Drama, Fantasy, Historical, Isekai, Josei, Novel, Romance
Bölüm 9
Dinmeyen Hararet
Mason, Blair’ın talebini en ufak bir tereddüt göstermeden kabul etti.
“Belgeleri yarına kadar hazırlatırım. Böylece vakit kaybetmeden incelemeye başlayabilirsiniz.“
“Bilmediğim konularda bana yol göstereceğinize güveniyorum.“
Mason, onun bu tavrı karşısında içten içe şaşırmıştı.
İmparatorluğun en kıymetli hazinesi gibi yetiştirilen bir prensesin, karmaşık ya da zahmetli işlere el sürmeyeceğini düşünmüştü. Fakat Blair yalnızca istekli değildi; böylesine korunaklı bir hayat sürmüş olmasına rağmen eksiklerini kabul etmekten utanmıyor, aksine öğrenmeye heves duyuyordu.
Kimileri böyle bir davranışın onun mevkiine yakışmadığını düşünebilirdi.
Bu özelliği Mason’ın gözünde onu daha da asil kılıyordu.
“Bana da lütfen rehberlik etmenize izin verin, leydim.“
Blair’ın tanıdığı Mason, duygularını kolay kolay yüzüne yansıtan bir adam değildi. Fakat o an, yalnızca bir anlığına da olsa, ifadesi yumuşamış gibi görünmüştü.
Vedalaşıp odadan ayrıldıktan sonra Blair banyosunu tamamladı ve yatak odasına döndü.
Uyumak için henüz erkendi.
Bu yüzden bundan sonra yapacaklarını gözden geçirmeye karar verdi.
Herdin’e bir yıllık sözleşmeli evlilik teklif etmişti.
Fakat gerçek şu ki, Asiel’e erken yaz aylarında hamile kalmıştı.
Herdin’in Asiel’in varlığını öğrenmesine izin verilemezdi. Bu yüzden her şeyin, hamileliğin ilk haftaları başlamadan önce sonuçlanması gerekiyordu.
Altı ay kadar kaldı.
O zamana kadar çözmesi gereken üç mesele vardı.
İlki, yangına dair kaybettiği anılarını geri kazanmaktı.
Bu konuyu Herdin araştıracağından ayrıca ayrıntılı bir plan yapmasına gerek yoktu.
İkincisi ise boşanmaya hazırlanmaktı.
İmparatorlukta boşanabilmek için imparatorun onayı gerekiyordu. Ancak Ivan bu evliliği başından beri Herdin’i kontrol altına almak amacıyla desteklemişti.
Böyle bir adam gerçekten onların ayrılmasına izin verir miydi?
Suç Herdin’e yüklenirse kesinlikle izin vermezdi.
Bütün sorumluluk benim üzerimde görünmeli. Üstelik halkın baskısı öyle bir noktaya ulaşmalı ki Ivan’ın boşanmayı reddetmeye gücü yetmesin.
Bu amaçla düşündüğü yöntem bir skandaldı.
Başka bir adamla yaşanacak bir ilişki.
Fakat böyle bir skandal patlak verirse, işin içindeki adam da cezalandırılırdı. Bu yüzden Blair daha büyük düşünmeye karar vermişti.
Eğer yalnızca bir adam olursa bütün öfke ona yönelirdi.
Ama birkaç adam olursa?
O zaman halkın hedefi, bir prensesle birlikte olan erkekler değil; evliyken birden fazla erkekle ilişki yaşamış ahlaksız prenses olurdu.
Tam da istediği sonuç buydu.
Üstelik işler ters gider ve Asiel’in varlığı ortaya çıkarsa...
Onu bu adamlardan birinin çocuğu olarak gösterebilirdi.
Demek ki ilk iş olarak birkaç adamı satın almam gerekiyor.
Böylesine çirkin bir boşanmanın ardından imparatorlukta yaşamaya devam etmesi mümkün olmayacaktı.
En azından başkentte.
Şansı yaver gitmezse Ivan ya da Katrina onu bir yerlere kapatmaya bile kalkışabilirdi.
Ama Delmark Düşesi unvanını taşıdığı sürece imparatorluk ailesi bile ona kolay kolay dokunamazdı.
Sorun, boşanma gerçekleştiği anda başlayacaktı.
O an geldiğinde başkentten ayrılmaya hazır olması gerekiyordu.
Bu da yeni bir kimlik ve yeni bir yaşam yeri hazırlaması gerektiği anlamına geliyordu.
Kimsenin bilmediği bir yer.
Bunu sağlayabilecek tek yer loncalardı.
Yakında loncaya uğramalıyım.
Ve son mesele...
Geçmiş yaşamında ölümünün arkasındaki kişiyi bulmaktı.
Evine giren suikastçının kişisel bir husumet yüzünden onu öldürmüş olması pek olası değildi.
Kesinlikle perde arkasında başka biri vardı.
Onun kim olduğunu ve neden ölümünü istediğini öğrenmeliydi.
Çünkü bu hayatında Asiel’i tek başına bırakmaya asla niyeti yoktu.
Şimdilik en yakınımdakilerden başlayacağım.
Blair ertesi sabah şövalyelerin talim alanına uğramayı planladıktan sonra yatağına uzandı.
Tam o sırada, bir önceki geceye dair anılar zihninde belirdi.
Ve sözleşme...
Bir anda yerinden kalktı.
Çekmeceye koyduğu sözleşmeyi çıkarıp açtı.
İmza bölümleri hâlâ boştu.
───
Banyodan çıkan Herdin ise çalışma odasında oturmuş, dudaklarının arasında bir puroyla evrak inceliyordu.
Düğünden önce bütün önemli belgeler zaten halledilmişti; acil bir iş yoktu.
Ama dinlenmek yerine çalışmayı seçmişti.
Sabahın ilk saatlerinden beri zihnini kemiren düşünceleri bastırmanın başka yolunu bulamamıştı.
Loş ve sessiz çalışma odasında yalnızca sayfaların çevrilme sesi duyuluyordu.
Tam o sırada...
Tak, tak.
Ani kapı sesi sessizliği bozdu.
Mason mı?
Ruth, düğün hazırlıkları boyunca durmadan çalıştırıldığı için yakınmış durmuştu. Bu yüzden Herdin onu erkenden eve göndermişti.
Kendi isteğiyle geri dönmesi mümkün değildi.
“İçeri gir.“
Fakat içeri giren ne Ruth ne de Mason oldu.
Kapıda duran kişi Blair’dı.
Herdin’in bakışları beklenmedik ziyaretçiye çevrildi.
Blair elinde rulo hâline getirilmiş bir kâğıt taşıyordu.
Havadaki puro dumanı yüzünden hafifçe öksürdü ve öksürüğü geçene kadar ona yaklaşmadı.
“Dün gece her şey çok karmaşıktı. Sözleşmeyi tamamlamadığımızı hatırladım.“
Önüne bıraktığı kâğıda bakan Herdin’in yüzünde hafif bir şaşkınlık belirdi.
İncecik bir kâğıt parçası.
Gerçekten ne kadar değeri olabilirdi ki?
Ama Blair, sanki bu kâğıt her şeyi garanti altına alıyormuş gibi davranıyordu.
Saf ve inatçı bir kadın.
Herdin onu hızlıca imzalayıp saf karısını odasına göndermeyi düşünerek kalemi eline aldı.
Tam imzalayacağı sırada Blair elini tuttu.
“Bir dakika, Herdin.“
Elini kavrayan parmaklar buz gibiydi.
Dikkatini dağıtacak kadar soğuk.
“Bir sözleşme dikkatle okunmayı hak eder.“
“Dün okudum.“
“O zamandan beri her şeyi değiştirip tamamen farklı bir metin yazmış olabilirdim.“
Bir farenin kediyi uyarması gibiydi.
Bu kadın gerçekten ona zarar verebileceğini düşünüyordu.
Bileğini avuçlarının içinde kırabilecek kadar narin olan kendisinin...
Onu saf bir prenses sanmıştım. Ama bu gidişle kimsenin oyununa gelmeden hayatta kalır.
Bu düşünceyle sözleşmeyi yeniden incelemeye başladı.
“Bir madde ekledim.“
Blair ince parmağıyla satırlardan birini işaret etti.
“Bu sözleşme sona erdiğinde Lina için bir tavsiye mektubu yazmanızı istiyorum.“
“İmparatorluk Sarayı’ndan yanında getirdiğin hizmetçi mi?“
“Evet. İnsanlarla iyi anlaşır ve işinde de oldukça iyidir. Nerede çalışırsa çalışsın başarılı olacaktır.“
Herdin gözlerini hafifçe kıstı.
Yanındaki tek sırdaşını bile geride bırakmayı mı planlıyordu?
Belki de bir gece yarısı gizli sevgilisiyle kaçmayı düşünüyordu.
Yaklaşık yirmi yıl önce komşu Derant Krallığı’nda bir prenses bir şövalyeye âşık olmuş, babasının ayarladığı evliliği reddedip kaçmıştı.
Şövalye idam edilmişti.
Prenses ise sevgilisini kaybettikten sonra yemeyi içmeyi bırakmış ve sonunda kendi hayatına son vermişti.
Yüksek soylu bir kadın ile düşük sınıftan bir erkek arasındaki aşk skandalları sık yaşanmasa da duyulmamış şeyler değildi.
Blair’ın da böyle bir sona sürüklenmesi mümkündü.
Gerçi dün gecenin onun ilk deneyimi olduğu düşünülürse...
...Her neyse. Beni ilgilendirmez.
Bu sözleşmeli evlilik amacına hizmet ettiği sürece, onun ne yaptığı Herdin’in meselesi değildi.
İki nüshayı da imzaladı ve birini Blair’a uzattı.
“Geç oldu. Söyleyeceklerin bittiyse gidip dinlenmelisin.“
Nazik bir kovulma emri.
Ama Blair’ın işi henüz tamamlanmamış gibiydi.
“Eminim biliyorsunuzdur; yarın İmparatorluk Sarayı’nda öğle yemeği var.“
Düğünden sonraki ilk gün damadın ailesiyle, ikinci gün ise gelinin ailesiyle yemek yenirdi.
Bu gelenekti.
Ve Herdin bunu biliyordu.
“Biliyorum.“
“Diğer davetlere veya şölenlere katılmak zorunda değilsiniz. Ama ağabeyim ya da imparatorluk ailesiyle ilgili etkinliklerde bana eşlik etmenizi gerçekten isterim.“
Bu istek, geçmiş yaşamındaki anılarından kaynaklanıyordu.
O zamanlar Herdin ondan uzaklaşmaya başladıktan sonra ne şölenlere ne de aile yemeklerine katılmıştı.
“Eğer kimseye kötü bir koca olduğunuzu söyletecek bir fırsat vermezseniz, sözleşme sona erdiğinde ağabeyimin boşanmayı reddetmesi mümkün olmaz.“
Herdin Delmark bir savaş kahramanı olabilirdi.
Ama sonuçta imparatorun tebaasından başka bir şey değildi.
İmparatorun onayı olmadan hiç kimse, imparatorun tek kız kardeşinin düşes unvanını elinden alamazdı.
Bu yüzden evliliğin sona ermesinin bütün sorumluluğu Blair’ın üzerinde görünmeliydi.
Ve bunun için Herdin kusursuz olmak zorundaydı.
Kimsenin işaret edebileceği tek bir hata bile olmamalıydı.
Herdin, zihnindeki listeye yeni bir kelime daha ekledi.
Güzel.
Küçük.
Saf.
İnatçı.
Ve şimdi...
Zeki.
Zeki bir kadın.
“Makûl bir düşünce. Aklımda tutarım.“
İşi biter bitmez Blair geri çekildi.
Az önceki nazik kovulma emrini unutmuş değildi.
“O hâlde... iyi geceler, Herdin.“
Sözleşmenin kendi nüshasını dikkatle göğsüne bastırdı ve sessizce çalışma odasından çıktı.
Kapı kapandıktan sonra Herdin, sahte karısının geride bıraktığı sözleşmeye bakarak kuru bir kahkaha attı.
“Hah.“
Bütün gün zihnini meşgul eden düşüncelerden kurtulmak için çalışma odasına gelmişti.
Ama düşüncelerinin kaynağı kendi ayaklarıyla çıkıp gelmişti.
O kaynak Blair’dı.
Bütün gün boyunca aklı onunla doluydu.
Kar gibi beyaz ve yumuşak teni...
Ağlamaklı yüzü ve sesi...
İnce bedenine hiç uymayan dolgun kıvrımları...
Ve...
Onun bedeninin kendisini sürüklediği o baş döndürücü haz.
Tatlı ve dipsiz bir bataklık.
Düşündükçe gülesi geliyordu.
Blair, onun aksine, sanki geçen geceyi tamamen unutmuş gibiydi.
Bu saatte tek başına çalışma odasına gelmişti.
Üstelik vücudunun bütün hatlarını belli eden ince bir gecelikle.
Ne kadar dikkatsizdi.
Onun hakkında zihninden geçen müstehcen düşüncelerden tamamen habersizdi.
Ve aynı zamanda içinde çirkin bir arzu filizleniyordu.
O temiz ve berrak yüzü yeniden gözyaşlarına boğmak...
Onu yeniden kirletmek...
Kızışmış bir köpek miyim ben?
Gece boyunca onu doyasıya kollarında tutarsa, arzularının sönüp gideceğini sanmıştı.
Yanılmıştı.
İçtiği şey su değil, deniz suyuydu.
Ne kadar içerse içsin, susuzluğu dinmiyor; aksine büyüyordu.
Dün gece de aynı olmuştu.
Başlangıçta yalnızca meraktı.
O oyuncak bebek gibi kadının yatakta nasıl bir yüz ifadesi takınacağını merak etmişti.
Ama onu kollarına aldığı anda merak yok olmuştu.
Geriye yalnızca çıplak arzu kalmıştı.
Bütün gece boyunca onu kendinden geçirene dek sevmişti.
Ancak gökyüzü aydınlanmaya başladığında kendine gelebilmişti.
Yine de baygın hâlde uyuyan Blair’a bakarken içinde hâlâ arzu kıpırdanıyordu.
Kendisinden tiksinerek bir korkak gibi odadan kaçıp gitmişti.
O, nefret etmesi gereken bir kadındı.
Düşmanının kızı.
Ona karşı nefret dışında hiçbir şey hissetmemesi gereken bir kadın.
Bunu asla unutamazdı.
Asla.
Ama ne kadar kendine hatırlatırsa hatırlatsın...
Bir önceki gecenin anılarıyla harlanan arzusu dinmiyordu.
“...Aklımı mı kaçırıyorum?“
Herdin acı dolu bir nefes verdi.
Ayağa kalktı.
Ve bir kez daha banyoya doğru yürüdü.
Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.