   25 

DISQUS - Mangaya Ait Yorumlar

*Not: Yorum Yazmadan Önce;

  • Spoiler,
  • Küfür, siyasi ve seviyesiz yorumlar,
  • Seriyle alakasız link paylaşımları yasaktır.
  • Seriyi çeviren gruplar harici site reklamı yapanlar sınırsız uzaklaştırılacaktır.



  • 23   Önceki Bölüm  Sonraki Bölüm   25