Bölüm...
Drama, Fantasy, Historical, Romance

Bölüm 1

Giriş
Yazar: Hanagasumi Grup: : Bağımsız Okuma süresi: 7 dk Kelime: 1.665

Karanlığın içinde yankılanan ağır ve düzenli ayak sesleri duyuldu. Göletin karşısındaki bahçe bankında oturan Gareth başını sütunlu geçide çevirdi.
İmparatorluk Şövalyeleri’nin törensel üniforması içinde kusursuz görünen Varkas, bahçeye açılan uzun kemerli koridorda ilerliyordu. Yaklaşımı, karanlık ve derin sularda ağır ağır süzülen bir yılana benziyordu.
Bu durum Gareth’i her zaman düşündürürdü. Güneşte solmuş keteni andıran donuk sarı saçlar. Gümüş çalan mavi-gri gözler. Alçı kadar cansız bir ten. Eski parşömenler gibi silik tonlardan oluşmuş bir adam… Öyleyse neden böylesine uğursuz bir hava yayıyordu?
Ne zaman karşılaşsalar Gareth’in ensesi sebepsiz yere ürperirdi.
“Majesteleri, Veliaht Prens.”
Adam elini göğsüne götürerek selam verdi. Gareth ise huzursuz bir hareketle onu geçiştirdi.
“Şu anlamsız resmiyetleri bırak.”
Her ne kadar adam İmparatorluk Muhafızları’na bağlı olsa da bir gün Büyük Dük Siorcan’ın yerini alacak, doğu eyaletlerini yönetecekti. Statüsü Gareth’in hafife alabileceği biri değildi. Yine de Gareth ona sıradan bir astına davranır gibi çenesini kaldırarak buyurdu:
“Daha ne kadar bana yukarıdan baktıracaksın? Otur.”
Bu kabalığa rağmen adamın ifadesi değişmedi. Ne gücenmiş ne de boyun eğmiş görünüyordu; yalnızca kayıtsızdı. Sessizce mermer banka oturdu.
Veliaht Prens onun keskin hatlı yüzünü dikkatle inceledi. Dışarıdan her zamanki hâlinden farksızdı ama keyfinin yerinde olmadığı belliydi. Muhtemelen işler ters gitmişti. Gözlerini kısarak sordu:
“Sorgu nasıl geçti? Sakın arkasındaki güçleri bulamadığını söyleme.”
“Öğrenilebilecek her şeyi öğrendim.”
Varkas pelerininin yakasını hafifçe çekiştirirken sesi dümdüzdü.
“Fakat sonuç, Majestelerinin duymak istediği türden değil.”
Gareth kaşını kaldırdı.
“Açık konuş.”
“Prensesin şarabına karıştırılan madde, İmparatoriçe’nin sarayından gelmedi.”
“Öyleyse nereden geldi?”
“İmparatorluk eczanesinden alınmış. Ana sarayda çalışan bir hizmetçi için reçete edilmişti. Üstelik zehir sınıfına bile girmiyor. Fazla alındığında en fazla mide bulantısı ve karın ağrısı yapıyor. Sıkı denetlenen bir madde değil.”
“Yani bana diyorsun ki saraydaki hizmetçilerimden biri aniden delirdi ve onu kız kardeşimin kadehine koydu?”
Gareth kuru bir kahkaha attı ama kalın boynunda kabaran damarlar öfkesini ele veriyordu.
Varkas’ın kuru bakışlarında en ufak bir dalgalanma yoktu.
“Şaraba koyan hizmetçi değildi.”
“Öyleyse kimdi?”
Gareth’in sabrı taştı.
“Lafı uzatma da söyle! İmparatoriçe değilse, dikkatsiz bir hizmetçi değilse, kız kardeşimin kadehine dokunmaya kim cüret etti?”
“İkinci Prenses.”
Düz ve sakin cevap Gareth’in sözünü yarıda kesti.
“O kadın mı?”
Yüzü çirkin bir ifadeyle buruştu. Gareth, İmparatoriçe’den bahsederken erimiş lav gibi öfkeyle yanardı. Ama onun saraya getirdiği gayrimeşru kızından söz ettiğinde, sanki ağzına pislik bulaşmış gibi görünürdü. Sıkılmış çenesi gıcırdadı.
“O deli kızsa… evet, kıskançlıktan aklını yitirmiş olmalı. Doğruyla yanlışı ayırt edemez artık.”
Gareth sokak serserisi gibi küfürler savururken bile Varkas’ın yüzünde en ufak bir tepki belirmedi. Veliaht Prens gözlerini ona dikti.
“Yine de… İmparatoriçe’yi bu kadar çabuk aklamak doğru mu? Kızını kışkırtmış olamaz mı?”
“İmparatoriçe işin içinde olsaydı böyle zayıf bir madde kullanmazdı. Gerçek bir zehir seçerdi. Ve yakalanacak kadar açık izler bırakmazdı.”
Sözlerindeki buz gibi kesinlik Gareth’i susturdu. Lafının kesilmesinden hoşlanmamıştı ama Varkas’ın sesine sinen küçümsemeyi fark edince içten içe tatmin oldu. Bu aşağılama Talia Roem Gwirta’ya yönelikti.
Diğer her konuda bu adam kayıtsızlığın vücut bulmuş hâliydi. Ama konu kraliyet ailesinin o lekesi olduğunda keskinleşiyordu. Bu da Gareth’i rahatlatıyordu; çünkü bu adamın tamamen kendi tarafında olduğunu gösteriyordu.
“Elbette… İmparatoriçe kendini böyle aptalca oyunlarla riske atmaz.”
Rahatlayan Gareth’in sesi hafifledi.
“Demek Talia kendi ayağına sıktı. Bir gün başımıza bela açacağını biliyordum.”
Akademide herkesi dize getiren yaramaz gençlik günlerindeki gibi sinsi bir gülümseme yayıldı yüzüne.
“Belli ki sen kız kardeşimle nişanlanınca aklını kaçırdı. O piç kız seni kaç kez oyuncağı gibi kullandı? Şimdi muhafızı gerçek prensesin nişanlısı olunca sonunda zıvanadan çıktı.”
Varkas cevap vermedi. Gereksiz yere konuşmaması olağandı.
Ama Gareth artık bu sessizliğe tahammül edemiyordu. Bakışlarını ona saplayarak cevap vermesini istedi.
“Her neyse, bu kez cezasız kurtulamaz. Belki cinayete teşebbüsle bile—”
“İstediğiniz gibi sonuçlanmayacak.”
Araya giren söz Gareth’in bakışlarını kararttı. Ama Varkas’ın geleceğin imparatoruna çevrili gözleri sakindi.
“Birincisi, elimizde kesin kanıt yok. Suçlamayı reddederse suçunu ispatlayamayız.”
“Hizmetçinin ifadesi var!”
“İmparatoriçe’nin kızını tek bir hizmetçinin sözüyle mi mahkûm edeceksiniz?”
Gareth cevap ararken Varkas sakinliğini bozmadan devam etti:
“İkincisi, suçlu olduğu kanıtlansa bile kullanılan madde ölümcül değildi. En fazla mide rahatsızlığına yol açtı. Bunu düşüncesiz bir şaka olarak gösterecektir. En kötü ihtimalle gözetim altına alınır.”
“Şaka mı dedin?”
Gareth öfkeyle ayağa fırlayıp Siorcan’ın varisinin yakasına yapıştı.
“ Müstakbel nişanlının herkesin önünde yaşadığı rezaletin farkında mısın? Ayla hayatında ilk kez bir ziyafette herkesin önünde kusarak yere yığıldı! Buna nasıl şaka dersin?”
Bronz tenli yüzü öfkeden kıpkırmızı olmuştu.
“O sırada görmezden geldim ama kendi gözlerimle gördüm! Ayla yere yığılırken o lanet Talia salonun öbür ucunda gülümsüyordu! Onu parça parça etsem bile öfkem dinmez!”
“Majesteleri.”
Varkas’ın alçak sesi Gareth’in irkilmesine neden oldu. Gareth elini bıraktı; sırtından soğuk terler süzülüyordu.
Adam sakince üniformasını düzeltti.
“O, Majestelerinin ilgisini hak edecek biri değil.”
Geceyi gündüzün takip etmesi kadar doğal bir şeyi söylüyormuş gibi konuşuyordu. Sesi dümdüz ve soğuktu.
“Yaptığı tek şey insanlara küçük ve aşağılık eziyetler etmek. İmparatorluğun varisi öfkesini böyle değersiz biri için mi harcamalı?”
Bir çocuğu sakinleştirir gibi konuşuyordu. Ve haddini aştığını fark eden Gareth dilini ısırdı.
Varkas ağır hareketlerle ayağa kalktı. İzin almadan ayrılmak kabalık sayılırdı ama hareketleri su kadar akıcıydı.
“Prensese sakinleştirici otlar gönderdim bile. Bundan sonra Majestelerinin masasına gelen her yiyecek ve içecek sıkı denetimden geçirilecek.”
“Yani bunu görmezden gelmemi mi istiyorsun?”
“İkinci Prenses’i ifşa etmekte ısrar ederseniz sizi durdurmam. Fakat ben bu meseleye karışmamayı tercih ederim.”
Kayıtsız sesi Gareth’i rahatsız etti. Varkas’ın bunu kıskançlıktan doğmuş küçük bir taşkınlık olarak gördüğünü anladı. Belki de haklıydı. Böyle bir skandala saplanıp kalmanın ne faydası olacaktı?
Yine de Gareth onun bu soğukluğunu kabullenemedi. Bu yalnızca Ayla’ya karşı kayıtsızlığından değildi. Gözlerinde şüphe parladı.
“Yoksa onu koruyor musun?”
Varkas tam adımını atmışken durdu ve omzunun üzerinden baktı. Gölden esen rüzgâr kül sarısı saçlarını hafifçe dalgalandırırken gözlerinden keskin bir soğukluk yayıldı. İlk kez dudaklarında bıçak gibi ince bir tebessüm belirdi.
“Onu korumak mı?”
Alçak bir kahkaha attı; acımasız bir şakaya güler gibiydi. Ama mavi gözleri nefretle parlıyordu.
Gareth bir an konuşamadı. Adamın Talia’dan nefret ettiğini biliyordu ama bu denli derin bir düşmanlık beslediğini fark etmemişti.
Bu, hocalarının tüm duygularını söküp aldığı söylenen adam değil miydi? Gareth onu on yılı aşkın süredir en ufak bir duygu belirtisi gösterirken görmemişti.
O kız ona ne yapmıştı da bu adam bile dişlerini gösterecek hâle gelmişti?
Gareth onu merakla izledi. Talia’nın şövalyesi olduğu dönemde sayısız aşağılanmaya uğradığını duymuştu. Ama böylesine gururlu bir adamın bundan gerçekten etkileneceğine hiç inanmamıştı. Talia’nın onun gözünde yalnızca can sıkıcı biri olduğunu düşünmüştü. Görünüşe göre yanılmıştı.
Varkas’ın çelik kadar soğuk gözleri nefretle ışıldıyordu.
“Ben sadece bir daha onunla hiçbir şekilde yollarımın kesişmesini istemiyorum.”
Bunu söyledikten sonra geldiği yöne doğru yürüyüp gitti.
Gareth, gölün üzerinde süzülen bir yılan gibi sessizce uzaklaşan siluetini uzun süre izledi. Ardından dudaklarında sinsi bir gülümseme yayıldı.
Talia, her ne yaptıysan, bu benim işime yarıyor.
Onun müttefiki olması gereken adam, ondan en az kendisi kadar nefret ediyordu. Bu ittifak artık daha da güçlenecekti.
Memnuniyetle ayağa kalktı.

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.


Ayar kaydedildi