Bölüm...
Drama,Fantasy,Historical,Josei,Novel,Romance,Tragedy

Bölüm 93

Yazar: Hanagasumi Grup: : Bağımsız Okuma süresi: 7 dk Kelime: 1.799


“Majesteleri malikâneyi kâhyayla birlikte geziyor. Hazretleri görevi yeni devraldığına göre ilgilenmesi gereken pek çok şey vardır, öyle değil mi?”
Dadısı, yemekleri masaya dizerken isteksizce karşılık verdi.
“Şimdi işi varmış gibi davranmayı bırak da gel otur. Hızlıca bir şeyler yiyip hazırlanman gerek.”
Taila içine çöken sıkıntıyı bastırarak sandalyeyi çekip masaya oturdu. Hâlâ hiçbir iştahı yoktu ama uzun zamandır ilk kez keyfi yerinde görünen dadısıyla tartışmak istemiyordu.
“Birazcık yiyeceğim sadece.”
“Elbette yiyeceksin.”
Dadısı yüzünde geniş bir tebessümle yemekleri küçük lokmalar hâlinde kesip tabağına koydu.
Taila, tırnak ucu büyüklüğünde önceden parçalanmış ekmeği bile daha küçük kırıntılara ayırıp içinde yabancı bir şey olup olmadığını kontrol etti. Yemeğin güvenli olduğuna emin olduktan sonra ufalanmış ekmeği yapış yapış reçelle birlikte zorla boğazından geçirdi. Tam yemeğini bitirmek üzereyken dadısı gizemli kahverengi bir sosla pişirilmiş etle buharda pişmiş yumurtayı önüne uzattı.
Keskin kokulu ete dokunamadı; yalnızca bir yumurtayı güç bela bitirebildi ve ayağa kalktı. Tam o sırada barakaların dışından başka birinin varlığını hissetti.
“Majesteleri, durumunuzu kontrol etmeye geldim.”
Bu, Senevier’in ona tahsis ettiği şifacıydı. Taila bezgin bir sesle karşılık verdi.
“Gir.”
İzin verilince narin yüz hatlarına sahip orta yaşlı bir kadın içeri girdi. Yumuşak bir sesle sordu:
“Ağrınız bugün nasıl?”
“Bugün çok kötü değil.”
Taila yatağın üzerinde doğrulup kısa bir cevap verdi. Kadın doğal bir hareketle önünde eğildi ve bacağına sarılı sargıyı çözmeye başladı. Morluklarla kaplı yara izi ortaya çıkınca dadısı hemen başını başka yöne çevirdi.
Taila bunu fark etmemiş gibi davranıp ifadesiz gözlerle bacağına baktı. Şifacı, yara izinin üzerine yoğun kıvamlı krem benzeri bir merhemi kalınca sürdü, ardından bandajı yeniden sardı.
“Deriniz tahriş olabilir, bugün biraz daha gevşek saracağım.”
“Gerek yok, sıkı sarın. Sakın çözülmesin.”
“İz daha da büyüsün mü istiyorsunuz?”
Şifacı onu sert bir tonla azarladı. Kadına keskin gözlerle bakan Taila dudaklarını ısırıp başını salladı. Kadın dudaklarının kenarında hafif bir tebessümle sargıyı daha gevşek sardıktan sonra yatıştırıcı bir sesle ekledi:
“Düğümü sıkıca bağladım, çözülmez. Merak etmeyin.”
Cevap vermek yerine Taila bandajı yokladı. Gerçekten de eliyle çekiştirmedikçe açılacak gibi durmuyordu. Küçük bir rahatlama nefesi vermişti ki kadın, koltuğunun altındaki çantadan küçük bir tütsülük çıkardı.
“Yola çıkmadan önce biraz ot yakacağım. Arabadaki sarsıntıya dayanmanız kolaylaşır.”
Ardından tütsü çubuğu hâline getirilmiş kurutulmuş ot demetini porselen kaba yerleştirdi. Taila onun elini tutup durdurdu.
“Gerek yok.”
Şifacının gözleri şaşkınlıkla büyüdü.
“Gerçekten iyi olacak mısınız? O sallanan arabada ağrınız daha da artacaktır.”
“Katlanırım. Varkas…”
Varkas’ın yanan otların kokusundan hoşlanmadığını söylemek üzere ağzını açtı ama hemen sustu. Onun için endişelendiğini bilmesini istemiyordu. Artık hisleriyle alay edecek kimse kalmamış olsa bile…
Taila konuyu kapatmak istercesine tersledi:
“Olmaz dediysem olmaz.”
Şifacı kısa bir endişeli bakış attıktan sonra tütsülüğü yeniden çantasına koydu.
Taila ayağa kalktı, yüzünü aceleyle yıkadı ve dadısının yardımıyla kıyafetlerini değiştirdi.
Hazırlığını tamamlayıp dışarı çıktığında gözlerinin önüne sarımsı kahverengi çadırların düzensiz sıraları ve aralarında koşturup duran insanlar serildi.
Bu yabancı manzara karşısında Taila omuzlarını omuzlarını gerdi. Çıplak ayaklarıyla çimenlerin üzerinde koşan çocuklar, büyük ateş çukurlarının başında ekmek pişirip et kızartan kadınlar, üstleri çıplak hâlde at süren adamlar… Her şey ona bütünüyle yabancıydı.
“Nihayet uyandın.”
Boş boş etrafa bakarken tanıdık bir ses kulağına ulaştı.
Taila başını çevirince altın kahverengi gözlü ince yapılı bir oğlan gördü ve kaşlarını çattı. Varkas’ın tuhaf küçük kardeşi büyük bir sandığın üzerine çömelmiş ona ters ters bakıyordu.
“Bütün kraliyet mensupları senin kadar tembel mi olur? Herkes nefesini tutmuş seni bekliyordu.”
Taila gözlerini sertçe kıstı. Bunun üzerine oğlanın küstah yüzünde kısa süreli bir çekinme belirdi.
“Hayır, yani güneş çoktan yükseldi ama ortalıkta görünmedin bile…”
“Selam vermeyi bilmiyor musun?”
Taila soğuk bir sesle çıkıştı. Oğlan omuz silkerek pişkince cevap verdi:
“Kendi babama bile selam vermem.”
“Veletlik yapmakla övündüğünü mü sanıyorsun?”
Oğlanın gözleri öfkeyle daraldı.
“Kim veletmiş? Ben sadece biraz özgür ruhluyum!”
Taila onu vakit harcamaya değmez görüp başını çevirdi. Oğlan hemen peşine takıldı.
“Doğuştan mı böylesin? Hayır, insan nasıl bu kadar kötü olabilir?”
“…”
“Duyduğuma göre hizmetçilerini en ufak şeyde dövüp kovuyormuşsun, hatta Birinci Prenses’in şarabına zehir bile katmışsın. Bunların hepsi doğru mu?”
Yavaş adımlarla yürüyen Taila aniden durdu. Oğlan dayak yiyecekmiş gibi bir adım geri çekildi.
Taila bir süre sessizce ona baktı, sonra dudaklarının köşelerini yavaşça yukarı kaldırdı.
“Evet. Hepsi doğru.”
Oğlanın ela gözleri dehşetle açıldı. Taila gözlerini onunkilere dikerek yumuşak ama durgun bir sesle devam etti:
“Canım sıkıldığında hizmetçileri döverdim. Üvey kız kardeşimin şarabına zehir kattığım da oldu.”
Oğlanın gözbebekleri şiddetle titredi. Gerçekten mi konuşuyordu yoksa blöf mü yapıyordu, anlamak güçtü. Taila ona doğru yaklaşıp yüzünü tehditkâr biçimde onun yüzüne yaklaştırdı.
“Bununla bittiğini mi sanıyorsun? Her gece bıçağımı biler, o güzel yüzünü paramparça etmeyi hayal ederdim.”
Parlak tenindeki ince tüylerin ürpererek diken diken oluşunu görebiliyordu. Kızarmış kulağına doğru eğilip uğursuz bir fısıltıyla konuştu:
“O yüzden arkana dikkat etsen iyi olur. Durmak bilmem.”
Doğrulduğunda oğlanın dehşet içinde donup kaldığını gördü. Taila küçümseyici bir homurtu çıkarıp aksayarak arabaya doğru yürüdü.

───

Raedgo Kalesi yakınlarındaki otlaklarda bir gece geçirdikten sonra doğuya ilerleyip oldukça büyük bir köyü dolaştılar, ardından kuzeye yöneldiler.
Köyleri birbirine bağlayan toprak yollarda ilerlerken irili ufaklı obalar ara sıra karşılarına çıkıyordu. Görünüşe göre Han halkının büyük kısmı hâlâ göçebe yaşamı sürdürüyordu. Yüzlerce baş hayvan yetiştirmek için mevsimlere göre otlaktan otlağa göç etmek kaçınılmaz olmalıydı.
Buna karşılık yerleşik köylüler, İmparatorluk halkına benzer bir yaşam sürüyordu. Taş ve topraktan yapılmış evlerde oturuyor, tarlalarını ekiyor; bazıları el sanatları üretmek için atölyeler açıyor ya da pazarda yiyecek satıyordu.
Özellikle yün pazarı son derece canlıydı. Koyun yününden dokunan kaliteli kumaşlar ve keçeler, Doğu’nun başlıca gelir kaynaklarından biri gibi görünüyordu.
Büyük şehirlerde geniş çaplı pazarlar kuruluyor, imparatorluğun dört bir yanından yüzlerce tüccar pahalı kumaşlar satın almak için buraya akın ediyordu. Doğal olarak ticaretle birlikte muazzam miktarda altın da el değiştiriyordu. Varkas’ın başlıca görevi ise bu ticaret düzeninin işleyişini denetlemekti.
“Pazar her yıl kayda değer ölçüde büyüyor. Çeşitli kumaşların yanı sıra gıda ve el sanatları ticareti de oldukça canlı.”
Varkas’ın yanında duran yönetici sakin bir sesle açıklamalarını sürdürdü.
“Burada kayıtlı olanlar bu mevsim toplanan vergilerin dökümüdür. Bunun dışında kira gelirleri, geçiş ücretleri ve hâlihazırda Büyük Dük Hanesi tarafından doğrudan işletilen at pazarının kârı dâhil tüm diğer gelirleri de titizlikle derledim.”
Varkas kalın muhasebe defterini hızla gözden geçirdi. Ona dalgın dalgın bakmakta olan Taila ise can sıkıntısına daha fazla dayanamayarak bakışlarını pencereye çevirdi. Düzgün taş yollar ve sıkışık taş binalarla dolu şehir manzarası gözlerinin önüne serildi.
Doğu gerçekten tuhaf bir yerdi. Bir yanda açık bozkırlarda çadırlarda yaşayanlar, diğer yanda yüksek kale duvarlarının ardında imparatorluk usulü hayat sürenler... Sanki iki ayrı dünya düzensizce iç içe geçmiş gibiydi.
“Anlaşılan bu biraz zaman alacak. İsterseniz dışarı çıkıp pazarı gezebilirsiniz.”
Boş bakışlarla dışarıyı izleyen Taila irkilip başını çevirdi.

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.


Ayar kaydedildi