Bölüm...
Action,Fantasy,Harem,Isekai,Magic,Martial,Novel,Space,Türkçe Novel,Vampires

Bölüm 77

Geçmişin Bağı, Sonsuzluğun Ağırlığı
Yazar: Kyddrys Grup: : Kyddrys Okuma süresi: 14 dk Kelime: 3.395


77.Bölüm - Geçmişin Bağı, Sonsuzluğun Ağırlığı



────────────────────

...

Az önce yaşananları idrak edemeyen Cassandra olduğu yerde donup kaldı.

Kendisine hiçbir şey olmamıştı.
Ama etrafındaki herkes...
Ya diz çökmüştü.
Ya bayılmıştı.
Ya da korkudan titriyordu.

Az önce güçlü görünmeye çalışan Büyük Elder bile yere çökmüş, nefes almakta zorlanıyordu.

Ve bütün bunların sebebi...

Kael’di.

Cassandra yavaşça başını çevirdi, karşısındaki genç hâlâ aynı sakin ifadeyle duruyordu.

Sanki birkaç saniye önce bir dağın yarısını titreten kişi o değilmiş gibi.

“...K-Kael?”

Sesi istemsizce titredi.

Kael kaşını kaldırdı.

“Ne oldu?”

“Ne oldu mu?!”

Cassandra’nın sesi bir anda yükseldi.

“Az önce ne yaptın sen?!”

Kael birkaç saniye düşündü.

“Sanırım biraz sinirlendim.”

“Biraz mı?!”

Cassandra etrafı işaret etti.

Çatlamış zemin.
Yıkılan duvarlar.
Hâlâ yere çökmüş insanlar.

“Buna biraz mı diyorsun?!”

Kael omuz silkti.

“Benim standartlarıma göre öyle.”

“...”

Cassandra cevap veremedi, çünkü onun bunu şaka olsun diye söylemediğini anlayabiliyordu.

Gerçekten öyle düşünüyordu.

Bu durum ise daha da korkutucuydu.

...

Bir süre sonra Kael yerde diz çökmüş yaşlı adama baktı.

“Şimdi daha sakin konuşabiliriz sanırım.”

Yaşlı adam istemsizce titredi.

Az önceki otoriter tavrından eser kalmamıştı.

“E-Efendim...”

Cassandra’nın gözleri büyüdü.

Tarikattaki en güçlü yaşlılardan biri... Kael’e “Efendim“ demişti.

Kael iç çekti.

“Bundan nefret ediyorum.”

“...Neyden?”

“Çünkü insanlar güç farkını öğrenince normal konuşmayı bırakıyor.”

Sonra Cassandra’ya baktı.

“Sen de bırakma.”

Cassandra birkaç saniye sessiz kaldı, sonra gözlerini devirdi.

“Aptal..”

Kael gülümsedi.

“İşte bu daha iyi.”

Fakat Cassandra’nın bakışları kısa süre sonra yeniden ciddileşti.

“Kael.”

“Hmm?”

“Gerçekten senin için dört yıl mı geçti?”

Kael’in gülümsemesi hafifledi.

“Evet.”

“Ve bütün bunlar...”

Cassandra etrafı gösterdi.

“Dört yılın sonucu.. bu mu?”

Kısa bir sessizlik oluştu.

Kael gökyüzüne baktı.

Aklından geçen şeyler ise bambaşkaydı.

Ölüme yakın savaşlar.
Kazandığı insanlar.
Ve sayısız dünya.

...

“Evet.”

Bu kez sesi daha sakindi.

“Dört yılın sonucu.”

Cassandra ilk kez onun gözlerinde bir şey gördü.
Yorgunluk.

Derin, çok derin bir şey ve o anda fark etti.
Kael yalnızca güçlenmemişti, gerçekten fazlasıyla değişmişti. 

Belki de tahmin ettiğinden çok daha fazla.

[ Yazar Notu: Burada Geçmiş Yaşamlar vesaire yüzünden bu şekilde yazdım.. AI kullanıyor olabilirim ama AI’ın hikaye yazmasına izin vermiyorum, sadece yazdığımı düzeltiyor. ]

...

Yarım saat sonra Kael ve Cassandra ayrılmış, bir ormanda birlikte dolaşıyorlardı.

Kael’in yanında yavaşça yürürlen sordu Cassandra.

“Ee, peki ne olduda bu kadar güçlü oldun?”

“Şanslıydım.”

“...”

“...”

“Bu kadar mı, bana söyleyecek başka bir şeyin yok mu gerçekten?”

“Hmm... 『Sonsuz Yaratım Sanatı』 adında bir becerim var, onun sayesinde bu kadar güçlüyüm.”

“Ee, peki ne işe yarıyor bu 『Sonsuz Yaratım Sanatı』’n?”

“Kısaca istediğim her şeyi yaratabiliyorum.”

“Her şey?
Örnek ver.”

Daha sonrasında Kael’in elinde bir saf altın oluştu.

“Simya mı?”

“(  ̄- ̄)”

“Değil mi?”

“..Bu, yaratımdır Cassandra, sana yalan söylemedim, istediğim her şeyi yaratabiliyorum.”

“İnanmıyorum.”

“Hmm peki, sen uçamıyorsun değil mi, Gümüş Kademe yetiştirmenle.”

Gümüş Kademe’nin ne olduğuna dair bir fikrim olmasada, evet uçamıyorum.”

[ -10M Enerji ]
[ Beceri: 『Uçuş』
Kademe: Efsanevi 
Tür: Pasif / Aktif

Açıklama: 
Saatte yaklaşık 4,1 Milyon Kilometre (3.375 Mach) hızla uçmasını sağlayan bir beceri.
Etkiler: 
• Maksimum Uçuş Hızı: 3.375 Mach [Minimum: 0,1 Mach]
• Uçuş sırasında kullanıcıyı çevreleyen özel bir güç alanı oluşur.
Bu alan:
• Hava direncini ortadan kaldırır.
• G-kuvvetlerinin etkisini engeller.
• Şok dalgalarının oluşmasını önler.
• Oksijen eksikliği ve basınç değişimlerinden korur.
• Aşırı sürtünmeden kaynaklanan ısıyı etkisiz hâle getirir. ]
[ Beceri Aktarıldı! ]

Kael 『Uçuş』 becerisini Cassandra’ya aktardıktan hemen sonra, Cassandra bedeninde tuhaf bir sıcaklık hissetti.

“Kael sen.. ne yaptın?”

Kael yüzünde dalga geçen bir gülümsemeyle “Uçmayı dene,” dedi.

Cassandra şaşkın bir yüzle Kael’e baktı ama ondan şüphe etmedi.

Sonuçta bedeninin her hücresinden geçen o sıcak his.. Kael’e inanmasını sağladı.

Cassandra gözlerini kapattı ve az önce hissettiği sıcalığı düşündü.

Bir.. beceri?
Belkide başka bir şey.

Birkaç saniye sonrasında, Cassandra havalanmaya başladı.

Sonra Kael’de yanında havalanmaya başladı.

“Bu, bu da ne?!?
Uçuyorum ve bunun hiçbir bedeli yokmu?”

Havalandığını fark eden Cassandra.. şaşkındı.
En ufak bir mana kırıntısını bile kullanmadığı hâlde uçabiliyordu.

“Çünkü bu beceriyi bu şekilde yarattım, Cassandra.” dedi Kael.

Cassandra, Kael’in dediği sözleri duyduktan sonra, Kael’in gerçek büyüklüğünü şimdi anladı.

“Sen gerçekten, istediğin her şeyi yaratabiliyor musun..”

“Evet.”

“Beceriler..”

“Evet.”

“Peki Enerji kaynakları?”

“Onuda yaratabilirim.”

“Olağanüstü malzemeler bile mi?”

“Her şey Cassandra.. her şeyi kastediyorum.”

“Beceriler, Yetenekler, Mana, Topraklar, Dünyalar, Gerçeklikler..”

Kael, bir süre bekleyip Cassandra’nın gözlerinin derinliklerine baktıktan sonra devam etti.

“..her şey.”

“Bu, çok güçlü!”

“Hıh, günaydın.”

Kael’in yüzünde hafif bir gülümseme vardı.

Cassandra ise hâlâ havada durmuş, kendisine verilen beceriyi anlamaya çalışıyordu.

Bir süre sessiz kaldı.

Sonra yavaşça konuştu.

“Kael.”

“Hmm?”

“Bunun ne kadar saçma olduğunun farkında mısın?”

“Hangisinin?”

“Becerileri yaratabilmenin!”

Kael birkaç saniye düşündü.

“Sanırım.”

“Sanırım mı?!”

Cassandra saçlarını çekmek ister gibi başını tuttu.

“İnsanlar bir beceri kazanabilmek için yıllarca eğitim yapıyor.”

“Evet.”

“Bazıları hayatlarını riske atıyor.”

“Evet.”

“Bazıları ömürleri boyunca istedikleri beceriyi elde edemiyor.”

“Evet.”

“Sen ise bir dakikada yaratıp başkasına verebiliyorsun.”

“Evet.”

...

Cassandra birkaç saniye boyunca ona baktı, sonra gözlerini kapattı.

“Sinir bozucusun.”

“Bunu daha önce de söylemiştin.”

“Şimdi daha fazla söylemek istiyorum.”

...

Bir süre sonra ikili ormanın üzerinde uçmaya devam etti.

Aşağıdaki ağaçlar hızla geride kalıyordu.

Rüzgâr Cassandra’nın saçlarını savuruyordu.

Hayatında ilk kez gökyüzünü bu şekilde görüyordu.

Özgür.
Sınırsız.

Hiçbir teknik kullanmadan.

Hiç mana harcamadan.

Sadece uçuyordu.

...

“Güzelmiş.”

Kael ona baktı.

“Ne?”

“Uçmak.”

Yüzünde küçük bir gülümseme oluştu.

“Çocukken hep yapmak istemiştim.”

Kael birkaç saniye sessiz kaldı, sonra hafifçe güldü.

“Ben de.”

Cassandra ona baktı.

“Gerçekten mi?”

“Evet.”

“Şimdi yapabiliyorsun.”

“Evet.”

“Ve yine de mutlu görünmüyorsun.”

...

Bu kez sessizlik oluştu.

Kael cevap vermedi.

Cassandra ise ilk kez yanlış bir yere dokunduğunu hissetti.

Çünkü Kael’in gözlerinde bir anlığına gördüğü şey mutluluk değildi.

Özlemdi.
Derin bir özlem.

Sanki çok şey kazanmış ama aynı zamanda çok şey kaybetmiş biri gibiydi.

...

“Özür dilerim.”

Kael başını salladı.

“Gerek yok.”

“Yine de–”

“...”

Bu sessizlik Cassandra’nın hoşuna gitmedi.
Hiç hoşuna gitmedi.

...

Bir süre sonra Cassandra yeniden konuştu.

“Peki sınırın ne?”

Kael kaşını kaldırdı.

“Ne sınırı?”

“Şu becerinin, 『Sonsuz Yaratım Sanatı』.”

“Her şey yaratabiliyorsan bir sınırı olmalı.”

Kael birkaç saniye düşündü.

“Şu anda sana anlatsam bile anlamazsın, ilk önce güç sistemini anlaman lazım.”

“Güç sistemi?”

“Benim yaşadığım yerdeki güç sistemi.”

Cassandra dikkat kesildi.

Kael devam etti.

“Şu anki senin güç seviyen nasıl anılıyor bilmiyorum ama, benim Nihility’mde senin güç Seviyen Gümüş Kademe oluyor ve bu Dünya’da en güçlü kişiler ise Gümüş Kademe’den sonra gelen Altın Kademede.”

“Peki.”

“Benim geldiğim yerde Gümüş Kademe başlangıç seviyesinden bile düşük kalıyor.”

“...”

Bronz, Gümüş, Altın gibi kademelerden sonra otuz yedi farklı yetiştirme kademesi var.”

Cassandra’nın yüzü yavaşça değişti.

“otuz yedi mı?”

“Evet.”

“Bu saçma.”

“Ben de ilk duyduğumda öyle düşünmüştüm.”

...

Kael daha sonra dakikalarca Yetiştirme ve benzeri şeylerin Kademelerini anlattı Cassandra’ya.

“Yani senin 『Sonsuz Yaratım Sanatı』 becerinin Kademesi Aşkın’da ama günde iki adet Antik-Tanrı Kademesinde herhangi bir şey yaratabiliyorsun ve Aşkın ile Antik-Tanrı Kademesi arasında ise altı Kademe var?”

“Aynen.”

Cassandra bir süre hiçbir şey demedi, sadece havada süzülüyordu.

Altlarındaki orman rüzgârla dalgalanıyor, ağaçların arasından ışık şeritleri geçiyordu. Ama Cassandra’nın zihni o manzarada değildi.

Aşkın-Tanrı kademe…”

Sesi boşlukta kayboldu.

“Sen… bunu normal mi diyorsun?”

Kael omuz silkti.

“Şuan benim için öyle.”

“Bu normal değil.”

Cassandra hızını biraz düşürdü, Kael’in yanına yaklaştı.

“Kael, bu… senin anlattığın şey güç değil. Bu başka bir şey.”

“Tanımını değiştirebilirsin.”

“Değiştiremem.”

Bir an sustu, sonra Kael’e daha ciddi baktı.

“Sen artık bir yetiştirici bile değilsin.”

Kael başını hafifçe çevirdi.

“Hm, neyim peki?”
Cassandra bir an düşündü.

“Bir… Tanrı gibi.”

Kael hafifçe güldü.

“İlginç benzetme.”

Ama Cassandra gülmedi.

“Şaka yapmıyorum.”

Sesi bu kez daha alçaktı.

“Eğer gerçekten dediğin gibiyse… sen artık bir insan ölçeğine sığmıyorsun.”

Kael birkaç saniye sustu, sonra gözlerini ufka çevirdi.

“...haklısın.”

Bu cümle, Cassandra’nın içinde hafif bir boşluk bıraktı.



Bir süre sonra ikisi ormanın daha derinlerine indi.
Kael yere yumuşakça indi, Cassandra da onu takip etti. 

Ama Cassandra’nın hareketleri hâlâ biraz dengesizdi, yeni uçmayı öğrenen biri gibi değil, sanki yer çekimi artık tam anlamıyla ona ait değilmiş gibi.

“Bunu nasıl bu kadar rahat yapabiliyorsun?” diye sordu.

“Ne?”

“Her şeyi.”

Kael cevap vermedi, sadece yürümeye başladı.

Cassandra peşinden geldi.

“Bana hâlâ bir şey söylemiyorsun.”

“Ne istiyorsun söylememi?”

“Gerçeği.”

Kael durdu.

Cassandra da durdu.

Aralarında birkaç metre mesafe vardı.

“Gerçek çok basit,” dedi Kael.

“Ben artık kaybetmem.”

Cassandra gözlerini kıstı.

“Bu bir cevap değil.”

“Benim cevabım bu.”

Kısa bir sessizlik oldu, rüzgâr yaprakları sürtüyordu.

Cassandra birkaç adım yaklaştı.

“Kael… sen değişmişsin.”

“Bunu daha yeni fark ettin?”

“Dalga geçme.”

Kael hafifçe başını eğdi.

“Beni eski halimle kıyaslıyorsun.”

“Evet.”

“Yanlış yapıyorsun.”

Cassandra kaşlarını çattı.

“Neden?”

Kael gözlerini ona çevirdi.

“Çünkü o kişi öldü Cassandra, o Kael artık burada değil.”

Bu cümle, Cassandra’yı olduğundan daha sert vurdu.



Bir süre sonra Kael yeniden yürümeye başladı, Cassandra peşinden geldi ama bu kez daha sessizdi.

Orman artık eskisi kadar sakin değildi onun için. Her yaprak sesi, her rüzgâr değişimi farklı geliyordu.

“Peki…” dedi sonunda.

“Eğer her şeyi yaratabiliyorsan… neden yalnızsın?”

Kael yavaşladı ama durmadı.

“Yalnız değilim.”

Cassandra hemen cevap verdi.

“Öyle misin?”

Kael kısa bir süre düşündü, sonra

“Benim yanımda olanlar var.”

“Onlar burada değil.”

Kael durdu bu kez tamamen durdu.

Cassandra da durdu.

İlk kez Kael’in yüzü biraz daha ciddileşmişti.

“Cassandra.”

“Ne?”

“Hadi bir yere gidelim.”

“??”

Daha sonra Kael, hiçbir uyarı vermeden Cassandra ve kendisini kızların kaldığı otel odasına ışınladı.

İkisi otel odasında belirdi ve Cassandra refleksle bir adım geri sıçradı.

“Ne–”

Sözü yarıda kaldı.

Çünkü karşısında dört kişi vardı.
Syr.
Nimara.
Elaria.
Ve Celeste.

Dördü de Kael ve Cassandra’ya aynı anda baktı.
Sessizlik…

Ama o tip bir sessizlik ki, odanın içinde bir şey kırılacakmış gibi hissettiriyordu.

Syr ilk konuşan oldu.

“...Kael?”

Sesi sakindi ama gözleri Cassandra’yı süzüyordu.
Nimara’nın bakışları ise daha soğuktu.

“Bunu açıklayacaksın sanırım.”

Elaria ise sadece hafifçe başını eğdi.

“Yeni biri.”

Cassandra bir an ne olduğunu anlamadı, sonra Kael hafifçe öne geçti.

“Bu Cassandra, benim çocukluk arkadaşım.”

Syr kaşını kaldırdı.

“Vay, demek bahsettiğin çocukluk arkadaşı bu fıstıkdı.”

Kael hafifçe iç çekti.

“Syr, lütfen.”

Cassandra hâlâ ortamı anlamaya çalışıyordu
.
“Bu… kimler?”

Kael eliyle sırayla işaret etti.

“Bu Syr.”

Syr başını hafifçe eğdi, bakışı hâlâ dikkatliydi.

“Bu Nimara.”

Nimara sadece göz kırptı, soğuk.

“Bu Elaria.”

Elaria yumuşak bir gülümseme verdi.

“Ve bu da Celeste.”

Kael kısa bir duraksamadan sonra devam etti

“Onlar benim.. eşlerim.”

Cassandra’nın gözleri hafifçe büyüdü.

“...eşlerin mi?!?”

Syr’in gözleri Kael’e kaydı.
“Bunu nasıl söylediğini izlemek bile ilginç.”

Nimara ekledi

“Oldukça basit ifade ettin.”

Elaria hafifçe kıkırdadı.

“‘Eşlerim’… hoş.”

Celeste sessizdi, ama Kael’e bakarken gözlerinde sıcaklık vardı.

Cassandra hâlâ Kael’e bakıyordu.

“Sen… beni buraya neden getirdin?”

Kael sakin bir şekilde cevap verdi

“Seni tanıştırmak.. ve yalnız olmadığımı göstermek için.”

Kısa bir sessizlik oldu, Syr öne doğru bir adım attı.

Cassandra’yı baştan aşağı süzdü.

“Ee Kael, bu yoksa beşinci kardeşimiz mi olacak?”

Cassandra gerildi.

Cassandra’nın gerilimi yüzünden okunuyordu ama Kael ortamı dağıtmaya niyetli değildi.
Syr’in sorusuna tek bir bakışla karşılık verdi.


“Hayır ama bu ona bağlı.”

Kael’in bu cümlesi odadaki havayı bir anda buz kesti.

Syr, duyduğu cevapla birlikte hafifçe duraksadı, ardından dudaklarının kenarı tehlikeli bir şekilde yukarı kıvrıldı. 

Gözleri doğrudan Cassandra’ya dikilmişti. Bir avcı gibi, karşısındaki avın bu ağırlığı kaldırıp kaldıramayacağını ölçüyor gibiydi.

Nimara kollarını göğsünde kavuşturdu, bakışlarındaki soğukluk bir kat daha arttı.

“Demek ona bağlı…” diye mırıldandı Nimara, sesi odadaki çıt sesini bile bastıracak kadar pürüzsüz ve netti. 

“Kael, Evrenin en tepesindeki var olan biri olarak, herhanhi birinin, yanında öylece yürüyerek gidebileceğini düşünüyor olamazsın. Hele ki bu zayıflıkla.”

Cassandra, üzerine çöken bu muazzam baskıyla nefesinin kesildiğini hissetti. Karşısındaki kadınlar sıradan değildi. 

Kael’in az önce bahsettiği o otuz altı kademeli sistemin neresindeydiler bilmiyordu ama yaydıkları görünmez aura, az önce tarikatın Büyük Elder’inin yaydığı enerjiyi çocuk oyuncağı gibi gösteriyordu.

Yine de Cassandra geri adım atmadı. Çenesini dikleştirdi, Kael’e döndü.

“Sen… sen gerçekten delirmişsin,” dedi Cassandra, sesi titrese de gözlerindeki o inatçı parıltı sönmemişti. 

“Yalnız olmadığını kanıtlamak için beni bir harem odasının ortasına fırlatman mı gerekiyordu? Üstelik hepsi benden nefret ediyormuş gibi bakarken!”

Elaria bu sözler üzerine hafifçe kıkırdadı. Yataktan kalkıp yavaş adımlarla Cassandra’ya doğru yürüdü. 

Her adımı o kadar zarifti ki, sanki bastığı yerde çiçekler açıyordu. Cassandra’nın tam önünde durdu, boyu ondan biraz daha uzundu. Eğilip Cassandra’nın yüzüne yaklaştı.

“Nefret mi? Ah, hayır tatlım, bu nefret değil,”
 
dedi Elaria her zamanki eğlenen ifadesiyle, sesi kadife gibi yumuşaktı ama içinde gizli bir otorite barındırıyordu. 

“Bu sadece bir merak. Kael’in geçmişinde kalmış birinin, onun bugünkü ihtişamına nasıl ayak uyduracağını merak ediyoruz. Çünkü burası… senin bildiğin o küçük, güvenli Dünya değil.”

O sırada pencerenin kenarında sessizce duran Celeste öne doğru bir adım attı. Bir Yiyici olarak, Gözleri Cassandra’nın üzerindeki 『Uçuş』 becerisinin taze enerjisini hemen fark etmişti.

“Ona bir beceri vermişsin, Kael,” dedi Celeste, sesi diğerlerine göre çok daha sakindi ama odadaki herkesi susturmaya yetti. 

“Hem de kurallarını kendin yazdığın bir beceri. Mana tüketimi yok, fiziksel yasa ihlalleri tamamen engellenmiş. Bir çocukluk arkadaşı için fazla cömertçe.”

Kael, kızların bu baskıcı tavrına karşı sadece derin bir iç çekti. Adım atıp Cassandra’nın yanına, tam ortalarına geçti. 

Oraya geçtiği an, odadaki tüm o ağır baskı ve aura savaşı sanki görünmez bir duvarla kesilmiş gibi bir anda yok oldu. Cassandra rahatça nefes alabildiğini fark etti.

“Cassandra’ya verdiğim şey, sadece gökyüzünü bir kez olsun özgürce görebilmesi içindi,” dedi Kael, sesinde hiçbir tereddüt yoktu. Kızlara tek tek baktı. 

“Ve onun üzerinde baskı kurmayı bırakın. O benim geçmişimden kalan tek bağ.. ne kadar şakalaştığınızı bilsemde o.. çok zayıf, ona zarar vermenize izin veremem.”

Syr, Kael’in bu korumacı tavrı karşısında gözlerini devirdi ama yüzündeki o meydan okuyan gülümseme kaybolmadı. 

“Tamam, tamam… Hemen pençelerini çıkarma kocacığım~. Sadece biraz tanışmak istedik.”

Cassandra ise şaşkınlıkla Kael’e bakıyordu. Kael’in bu kadınlar karşısındaki netliği, kadınların ise Kael’e olan o derin ama bir o kadar da tehlikeli bağlılığı zihnini bulandırıyordu.

“Ben…” dedi Cassandra, odadaki herkesin bakışlarını tekrar üzerine çekerek. 

“Ben buraya ait değilim. Kael, senin ne kadar büyüdüğünü, ne kadar değiştiğini anladım. Ama senin bu dünyan… benim hayal gücümün bile ötesinde.”

Kael yavaşça Cassandra’ya döndü. Gözlerindeki o derin, yorgun özlem hâlâ oradaydı.

“Ait olup olmamak senin seçimin, Cassandra,” dedi Kael, sesi adeta bir fısıltı gibiydi. 

“Dünya’da kalıp eski hayatına devam edebilirsin. Ya da… benim.. bizim yanımızda bu sonsuz yolun bir parçası olabilirsin. Seçim her zaman senin ve unutmaki seni, bu dördünü nasıl desteklediğim gibi desteklerim.”

Cassandra derin bir nefes aldı. Odadaki dört kadına, ardından karşısında duran ve artık bir “Tanrı“ olan çocukluk arkadaşına baktı. 

Henüz bir cevap vermeye hazır değildi, ama bir şeyden emindi: Hayatı bir daha asla eskisi gibi olmayacaktı.

...

Bölüm Sonu

 • Tepki Bırakmayı

 • Yorum Atmayı, unutmayın!

[ Not: Bölüm Biraz kısa oldu.. ama diğer 3 bölüm (daha sadece 2 tanesini yazdım..) mükemmel olacak, yani.. öyle olmasını umuyorum.
Beklemede kalın! Seviliyorsunuz. ]

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.


Ayar kaydedildi