Yukarı Çık




50   Önceki Bölüm 

           
D’Arby Kardeşler örneğinde olduğu gibi, 9 Mısır Tanrısı’nın Stand yeteneklerinin her biri eşsiz. Sanırım tarot kartlarını bir başlangıç noktası olarak ele almak gerek.--- Dün, hepsi birden saldırıya geçerse neler olabileceği üzerine bazı şeyler karalamıştım. Ancak yeteneklerini kullanma biçimlerine bağlı olarak, içlerinden tek bir tanesi dahi benim, yani Dio’nun Stand’ine kafa tutabilecek potansiyeli pekâlâ taşıyabilir.

Aralarında gözümü en çok diktiğim, Boingo’nun “Thoth“u. Oldukça utangaç, daha doğrusu başkalarına karşı güvensiz olma eğiliminde. Yalnızca ağabeyi Oingo’ya içini döktüğü için, onu sorguya çekmek benim için bile zor oldu... Ancak “Thoth“un Stand yeteneğini tarif etmem gerekirse, buna “geleceği öngörme“ derdim. Stand, bir “kitap“ formuna giriyor. Ve o “kitap“ta, gelecek resimler hâlinde beliriyor.--- Sadece çok yakın geleceği öngörebilmek gibi bir zayıflığı var ve hiçbir saldırı gücüne de sahip değil. Ne var ki, bu Stand yeteneğini asıl tehlikeli kılan şey onun “öngörüleri“. Söylendiğine göre, geleceğin onun öngördüğü şeylerden sapması imkânsızmış.

“Öngörüler kesinlikle, yüzde yüz kesindir.“

Böyle söylemişti. Hiçbir konuda kendine güveni olmayan bu ürkek çocuğun bunu böylesine sarsılmaz bir inançla dile getirmesi... Ve en azından, şu ana dek bu durumun hep doğrulanmış olması.

“Thoth“un yeteneğini ilk öğrendiğimde zihnimden şunlar geçmişti.

“Bunun bir faydası dokunacak mı?“

“Değiştirilemez bir geleceği önceden bilmenin ne anlamı olabilir ki?“

“Eğer bu kesinleşmiş bir kaderse, bunu bilmek hiçbir işe yaramaz, öyle değil mi?“

İşte böyle düşünmüştüm.


Elbette, daha iyi... ya da daha doğrusu, arzu edilen bir geleceğin “öngörülmesi“ hoş olurdu. O geleceğe en kısa sürede ulaşmak için çaba sarf etmenin bir değeri olurdu. Fakat “Stand kitabı“nda istenmeyen bir gelecek belirirse, insan ne yapmalı? En uç senaryoda, ya kendi mağlubiyetinizi öngörürse?

O gelecekten kaçınmanın bir yolu olsaydı, bu faydalı olabilirdi... ama bu mümkün değil.

“Kesin, yüzde yüz.“

Kaçınılmaz.--- Eğer trajedi kesin ve kaçınılmazsa, insan bunu hiç bilmemeyi tercih ederdi, haksız mıyım?

Bunu öğrenmek, bir insanın hayatının nasıl geçeceğini daha doğduğu andan itibaren bilmekle aynı kapıya çıkardı. Ne kadar çaba harcarsanız harcayın, ne kadar disiplinli olursanız olun, hepsi tamamen anlamsızlaşırdı. Doğum, her şeyin belirleyicisi olurdu.

Örneğin, Boingo’nun “Thoth“ Stand’i onun öleceği bir geleceği öngörseydi, ne yapardı?--- İşte bunları düşünüyordum.

Ah, kulağa çok eskiden düşündüğüm bir şeymiş gibi gelebilir ama aslında daha iki gün öncesine kadar zihnimi meşgul ediyordu.--- Ve sonra, iki gün önce ona sordum.

Boingo’ya sordum.

Eğer öleceği öngörülseydi ya da bu olmasa bile umutsuz, acı dolu bir gelecek... mesela ağabeyinin ölümü gibi bir şey öngörülseydi... ne yapmayı düşünüyordu?

Belki de bir çocuğa sorulabilecek en acımasız soruydu bu.

Ancak sormadan edemedim.--- Joestar grubu gelmeden önce “cennete gitmek“ için en ufak bir ipucu olabilecek bir şey varsa, bunu öğrenmeliydim.

Boingo sinmişti, gözlerime bakamıyor, titriyor ve kekeliyordu... ama ondan beklenmeyecek kadar güçlü bir iradeyle şunları söyledi.

“Ama.



Ama yine de, Lord Dio.“

“Kaçınılmaz bir trajediyle yüzleşecek olsanız bile... eğer bunu önceden bilirseniz, kendinizi buna ’hazırlayabilirsiniz’.“

......Gerçekten de bir çocuğun ağzından çıkmış gibi durmayan sözlerdi.

Büyüdüğüm ebeveynler yüzünden oldukça erken olgunlaşmıştım, ancak Boingo’nun yaşındayken bu kadar cüretkâr bir şey söyleyebileceğimden şüpheliyim.

Eğer “geleceği“ bilirseniz, kendinizi “hazırlayabilirsiniz“.

Eğer kendinizi “hazırlayabilirseniz“... bu sizi “mutluluğa“ götürür.

Başka bir deyişle... “cennet“ denilen şey, “gelecek“ anlamına gelmiyor mu?

Kötü bir geleceği bilmek “umutsuzluk“ değil, tam aksine “umuttur“, öyle değil mi?--- Yarın öleceğinizi bilseniz bile, buna “hazırlıklıysanız“, o hâlde “mutlusunuzdur“, haksız mıyım?

“Hazırlıklı olmak“, “umutsuzluğu“ kovar.

Ve geleceğin ta kendisi cennettir... Varsayımım bu yönde.

Her ne kadar bu hâlâ bir varsayım boyutunda kalsa da... Boingo’nun Stand yeteneği yetersiz. “Thoth“ yeterli olmaktan çok uzak. Sadece geleceğin çok küçük bir kısmını bilerek yapılabilecek hazırlık, görünüşe göre yalnızca bunu bilmekle sınırlı kalıyor.

Sadece yakın gelecek için toplanabilecek kararlılık miktarı gerçekten de pek fazla değil.

Benim arzuladığım kararlılık bu değil.--- Ufak bir sıkışıklık anında gösterilecek hazırlık ile çok değer verdiğiniz birinin büyük bir tehlikede olması anındaki hazırlık arasında dağlar kadar fark vardır. Bu tamamen duruma bağlıdır. Ve büyük bir kararlılık olmadan cennete ulaşılabileceğinden son derece şüpheliyim.

Bu yeterli değil. Hayır, ne de olsa şu anki hâliyle, bunun cennete giden bir yol olduğunu söylemek için gerçekten yeterli hissetmiyorum.--- Yoksa bu fikirden ilham aldığım andan itibaren sadece olduğum yerde dönüp durduğum, ama asla bir adım bile ileri gidemediğim doğru olabilir mi?

O zaman bu defter tam olarak ne işe yarıyor? Benim yerimde sayışımın bir kaydı falan mı?--- Saçmalık. Yakışıksız düşüncelerin esiri oldum. Kendimi bir imparatorla bir tutan benim, Dio’nun başına böyle bir şey gelmemeli.


Bunları bir sıraya koyacağım.

Cennete gitmek için gerekli olan şeyler.

“36’dan fazla günahkârın ruhu.“

“14 kelime.“

“Tüm kalbimle güvenebileceğim bir dost.“

Ve benim Stand’im... “zamanın“ Stand’i.

“The World.“

Evet, her şey yolunda.--- İlerliyorum. Gelişme kaydediyorum.

Zamanın akışıyla birlikte, sarsılmaz bir tempoyla sağlam ve kararlı adımlarla ilerliyorum.--- Nelerden yoksun olursam olayım ya da neleri kaybetmiş olursam olayım, bu kadarı kesin.--- Yalnızca bu konuda hiçbir şüphem yok.

Bir fırsatı kaçırmış olabilirim ama zamanlama harika.

Çünkü burada neden “36’dan fazla günahkârın ruhuna“ ihtiyaç duyulduğunu yazacağım.--- Şu ana dek onlar hakkında cennete gitmek için temel “materyal“ olarak ahkâm kesiyordum ancak Boingo’nun büyük çabaları sayesinde artık kararımı verdim.

Kendi kararlılığım... bu noktada onu oldukça, makul bir düzeyde şekillendirdim.

Elbette bu kararlılık cennete gitmek için yeterli değil, yanından bile geçmez.--- Gerekli ruhların toplam sayısının nasıl belirlendiğini çok önceden yazmıştım. Peki ya ruhların niceliği ne olacak? Bireysel bir canlının ruhunun kütlesi nedir?

Tartışma uğruna, bunun 10 olduğunu varsayalım.

Bir insan ya da bir vampir için “bölmesi“ en kolay sayı olan 10 tabanını göz önüne alırsak... Tüm sayı tabanları arasında en yaygın olanı 10 tabanıdır. Ve görünüşe göre bunun nedeni, insanların iki ellerinde toplam 10 parmak bulunması.

Bu yüzden burada da bunu temel alacağım.

Gelin bu ruhlara iyilik ve kötülük oranları verelim. Görünüşe bakılırsa çoğu insan 5:5 oranında bir dengeye sahip.--- Daniel J. D’Arby, fişe dönüştürdüğü ruhları daha da fazla fişe bölebiliyor, ancak bunun sınırı 10 fiş.

Bunu öğrendiğimde, bir ruhtaki niceliğin “10“ olduğu yönündeki varsayımımın doğru olduğunu hissettim.



Fakat sorun, bu 10 fişin nasıl sınıflandırılacağıydı.

Bu yüzden onları siyah ve beyaz oranına bölüyoruz.

Jonathan Joestar gibi dürüst bir adam için bu 10 fişin tamamı muhtemelen beyaz olurdu.--- İyi bir insan olmanın oranı 10:0’dır.

Annem de aynı şekilde olurdu.

10:0 oranında iyi bir insan.--- Kutsal bir kadın.

Ve benim için ya da Karındeşen Jack veya Cadı Enya’nın oğlu J. Geil gibi biri için, eminim ki o 10 fiş kapkara olurdu.--- 0:10 oranına sahip insanlar.

Ben, 10 siyah fişe sahip 36 kişi toplamaya çalışıyorum.

Bu bir çocuğun bile yapabileceği bir hesap.--- 36 çarpı 10, 360 eder.

360 bir çemberi temsil eden sayıdır.--- Bir çember, ve aynı zamanda bir “saat“.

36 ruh, eğer en azından benim ruhum da onlara eklenirse... “zaman“ bir döngüyü tamamlar.

Evet. 36’dan fazla ruh, birden fazla tam dönüşü ifade eder.

“Zaman“... “tam bir tur“ atacak.

Cennete gitmenin süreci, rehberi budur.

......Bunu sanki konu hakkındaki her şeyi biliyormuşum gibi yazıyorum ama şu an itibarıyla bunun tam olmadığını söylemeliyim. Eğer bu düşünce doğruysa, “bunu“ pratiğe dökmek için Stand’imi geçici olarak feda etme cesaretine ihtiyacım var.

İhtiyacım olan şey “cesaret“.

Stand’imi feda edecek cesarete ihtiyacım var.--- Çürüyen Stand’im, 36 günahkârın ruhuna babalık yapacak ve onları özümseyecek.

Ve oradan, “yeni biri“ doğacak.

Bunu yaparak, o “doğan varlık“ uyanmış olacak.--- Güvenebileceğim dostun dile getirdiği 14 kelime, zekâyı temsil ediyor.--- O “dost“ bana güveniyor.

Ben de bir “dost“ olacağım.

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.

50   Önceki Bölüm