Bölüm 233
Sözlerini bitirdiği Ân’da, ondan bir Obsidyen ışık sütunu fışkırdı!
Işık yukarı doğru fırladı; Üstündeki Zemin’i, ondan sonraki Katlar’ı, İblis Kulesi’nin çatısını ve kendisiyle açık Gökyüzü arasındaki her şeyi delip, geçti; Ardından İblis Başkent’inin üzerindeki Kıpkırmızı Gökyüzü’nde, Bulutlar’ın Ötesi’ne Tıtmanan Saf Obsidyen parlaklığından oluşan bir Sütun olarak belirdi!
Sonra dağılmaya başladı. Sütundan, Sonsuz bir Deniz’in yayıldığı gibi dışa doğru yayıldı; Genişledikçe, inceldi, Gökyüzü’ne yayıldıkça, soluklaştı ve neredeyse görünmez Hâl’e geldi, ancak Damian, ışığın görüş alanının Ötesi’ne geçtikten sonra bile devam ettiğini hissedebiliyordu. Işık, İblis Başkent’inin Kıpkırmızı Gökyüzü’ne yayıldı ve Dünya Nehri’ne doğru, oradan da Ötesi’ne uzandı; Binler’ce Mil boyunca yayıldı ve sanki kalmaya karar vermiş bir şey gibi Toprağ’ın üzerine çöktü.
Gözlerinin önünde Kelimeler açıldı.
|“BU İlkel Kaynağ’’ın bayrağı altında, Yerel Varoluş Alan’ının Enginliğ’ini kapsayan benzersiz bir Eylem gerçekleştirildi.|
|Anlaşılamaz bir Yol oluşturuldu. Varoluş’a Dair Bakış Açın, Engin bir Alan’a dayatıldı ve “BU İlkel Kaynağ”ı kullanma Kapasite’nin uzandığı Ölçü’de Binler’ce Mil boyunca yayılmaya devam edecek.|
|Çaba, Zorluklar ve Seçimler’e odaklanan Varoluş Ölçeğ’iniz, çevredeki Taş Toprakları’nın her yerine yerleştirilmiştir.|
BOOM!
Kelimeler Hava’da asılı kaldı; Damian onları okudu ve az önce ne yaptığını, bir İnsan“ın uzun zamandır içinde birikip de henüz Kelimeler’e dökülememiş bir şeyi anladığı şekilde anladı.
O, sadece Güç kazanmamıştı. Taş Toprakları’nın hiç üretmediği ve Ata Gökseller’in bile boy Ölçüşemeyeceğ’i bir Varoluş Hâl’ine gelmemişti. İçinde, her Hiyerarşi’nin üzerinde yer alan, Çemberler’i, Ata Topraklar’ı ya da Varoluşlar’ın Varoluşlar’ını Tırmanarak geçirdikleri her Yapı’yı tanımayan şeyi ortaya çıkarmış ve onu kendi Yapısı’nı dayatmak için kullanmıştı.
Bir Yol.
Baba’sı, Beşiğ’in üzerindeki birleşim sırasında Yollar’dan bahsetmişti; Her Varoluş’un, farkında olsun ya da olmasın bir Yol’u izlediğinden, Şan’la yaşayanlarla Dipnot olarak yaşayanları ayıranın İnanç olduğundan söz etmişti.
Kutsal Ses, Serala’ya inancın her şeyden önemli olduğunu söylemişti. Ve işte burada, İblis i
mİparatorluğu’unun kalbindeki bir Bahçe’de, Amne’si yanındayken ve İblis İmparator’u ayaklarının dibinde diz çökmüşken, Damian İnanc’ını alıp, onu Binler’ce Mil uzaktaki Varoluşlar’a dayatmıştı!
Seçimlerin önemli olduğu bir ölçek.
Çaba ve Zorluklar’ın, Önemsiz birini muazzam bir şeye yükseltebileceği bir Ölçek.
Temel’i paramparça olduğu Ân’da onu Silip, atan tek Ölçeğ’in var olduğu zamanlarda, bir Cüruf kabilesinde saklanan sakat bir Prens’e bir şans verecek olan bir Ölçek.
Anne’si, şaşkınlık ve şok arasında bir yerde, tam olarak okuyamadığı bir ifadeyle ona bakıyordu.
Serala, Damian’ın onun hazırlandığından daha fazlasını başardığı zamanlarda her zaman ona yönelttiği o parlak gözlerle ona bakıyordu.
İblis İmparator’u yere bakıyordu, çünkü İblis İmparator’u Gökyüzü’ne yayılan Obsidyen Deniz’i hissetmişti ve kahrolasıca korkmuştu.
Damian, Kıpkırmızı Gökyüzü’nde dağılan Obsidyen Işığ’a baktı.
Bu, O’nun Yol’unun Başlangıc’ıydı. İntikamının Son’u değildi, Annesi’nin kurtarılması değildi, Katil Aziz’in Ölüm’ü ya da Kara bir Nehri’n üzerinde iki Ata Göksel Varoluş’un Yok Edilme’si değildi. Bunlar, sadece Adımlar’dı. Bu ise, o Adımlar’ın doğru ilerlediği şeydi!
İşte o, olmaya karar verdiği şeydi!
Obsidyen Deniz’i Taş Toprakları’nın üzerine çöktü ve bulutların üstündeki uzak yüksekliklerde bir yerlerde, intikam için alçalmaya hazırlanan bir Düzine Domuz Surat’lı Ata Göksel Varoluş, Gökyüzü’nden geçen ve hiçbirinin adını koyamadığı bir şey hissetti; Ve bir Ânlığ’ına, Dokuz Çember’i Aşmış Varoluşlar bile bunun ne olduğunu merak etmek için durakladı!
---
İri yapılı Ata Göksel Varoluş Ziavvo, az önce aşağı inmek için izin almıştı.
Yüzen Kara Parçası’nın kenarında duruyordu; Arkasında bir Düzine Domuz Surat’lı Varoluş dizilmişti. Atalar’dan Gelen Göksel Varoluşlar’ın onayı hâlâ tazeydi, plan kesinleşmişti. Aşağı in. Zhuque’yi öldüren şeyi bul. Ona hesap sor!
Harekete geçme emrini vermek üzereyken, çok uzaklardaki aşağıda bir değişiklik oldu.
Bulutlar’ın altındaki Topraklar’dan Obsidyen Reng’inde bir ışık sütunu fırladı.
Dünya Nehri’nin Ötesi’nden, İblisler’in elindeki Topraklar’da bir yerden geliyordu ve o kadar Hız’lı ve etkileyici bir şekilde Yükseliyordu ki, iri yarı Göksel Varoluş’un emri boğazında takılıp, kalmıştı!
Bu da ne lan?!
Sanki en çılgın rüyalarından çıkmış gibi bir şeydi; Yüzyıllar boyunca ulaşmak için Çaba harcadıkları ve kendilerine Varoluş’un sunabileceği en yüksek nokta olduğunu söyledikleri türden bir Güç’tü.
Bulutların altındaki bir Varoluş’un ortaya çıkarabileceği bir şeye hiç benzemiyordu!
İri yarı Göksel Varoluş ona bakakaldı; Az önce Zhuque’nin Ölüm’üne karşı soğuk bir öfke barındıran Domuz Surat’ında, artık şaşkınlık ve tedirginliğe yakın bir ifade vardı.
Birkaç Ân sonra, diğerleri de geldi.
Yüzen Kara Kütleler’inin Ötesi’nde, farklı Topraklar’dan gelen Atalar Gökseller’i Tapınaklar’ından, Ormanlar’ından ve İç Bölgeler’inden süzülerek, dışarı çıktılar; Hiçbiri görmezden gelemeyeceği bir Güç tarafından açık Hava’ya çekiliyorlardı.
Tek tek, ikişer ikişer, sonra da daha büyük gruplar Hâl’inde geldiler; Her türden Varoluşlar, kimisi İnsan’sı, kimisi daha az İnsan’sı, hepsi de varlıklarının içinde Atalar Topraklarının ağırlığını taşıyordu. Yüzlerindeki ifade kasvetliydi!
Her biri, yüzlerinde aynı ortak soruyu taşıyarak, uzaktaki Obsidyen Işığ’a bakıyordu.
O da neydi?
Hiçbiri cevap vermedi, çünkü hiçbiri bilmiyordu!
Ve sonra, yüzen kara kütlelerinden birinden devasa bir canavar yükseldi.
Kara Kütlesi’nden yavaşça yükseldi ve yükseldikçe Boyutlar’ı netleşti. Kanat’lı bir Kaplumbağa; Kanat açıklığı Yüz Mil genişliğinde, kabuğu Beyaz-Altın ışıkla damarlanmış koyu bir yüzey, Kanatlar’ı ise yakındaki birkaç Kara Parçası’mın üzerine Aynı Ân’da gölge düşürecek kadar genişti.
Gözleri parlak Mavi’ydi; Derin, Kâdim ve farkındalıklıydı; Bulutlar’ın üstündeki Açık Gökyüzü’ne yükselirken, yaydığı Güç, onu toplanan Atalar Gökseller’i arasında bir Güç merkezi olarak hemen öne çıkardı.
Diğerleri ona yer açtı. Canlı Atalar Topraklar’ı inşa etmiş ve Dokuz Çember’i önemli Ölçü’de Aşmış Varoluşlar bile, Kanat’lı Kaplumbağa yükselirken, yerlerini değiştirdiler; Bu, güçlü Varoluşlar’on kendilerinden daha güçlü olana karşı içgüdüsel bir saygı göstergesiydi.
Bu, Büyük Atalar Gökseller’inden biriydi!
Bu, iri yarı Domuz Surat’lı Göksel Varoluş’un izin dilediği türden bir Varoluştu; Onay’ı, Göksel Varoluşlar’km topraklarını harekete geçiren türden bir Varoluş’tu.
Parlak Mavi gözleriyle uzaktaki Obsidyen Sütun’a baktı ve orada ne gördüyse, altındaki toplanmış Göksel Varoluşlar’la düşüncelerini paylaşmadı. Sadece gözlemledi; Kâdim ve devasa bir şekilde, bulutların çok altındaki İblis Topraklar’ından yükselen Kutsal Güç Sütun’unu içine çekerek.
Sonra konuştu.
Sesi, Hava’da süzülen Kara Kütleler’i arasında yankılandı ve bakmak için dışarı çıkan her Ata Göksel Varoluşlar’a ulaştı.
“Gidip, Sınırlar’ımızda Hangi Güc’ün yerleşmekte olduğunu görelim.”
BOOM!
Kanatlı Kaplumbağa’mın kanatları bir kez çırptı ve o tek hareketin yarattığı Rüzgâr, her yöne Kilometreler’ce uzanan Bulutlar’ı birbirinden ayırdı.
Yüzen Kara Kütleler’inin üzerinde, Ata Gökseller toplanmaya başladı. Hareket etmeye hazırlanırken, Varoluşlar’ının içinde canlı Atalar Topraklar’ı parıldıyordu; Yüzyıllar boyunca onları inşa eden Varoluşlar’ın içinde Ovalar, Nehirler, Ormanlar, Dağlar ve Denizler alev alev yanıyordu; Ve Zhuque’nin intikamını almak dışında hiçbir şey istemeyen iri yarı, Domuz Surat’lı Göksel, artık kendini tek bir Ölüm’den çok daha büyük bir şeyin parçası olarak bulmuştu.
Toplanan tüm Gökseller dikkatlerini aşağıya, uzaktaki Obsidyen ışığa, Bulutlar’ın altındaki, kimsenin iznini almadan kendini kurmuş olan Bölge’ye çevirdiler.
Ve alçalmaya başladılar!
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.