Bölüm...
Drama, Fantasy, Historical, Isekai, Josei, Novel, Romance

Bölüm 14

Dükalığın Yanındaki Diken
Yazar: Hanagasumi Grup: : Bağımsız Okuma süresi: 9 dk Kelime: 2.271


“Leydim, Barones Shionel geldi.”
Konuşan, Blair’e hizmet etmekle görevlendirilmiş dükalık hizmetçilerinden biriydi.
Blair hafifçe başını eğdi. Dükalığın hizmetçileri Lord Herdin’e ne kadar hayransa, ondan da o kadar hoşlanmıyorlardı. Bu yüzden haberleri iletme işi genellikle Lina’ya düşerdi.
Agnes ile yaptığı çay sohbetini biraz aceleyle sonlandıran Blair, seradan ayrılıp konağa döndü.
Yatak odasında bekleyen Barones Shionel, kendine özgü tiz sesiyle onu karşıladı.
“Ah, aman Tanrım! Evlilik size daha da güzellik katmış, Majesteleri. Ah... ya da artık size düşes demem gerekiyor sanırım.”
“Düğün elbisesi için size teşekkür etmek istiyordum ama ortalık o kadar yoğundu ki bir türlü haber gönderemedim.”
“İmparatorluğun en güzel kadını benim tasarımımı giyiyorsa, asıl minnettar olması gereken benim. Üstelik evli bir kadın olarak ilk elbisenizi tasarlama onuruna eriştim. Bunun için de ayrıca müteşekkirim.”
Blair, baronesin iltifatlarını neredeyse hiç duymadan odanın içinde göz gezdirdi. Lina burada da yoktu.
“Dük Hazretleri’nin özellikle rica ettiği gibi, hafif ama sıcak tutan kumaşlar seçtim. Sanırım üşütmenizden endişe etmiş olmalı.”
Baronesin gevezelikleri Blair’in zihninde hiçbir iz bırakmadan akıp gidiyordu.
Şu an onun için önemli olan tek şey, Lina’nın bu odada bulunmamasıydı.
Baronesin getirdiği elbiseleri incelerken ve yeni elbisesinin modeline karar verirken bile Lina ortalarda görünmedi.
Barones ayrıldıktan sonra Blair sonunda aklını kurcalayan soruyu yakındaki hizmetçiye yöneltti.
“Lina nerede?”
Hizmetçi irkildi. Gözlerini tam olarak Blair’e çevirmeden cevap verdi.
“Ş-şey... Ben de tam olarak bilmiyorum, leydim... İsterseniz gidip arayayım?”
“Hayır. Bırak.”
Blair ayağa kalktı ve biraz önce çıkardığı kürklü cübbesini yeniden omuzlarına aldı.
“Yürüyüşe mi çıkıyorsunuz?”
“Evet.”
Hizmetçi hemen peşinden gitmeye hazırlanırken Blair onu durdurdu.
“Yalnız gideceğim.”
“Ah... Pekâlâ.”
Hizmetçiyi geride bırakan Blair odadan çıktı. Koridorda bekleyen hizmetçiler geçerken başlarını eğerek selam verdiler.
Blair onların yanından geçip birinci kata indi. Ardından sessizce geri dönerek tekrar üst kata çıktı.
Odasının hafif aralık kapısından içeriye fısıltılar süzülüyordu.
“Şu Lina nereye kayboldu? Üzerine biraz kirli su döküldü diye bir köşede ağlamaya gitmemiştir umarım?”
“Ağlamak mı? Hadi canım. Gözünü bile kırpmadı. Gidip yıkandı sadece. Ne kadar sıkıcı.”
“Sağlam kızmış doğrusu. Hanımına çekmiş. Ama o kokuyu üstünden çıkarması epey zaman alacak.”
“Hey, gidip düşese şikâyet etmez değil mi?”
“Edecek olsaydı şimdiye kadar olay büyümüştü. O da biliyor. Hanımı ne kadar prenses olursa olsun, bu konakta herkesin gözüne batan bir dikenden başka bir şey değil.”
Blair onları dinlerken elbisesinin kıvrımları arasındaki yumruğu sıkıldı. Kızıl dudakları titredi.
Demek şüphelendiği şey doğruydu.
Ondan ne kadar nefret ederlerse etsinler, o hâlâ imparatorun tek kız kardeşiydi. Bu yüzden öfkelerini yöneltebilecekleri tek kişi Lina olmuştu.
Ama bir şey hâlâ kafasını kurcalıyordu.
Lina’nın mizacını düşününce böyle bir şeye sessizce katlanması mümkün değildi. O hâlde neden ses çıkarmamıştı?
Sonra Blair anladı.
Lina, zaten bu konakta istenmeyen biri sayılan hanımının durumunu daha da zorlaştırmamak için her şeye katlanmıştı.
Önceki hayatımda da muhtemelen böyleydi. Ben sadece kendi dertlerimin içinde boğulduğum için fark edemedim...
Gerçek zihninde yerine oturunca Blair alt dudağını sertçe ısırdı.
“Leydim?”
Arkasından gelen ses onu irkiltti.
Döndüğünde Lina’nın orada durduğunu gördü.
Üzerinde temiz bir hizmetçi üniforması vardı ama hâlâ nemli olan saçları biraz önce yıkanmış olduğunu ele veriyordu.
Ne olduğunu bilmeyen Lina’nın elini tutan Blair, onu odasına doğru çekti.
İçeride dedikodu yapan hizmetçiler, Blair’in beklenenden çok daha erken dönmesiyle irkildiler ve telaşla başlarını eğdiler.
Blair doğruca onların önüne yürüdü.
“Özür dileyin.”
Gözlerine buz gibi bir soğukluk yerleşmişti.
O bakışlarla karşılaşan hizmetçiler istemsizce ürperdiler.
Onların gözünde Blair her zaman dikkat edilmesi gereken bir hanımefendiydi ama korkutucu biri değildi.
Sesini bir kez bile yükseltmeyen, daima sakin duran, sanki bir tablonun içinden çıkmış porselen bir bebek gibi davranan bir kadındı.
Fakat şimdi gözlerindeki o donmuş öfkeyle karşı karşıya kaldıklarında, hiçbiri tek kelime edemedi.
Blair aynı sakin tonla tekrar konuştu.
“Lina’dan özür dilemenizi söyledim.”
“Ne-ne demek istediğinizi anlayamadım, leydim. Biz ne yapmış olabiliriz ki—”
Şak!
Kimse müdahale etmeye fırsat bulamadan Blair’in eli hizmetçinin yanağına indi.
Tokadı yiyen hizmetçi, olaya tanık olan diğerleri ve Lina aynı anda nefeslerini tuttu.
Blair yere düşen hizmetçiye baktı.
Tokadı atan avucu zonkluyordu; sanki darbe alan kişi kendisiydi.
Bu his ona dehşet verici biçimde Katrina’yı hatırlatıyordu.
Midesi bulanıyor, kalbi çılgınca çarpıyordu.
Ama Lina’yı korumak istiyorsa şimdi geri adım atamazdı.
Blair titreyen elini yumruk yaptı.
“Ne demek istediğimi benden daha iyi bildiğinizden eminim.”
“M-Majesteleri, gerçekten iyiyim. Gerçekten.”
Nihayet kendine gelen Lina, Blair’in kolunu tuttu.
Blair zaten konaktaki herkesle ince bir buz tabakası üzerinde yürüyordu. Bu olayın daha da büyümesi ona hiçbir fayda sağlamazdı.
Üstelik Herdin bunu görürse...
“...Ben iyi değilim.”
Blair’in yüzü ağlayacakmış gibi buruşmuştu ama gözleri alev alev yanıyordu.
“Benim yüzümden sana böyle davranılması... Benim için kabul edilebilir değil. Bir an bile değil.”
“Burada neler oluyor?”
Açık kapıdan içeri Herdin girdi.
Üzerinde dışarı çıkarken giydiği kıyafetler vardı ve elinde deri eldivenlerini tutuyordu. Belli ki gürültüyü duyup yolunu değiştirmişti.
“D-Dük Hazretleri.”
Onun ansızın ortaya çıkışıyla hizmetçiler ve Lina’nın yüzleri soldu, hepsi başlarını eğdi.
Herdin eldivenlerini giyerken manzarayı süzdü.
Yanağını tutarak yerde oturan bir hizmetçi.
Yanında eli hafifçe titreyen Blair.
Olanları anlaması uzun sürmedi.
Sessizliği bozan ilk kişi tokadı yiyen hizmetçi oldu.
Ayağa kalkıp öne çıktı.
“Bu kız görevlerini düzgün yerine getirmiyordu ve oldukça saygısız davranıyordu. Ben de sadece onu disipline etmeye çalışıyordum. Düşes Hazretleri yanlış anlamış olmalı—”
“Sana sormadım.”
Ses tonu sakindi ama keskinliği tartışılmazdı.
Hizmetçi hemen sustu ve başını eğdi.
Herdin gözlerini Blair’e çevirdi.
Onun konuşmasını bekliyordu.
Diğer hizmetçiler de Blair’e bakıyordu.
Planları, bütün suçu Lina’nın üzerine yıkıp meseleyi kapatmaktı.
Herdin Blair’i sevmiyor olabilirdi ama o yine de bir düşes, üstelik doğuştan bir prensti.Onunla açıkça çatışmak istemiyorlardı.
Üstelik Blair’in de olayın büyümesini istemeyeceğini düşündüklerinden, onların anlattığı hikâyeyi onaylayacağını varsayıyorlardı.
Fakat Blair beklentilerini tamamen boşa çıkardı.
“Bu kızlar benimle gelen hizmetçiyi dışlıyor ve hayatını zorlaştırıyorlardı. Ben de onları cezalandırıyordum.”
Hizmetçiler bu cevap karşısında afalladılar.
Ama yine de fazla endişelenmediler.
Sonuçta Herdin’in, düşmanının kızını savunacağına ihtimal vermiyorlardı.
Blair de onun kendisine inanmasını beklemiyordu.
Yine de bütün suçun Lina’ya yüklenmesine izin vermeye niyeti yoktu.
Ama sonra...
“Personelimi gerektiği gibi eğitemediğim için hata bana ait. Bu kızların cezasıyla bizzat ilgileneceğim.”
Başka tek bir soru bile sormadı.
Sadece ona inanmıştı.
Odadaki tüm hizmetçilerin yüzü bembeyaz kesildi.
Blair de şaşkınlıkla ona baktı.
Bu sırada Lina telaşla araya girdi.
“D-Dük Hazretleri. Ben gerçekten iyiyim. Sadece biraz takılıyorlardı bana. Birbirlerini tanımak için biraz takılmazlar mı?“
Ona eziyet eden hizmetçilere karşı içinde zerre kadar iyi niyet yoktu.
Ama onların da kendisi gibi hizmetçi olduğunu biliyordu. İşten çıkarılmalarının hayatlarını nasıl etkileyeceğini herkesten iyi anlayabilirdi.
Lina’nın huzursuzluğunu fark eden Blair de aynı düşünceyi dile getirdi.
“Herdin. Bu... Bu biraz ağır değil mi? Samimi bir özür ve bu ay maaşlarının yarısının kesilmesi yeterli olur.”
Donup kalmış hizmetçiler dizlerinin üzerine çöktüler.
“Çok özür dileriz, Dük Hazretleri! Büyük bir hata yaptık. Lütfen bu kez bizi affedin.”
“Özrünüzü bana değil, düşese ve hizmetçiye sunacaksınız.”
Herdin onları soğuk bir tavırla susturdu.
Ardından yeni gelmiş olan Mason’a döndü.
“Mason. Her birinin iki aylık maaşını kesin.”
“Herdin.”
Blair itiraz etmek için seslenmişti ama Herdin sözünü tamamlamasına fırsat vermedi.
“Bunun uygun bir ceza olduğunu düşünüyorum.”
“Dük Hazretleri.”
Kol saatine bakan Ruth sessizce hatırlattı.
Gitme vakti gelmişti.
“Döndüğümde görüşürüz.”
Herdin nazikçe Blair’in omzunu çekti ve pürüzsüz alnına hafif bir öpücük kondurdu.
Beklenmedik temas karşısında Blair istemsizce irkildi.
Ancak yanlarındaki hizmetçilere baktığında onun ne yaptığını anladı.
Bu bir uyarıydı.
Bu kadın benim eşimdir. Bir daha böyle bir şey yaşanmayacak.
Blair, odadan çıkan adamın arkasından bakarken içinde tuhaf bir boşluk hissetti.
Ona inanmıştı.
Ama neden minnettarlıktan çok, sessiz bir sızı hissediyordu?
Lina’ya üç yıl boyunca eziyet eden bir mesele...
Önceki hayatında yıllarca sürmüş olan bir şey...
Herdin’in birkaç kısa sözüyle her şey sona ermişti.

───

O gece Lina, içinde soğuk su ve katlanmış bir havlu bulunan gümüş tepsiyi Blair’in yatak odasına doğru taşıyordu.
Böyle bırakılırsa o güzel eli kesin moraracak.
Birine tokat atabilmek, insanın belli ölçüde sertleşmiş olması demekti.
Ama Blair’in narin eli...
Hayatında kimseye vurmemiş, ağır bir işe el sürmemiş o incecik el...
Bugünkü darbeyi kaldırabilecek bir el değildi.
Özür dilerim, Lina. Bunu fark etmem bu kadar uzun sürdüğü için özür dilerim...
Ne kadar yufka yürekli bir prensesti onun hanımı.
Kendisini koruduktan sonra bile özür diliyordu.
Ve o sert hizmetçinin yanağı yüzünden hanımının o yumuşacık elinin incinmiş olması, Lina’yı öfkeden kudurtuyordu.
“Leydim, benim. Bir anlığına içeri giriyorum.”
Elleri tepsiyle dolu olduğu için kapıyı dirseğiyle iterek açtı.
Fakat içeri adım attığı anda özenle taşıdığı tepsi elinden kayıp yere düştü.
Takırtılar odada yankılandı.
“M-Majesteleri?!”

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.


Ayar kaydedildi