Bölüm 53
Bölüm 53:
·
Cheng Shi, Du Xiguang’ın Fang Jue’yu gece yarısı gizli bir buluşmaya davet ettiğinden tamamen habersizdi.
O sırada, hanın alt katında meşguldü; “ozan“ ile sık sık kadeh kaldıran sarhoş müdavimlerden bilgi sızdırmaya çalışıyordu.
Bu sarhoşlar ozanın ölmesini zerre umursuyor gibi görünmüyorlardı; tek dertleri bugünkü içkilerde indirim olup olmayacağıydı.
Her zamanki gibi Cheng Shi eski numarasını kullandı — bu masada hikayelerle takas etmek için başka bir masadan birkaç kadeh içki yürüttü.
Bedava içkileri gören sarhoşlar, “ozan“ ile olan yoldaşlık hikayelerini neşeyle süsleyerek anlatmaya başladılar.
“Ardos çok gezmiş görmüş bir adamdı. Elbette içkiye dayanıklı değildi —neredeyse hiç içemezdi— ama dünyayı çok görmüştü. Onun yeraltı alemlerinde bile bulunduğunu söylerler.“
“Ve sen onun bir kukla olduğunu mu söylüyorsun? Git işine be adam! Kesin yerine başkası geçmiştir. Bir kukla nasıl içki içebilir? Paslanmaz mıydı? Hem zaten tüm içkilerin parasını ödeyen de oydu.“
“Gerçekte nerede olduğunu sormakla neden uğraşıyorsun ki? Ben sadece parasının nerede olduğunu bilmek istiyorum. Lanet olsun, o infazcılar odasını çoktan boşaltmışlar. Kitap yazarak çok para kazandığını duymuştum. Eğer o paraya ellerimi uzatabilseydim, kendimi içerek öldürürdüm!“
“Hadi oradan! Ben Ardos’un oğluyum. Miras hakkı sadece bende!“
“Ne? Bir [Yozlaşma] takipçisi mi? İmkansız. O bir inanç dilencisiydi — her tanrıya dua ederdi.“
“Nereden mi biliyorum? Tek bir nefeste farklı tanrılardan yedi sekiz tane kutsamayı arka arkaya sayabilirdi. Sen bunu yapabilir misin?“
“Hey ahbap, başka bedava içki var mı? Yoksa git hancıdan iste. Ardos bunu her zaman yapardı ve hancı ona her seferinde bir iki şişe verirdi.“
Cheng Shi, yüzünde gergin bir gülümsemeyle masadan müsaade istedi ve odasına döndü. Kapıyı kapattığı an ifadesi ciddileşti.
Kukla kontrolü ustacaydı — ozanın içki arkadaşlarından hiçbiri tuhaf bir şey fark etmemişti.
Bir kuklayı bu kadar kesin bir hassasiyetle kontrol edebilecek sadece birkaç meslek vardı. Eğer bu durum [Yozlaşma] ve [Ölüm] ile bağlantılıysa, o zaman tek bir meslek olabilirdi:
Arzu Hükümdarı.
[Yozlaşma]’yı takip eden bir büyücü.
Arzulardan kuklalar üretebilen bir sınıf.
Şimdi sorun şuydu: Bu Arzu Hükümdarı nerede saklanıyordu?
Hiçbir kukla efendisinden çok uzağa gidemezdi, bu da katilin hala hanın bir yerlerinde olduğu anlamına geliyordu.
Ama… gerçekten bu kadar iyi saklanıyor olabilirler miydi?
Tek bir kişi bile onlardan şüphelenmemişti. Yüksek Mahkeme ile oyuncak gibi oynarken bile kendilerini hiç ifşa etmemişlerdi. Kontrollerini kaybediyor gibi de görünmüyorlardı.
Cheng Shi, “Korku İndiğinde“nin ifşa olmasının tamamen katilin planının bir parçası olup olmadığını merak etmeye başladı.
Bu kadar iyi gizlenmiş bir katil, kalıntıyı kolayca üzerinde tutabilir ve kimsenin onu bulmasını imkansız hale getirebilirdi.
Öyleyse neden yarı ilahi hançeri odada bırakmıştı? Yüksek Mahkeme’nin eline geçmesi mi amaçlanmıştı?
Bunu yapmanın amacı neydi?
Bir dakika!!
Yoksa!?
Başından beri hedef… yargıç mıydı?
Moxius!!?!
Cheng Shi kendi düşünceleri karşısında şoke oldu ama üzerinde düşündükçe her şey yerine oturmaya başladı.
Katil, arka planda kaybolup kaos yaratmak için bir kukla kullanmış, ardından Yüksek Mahkeme’nin davanın çözüldüğünü düşünmesini sağlamak için cinayet silahını ortaya atmıştı.
Ardından, akla gelmeyecek bir planı gerçekleştirmek için Moxius’un elindeki “Korku İndiğinde“yi kullanacaktı.
Cheng Shi derin bir nefes aldı, zihninde cesur bir teori şekilleniyordu.
Bu sınavın kurbanı… Moxius’un bizzat kendisi olabilir miydi?
Bu nasıl olabilirdi!?
Yüksek Mahkeme’den birinci sınıf bir yargıç mı?
Kasaba halkının onun varlığına gösterdiği tepki, ona ne kadar saygı duyulduğunu gösteriyordu. Ve Yunni ile çileci rahibin ölüm şekline bakılırsa, ne kadar güçlü olduğu ortadaydı.
Oyuncular gerçekten böyle birini alt edebilir miydi?
Şey… 2400 puanlık altı oyuncunun bir şansı olabilirdi.
Ama üçü çoktan ölmüştü ve kalan üç kişiden biri sadece bir otlakçıydı.
Elbette o otlakçının kim olduğunu söylemeye gerek yoktu.
Yine de başka bir olasılık daha olabilirdi — kurban katilin kendisi olabilirdi.
Ancak mevcut duruma göre, “kurban“ Yüksek Mahkeme yargıcından bile daha tehlikeli görünüyordu.
Katilin nerede olduğunu bile henüz çözememişlerdi.
İpuçları dağılmıştı ve tek umutları tahmin yürütmekti.
Cheng Shi gecenin geri kalanını odasında düşünerek geçirdi, bir yandan da gözlerini dört açıp yan odadan gelecek sesleri dinliyordu.
Sonunda, gece yarısı saat 02.30 sularında kapısının dışından ince bir ses duydu.
İrkilerek kafasını kaldırdı.
“?“
Kapımın dışından neden ses geliyor?
Sessizce yataktan sıyrıldı ve kapıya doğru parmak uçlarında ilerledi. Dışarıda gerçekten birinin olduğunu onayladıktan sonra Cheng Shi hiç vakit kaybetmedi. Savunma pozisyonu almak yerine kapıyı aniden çekerek açtı.
Bir anda, kapıya yaslanmış olan, irkilmiş ve utanmış bir han görevlisi kafası üstü odaya yuvarlandı ve yüzüstü yere kapaklandı.
Bir han görevlisi mi?
Cheng Shi ayağını omzuna basarak görevliyi hızla yere sabitledi ve şakacı bir tonla sordu:
“Geç saatlere kadar çalışmaca mı? Ek mesai mi alıyorsun?“
Görevli bariz bir şekilde hicvi anlamamıştı. Hiç direnmeden gergin bir şekilde gülümsedi ve dedi ki:
“Rahatsız ettiğim için özür dilerim. Hancı yaralı olduğunuzu söyledi, bu yüzden bana size ilaç getirmemi söyledi. Ceketimin cebinde.“
Cheng Shi ayağını daha da sertçe bastırarak yerinden kımıldamadı.
“Oh? O zaman hancına teşekkür etmeliyim sanırım. Ama söyle bana, burada ilaçları normalde böyle mi teslim edersiniz?“
Görevli yüzü kızararak beceriksizce kıkırdadı.
“Tekrar özür dilerim. Benim hatamdı — sadece merak etmiştim. Her şeyi hancıya bildireceğim. Lütfen efendim, beni affedin.“
Görevli yalan söylemiyordu ve tavrı gerçekten samimi görünüyordu.
Bir anlık tereddütün ardından Cheng Shi, görevlinin ceketinin cebine doğru uzandı.
Ancak parmakları görevlinin göğsüne değer değmez donakaldı, ardından teşekkür ederek gülümseyip elini hızla geri çekti.
Görevli alelacele ayağa kalktı, birkaç kez eğilerek selam verdi ve arkasından kapıyı kapatarak hızla odadan çıktı.
Cheng Shi, görevliden aldığı kağıt parçasına dik dik baktı ve derin düşüncelere daldı.
…
Bu sırada Du Xiguang, yan taraftaki Cheng Shi’nin odasından gelen sesleri dikkatle dinleyerek duvarın yanında sessizce duruyordu. Sesler dindiğinde, odada oturan Fang Jue’ya doğru başını salladı.
“Hancı ona ilaç göndermiş ama görünüşe göre bu görevlinin başka amaçları varmış. Cheng Shi durumu çözdü.
O çok keskin biri — bir [Kaos] takipçisi olamayacak kadar keskin.“
Fang Jue başıyla onayladı, ardından başını iki yana sallayarak yanıtladı:
“[Kaos]’un kokusu yalan söylemez. Onun ilahi özü güçlü. Kendisinin de dediği gibi, [Düzen]’in bizzat kendisine yaklaşmak, [Kaos]’un gözünde bir kaos biçimidir.“
“Haha, bu senin ondan bile daha kaotik olduğun anlamına mı geliyor?“
“Fark şu ki o [Kaos]’u takip ediyor, ben ise [Düzen]’i. Aynı dış davranış, farklı çekirdeklerin etrafına sarılmış — işte bu yüzden hiçbir iki insan birbirine gerçekten benzemez.“
“Pekala, bu kadar havadan sudan konuşma yeter. Sadece 15 dakika kaldı. Bu gecenin küçük yolculuğunu dört gözle bekliyorum.“
“Ben de öyle. Ayrıldığımızda ses yalıtım bariyerini kaldırdığından emin ol. Yan odadaki adamın şüphelenmesini istemeyiz.“
Fang Jue başıyla onayladı, daha fazla bir şey söylemedi.
…
Saat 03.00 hızla geldi.
Cheng Shi komşularının gittiğini sezdi ve hemen kendi kapısını iterek açtı.
İkilinin nereye gittiğine dair bir şüphesi vardı ama şimdilik bu içgüdüsünün peşinden gitmemeyi seçti.
Bunun yerine, elindeki nota bir kez daha göz attı, birinci kata inerken yüzü kararmıştı.
Notta, birinci kattaki barın altında mühürlü bir oda olduğu —bir buluşma için mükemmel bir yer— yazıyordu. Oraya yalnız gelmesi söylenmişti.
Yalnız mı?
Güzel, yalnız olsun bakalım.
Bu gece yalnız kurdu oynayacağım.
Sonsuz Çiçeklenme Kasabası’ndaki korkunun arkasındaki katilin nasıl bir yüze sahip olduğunu kendi gözlerimle göreceğim!
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.