23   Önceki Bölüm  Sonraki Bölüm   25 



Hücum! Ez! Yine hücum! Yine ez!

Yamyamlar, dev savaş çekiçlerini, savunucuların saflarına savurarak mutlak katliamlara neden oldular. Her bir savuruş, parçalanıp tanınmaz hale gelmiş kemik ve et parçalarını savaş alanının her yanına saçıyordu.

Haydut fevtler, demir kalkanlarını yukarda tutarak büyük savaş baltalarını, buğday biçen tırpanlar gibi birbiri ardına yere devirirken, çelik kalkan duvarlarını korudular. İki taraftaki fevt süvarilerine gelince, onlar ileri karakol savunucularının etrafını sararak iki kanattan saldırıp yanlarına doğru sıkıştırdılar. Fevt okçular ve nişancılar, savaş alanı üzerindeki kontrolü ellerinde tutmak için uzun mesafeli yaylım ateşine devam ettiler.

Fevtlerin sayısı oldukça düşüktü, ama savaş alanındaki ileri karakol savaşçılarını tamamen eziyorlardı. Bu güçlü mutantlarla kıyaslandığında, insan muhafızlarının bu savaşta hiçbir avantajı yoktu.

Gökdoğan, silahını kaldırıp etrafındaki kuşatılmış askerlerin yardımına koşmaya hazırlandı. Atasözünde dendiği gibi, yuva yıkıldığında hiçbir yumurta hayatta kalmazdı. İleri karakol savaşçıları korkunç can kayıplarına maruz kalıyordu. Sonunda hayatta kalmayı başarsalar bile, yıkık bir ileri karakolun onlara ne gibi bir yararı olurdu ki?

“Bu kadar sabırsız olma, evlat.” Kurnaztilki, Gökdoğan'ın omuzlarına iri elini yapıştırıp onu tuttu. Taş yüzlü Çılgın Köpek ona katılarak şöyle dedi: “Karabayrak İleri Karakolu'nun bu kadar uzun zamandır ayakta kalmasının tek nedeni şans değil. Burada çok sayıda uzman savaşçı var ve onlarca elit muhafız da henüz harekete geçmedi. Sen niye ölüme koşuyorsun be?”

Gökdoğan, bu iki paralı asker kaptanının ne düşündüğünü gerçekten anlamıyordu. Fevtler, müttefiklerini çürümüş odun gibi parçalıyordu ve ileri karakol sadece birkaç dakikada yüzlerce zayiat vermişti. Böyle bir zamanda cidden geri durmaları mı gerekiyordu?

Haydut fevtlerden biri, savaş baltasıyla bir muhafızın başını uçurdu. Tam yeni bir hedef bulmaya yönelmişken, inanılmaz derecede kaslı bir figür, inanılmaz hızlarda doğrudan ona doğru geliyordu. Kaslı figür niyetini gizleyerek hareket etmedi ve hiç zaman kaybetmedi. Hücum etti, kolunu eğip yumruğunu sıktıktan sonra bir darbe indirdi!

Haydut fevt, yüzlerce savaşa katılmış tecrübeli biriydi ve hemen engellemek için metal kalkanını kaldırdı. Kalkan saf metalden yapılmıştı; sıradan bir mermi bile onun içinden geçemezdi. Bir yumrukla delinmesi mümkün değildi, değil mi?

Clang! Devasa bir savaş çekici, kalkanına çarpmıştı sanki, darbenin geldiği yerde büyük bir çöküntü oluştu! Haydut fevt sanki bir şimşek tarafından vurulmuş gibi geriye doğru tökezledi. Bir adım, iki adım, üç adım… Dengesini geri kazanmadan önce üç adım geriye doğru sendeledi ve ardından öfkeyle kükreyip; kendini toprağa çivilemek için demir botlarıyla yeri eşeledi. Daha sonra sağ elindeki büyük savaş baltasını ağır bir karşı saldırı için ileriye doğru savurdu.

Fevtin önündeki kaslı adam başka bir yumruk daha attı! Savaş baltasının parçalanmaya başlayınca üzerinde kıvılcımlar dans ediyordu, sonra haydut fevtin elinden uçtu! Haydudun parmakları bile bu çarpışmadan dolayı kopmuştu. Fevtin yüzünden dehşet okunuyordu.

Üçüncü bir yumruk direkt ona doğru geldi! Bir hayalet kadar hızlıydı ve bir şimşek kadar gücü vardı! Haydut fevt havaya savruldu, metal göğüs plakası içine göçtü ve kaburgaları tamamen kırıldı. Kalbi bile bu darbenin gücünden dolayı ağır hasar görmüştü. Bu sadece "yumruk" değildi, bir yük treninin çarpışı gibiydi!

“Oho!” Gizemli adam, yeni gelenlere bir dereceye kadar ilgi gösterdi. Bu uzun boylu, kaslı adam Karabayrak İleri Karakolu'nun elit muhafızlarının kaptanlarından biriydi… Bozayı!

Bozayı ellerine bir çift ağır çelik boks eldiveni giyiyordu. Saf güç açısından, muhtemelen Çılgın Köpek'e denkti. Haydut fevtin işini üç hızlı darbeyle bitirdikten sonra, dönüp bir sonraki hedefi olarak uzun ve iriyarı bir yamyamı seçti.

Yamyam, Bozayı'nın düşmanlığını ve yarattığı tehlikeyi hissedebiliyordu. Büyük savaş çekicini bir yığın parçalanmış etten çıkardıktan sonra Bozayı'ya doğru öyle savurdu ki, şiddetli bir rüzgar oluşturup onun üzerine kan ve et parçaları sıçrattı.

Bu, arkasında çılgınca bir güç olan öfkeli bir saldırıydı, ama Bozayı geri çekilmedi. O ileri adım atıp kan yağmurunu memnuniyetle karşıladı. Ağır darbeden kaçarken, yamyamın dizkapağına ani bir yumruk atarak onu küçük parçalara ayırdı. Daha sonra, savaş çekicinin üstüne tek ayağıyla basıp iyice yere geçirdi ve yamyamın onu yeniden yukarı kaldırmasını önledi. Ardından diğer bacağıyla yamyamın kalın, kaslı koluna güçlü bir tekme indirdi. ÇAT! Yamyamın sağ kolu, bu vuruşun gücüyle anında kırılmıştı.

Bozayı bacaklarını bükerek havaya sıçrayıp yamyamın çenesine bir yumruk geçirdi. Yamyamın miğferi bile Bozayı'nın öfkeli, vahşi gücünü durduramamıştı. Yamyamın alt dişleri bile parçalanırken devasa bedeni geriye düştü. Bir kez daha aya kalkmaya çalışırken öfkeli, acı dolu bir şekilde inliyordu, ancak göğsünün üzerine bir ayak çöktü ve onu tekrar aşağıya itti.

Kol bükülü. Yumruk sıkılı. Bir darbe! Bozayı'nın sağ eli, yamyamın çirkin yüzünü tamamen parçaladı. Bu çekiç benzeri darbe o kadar ağırdı ki, onun yüzünü tamamen tanınmaz bir yığın lapaya çevirmişti.

Nihayet, korkunç canavarlardan biri yok edilmişti. Beklendiği gibi, elit kaptanlar inanılmaz bir güce sahipti! Patlayıcı güç ve doğaüstü çeviklik gösterisi, ileri karakol savunucularının moralini anında yükseltiverdi.

Bozayı biraz nefes nefeseydi. Bu tür hızlı bir saldırı, aşırı derecede güçlü olduğu gibi sürdürülmesi de zordu ve onun gibi bir uzman için bile yorucuydu.

Gizemli figür, sanki astlarının ölümünü hiç umursamıyormuş gibi başlığının altından hafifçe kıkırdadı. Elini yavaşça sallayıp komuta verdi ve bir dizi okçu, yaylarını Bozayı'ya yönlendirdi. Çelik uçlu bir ok dalgası inanılmaz bir kuvvetle fırladı, ama o anda siyah bir belirsiz bir şekil aniden görünüp kılıcıyla tüm oklara akıl almaz bir hızla vurdu. Bu elit takımın diğer kaptanıydı, Wulf!

İki elit kaptanı sırt sırta verdi. Wulf parlak kılıcını kaldırırken, Bozayı da kan lekeli boks eldivenlerini yukarı kaldırdı.

"Dikkatli ol."

"Sen de!"

Bu tip adamların boşa kelime sarf etmesine gerek yoktu, zira ikisi uzun yıllar boyunca yan yana savaşmıştı ve sözsüz de anlaşabiliyorlardı. Her ikisi de birbirlerinin arkasını kollamasına izin vermeye hiç tereddüt etmiyordu. Düzinelerce haydut fevt ve birkaç yamyam onların etrafını sarmış, diğer elit muhafızları da hemen onlara desteğe gelmişti ve böylece her iki taraf için de korkunç bir dövüş olacaktı.

Bozayı gözü dönmüş bir şekilde savaşıyordu. Öfkeyle bağırdı “Tartarus, siz sadece oturup izleyecek misiniz? Hepimiz ölünceye kadar cidden bekleyecek misiniz?”

Sinsi yüzlü şişman adamın küçük boncuk gözleri şeytani bir zevkle yuvarlandı. Dürüst olmak gerekirse, gerçekten de bunu düşünüyordu. Eğer elit takım yok edilirse, Tartarus’un ileri karakoldaki statüsü anında yükselecekti. Bu iyi bir şeydi, kötü bir şey değil! Hem fevtler hem de elit muhafızlar zorlu düşmanlardı. Bu savaş o kadar çabuk sona ermeyecekti!

"Hey. Hey! HEY! Niye yardım etmiyorsunuz? Bu çılgınlık!” Gökdoğan, şişman adamı hor görüyordu. “İleri karakol yok edilmek üzere ve sen sadece bundan nasıl kar elde edeceğini mi düşünüyorsun?”

Kurnaztilki, Gökdoğan'a sert bir bakış attı. “Gevelemeyi bırak da uzakta dur!”

“Eğer siz gitmiyorsanız ben giderim!” Gökdoğan'ın yüzünde kararlı bir bakış vardı. “Zaten hepimiz öleceğiz. Dövüşmeyi yeğlerim ben!”

“Çok konuşuyorsun, seni serseri çocuk!” Ama Kurnaztilki, Tartarus'un Bozayı'ya bir iyilik borcu olduğunu hatırlayınca, fevt taburunun hâlâ hareketsiz olan liderine bir bakış attı. Kalbinde bir parça pişmanlık hissetti. Katılmaya istekli olmamasının asıl nedeni, esas olarak karşılarındaki düşman hakkında henüz yeterince bilgili olmamasıydı.

Kurnaztilki, Gökdoğan'ın hayvani içgüdüsüne sahip olmasa da, analitik becerilere sahipti. Aslında katılan fevtlerin gerçek sayılarına bakılırsa, bu savaşı Karabayrak İleri Karakolu'nun illa ki kaybedeceği söylenemezdi. En büyük bilinmeyen değişken, arkadaki pelerinli figürdü.

Kurnaztilki, pelerinli figürün önce davranmasını beklemek istiyordu, böylece adamın yeteneklerini analiz edebilecekti, ama pis, gizemli adam, mücadeleye katılmak için en ufak bir istek göstermiyordu. Kurnaztilki'nin kenarda durmaya devam edemeyeceği doğruydu ve bu yüzden eliyle işaret etti. “Hadi savaşa katılalım!”

Sonunda arbedeye girecekler miydi? Gökdoğan hemen pompalı tüfeğini çıkarıp dövüşe katılmaya hazırlandı.

“Şimdilik uzakta dur, çaylak.” Çılgın Köpek'in tüm vücudu enerjiyle hafifçe dalgalanıyor ve yüzündeki çirkin izler bükülüyordu. Kaslarını esnetirken üzerindeki damarlar solucan gibi kıvrılmaya başladı ve bir yay gibi tamamen gergin görünüyordu. "Önce ben gideceğim!"

Bir top gibi fırlarken ayakları toprakta küçük bir krater açtı. Korkutucu bir rüzgar, öteki paralı askerlerin üzerinden esip geçtiğinde Çılgın Köpek önlerinden kaybolmuştu.

Çılgın Köpek inanılmaz hızlıydı! O bir çeviklik meta-insanı değildi, ama tüm fiziksel gücünü ortaya çıkarıp hıza odakladığında, herhangi bir çeviklik meta-insanı kadar hızlıydı.

Haydut fevtlerin iki tanesi, hızla yaklaşan Çılgın Köpeği engellemeye çalıştı, ama o yavaşlamadı bile. Tam aksine onlara doğru hızlandı! Öfkeli duruşu ve huysuz yüzünü gören herkes, yoluna bir dağ bile çıksa, onu bir kenara itebileceğini düşünürdü. Haydut fevtler bu kadar çılgın bir insanla hiç karşılaşmamıştı, ancak sadece kısa süreli bir şaşkınlıktan sonra savaş baltalarını yukarı kaldırdılar, sonra da Çılgın Köpek'i doğramak için indirdiler.

CRACK! CRACK!

Kurnaztilki silahıyla hedef bile almamıştı; sadece kollarını dikkatsizce ileri doğru sallamış gibi görünmüştü. Tabancalarının namlusundan iki duman bulutu çıktı ve o iki haydut fevt hemen geriye doğru düştü.

O iki fevtin yanından geçerken, Çılgın Köpek, havaya sıçrayıp şu an dengesiz olan ellerinden savaş baltalarını çekip aldı. Ayakları onların başlarının üzerine indi ve kendini altı metre havaya itmek için kullanırken boyunlarını ezdi. Bir yamyama doğru ilerleyip onu parçalarken elindeki o iki büyük savaş baltası, göz kamaştırıcı bir ışıltıyla parlıyordu.

Bu son derece riskli bir sıçrayıştı, çünkü en güçlü insanların bile havada iyi sıyrılabilmeleri mümkün değildi. Buradaki tüm fevtler, birçok savaştan tecrübeliydi; doğal olarak böyle mükemmel bir fırsatı görmezden gelemezlerdi! Fevtlerden ikisi aceleyle yaylarını çekip çelik uçlu oklarıyla Çılgın Köpek'i havada vurmaya hazırlandılar.

Ama tam o anda, iki tabanca patlaması duyuldu!

İki adet mermi, gruplanmış fevt ve insanların arasından olağanüstü bir hassasiyetle geçtikten sonra anında o iki okçunun kafalarında patladı. Bir tepki gösterme veya yaylarını tamamen çekmeye fırsatları olmadan düşüp öldüler.

Başından sonuna kadar, Çılgın Köpek hedefi dışında herkesi ve her şeyi görmezden geldi. Tüm vahşi bir hayvanlardan çok daha şiddetle kükrüyordu ve onun kükreyişi çok daha korkunçtu. Clank! İki kalın savaş baltası, onunla birlikte aşağı inip yamyamın tam kafasına çarptı. Savaş baltaları, yamyamın miğferi, yamyamın kafası… her üçü de anında küçük parçalara ayrıldı!

Yamyamın inanılmaz ölçüdeki koca bedeni, gerçekten de bu darbenin gücüyle havaya savruldu. Havada “takla atarak” her yere kan ve beyin dokusu püskürttükten sonra nihayet bir dağ gibi yere çarptı.

Çılgın Köpek'in yüzünde çılgın bir sırıtış vardı. Yamyamı öldürmek için kullandığı çifte vuruş, o kadar ağırdı ki, başparmağıyla işaret parmağı arasındaki derisi sıyrılmıştı, ama o hiç acı hissetmiyordu. Parlak palasını belindeki kınından çekti, daha sonra çürümüş odun keser gibi yakındaki birkaç haydudun kalkanlarını, savaş baltalarını, zırhlarını ve miğferlerini kesip biçti ve kemiklerini lime lime doğranmış ete çevirdi.

İnanılmaz bir güçtü bu! Hem elit muhafızların iki kaptanı hem de Tartarus paralı askerlerinin bu iki kaptanı tek kelimeyle müthişti. Böyle güçlü insanlar kendi taraflarında oldukları sürece, ileri karakolun ayakta kalmak için hala bir şansı olabilirdi!

Ancak Gökdoğan bölgede tüyler ürpertici bir aura hissetti. Her ne kadar bu öldürme niyetinin hedefi kendisi olmasa da, o kadar ürkütücü ve o kadar şiddetliydi ki, sanki daha önce yanan güneşin altında duruyordu da şimdi buzlu bir çukura düşmüş gibi hissediyordu. Vücudundaki her bir hücre donmuştu sanki… ve bu öldürme niyeti, henüz hiç hareket etmemiş olan pelerinli figürden geliyordu.

Gökdoğan bağırarak uyardı, “Dikkatli ol, Kurnaztilki! O adam saldırmak üzere!”

Kurnaztilki biraz şaşırdı, “Oh, öyle mi?”

Gizemli figür, kollarından bir çift uzun, düz bıçak çıkardı. Daha sonra yılan gibi tıslarcasına birkaç kelime fısıldadı. Kara gözleri, denizin sonsuz derinlikleri kadar siyahtı, ama içlerinde bir öldürme niyetinin dalgaları görülebiliyordu.

O, ileri doğru 'koşmadı', silahtan çıkan bir mermi, yaydan bir ok, fırlatıcısından bir cirit gibi fırladı. Hareket ediş şekli fizik kurallarını ihlal ediyor gibiydi! Bir an önce, tamamen hareketsiz duruyordu. Şimdiyse, her nasılsa tam hareket halindeydi! Hızlanma süreci olmamıştı, ama şimdi korkunç ve akıl almaz bir hızla hareket ediyordu. Onun zarif hareketleri, adamın adeta yer çekiminin etkilerini görmezden gelebildiğini gösteriyordu ve arkasındaki rüzgarda çırpınan yırtık pırtık pelerin onu siyah, kanatlarını çıkarmakta olan bir iblis gibi gösteriyordu.

O saldırıyordu! Sonunda saldırıya geçmişti!

Not: Bölümleri daha hızlı okumak isterseniz, Novel Günleri sitemize bekleriz.



Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.


23   Önceki Bölüm  Sonraki Bölüm   25 



DISQUS - Mangaya Ait Yorumlar

*Not: Yorum Yazmadan Önce;

  • Spoiler,
  • Küfür, siyasi ve seviyesiz yorumlar,
  • İçerikle alakasız link paylaşımları yasaktır.
  • İçeriği çeviren gruplar dışında site reklamı yapanlar sınırsız uzaklaştırılacaktır.