Bölüm 118
Varkas’ın gözbebekleri bir anda büyüdü. Mavi irislerine serpiştirilmiş gümüşi gri benekler dalgalanır gibi titreşti. Ne var ki bu sarsıntı yalnızca bir an sürdü.
Bir göz kırpması kadar kısa bir sürede yüzü yeniden buz gibi sakinliğine kavuştu. Derin mavilikle parıldayan gözlerini Talia’ya dikti. Ardından, boğuk bir kahkahayla karışık kuru sesi sessizliği yardı.
“Bu söylediğinin ne anlama geldiğini gerçekten biliyor musun?“
“Bana aptal mı diyorsun?“
Dizlerini titreten gerginliğe rağmen Talia yüzüne mağrur bir ifade yerleştirdi. Ne olursa olsun, yalvarıyormuş gibi görünmeye kesinlikle niyeti yoktu.
“Seninle aynı yatağı paylaşacağım demek.“
“...“
“Ne oldu? Daha açık mı konuşmam gerekiyor?“
Çenesini kaldırıp meydan okuyan bakışlarla ona baktığında, Varkas’ın dudak kenarındaki alaycı tebessüm yavaşça silindi.
Kollarını çözdü ve ağır adımlarla ona doğru yürüdü.
“Benimle aynı yatağı mı paylaşacaksın?“
Kalın ve ağır sesi, iliklerine kadar işleyen bir ürperti gönderdi.
İçgüdüsel olarak geri çekilmek isteyen bedenine rağmen Talia ensesini dik tutmaya zorladı. Varkas, gözlerini ondan ayırmadan çenesini kavradı ve başparmağıyla alt dudağına sertçe bastırdı.
“Buraya bu hâlde gelmenin sebebi bu mu?“
Yapışkan boya dudağına bulaşıp yayıldı. Utançtan yüzü kızaran Talia, elini sertçe itti. Varkas’ın dudaklarında belli belirsiz alaycı bir tebessüm belirdi.
“Şu kadarcık temastan bile bu kadar korkuyorsan, bununla ne elde etmeyi umuyorsun?“
“Çünkü bana hep habersizce dokunuyorsun...!“
Telaşla karşılık veren Talia bir anda sustu. Bu adamın onu yönlendirmesine izin vermemeliydi.
“Neden bu kadar çok konuşuyorsun? Yapacağımı söyledim!“
Varkas’ın dudak kenarı hafifçe kıvrıldı.
“Sen yapacağını söyledin diye ben de sorgusuz sualsiz peşinden gelmek zorunda mıyım?“
Beklediğinden çok daha sert gelen bu karşılık, utançtan ensesine kadar ateş basmasına neden oldu.
Gururunu yutarak ona öfkeyle baktı.
“Evet.“
“...“
“Tam olarak söylediğim gibi davranmak zorundasın.“
Her zamanki sakin bakışları hafifçe daraldı. Bu bakış öfkeden çok, derin bir şaşkınlık taşıyordu.
Talia sertleşmiş bacaklarına güç vererek ayağa kalktı. Ardından onun tam karşısına dikildi ve başını meydan okurcasına kaldırdı.
“Artık Shiokan Hanesi’nin reisisin. Bir varis bırakmak senin görevin. Evli bir erkeğin yapması gereken de budur.“
“Ne zamandan beri bu kadar vazife bilinciyle hareket etmeye başladın?“
Dudaklarında acı bir alay dolaştı.
“Yani benim ve ailemin iyiliği için kendini feda etmeye razı olduğunu mu söylüyorsun?“
Talia yüzündeki katı ifadeyi bozmadan ona baktı.
Direneceğini tahmin etmişti ama böylesine açık bir küçümsemeyi beklemiyordu. Evlendikleri günden beri ona daima ölçülü bir nezaket gösteren adam bu değil miydi? Yoksa onunla aynı yatağı paylaşmaktan gerçekten bu kadar mı nefret ediyordu?
İçindeki aşağılanmayı bastırarak soğuk bir sesle karşılık verdi.
“Sence böyle göstermelik bir evliliği daha ne kadar sürdürebiliriz? Çok geçmeden herkes gerçek bir karı koca olmadığımızı anlayacak. Ben de şimdi olduğumdan daha büyük bir alay konusu hâline geleceğim. Yakında bir varisimiz olmazsa senin vasalların bile sessiz kalmayacaktır.“
Ardı ardına konuşan Talia sonunda keskin bir kahkaha attı.
“Yoksa istediğin tam da bu mu?“
Varkas’ın kusursuz çene hattı gözle görülür biçimde gerildi.
Bakışlarındaki uyarıyı hiçe sayan Talia alayını sürdürdü.
“Böyle birkaç yıl daha dayanırsan herkes ayağa kalkıp benimle evliliğini bozmanı ve yeni bir büyük düşes almanı isteyecek. Belki Majesteleri İmparator bile sonunda boyun eğmiş gibi davranıp boşanmamıza izin verir. Yoksa Ayla’nın evliliğini bozmasının sebebi de zamanı geldiğinde onunla yeniden evlenebilmek miydi...“
“Yeter.“
Dişlerinin arasından çıkan keskin ses adeta kırbaç gibi yüzüne çarptı. Yüzünü ona iyice yaklaştıran adam tehditkâr bir tonla konuştu.
“Buna sessizce katlanmanın da bir sınırı var.“
Talia çizgiyi aştığını biliyordu.
Ama artık geri çekilemezdi.
Bakışlarını ondan ayırmadan sesini yükseltti.
“Eğer öyle değilse, o hâlde dediğimi yap! Zaten özgür iraden yok, değil mi? Sen yalnızca görevleri uğruna hareket eden bir kukladan ibaretsin.“
“Peki ya sen? Sen de İmparatoriçe’nin kuklası değil misin?“
Varkas alayla sordu.
Talia’nın yüzünden kan çekildi.
Bir anda bembeyaz kesilen yüzüne tepeden bakan Varkas soğuk bir sesle devam etti.
“O kadının seni ne için kışkırttığını bilmiyorum. Ama ben senin damızlık aygırın olmayacağım.“
Bunu söyledikten sonra doğruldu ve çıkardığı ceketini eline aldı.
“Bu gece bu odayı Ekselansları kullanabilir.“
Talia, kapıya yönelen adamın arkasından donup kalmış gibi baktı.
Başından aşağı buz gibi su dökülmüşçesine bütün bedeni ürperdi.
Utanç içinde titreyen Talia, bir sonraki anda topallayarak peşinden koştu.
Geniş sırtına örtülmüş giysisinin eteğini sertçe çektiğinde, güçlü kaslarla örülü heybetli bedeninin gerildiğini hissetti.
Bütün gücüyle onu itti.
Fakat kale surları kadar sağlam bedeni yerinden bile kıpırdamadı.
Öfke içinde bir kez daha var gücüyle yüklenince Varkas omuzlarından yakaladı.
Parmaklarının kuvvetiyle istemsizce dudaklarından boğuk bir inilti döküldü.
Sesi duyan adam irkilerek elini geri çekti.
Talia bu fırsatı kaçırmadı; bütün ağırlığıyla göğsünü ona çarptı.
Nihayet şehir surları kadar sağlam duran bedeni geriye doğru sendeledi.
Varkas’ı yere devirdi ve karnının üzerine oturdu.
Kısa boğuşmanın ardından düzensizleşen nefesi boğazını zımpara gibi yakıyordu.
Göğsü hızla inip kalkarken sıcak nefesler veriyor, gözlerinde alevler yanarcasına ona bakıyordu.
“Bana karşı gelemezsin.“
Varkas’ın yakışıklı yüzü hafifçe buruştu.
Talia sözlerini adeta kan kusar gibi haykırdı.
“Bana ne istersem yapacağını söyledin. Elinden gelen her şeyi yapacağını söyledin.“
Onu itmeye çalışan eli havada duraksayıp hareketsiz kaldı.
Talia gömleğinin önünü sıkıca kavrayarak bütün gücüyle kendine doğru çekti.
Bedenini sarsan titremeler giderek şiddetleniyordu.
Yalvarmamak için bütün gücüyle direnmesine rağmen sesi hıçkırıklarla boğulur hâle geldi.
Şiddetle titreyen çenesini sıkarak inatla bağırdı.
“Sözünü tutmanı emrediyorum!“
Bu yankılanan haykırışın ardından odaya fırtına öncesini andıran ağır bir sessizlik çöktü.
Gözlerinin içine bakmaya cesaret edemeyen Talia, bakışlarını yavaşça inip kalkan göğsüne çevirdi.
Şakağından süzülen bir damla ter gözünün kenarında kısa süre asılı kaldıktan sonra Varkas’ın gömleğine düştü.
Boş gözlerle o damlaya bakarken sert bir parmak çenesine dokundu.
Başı usulca yukarı kaldırıldı.
Baş döndürücü bulanıklığın içinden, ne düşündüğü okunamayan bir yüz görüşünü doldurdu.
Daha bunun anlamını kavrayamadan omuzlarından hafifçe geriye itildi.
“...Anladım.“
Varkas doğrularak boğuk bir sesle konuştu.
Talia titreyen gözlerle ona baktı.
Gerilmiş Adem elmasının yavaşça inip kalktığını görebiliyordu.
Uzun süren sessizliğin ardından yeniden konuştu.
“Ekselansları nasıl arzu ederse öyle yapacağım.“
Nihayet istediği cevabı almıştı.
Fakat bedeni eskisinden de şiddetli titremeye başladı.
Kasılmış parmaklarıyla onun ön kollarına sarıldı.
Tam o sırada sıkıca bastırılmış bir ses yeniden kulağına ulaştı.
“Ama bugün değil.“
Başını hızla kaldırıp ona baktı.
Varkas sabırsız bir ifadeyle devam etti.
“Daha birkaç hafta önce kan kusup bayılmadın mı? Sağlığın tamamen düzelince...“
“Ben gayet iyiyim.“
Talia sertçe sözünü kesti.
“Buna ne zaman karar vereceğime ben karar veririm. Ve o zaman bugün. Şimdi.“
Varkas’ın bütün bedeninin gerildiğini hissetti.
Acaba zorba gibi davranmasına içerliyor muydu?
Fakat bunun artık hiçbir önemi yoktu.
Şimdi geri adım atarsa bir daha böyle bir karar verme cesaretini asla bulamayacaktı.
Bu deliliğe benzeyen dürtü sönüp gittiği anda yeniden kendi ördüğü duvarların ardına saklanacaktı.
Bu yüzden, elinde kalan son kırıntı cesareti de toplaması gereken an tam da buydu.
“Bunu reddedemezsin.“
Adamın gözlerinde bir şey titreşti.
Öfke miydi?
Hayal kırıklığı mı?
Hayır...
Bunun artık bir önemi yoktu.
Bu...
Bu...
Aşk değildi.
Ne tutkuydu ne de arzu.
Bu yalnızca hayatta kalabilmek için verilen umutsuz bir mücadeleden ibaretti.
Öyleyse aşağılanmış hissetmesine de gerek yoktu.
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.