Bölüm 123
*Uyarı; Yetişkin içerik.
Vücudunu özenle onun bedenine sardı.
Terle hafifçe nemlenmiş pürüzsüz teni, kadife gibi bedenine yapışıyordu. O yumuşak tenin üzerinde usulca gezinip hislerinin tadını çıkarırken, karanlığın örttüğü küçük yüzünden bir anlığına korku geçti.
O ifadeyi silip atmak istercesine dudaklarını yeniden onun dudaklarına götürdü. Nefesini ve sıcaklığını paylaşırken boğazından, farkına varmadan boğuk bir inleme yükseldi.
Nefes nefese kalmış hâlde, kıvranan narin bedenini yavaşça yatağa bastırdı.
Artık teni bütünüyle terle kaplanmıştı. Bunun hangisinin ona, hangisinin kendisine ait olduğunu ayırt edemiyordu. Hızla yükselen beden ısısı, zihnini sisler ardına sürüklüyordu.
Arzuyla gerilmiş bedenini çiçek taçrağı kadar yumuşak tenine usulca sürterken, dudakları boynunun zarif kıvrımı boyunca ağır ağır ilerledi.
Hızla atan ensesini hafifçe dişlediği anda kadın titredi ve tırnaklarını omzuna geçirdi.
Defalarca uzatıp sonunda kırılmalarına engel olamadığı için pürüzlenmiş tırnakları tenini çizdi. Nedense bu küçük acı, içinde kabaran arzuyu daha da harladı.
İçindeki ateşi körüklemek istercesine belirgin köprücük kemiğini dudakları arasına alıp derin bir öpücük bıraktı; ardından dudaklarını hızla inip kalkan göğsüne indirdi.
Az önceye dek yabancısı olduğu bu yakınlığın karşısında ürkmüş gibi gevşek duran bedeni bir anda kasıldı. Onu yatıştırmak istercesine titreyen sırtını okşadı; sonra yumuşak tenini yeniden dudaklarının arasına aldı.
İnlemelerle hıçkırıklar birbirine karışıyordu. Bedenini saran sıcaklık artık dayanılması güç bir hâl almıştı. Ama karısı hâlâ kendini ona bütünüyle bırakamıyordu.
Varkas, endişeli elleriyle gerilmiş bedeninin her yanını usulca okşadı. Elleri yavaş yavaş aşağı inerken kadının gerginliği daha da arttı. Kısık ve çatallı sesiyle, ateş gibi yanan kulağına fısıldadı.
“İyi olacak. Sana zarar vermeyeceğim... O yüzden gevşe.“
Karanlıkta, iri gözbebeklerinin kararsızca dolaştığını seçebiliyordu.
Ter ve gözyaşıyla nemlenmiş göz kenarlarına usulca öpücük kondurdu, ardından onu büyük bir dikkatle okşadı. Başta huzursuzmuş gibi kıvranan kadın, zamanla dokunuşlarını kabullenmeye başladı. Ortaya çıkan manzara öylesine baş döndürücüydü ki ensesinden aşağı ürpertici bir sıcaklık yayıldı; görüşü bir anlığına bulanıklaştı.
Doğrulup onun tepkisini dikkatle izleyen Varkas dişlerini sıktı ve onu biraz daha kendine çekti. Dokunuşları giderek daha yakın bir hâl aldıkça, gül yaprağını andıran aralık dudaklarından boğuk bir inilti döküldü.
“Y-yeter... Bu kadarı yeter... Artık bitir.“
Varkas çenesini sıktı. Bütün bedeni, onun bu isteğine boyun eğmek için yanıp tutuşuyordu. Ama aynı yanılgıya ikinci kez düşmeye niyeti yoktu.
“Hayır. Biraz daha dayanmalısın.“
“Hayır... Dayanamıyorum. Ne olur... artık...“
Onu kışkırtan o küçücük dudakları yeniden öptü.
Terle ıslanmış ince kolları hiç vakit kaybetmeden boynuna dolandı. Bu kadın onu her zaman dengesini yitirecek kadar şaşırtmıştı. Yaklaştığında ondan uzaklaşır, geri çekildiğinde ise sitem dolu bakışlarla karşısına dikilirdi. Onu aklından edecek kadar çelişkili bir kadındı. Şimdi ise kollarının arasında, onu kendinden geçmişçesine öpüyordu.
Islak tenini ne kadar zamandır okşuyor, dilini onunkiyle ne kadar zamandır buluşturuyordu, bilmiyordu. Bir süre sonra, baştan beri gergin duran bedeninin yavaş yavaş gevşediğini hissetti.
Sağ uyluğunu kavrayıp ağır ağır aşağı indi. Nemli bedeni onu sımsıkı sarıp içine alıyordu.
Derin bir soluk veren Varkas, karyolanın başucunu sıkıca kavradı ve bacaklarına güç vererek kendini tuttu. Bedenini kasıp dizginlemeye çalışırken omurgası boyunca ter süzülüyordu.
Bir süre sabrettikten, çabadan yanakları kızarıncaya dek kendini zorladıktan sonra kalçalarını biraz daha öne itti. O anda kadının dudaklarından bastırılmış bir inilti döküldü.
Bunca zaman ve özen göstermesine rağmen kadın hâlâ ona kolayca alışamıyordu.
Gitgide artan baskıyla kaşlarını çatan Varkas, üzerine eğilip derin bir nefes aldı. Bunun iyi bir fikir olmadığını biliyordu. Kadının yükselen beden sıcaklığı ve her zamankinden daha yoğun duyulan kokusu ciğerlerini doldurdukça zihni yeniden bulanıklaşmaya başladı.
Dişlerini sıkarak başucu tahtasını daha da kuvvetli kavradı. Bir anda keskin bir çatırdama duyuldu; kalın ahşap çıtalar baskıya dayanamayarak kırılmıştı.
Kadının bunu fark edip ürkmesinden çekinerek irkildi ve gözlerini ona çevirdi. Fakat karısı, çevresinde olup biten hiçbir şeyin farkında değildi.
Yabancı hislerin bütünüyle içine çektiği dalgın bakışlarını gördüğü anda, aklını dizginleyen son bağ da koptu.
Bir elini başının yanına dayayarak bedenini ritmik biçimde hareket ettirmeye başladı. O an yapabildiği tek şey, kendini zapt etmeye çalışmaktı.
Narin bedeni öylesine kırılgandı ki sert bir rüzgâr esse savrulacakmış gibi görünüyordu. Ona zarar vermemek için bütün kaslarını sıkıyor, kendini dizginlemek adına her zerresiyle mücadele ediyordu.
Kaşlarını çatmış hâlde hareketlerini olabildiğince ölçülü tutmaya çalıştı. Ancak üzerindeki baskı en ufak bir azalma göstermeyince geri çekildi.
Tam o sırada kadın sırtına sıkıca sarıldı. Hıçkırıkla inilti arasında kalan kırık bir ses dudaklarından döküldü. O seslerin arasına kendi adının karıştığını fark ettiği anda, damarlarındaki kan ateş gibi kaynadı.
Hiç duraksamadan yeniden ona yöneldi. Dudakları hâlâ onunkilerden ayrılmıyordu. Artık kendini daha fazla tutacak gücü kalmamıştı.
Dizginlerinden boşanmış arzusu giderek büyüyor, önüne geçilemez bir kuvvet kazanıyordu. Kontrolünü yeniden ele geçirmek için bütün iradesini toplasa da elinden kayan bedenini durduramıyordu.
Hayal kırıklığıyla yüzünü buruşturup ona baktı.
“Canın yanıyor mu?“
Zorlukla söyleyebildiği bu soruya kadın başını iki yana salladı ve boynuna daha sıkı sarıldı.
“Ha... Hayır... Hiç acımıyor.“
Nemli nefesi, erimiş mum gibi kulağına dokundu.
Varkas belini sıkıca kavrayarak kalan son iradesini de toplamaya çalıştı. Belki de yalan söylüyordu. Kendine acı çektirmeyi alışkanlık hâline getirmiş bir kadın değil miydi? Belki şimdi de acısını içine atıyor, belli etmemeye çalışıyordu. Dikkatini asla kaybetmemeliydi...
“Ama... Bedenim çok tuhaf hissediyor, Varkas... Ne olur... bir şey yap...“
Hıçkırıklarla bölünen o cılız ses, zihnindeki bütün düşünceleri bir anda silip süpürdü.
Daha önce hiç ağzından çıkmamış küfürleri dişlerinin arasına hapsedercesine çenesini sıktı ve onu kararlı bir hareketle çarşafların üzerine bastırdı.
Kadının sıcak ve terle nemlenmiş bedeni kendisini bütünüyle sarıp sarmaladığında, aklını ayakta tutan son kırıntı da bir anda dağılıp gitti. Çok geçmeden karanlığı, karyolanın şiddetle gıcırdayan sesiyle birbirine karışan düzensiz nefes alışverişleri doldurdu.
Alnından süzülen ter damlalarını elinin tersiyle sertçe silerken, ritmine uyum sağlayarak hafifçe sarsılan kadına baktı.
Onun titreyen bedeni, coşkun bir akıntıya kapılmış narin bir nilüferi andırıyordu. O incecik bedeni sımsıkı kavrayarak arzunun sınırlarına kadar ilerledi. Tam o anda kadın hafifçe titremeye başladı.
Şiddetle sarsılan belini iki eliyle sıkıca tuttu; omurgası boyunca gerilim dolaşıyordu. Ardından bütün bedenini sarsan kuvvetli bir ürperti yükseldi ve içindeki yoğun gerilim ansızın çözüldü.
Görüşü bulanıklaşırken gözlerini sıkıca kapattı.
Ne kadar süre öyle kaldığını bilmiyordu. Soluk alışverişi yavaş yavaş düzene girdikten sonra doğrulup sessizce ona baktı.
Terden alnına yapışmış saçlarını usulca geriye ittiğinde, kadının dalgın yüzü ortaya çıktı. Kolları ve bacakları hiçbir güç kalmamışçasına gevşekçe yatıyordu. Bu manzarayı görünce midesinin derinliklerine soğuk bir ürperti çöktü.
Ter ve gözyaşıyla ıslanmış yanaklarını iki avucunun arasına alarak kaygıyla donuk bakışlarına baktı.
“İyi misin?“
Kadın şaşkınlık dolu gözlerle yüzüne baktı.
Neyse ki acı çekiyor gibi görünmüyordu. Sadece bütün gücünü bir anda tüketmişçesine bitkin düşmüştü.
İçinden yükselen tarif edemediği bir dürtüyle gözünün kenarına hafif bir öpücük kondurdu. Kadının dalgın gözleri bir anda irileşti; genişlemiş gözbebeklerinde güçlü bir dalgalanma belirdi.
Varkas bunun nedenini anlayamadan omzu sertçe itildi. Kaşlarını çatarak aşağı baktığında, kadın telaş içinde altından sıyrılmaya çalışıyordu. İçgüdüsel olarak onu durdurdu.
“Ne oldu sana?“
“Çekil önümden! Çok ağırsın.“
Kadın çırpındıkça Varkas isteksizce doğruldu. O ise vakit kaybetmeden yana yuvarlandı, ayak ucuna dağılmış giysilerini aceleyle toplayıp titreyen elleriyle üzerine geçirmeye koyuldu.
Sessizce onu izleyen Varkas, belinden tutarak yeniden kendine çekti.
“Biraz daha uzan.“
“Neden?“
İrkilerek ona bakan kadın, sesi hâlâ titrerken karşılık verdi.
“Her şey bitti, değil mi? Ben artık kendi odama döneceğim.“
“Bittiğini sana kim söyledi?“
Kollarından kurtulmaya çalışan kadını yeniden dizlerinin üzerine çekti ve sıcak ensesine dudaklarını bıraktı. Teninden yükselen tatlı koku, bedeninde yeniden yakıcı bir sıcaklığın dolaşmasına neden oldu.
“Bu gece... lütfen benim odamda kal.“
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.