Bölüm...
Adventure, Horror, Josei, Novel, Psychological, Supernatural, Tragedy

Bölüm 16

Neden bayıltılan kişi o değildi? (2)
Yazar: Brauns Show Grup: : Bağımsız Okuma süresi: 6 dk Kelime: 1.601


Bo Li başka bir yol düşünmek ve sirkte kullanabileceği başka biri olup olmadığına bakmak zorundaydı.
Sonraki üç gün boyunca Erik’in hareketlerine dikkat etmeyi bıraktı ve kendisini sirkteki diğer insanlarla etkileşime girmeye zorladı.
Sirkteki insanlar düşündüğü kadar korkutucu değillerdi.
Çoğu, toplumun kıyısında yaşayarak gününü gün eden insanlardı. Okuma yazma bilmiyorlardı, eğitimsizlerdi ve kendi isimlerini bile heceleyemiyorlardı.
Erik dışında en eğitimli kişi patrondu, onu da Richard Simon adında bir sihirbaz takip ediyordu.
Richard Simon’ın eskiden sirkteki yıldız sihirbaz olduğunu duymuştu. Yakışıklıydı ve havada elma uçurmak, seyircinin kulağının arkasından bozuk para çıkarmak ve şapkadan canlı tavşan çıkarmak gibi birçok sihir numarası biliyordu.
Seyircilerin birçoğu onun sadık hayranıydı. Hatta sirk şovuna kadar gelip ona Broadway’de sahne alması için teklifte bulunan bir New Yorklu bile vardı.
Ancak Erik ortaya çıktıktan sonra Richard Simon ikinci sınıf bir performans sanatçısına düştü. Ancak Erik müsait olmadığında eskisi gibi kapanış gösterisini yapabiliyordu.
Son iki gündür Bo Li onu ana çadırın dışında dolanırken görüyordu. Erik’in sağlık iznini fırsat bilip sirkteki yıldız performans sanatçısı pozisyonuna geri dönmek istiyor gibiydi.
Bo Li düşündü; belki de bu sihirbazı sırt çantasını geri almak için kullanabilirdi.
Akşam yemeğinde Bo Li tabağını aldı ve Richard’ın yanına oturdu.
Richard’ın görünüşü oldukça iyiydi. Derin göz çukurları ve yüksek bir burun kemeri vardı. Nazik ve melankolik bir genç adama benziyordu. İçinde beyaz bir gömlek ve kadife yelek, üzerinde tüvit bir palto vardı; başparmağında ise sahte bir taş yüzük takılıydı.
“Bay Simon.“ Bo Li ona gülümsedi.
Bunu söylediği an, sanki sırtı buzlu dikenlerle delinmiş gibi ürperdi. Birinin ona yoğun bir şekilde baktığını hissediyordu.
Bo Li şaşkınlıkla arkasına baktı ama hiçbir şey görmedi. Yanılmış mıydı?
Richard selamına karşılık verdi. “İyi akşamlar, Poli.“
Bo Li kendini Richard’a odaklanmaya zorladı.
Ona hitap şekli, faydalı bir bilgi veriyordu. Ona ilk adıyla seslenebildiğine göre birbirlerini tanıyor olmalıydılar.
Bo Li, izleniyormuş gibi hissetmenin verdiği tuhaf duyguyu görmezden gelmeye çalıştı. Biraz düşündükten sonra, öylesine soruyormuş gibi yaparak, “Patron ne dedi?“ diye sordu.
Richard bir an şaşkınlıkla donup kaldı, sonra acı acı gülümsedi. “Senin bile haberin var.“
Tekrar iç geçirdi. “Patron bir şey demedi ama muhtemelen artık beni istemiyor. Mantıklı. Erik benden daha çok sihir numarası biliyor ve maaşı benimkinden daha düşük... Patronun beni sirkte tutmak istememesi normal. Sorun değil. Şansımı başka kumpanyalarda deneyebilirim.“
Bo Li ustalıkla endişeli bir bakış sergiledi. “Onunla konuşmayı denemez misin?“
“Maaşımı Erik’in seviyesine düşürsem bile.“ Richard şakaklarını ovaladı ve yorgun bir şekilde gülümsedi. “Patron yine de beni tutmak istemeyecektir. Erik çok zeki. Bir sihir numarasını sadece bir kez izleyerek çözebiliyor... Sihir numaraları konusunda doğuştan bir yeteneği var. Onunla kıyaslanamam.“
Bo Li, Richard’a baktı ve kızmış gibi yaptı. Öne eğildi ve sessizce, “Bay Simon, siz iyi bir insansınız. Size böyle davranmaları çok kaba!“ dedi.
Richard, öfkesine şaşırmıştı ama yine de teşekkür etti. “Poli, teşekkür ederim. Sözlerin benim için çok anlamlı.“
Bo Li elini Richard’ın üzerine koydu ve sesini daha da alçalttı. “Konumum düşük ve pek bir şey bilmiyorum. Patronla konuşarak sana yardımcı olamam ama senin için faydalı olabilecek bir şey biliyorum.“
Richard ciddiyetle, “Seni dinliyorum,“ dedi.
“O tuhaf çantayı duydun mu?“
“Gökyüzünden düşen mi?“
“Evet, o,“ dedi Bo Li, “Gökyüzünden düşmedi. Bir çanta tüccarı onu Louis Vuitton’dan çaldı!“
“Louis Vuitton mu? Paris’teki Louis Vuitton mu?“
Bo Li gizlice rahat bir nefes aldı. Doğru tahmin etmişti. 1888 yılına gelindiğinde, Louis Vuitton’un ismi zaten çok ünlü olmuştu.
Richard, Louis Vuitton’u duymamış olsaydı, gerçekten kimin ismini kullanabileceğini bilemezdi.
“Evet, bu çantanın işçiliğinin çok karmaşık olduğunu duydum. Bay Vuitton uzun süre uğraşmış ve sadece bu bir taneyi yapabilmiş. Bu çantayı kraliyet ailesine bir hediye olarak sunmak istiyordu ama biri çaldı. Patron ve diğerleri bu çantayı nadir bir hazine olarak sergilemeyi planlıyorlar... Ama bence biri bu çantayı Bay Vuitton’a geri getirirse, o kişiye kraliyet ailesi için çalışması adına referans olabilir!“
Richard derin düşüncelere daldı.
Bir süre sonra gözlerini kaldırdı, Bo Li’nin ellerini tuttu ve, “Bunu bana söylediğin için teşekkür ederim. Eğer kendi ayaklarım üzerinde durabilirsem, yardımını kesinlikle unutmayacağım,“ dedi.
Bo Li elini çevirdi ve karşılık olarak onun elini tuttu. Ona gülümsedi. Onun karşılık vermesine ihtiyacı yoktu. Sadece çantayı çalmasını ve onunla sirkten ayrılmasını istiyordu.
Bu olduğunda, Erik’i çantasını ondan geri alması için ikna edecekti. Richard nazik ve orta yapılı biriydi. Erik’i, onu soyması için ikna etmek, patronu soyması için ikna etmekten daha kolay olacaktı.
Bunu düşünerek Bo Li oldukça mutlu oldu ve izleniyormuş hissini umursamadı. Tabağındaki ekmek ve patatesleri bitirdi.
Richard, sırt çantası konusunda bariz bir şekilde cezbedilmişti. Akşam boyunca ana çadıra bakıp durdu ve başparmağını ovaladı.
O ana çadırı izliyor, Bo Li ise onu izliyordu. Ne zaman harekete geçeceğini tahmin etmeye çalışıyordu.
Richard bir sihirbazdı. El hızı ve tepki süresi sıradan insanlardan çok daha üstündü. Sırt çantasını ana çadırdan kesinlikle alabilirdi. Sadece kararlılığı eksikti.
Akşam Richard bir puro içti. Başparmağını tedirgince ovaladı ve sonunda kararını verdi. Ana çadıra yöneldi.
Ayrılmadan önce Bo Li’ye bir bakış attı.
Bo Li ona başıyla onay verdi ve dudaklarını oynatarak: “Bol şans,“ dedi.
Geçtiğimiz birkaç gün boyunca Richard neredeyse her gece ana çadırı ziyaret ederdi. Ayrıca, şu an gösteri saatiydi. Tutulan silahlı adamların neredeyse tamamı, sorun çıkarabilecek holiganlara karşı koruma sağlaması için gösteri salonuna gönderilmişti.
Ana çadırda sadece iki gardiyan kalmıştı ve poker oynuyorlardı. Gelenin Richard olduğunu görünce el sallayıp onu içeri bıraktılar.
Yarım saat sonra Richard ana çadırdan çıktı. Sakin ve kendinden emin görünüyordu.
Bo Li, sırt çantasını nasıl taşıdığını bilmiyordu ama başardığını biliyordu.
Derin bir rahatlama nefesi verdi. Artık endişelenmeden kaçışını planlayabilirdi.
Bu geceki uykusunun, ışınlandığından beri en huzurlu uykusu olacağını hissediyordu.
Bo Li’nin içine doğan hissi yanlıştı.
Gecenin bir yarısı ağır ayak sesleri duydu ve çadırının kanvası kaldırıldı. Biri çadırına girdi ve ağır bir şeyi içeri sürükledi.
Bo Li gözlerini açtı ve görüşünü netleştirmek için çabaladı. Gördüğü ilk şey beyaz bir maskeydi.
Sanki yüzüne bir kova soğuk su dökülmüştü. Bo Li hemen uyandı. Ürperdi ve hızla doğruldu.
Karşısındaki manzara tüylerini diken diken etti.
Karanlıkta Erik, bir elinde baygın Richard’ı, diğer elinde ise onun sırt çantasını tutuyordu. Adım adım, sakin bir şekilde ona doğru yürüdü.
Bo Li, onun kayıtsız ve duygusuz bakışlarıyla karşılaştı. Midesi kasıldı, boğazı kurudu. Neredeyse nefes alamıyordu.
Ne yapıyordu? Birkaç gündür konuşmuyorlardı ve önceki çabaları boşa mı gitmişti?
Neden?
Onu kızdırmak için ne yapmıştı?
Richard neyi yanlış yapmıştı?
Erik’in bakışı maske kadar boştu. Richard’a bakmadı bile ve onu kenara fırlattı. Sırt çantasını tutarak ona doğru yürümeye devam etti.
Uzun gölgesi giderek üzerine çöktü.
Bo Li sarsılmıştı. Geri çekilmek istiyordu ama vücudu korkudan donmuştu.
Ona sadece bir adım mesafedeyken Erik durdu. Eğildi ve sırt çantasını yanına fırlattı.
O yüksek “güm“ sesi sanki hassas sinirlerine çarpmıştı.
Bo Li giderek daha da kafasının karıştığını hissetti. Bununla ne demek istiyordu?
Onu tehdit edip sonra rüşvet mi veriyordu?
Sırt çantasını kesinlikle yanına almalıydı. İçinde çok fazla önemli şey vardı.
Ancak planı altüst olmuştu. Bu olmadan önce sadece Richard’ın sırt çantasıyla sirkten ayrılmasını beklemesi ve sonra onu takip etmesi gerekiyordu.
Ama şimdi Richard çadırında baygın yatıyordu, sırt çantası ayaklarının dibindeydi ve Erik ona ürkütücü bir bakışla bakıyordu.
Sadece bu beklenmedik olaylar dizisiyle uğraşmakla kalmıyordu, aynı zamanda Erik’in ne düşündüğünü ve neden ona öyle baktığını da çözmesi gerekiyordu.
Bo Li, bebek gibi uyuyan Richard’a baktı. Bu kadarı fazlaydı. Neden bayıltılan kişi o değildi?

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.


Ayar kaydedildi