23   Önceki Bölüm  Sonraki Bölüm   25 



 ‘’Lanet olsun, seni geberteceğim!’’ Daniel patlayarak kükredi. Tamamen delirmişti ve vahşice Han Shuo’ya saldırmayı sürdürüyordu, adeta Han Shuo’yu da beraberinde cehenneme sürüklemek istiyor gibiydi.

Ne var ki, Han Shuo öfkeli bir okyanusun ortasında yol alan sağlam bir kano gibiydi. Her an işi bitebilir gibi gözüküyordu ama bir şekilde inatla zarar görmeden yoluna devam ediyordu.

Şimdiye dek, herkes Han Shuo’nun kaçınma hızını onaylamıştı. Kimse artık Han Shuo’nun az önceki hareketlerinin şans olduğunu düşünmüyordu. Onun hakkında endişelenenler şimdi kaygısız gülümsemeler takınmışlardı. Jeff bile kollarını bağladı ve keyifli bir şekilde yaşananları izlemeye başladı.

Sonunda, Daniel’in enerjisi bitti ve durdu. Ağır ağır soluyordu. Öfkeyle Han Shuo’ya baktı ve vücudundan yağmur gibi ter aktığı esnada kükredi, ‘’Velet, eğer erkeksen bir hamlemi al. Kaçınmanın ne anlamı var?’’

Daniel sadece bağırarak öfkesini yatıştırmak istiyordu, zira o bile Han Shuo’nun bu teklifi kabul edeceğini düşünmüyordu. Ne var ki, Han Shuo vücut geliştiricisi pozlarını takınmayı kesti ve şaşırtıcı bir şekilde Daniel’i onaylayarak, gülümsedi, ‘’Sorun yok.’’

Bu cevabından sonra, herkesin Han Shuo’ya dair düşünceleri değişti. Gencin bedeni ince ve küçüktü, dolayısıyla çevik ve esnek olması anlaşılabilirdi, lakin kimse cılız Han Shuo’nun savaşçı aurası olmadan, Daniel gibi kaslı bir adama karşı kazanabileceğini düşünmüyordu.

Daniel bile Han Shuo’nun yanıtı nedeniyle afalladı ama hızla kendine geldi ve vahşice güldü, ‘’Güzel, güzel. Burada ölmek isteyen sensin. Beni suçlama!’’

Daniel her zaman güçlü bedeni ve vahşi kuvvetinden gurur duyuyordu. Bu durum kazandığı gücün temelini oluşturmuştu. Gururlu olsa da, hızının ve esnekliğinin Han Shuo’yla denk olmadığını kabul edebilirdi. Şimdi ise şahane gücünü sergileyebileceği bir fırsat önündeydi ve tek hamleyle az önceki aşağılamayı silip silemeyeceği ona bağlıydı. Doğal olarak Daniel bu fırsattan tamamen yararlanacaktı.

Gücünü toplayan Daniel sağ yumruğunu ileri yolladı. Hızını ve gücünü sınırına kadar yükselttiği için kolundaki damarlar şişmişti.

Han Shuo gözlerini sıktı, içlerinde sinsi bir soğukluk vardı. Tıpkı suyun altında yatmış avını bekleyen bir engerek gibi zehirli bir acımasızlık hissi yayıyorlardı.

Daniel’in yurmuğu yüzüne doğru gelirken, Han Shuo büyü yuanını sıkıca sıktığı sağ yumruğuna odakladı ve Daniel’in demir gibi yumruğunu kendi yumruğuyla karşıladı.

Pa!

Keskin bir ses yankılandıktan sonra, Daniel tıpkı katledilen bir domuz gibi kahredici bir çığlık kopardı. Bütün sağ kolu kuvvetini kaybetmişti ve az önce sıktığı sağ yumruğu, şimdi bir tavuğun ayağı gibi kıvrılmış, sağ koluyla birlikte deli gibi titriyordu.

Han Shuo’nun gözlerindeki soğukluk soldu ve yüzünde yine zararsız bir gülümseme belirdi. Az önce uzattığı yumruğunu çekti ve sağ kolunu hafifçe sallayarak, yumruğuna şok içinde baktı. Kendi kendine mırıldandı, ‘’Eh? Gerçekten karşıladım mı?’’

Daniel Han Shuo karşısında bütün gücünü kullanmıştı. Bu basitçe Han Shuo’ya bir ders vermek değil, genç adamı öldürmek istemekti, lakin şu anki Han Shuo artık aptalca her şeyi olduğu gibi kabul eden bir ödlek değildi. Bazen aptalı oynasa da, doğal olarak aslında kendisini öldürmek isteyen birine karşı nazik olmayacaktı.

İki yumruğun çarpışmasının garip sonucu lobideki bütün öğrencileri ve canlı hedef tahtalarını sersemletti. Yakınlardaki canlı hedef tahtaları artık Han Shuo’ya korkuyla bakıyorlardı. Yanındakiler otomatik olarak çekilerek, ana sahneyi gence bıraktı.

Bütün öğrenciler son derece heyecanlıydı ve birlikte tartışıyorlardı. İçlerinden bazıları Han Shuo’nun kıtadaki nadir barbarlardan veya insan formu almış bir ork olduğundan şüphe ediyordu.

Daniel sağ kolu hâlâ titriyor, onu acı içinde inlemesine sebep oluyordu. Herkes az önceki keskin sesin ne anlama geldiğini biliyordu: Daniel’in sağ kolu büyük ihtimalle yok edilmiş ve işe yaramaz hale gelmişti.

Yaşlı ayakçı Jeff Daniel’e pişmanlıkla baktı ve rahatlatıcı sözler söyledi, ‘’Daniel, böyle bir şey meydana geldiği için üzgünüm, fakat korkarım ki bedeninin şu anki durumu burada kalmanı engelliyor.’’

Daniel Jeff’in sözlerini duyunca nefretle Han Shuo’ya baktı. Ardından Han Shuo’nun yanından hızla geçti ve lobiden çıktı. Daha önce çıkan dövüşler nedeniyle birçok kişi yaralanmış, bu nedenle birkaç kural konulmuştu. Daniel yerini ve konumunu anlıyordu. Han Shuo’ya denk olmadığını açıkça anladığı da eklenince, tek seçeneği erken ayrılmaktı.

Daniel ayrıldığında, Jeff bomba gibi bir bağırış kopardı. ‘’Pekâlâ, pekâlâ, herkes anlaşmalara devam edebilir!’’

Jeff seslendikten hemen sonra, çok sayıda öğrenci Han Shuo’ya doğru yürüdü. Hepsi bakışlarını genç adama odaklamış ardından bağırmaya başlamışlardı, ‘’Bir altın sikke!’’ ‘’İki altın sikke!’’ ‘’Üç altın sikke!’’

Normal durumlarda, şahsi güçlerine göre sıradan bir canlı hedef tahtası pratik için on ila elli gümüşe tutulabilirdi. Yüksek potansiyeli olan savaşçılar seviyelerine göre bir ila beş altın sikkeye tutulurdu.

Bu kişilerin sunduğu iki veya üç altın sikke muazzam derecede yüksek bir miktardı. Han Shuo az önce gücünü sergilese bile, yine de bir savaşçı değildi. Güçlü bir savaşçı az önceki savaşta Daniel’e tek bir ölümcül darbe indirmek için savaşçı aurasını kullanabilirdi. Bu yüzden, sıradan bir hedef tahtası için 2-3 altın sikke inanılmaz bir fiyattı.

Han Shuo ilk öğrenci bir altın sikke diye bağırdığında kabul etmeye hazırdı, lakin iki altın sikke teklifini duyduğunda adeta duyulabilir bir klik sesiyle ağzını kapadı ve yüksek teklifleri beklemeye başladı.

Burada para için bulunmasa da, paranın tıpkı Dünya’da olduğu kadar burada da önemli olduğunu tamamen anlıyordu. Kesinlikle iki altın sikke kazanabilirken bir altın sikkeyle yetinmeyecekti.

Şövalye öğrencileri teklif vermeye devam ediyorlardı. Ne var ki, Han Shuo sıradan birisiydi ve baskılayıcı gücü olan bir savaşçı değildi. Bu yüzden teklifler çoğunlukla iki veya üç altın sikke civarındaydı.

‘’Beş altın sikke!’’

Han Shuo’nun sabrı ona nihayetinde büyük bir servet kazandırmıştı. Altın bukleleri olan, nazik, mütevazı ve yakışıklı bir Çavuş Şövalye diğerlerinden daha yüksek bir fiyat önerdi.

Çoğu kişi beş altın sikke fiyatını duyduğu anda durdu. Sorgulayarak baktılar ve birisi söylendi, ‘’Lawrence, sadece bir Çavuş Savaşçı beş altın sikke eder. Bu çocuk biraz güçlü olsa da, kesinlikle beş sikke etmez. Fiyatın biraz yüksek değil mi?’’

Lawrence gülümsedi ve sakinlikle yanıtladı, ‘’Biraz yüksek ama geç kaldık ve bütün iyi savaşçılar tutuldu, dolayısıyla ancak onu seçebiliriz.’’

Diğerleri de bu sözleri bir süre sonra onayladılar. Lobide kalan canlı hedef tahtaları arasında en yüksek güce sahip kişi muhtemelen Han Shuo’ydu. Az önceki savaşçılar eğer hâlâ burada olsalardı, Han Shuo bu kadar etmezdi ama artık buradaki en güçlü kişi olduğundan, şövalye öğrencilerinin pek seçeneği yoktu. Herkes iyi bir idman arkadaşı bulmak istiyordu, dolayısıyla Han Shuo’nun değeri artmıştı.

‘’Bu muhteşem dostuma beş altın sikke fiyatı uygun mudur?’’ Lawrence Han Shuo’ya gülümsedi ve sakince sordu.

Han Shuo etrafa bakındıktan sonra kimsenin daha yüksek fiyat biçmediğini fark etti ardından buradakiler arasında Lawrence’nin en güçlü olduğu kararına vardı, ‘’Kabul ediyorum!’’

‘’Benim adım Lawrence ve bu da beş altın sikken. Umarım eğitimime yardımcı olabilirsin!’’ Lawrence Han Shuo’ya doğru yürüdü ve renkli bir torbadan beş altın sikke çıkardı.

Han Shuo beş altın sikkeyi kabul ederken biraz duygulandı. Bryan Babil Büyücülük ve Savaşçılık Akademisi’ne zamanında beş altın sikkeye satılmıştı. Bir şövalye öğrencisinin idman arkadaşı olarak kazandığı bu beş altın sikke Bryan’ın hayatını geri almaya kâfiydi! Beş altın sikke Han Shuo’nun şu anki pozisyonu için göksel bir fiyattı; özgürlüğü için yeterliydi!

‘’Bana Bryan derler, tanıştığıma memnun oldum.’’ Han Shuo altın sikkeleri eskimiş para torbasına koyduktan sonra kibarca şans tanrısı Lawrence’e gülümsedi.

‘’Benimle gel ve bu beş altın sikkeye değiyor musun görmeme izin ver!’’ Lawrence peşinden gelen Han Shuo’yla birlikte kararlı bir şekilde dışarı çıktı.

Dövüş sanatları okulunun antrenman alanları büyü bölümündekilere oldukça benziyordu. Ancak, köşeler büyü eşyaları yerine engellerle doluydu. Geniş antrenman alanında sadece Han Shuo ve Lawrence duruyordu. Zemin sert, pürüzlü kayalarla desteklenmişti.

Lawrence içeri girdikten sonra beyaz antrenman üniformasını giydi. Kılıcını çıkardı, yana yerleştirdi. Ancak o vakitten sonra Han Shuo’ya biraz ilgiyle bakıp, gülümsedi, ‘’O beş altın sikke kolayca kazanılmadı. Hazır mısın?’’

Han Shuo içten içe bedeninin sertliğinin ve gücünün, büyü yuanının yeniden dövmesi sayesinde, asıl Bryan’dan dünyalar kadar farklı olduğunu düşündü. Büyü yuanının savaşçı aurasına karşı şaşılası etkisi eklenince, Lawrence’in bedenine savaşçı aurasıyla zarar vermesinden korkmuyordu. Hazırlanacak pek bir şey yoktu, dolayısıyla Lawrence’e kafa salladı.

‘’Unutma, idman yapıyoruz, dolayısıyla sadece kaçınabilir veya engelleyebilirsin ama saldıramazsın!’’ Görünüşe göre Lawrence Han Shuo’nun bu işte yeni olduğunu anlamıştı ve başlamadan önce birkaç hatırlatma yaptı. Han Shuo’nun söylediklerini anladığına kanaat getirdiği andan sonra yavaşça harekete geçti.

Lawrance Han Shuo’nun yanına gelmek üzereyken, hızı birdenbire yıldırım misali arttı. Boş sol eli tıpkı kınından çıkarılmış keskin bir kılıç gibiydi ve o el Han Shuo’nun göğsüne doğru atıldı. Parmakları bir aradaydı ve Han Shuo’yu işaret ediyordu.

Savaşçı aurası, bir şövalyenin gücünü ve hızını sıradan iri yarı kişilerin tamamen ötesinde bir âleme taşırdı. Lawrance’nin atılan eli Daniel’den on kat daha hızlı ve güçlüydü.

Han Shuo’nun gözleri, Lawrence’in elinin göğsünün yakınında olduğunu fark ederken odağını kaybetti. Büyü yuanı hızla dönmeye başlarken kalbi dehşet içinde tekledi. Han Shuo birden bedenini çevirdi ve yana kaçındı.

Lawrence net bir yırtma sesiyle Han Shuo’nun gömleğinin önünü kesip açmıştı. Han Shuo göğsünde bir soğukluk hissetti ve gömleğinin havada uçuştuğunu gördü. Zamanında kaçındığı için rahatladı.

Ne var ki, Han Shuo kendini içten içe kutlarken büyük miktarda bir kuvvet karnının altına çarptı. Bu nedenle bedeni istemsizce geriye doğru sendeledi ve sert kaya zemine çöktü.

Kafasını kaldırınca Lawrence’nin uzattığı ayağının havada durduğunu gördü. Genç şakacı bir ifadeyle Han Shuo’ya bakıyordu, ‘’Bryan, bu sefer yumruklarımı kontrol ettim ve saldırmaya devam etmedim. Bir dahaki sefere bu kadar nazik olmayacağım.’’

Lawrence tekmesiyle savaşçı aurasını birleştirmişti ama savaşçı aurasını sadece bedeninin saldırı hızını arttırmak için kullanmıştı ve bedeninde tutmuştu. Savaşçı aurasını daha fazla zarar vermek adına Han Shuo’nun bedenine aktarmamıştı.

Han Shuo’nun bedenindeki büyü yuanı bu yüzden tepki vermemişti. Fiziksel bedeni delicesine miktardaki kuvveti kafa kafaya almıştı. Gelişmiş bedeni dahi zarar görmüştü.

Sıkıca çatılmış kaşlarıyla kafa sallayan Han Shuo karnındaki acıya karşı dişlerini sıktı ve ayaklandı ardından Lawrence’e soğukça bakarak söylendi, ‘’Bundan sonra daha dikkatli olacağım. Yine!’’



Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.


23   Önceki Bölüm  Sonraki Bölüm   25 



DISQUS - Mangaya Ait Yorumlar

*Not: Yorum Yazmadan Önce;

  • Spoiler,
  • Küfür, siyasi ve seviyesiz yorumlar,
  • İçerikle alakasız link paylaşımları yasaktır.
  • İçeriği çeviren gruplar dışında site reklamı yapanlar sınırsız uzaklaştırılacaktır.