Bölüm...
Drama, Fantasy, Historical, Isekai, Josei, Novel, Romance

Bölüm 13

Bir Yabancının Adı
Yazar: Hanagasumi Grup: : Bağımsız Okuma süresi: 10 dk Kelime: 2.381



Herdin, battaniyenin üzerinde duran o titrek eli bir süre sessizce izledi. Ardından yükselen iç çekişini bastırarak ayağa kalktı.
“...Biraz dinlen.“
Sözleşme. Sözleşme. Sözleşme.
Ağzını her açtığında aynı kelimeyi tekrarlıyordu.
Sahte karısı, sanki o bir yıllık sözleşmeye hayatını adamış gibiydi.
Düğünden önce kararlaştırılmış bir meselenin şimdi neden durup dururken canını sıkmaya başladığını anlayamıyordu.
Neden bu kadar sinirleniyordu?
Herdin parmaklarını saçlarının arasından geçirerek dağınık kaküllerini geriye itti.
Göründüğünden çok daha huzursuz hissediyordu.
Ardından odadan çıktı.
Kapının hemen dışında Ruth bekliyordu.
“O hipnoz uzmanını gönder.“
Efendisinin alçak sesle verdiği emir karşısında Ruth’un gözleri şaşkınlıkla büyüdü.
“Efendim? Onu malikânede tutmak istediğinizi sanıyordum.“
“Yenisini bul. O adam bir şarlatan.“
Herdin Ruth’un yanından geçerek çalışma odasına doğru yürüdü.
Sonra bir şey daha ekledi.
“İmparatorluk sarayından gelen hizmetçiyi de çalışma odama gönder.“
Herdin’in kimi kastettiğini anlayan Ruth’un yüzü istemsizce gerildi.
Söz konusu kişi Lina’ydı.
Dükalık malikânesindeki herkese düşmanca bakışlar atan o hizmetçi.
Ruth onunla doğru düzgün hiç konuşmamıştı.
Ama yüzündeki ifadeyi görmek bile ona yaklaşma isteğini yok etmeye yetiyordu.
“Ş-şey... Neden onu çağırıyorsunuz?“
Ruth’un sorusu üzerine Herdin’in soğuk bakışları ona çevrildi.
Bir lordun emri sorgulanmazdı.
“...Emredersiniz.“
Ruth, normalde pek yapmadığı kadar kusursuz bir selam verip uzaklaştı.

                                  ───

Ansızın Herdin’in çalışma odasına çağrılan Lina, parmaklarını durmadan birbirine sürtüyor ve gözlerini inatla masanın üzerine sabitliyordu.
Karşısında o insanı afallatacak kadar yakışıklı yüz durmasına rağmen.
Koridorlarda yürüdüğünde diğer hizmetçilerin donup kalmasına neden olan o yüz.
Ama Lina’nın aklında buna hayranlık duyacak hâl yoktu.
Çünkü neden çağrıldığını zerre kadar bilmiyordu.
Aklına gelen tek ihtimal şuydu:
Yoksa içimden ettiğim bütün küfürleri mi öğrendi?!
Elbette böyle bir şey mümkün değildi.
Hem korkmasına da gerek yoktu.
Haksız olan kendisi değildi.
Düğün gecesinin ertesi sabahı yeni gelinini bırakıp giden kişi dükün ta kendisiydi.
Kendisi ise Blair’e elinden gelen her şekilde hizmet etmişti.
Lina omuzlarını dikleştirip kendini toparladığı sırada Herdin ağzındaki purosunu çekip konuştu.
“Karıma uzun zamandır hizmet ettiğini duydum.“
Biraz önce kendi kendine verdiği cesaret konuşmasına rağmen Lina irkildi.
“E-evet! Doğrudur.“
“Odasında şöminenin yanmamasının sebebi, Blair’in ateşten korkması mı?“
Düğün gecesi Blair’in odasındaki şömine yakılmamıştı.
Üstelik kar yağacak kadar soğuk bir havada.
O zaman bunu yalnızca sıcak ve boğucu odaları sevmemesine bağlamıştı.
Fakat bugün, hipnoz sırasında o anıları yeniden yaşarken çektiği acıyı görünce bir şey fark etmişti.
“Ah... Evet. Bu yüzden odasını yalnızca kendisi dışarıdayken ısıtırım. Döndüğünde ateşi söndürmüş olurum. Ateşe yaklaşmadığı sürece sorun yaşamıyor ama yine de rahatsız olduğu belli oluyor.“
“On yıl önce yaşanan olay yüzünden mi?“
“Muhtemelen öyledir. Kendisi bunu hiç açıkça söylemedi ama...“
“Öksürüğü de bununla mı ilgili?“
“Evet. Kazadan sonra solunum yollarının zayıfladığı söylenmişti.“
Demek mesele buydu.
Duyduklarıyla emin olan Herdin’in dudakları hoşnutsuzlukla kıvrıldı.
“Gidebilirsin.“
Lina odadan ayrıldı.
Kapının kapanma sesi çalışma odasında yankılandı.
Herdin refleksle purosunu yeniden dudaklarına götürmek istedi.
Ama Blair’in öksürüğü zihninde canlanınca eli durdu.
Hemen ardından da birkaç saat önce gözyaşlarıyla dolu boş bakışlarının kendisine çevrildiği an geldi aklına.
Sinirli bir nefes verdi.
Purosunu tekrar masaya bıraktı.
Sonra başını koltuğun arkasına yaslayıp gözlerini kapattı.
Kapalı göz kapaklarının ardından süzülen güneş ışığı, ona açık platin sarısı saçları hatırlattı.
Bu da nedense canını sıkıyordu.

───

Ertesi gün Blair ateşlendi.
“Ağır bir ruhsal sarsıntı yaşayan kişilerde bazen bağışıklık sistemi zayıflar ve hastalık ortaya çıkar. Düşes Hazretleri’nin durumu da büyük ihtimalle bundan kaynaklanıyor.“
Aile hekimi bu teşhisi koyduktan sonra ayrıldı.
Haberi alır almaz gelen Herdin, uyuyan Blair’e bakarken inanmakta zorlanıyordu.
Bir insan nasıl bu kadar narin olabilirdi?
Kadın bedeni doğası gereği erkek bedeninden daha güçsüzdü.
Bu basit bir gerçekti.
Ama bunu hesaba katsak bile karısının sağlık durumu ortalamanın oldukça altındaydı.
“Bir şeye ihtiyacınız olursa beni çağırmanız yeterli.“
Herdin’in kısa süre içinde ayrılmaya niyeti olmadığını anlayan Lina sessizce odadan çıktı.
Odanın içinde yalnızca sessizlik kaldı.
Herdin bir süre uyuyan Blair’i izledi.
Sakin görünen bu manzaranın içinde, ince bedeni hafifçe yükselip alçalan Blair güçlükle nefes alıyor gibiydi.
Aralık duran kırmızı dudaklarından çıkan nefesler düzensizdi.
Bir süre sonra yatağa yaklaştı.
Elinin tersiyle ateşten kızarmış yanağına dokundu.
Neredeyse eline değen nefesi hâlâ sıcaktı.
Ama öncekine göre belirgin biçimde daha iyiydi.
Ateş düşürücü işe yaramış görünüyordu.
Sessiz bir nefes verdi.
Tam elini geri çekecekken—
“...el.“
Loş odanın sessizliğini zayıf bir ses bozdu.
Herdin’in bakışları sesin geldiği dudaklara kaydı.
Blair’in ince kaşları acı çekiyormuş gibi çatılmıştı.
Küçük dudakları güçlükle kıpırdadı.
“Asiel...“
Neredeyse bir hıçkırık kadar zayıf çıkan bu isim sessiz odaya dağıldı.
Herdin’in geri çekilmekte olan eli havada dondu kaldı.
O yabancı ismi duyduğu anda zihninde bir görüntü canlandı.
Blair’in sürekli sözleşmeden söz edişi.
Sözleşmeye gösterdiği saplantılı bağlılık.
Ancak şimdi her şey anlam kazanıyordu.
Asiel.
Demek rüyalarında bile görmek istediği kişi buydu.
Korkunç hatıralarla yüzleşmeye razı olmasının sebebi de buydu.
Bu ismin sahibine duyduğu özlem...
Bir sevgili.
Hem de oldukça değer verdiği bir sevgili.
Öyleyse aşka inanmadığını söylerken yalan söylemişti.
Gerçek niyetini gizlemek için kullandığı bir bahaneden ibaretti o sözler.
Belki de değer verdiği sevgilisinin varlığını saklamaya çalışıyordu.
Çünkü Herdin’in bunu ortaya çıkarabileceğinden korkmuştu.
Herdin kısa ve inanmaz bir kahkaha attı.
Ayağa kalktı.
Daha önce önemsemediği bir ihtimal artık zihninde netleşmeye başlamıştı.
Ama bir prensesle yasak bir ilişkiye girecek kadar aptal olan kişinin kim olduğu onu ilgilendirmiyordu.
Yine de kadının dudaklarından dökülen o ismin hâlâ canını sıkıyor olması...
Muhtemelen Blair’in gerçek amacını gizlemek için sürekli rol yapmasından kaynaklanıyordu.
Bir de o ismin Delmark Hanesi’nin eski atalarından birine ait olması da etkili olmuş olabilirdi.
Herdin bir kez daha arkasına bakmadan odadan çıktı.

───

Onu aramak için gelen Ruth, efendisini görür görmez irkildi.
Herdin’in yüzü her zaman soğuktu.
Ama şu anki ifadesi Ruth’un daha önce gördüklerinden bile buz gibiydi.
Ruth ne diyeceğini bilemezken Herdin önce konuştu.
“Nedir?“
“Barones Shionel kataloğunu gönderdi.“
Barones Shionel, Ardel’in en ünlü kıyafet tasarımcısıydı.
Bir zamanlar sıradan bir halk kadınıydı.
Fakat yeteneği İmparatoriçe Ana Katrina’nın dikkatini çekmiş ve bu sayede asalet unvanı kazanmıştı.
Gerçekten olağanüstü bir yetenekti.
Yeni Yıl Şenliği için hazırlanacak resmî kıyafetlerin tasarımına bugün başlanması planlanıyordu.
Fakat Blair hasta olduğu için görüşme ertelenmişti.
Haberi iletmeye giden görevli, dönüşte kataloğu getirmişti.
Ruth uzattığı kataloğu Herdin’e verdi.
“Barones bazı kumaşların temininin uzun sürdüğünü söyledi. Eğer en azından kumaş seçimi yapılırsa hazırlıklara başlayabilecekmiş.“
Herdin kataloğu açtı.
İçerisine küçük kumaş örnekleri özenle yapıştırılmıştı.
Her birinin avantajları, dezavantajları ve fiyatları düzenli bir yazıyla not edilmişti.
Herdin kataloğu kapatıp Ruth’a geri verdi.
“Fark etmez. Soğuğu en iyi kesen hangisiyse onu kullansın.“
Serveti imparatorluk ailesiyle boy ölçüşen Delmark Dükü için kumaş fiyatı dikkate alınacak bir mesele değildi.

───

Birkaç gün sonra Blair’in durumu düzelince Herdin yeni bir hipnoz uzmanı getirdi.
Bu kez gelen kişi otuzlu yaşlarının ortalarında görünen bir kadındı.
Yumuşak ve huzur veren bir havası vardı.
Ailesi nesiller boyunca Delmark Hanesi’ne hizmet etmişti.
Kendisini Agnes Loreline olarak tanıtan kadın, Blair’e planını anlattı.
“Şiddetli bir travma sonucu hafızasını kaybeden kişilerde, anıları zorla ortaya çıkarmaya çalışmak bazen onları daha da derine gömer. Genellikle ters etki yaratır.“
Agnes nazik gülümsemesini koruyarak devam etti.
“Bu yüzden bütün anıları bir anda ortaya çıkarmaya çalışmak yerine yavaş ilerlemek istiyorum. Önce o döneme ait anılarla yeniden yakınlık kurmanıza yardımcı olacağım.“
“Nasıl?“
“Şimdilik haftada bir kez benimle çay içip çocukluğunuzdan bahsetmeye ne dersiniz? İstediğiniz herhangi bir anıyı anlatabilirsiniz.“
Blair sakin görünmeye çalışıyordu.
Fakat masanın altında elbisesinin kıvrımlarını sıkıca tutuyordu.
Agnes’in yöntemiyle ilerlerse hatıralarına kısa sürede ulaşamayacaktı.
Oysa anılarını geri kazanmak istemesinin çok açık bir nedeni vardı.
Ne olursa olsun, Asiel’e hamile kalmadan önce bu hatıraları geri getirmeliydi.
Bu sözleşmeli evliliği hamile kalmadan bitiremezse Herdin hamileliği öğrenecekti.
Üstelik her denemede bedeni daha fazla yıpranıyordu.
Hamile kaldıktan sonra bunu sürdürmesi imkânsız olacaktı.
Asiel’in dünyaya gelmesine yarım yıldan biraz fazla zaman kalmıştı.
Bu bile oldukça sıkışık bir süreydi.
Buradaki her şeyi tamamlayıp ayrılmaya hazırlanmalıydı.
Düşüncelere dalan Blair, Agnes’in teklifine hemen cevap veremedi.
Parmakları çay fincanının kenarında usulca gezinirken...
Tam o sırada Agnes konuştu.
Sanki zihnindeki karmaşayı okuyabilmiş gibiydi.
“Lütfen kendinizi aceleye zorlamayın. Anılarınızı geri kazanmanıza yardım edeceğime söz veriyorum. Bana güvenin ve biraz rahatlayın.“
Nazik gözlerinde insanın reddetmesini zorlaştıran bir şey vardı.
Yeni tanıştığı birine gerçekten kişisel hikâyelerini anlatabilir miydi?
Bir yanı istemiyordu.
Ama nedense Agnes’i reddetmek de aklından geçmiyordu.
“Pekâlâ.“
Blair sonunda başını sallayınca Agnes’in yüzünde sıcak bir gülümseme belirdi.
“Anlatmak istediğiniz her hikâyeyi dinlemek için sabırsızlanıyorum. Bir insanın hayatını dinlemek, sanki bambaşka bir hayatı deneyimlemek gibi.“
İkili bir sonraki çay buluşmasının gününü kararlaştırmıştı ki...
Aynı anda arkalarında birinin varlığını hissettiler.

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.


Ayar kaydedildi