0   Önceki Bölüm  Sonraki Bölüm   2 



"Lisede son sınıfı,  yapmak istediklerinizi yapmaya başlamak için çalışarak geçirirsiniz. Herkesin bir hedefi vardır. Ama hedefe ulaşmanız için önünüzde çeşitli engeller de... Ne olmak istediğinizi, ne yapmak istediğinizi ve neden yapmak istediğinizi sürekli sorgularsınız.


Ama sınav sonucu açıklanıp sizden tercih yapmanızı istendiğinde durum hiç de hayallerinizdeki gibi olmaz.


Sınav sonucum yeni açıklandı. İstanbul Teknik Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği ilkokuldan beri istediğim bir bölümdü. Bilgisayar mühendisliği istememin en büyük sebebi abimdi. Abim benim için hem bir idol hem de bir yol göstericiydi.


Ama neden tüm tercih listemi tıp fakülteleri yazarak doldurdum. İyi bir puan almış olabilirim ama benim yapmak istediklerimle hiç uyuşmuyor. İyi puan alan herkes tıp okuyacak diye bir şey yok. Ama seçme amacım da bu değildi. Seçme amacım insanlara yardım etmeyi istememdi. Bilgisayar mühendisi olarak insanlara ne kadar yardım edebilirim ki... 


 Bilgisayar mühendisi olmayı istememin sebebi dünyadaki herkesin zevkle oynayabileceği çok oyunculu çevrimiçi bir açık dünya oyunu yapmak istemem. İnsanların keyifli zaman geçirmelerini ve birbirleriyle iyi ilişkiler içinde olmasını istiyorum.


Tıp fakültesini seçmek sanırım yapacağım en büyük hata. Ama yapmak zorundaymışım gibi hissediyorum. Haydi hayırlısı...


..."


Günlük bu cümlelerle bitiyordu. Duze bu günlüğü İstanbul’da yapılan bir açık arttırmada satın almıştı. 


Bu günlük Aperto Mundo firmasını  kuran dahi oyun yapımcısı Derda Selcan'a aitti. Kendisi bu dünyadan ayrılalı 20 yıl olmuştu ama yaptıklarıyla isminin unutulmamasını sağlamıştı. Yaptığı en büyük oyun 'Fantezi Dünyası' bu 20 yılda Bota, Lal gibi popüler oyunları listelerde geride bırakmıştı. 


Oyun pazarında en büyük payı olan oyunlardan biriydi ve Türkiye Devleti’nin ekonomide ve teknolojide büyük sıçramalar yapmasını sağlamıştı. Son 20 yılda elektronik ve yazılım alanında gelişen bu devlet şimdi lider devletler arasındaydı.


İlk başta bağımsız yapımcı olarak oyun geliştirmeye başlayan Derda Usta zamanla çevresindeki insanların yeteneğine saygı duymasını sağlamıştı. Yaptığı ürün adının önüne geçmişti.


Duze, Çin'den bu günlüğün satılacağı açık arttırmaya katılmak için İstanbul’a gelmişti. Açık arttırmayla bu günlüğü 1.500.000$ a almıştı. Okuduğu şeyleri düşününce verdiği paraya değdiğini hissetti. Hiç-bir pişmanlığı yoktu.


Demek Derda Usta zamanında tıp fakültesine girmişti. Kendisini daha yakından tanımak istiyordu çünkü kendine idol olarak onu seçmişti. Duze Pekin Üniversitesinde Yazılım Mühendisliği okuyordu. 


Derda'nın yaptığı bu oyundaki bazı yazılımların kodları ve algoritmaları hala çözümlenememişti. Yaptığı çalışmaları gören kişiler onların bir dahi tarafından yapıldığını söyleyebiliyorlardı.


Duze elindeki yıpranmış kitabı yanında  duran ipek beze sardı ve ‘kıymetli hazinesini’ kutusuna koydu. 


Bavulunu hazırlamıştı. 4 saat sonra kalkacak uçağıyla önce Japonya'ya gidecekti sonra da Pekin'e geri dönecekti.


Otelinden çıkmadan önce lobide durup resepsiyona odasının anahtarını verdi. Otelin önündeki taksilerden birine bindi ve taksiciye İngilizce bir şekilde "Atatürk Havaalanı." dedi.


Taksici turisti görünce gülümsedi her zamanki rahat tavrıyla "Sahilden gidelim mi abi." dedi. Türk şivesiyle İngilizce konuşan taksici Duze'ye çok eğlenceli gelmişti. 


Birazcık daha İstanbul’u görmenin hoş olacağını düşündü. Kafasıyla onayladı. Kulaklığını taktı ve yol boyunca taksinin camından dışarıyı izledi.


Araba trafikte dura dura santimetrelerle ilerliyordu. Taksi şoförü çok konuşkandı ama Duze onu dinlemiyordu. Şimdilik düşüncelerine dalmış güzel İstanbul Boğazını seyrediyordu. 


Mavi deniz ve mavi gökyüzü ruhunu sakinleştiriyor ve ne yapacağına karar vermesini kolaylaştırıyordu. Bir anda yol kenarında elinde çiçekler olan bir kadının bir adam tarafından dövüldüğünü gördü.


Taksiciye hayretle onların ne yaptığını sordu. Taksici cevap vermekten kaçındı ve arabayı kullanmaya devam etti.


Kadının kıyafetleri gerçekten sıra dışıydı. Kırmızı fırfırlar boğaz çevresinde onu daha uzun boylu ve gösterişli gösteriyordu. Siyah saçları dalgalıydı ve çiçeklerle süslüydü. 


Adam ise iri yarıydı ve göbekliydi. Üstünde takım elbise vardı. Yoldan geçenler bu sahnenin etrafında halka olmuş  sadece izliyordu. Neden o kadının dayak yemesine kimse bir şey söylemiyordu?


Bu olanlar Duze'ye çok garip gelmişti ama kadını öldürecekmiş gibi döven adamın devam etmesine izin veremezdi. Taksiciden arabayı durdurmasını istedi ve hışımla arabadan fırladı.


Adama doğru koştu ve adamı omzundan tutup sertçe ileri doğru itti. Adam beklenmedik bu itişe karşı koyamadı ve yere devrildi. 


Kadın onu kaldırmak için elini uzatan Duze'ye baktı. Şaşkın gözüküyordu. Ama şaşkınlığı hemen geçti ve Duze'nin elini tutarak ayağa kalktı.


Duze kadına baktığında eğer kadının yüzündeki kan lekeleri olmasaydı kadının ne kadar güzel olacağını fark etti.


Duze kadının uzaklaşmasını arkasından bakarak izledi. Yere devirdiği adama döndüğünde ise adamın artık yerde  olmadığını fark etti.



Etrafına bakındı. Etraftaki kalabalığın bir anda azaldığını ve bazı insanların ona bakarak kıkırdadığını gördü. Dili anlamıyor olabilirdi ama bir şeylerin yolunda olmadığını hemen anladı.


Taksiye geri dönmek için yolun kenarına doğru yöneldi ama taksinin artık orada olmadığını fark etti. 


O an zaman durmuş gibi hissetti. Hepsi bir anda olmuştu. Soyulmuştu. Değerli hazinesi, her şeyi, kimliği, cüzdanı, her şey... Bir anda her şeyi kaybetmişti. Lanet hırsızlar.


Yabancı bir ülkede bir başına kalmıştı.


Tanıdığı birkaç kişi vardı ama hepsinin iletişim bilgileri ve diğer şeyleri çantasındaydı. Ne yapacağını bilmiyordu. Ağlamak istedi ama gözyaşları akmadı. İçinden derin çığlıklar yükselirken etrafta yine o garip seslerden duydu.


Ezan diyordu Türk insanı buna nedense ezanın çok acıklı okunduğunu düşündü.


Böyle boş boş durursa eline bir şey geçmezdi. Ne yapacağını düşünürken sahil kenarında yürümeye başladı. Denizin kokusu ve nemin varlığı onu yorgun hissettirdi. Ama yine de kitabı çaldırmanın hüznünü kelimelerle ifade edemezdi.

                                        ***

Bu sırada daha demin dayak yiyen kırmızı elbiseli kadın yanındaki göbekli adamla şakalaşırken kahkaha atıyordu. “Acıdı mı kocacığım? Senin için tedavi edeceğim. Muahh. İşte geçti.”


Yanlarındaki taksi şoförü ise onları izledi. "Kesin şunu aşk böcekleri. Konuşmamız gerekenler var. Bugün ayrı bir yetenekliydiniz. Aptal turistin aklından kandırılacağı bir an bir geçmedi. Oyunculuk yetenekleriniz çok gelişti." 


Kadınla adam birbirlerine sarsılmışlardı ve birlikte oynaşıyorlardı.


Gamze diye seslendi taksici kırmızı elbiseli kadına. "Çocukların hala evde onlarla ilgilenmelisiniz."


Yanındaki göbekli adam kafasıyla onayladı. "Evet hayatım. Çocuklarımız evde bizi bekliyorlar. Hem Derda Usta'nın günlüğünü gavurun evine gitmesinden kurtardığımız için Lider belki bize ekstra bir ödül verir. Kardeşlik bu sıralar baya büyük bir şey planlıyor gibi."


Gamze başıyla onayladı. "Kalk aşkım. Hazırlanalım hadi. Çocukların bizi böyle görmesini istemeyiz."


Gamze adındaki kadın, kırmızı elbisesini gömlek ve etekten oluşan şık bir takım ile değiştirdi ve saçlarını alçak bir topuz yaptı. Bu onu mükemmel bir ofis çalışanı gibi gösteriyordu.


Kocasının elinden tuttu ve taksiciye el salladı. "Görüşürüz Salih. Yarın yine kaldığımız yerden devam ederiz dedi." 


Kadınla kocası ayrıldıktan sonra taksici Salih'in yüzündeki gülümseme yerini başka bir ifadeye bıraktı. Gözlerini kısmış sinsice Derda'nın Günlüğüne baktı. 


"Lidere bunu iletmeliyim." dedi. Kutuyu kaldırıp kitaplıktaki kitapların arasına gizledi. Eski konaktan çıkıp taksiye bindi ve taksiyi şehir dışına doğru sürmeye başladı. Hedefi Kocaeli’ydi.

                                   ***

Bu sırada İstanbul’da güneş yavaşça batıyordu. Duze geceyi geçirmek için bir yer bulmalıydı. İstanbul’un arka sokakları hiç tekin değildi. Gündüz vakti insan içinde soyulmuştu. Kim bilir gece kimse yokken ona ne yaparlardı .


Etrafına tereddütlü bakışlar atarak ilerledi ve karşıdan gelen 18-19 yaşlarında görülen genç dikkatini çekti.  Gencin oldukça yakışıklı bir görünüşü vardı. Uzun boylu ve beyaz tenliydi. Siyah saçları kömür gibiydi ve yaşam enerjisi ile dolu gözüküyordu.


Duze bu genci görünce garip bir duygu hissetti ve gence seslendi. “Affedersiniz!”


Genç ona seslenen Çinli’ye baktı ve kafasını eğdi. “Evet?”


Duze düşünmeden sordu. “Kalacak yer arıyorum bana yardım edebilir misin?” Ne yaptığını kendisi de bilmiyordu. Daha demin insanlara güvendiği için her şeyini kaybetmişti şimdi ise gözü kapalı bir şekilde yardım dileniyordu.


Genç ona şaşkınlıkla baktı. Sonra bir an tereddütle telefonunu çıkardı. Birini aradı ve kısa bir görüşme yaptı. Sonra Çinli ’ye bakarak şunu söyledi. “Bedava yemek yok bunu bilesin. Beni takip et.” 


Duze yutkundu. Sonra düşündü. Bindik bir alamete gidiyoruz kıyamete.




Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.


0   Önceki Bölüm  Sonraki Bölüm   2 



DISQUS - Mangaya Ait Yorumlar

*Not: Yorum Yazmadan Önce;

  • Spoiler,
  • Küfür, siyasi ve seviyesiz yorumlar,
  • İçerikle alakasız link paylaşımları yasaktır.
  • İçeriği çeviren gruplar dışında site reklamı yapanlar sınırsız uzaklaştırılacaktır.