Bölüm...
Drama, Fantasy, Historical, Isekai, Josei, Novel, Romance

Bölüm 33

Yazar: Hanagasumi Grup: : Bağımsız Okuma süresi: 9 dk Kelime: 2.279


Sönmeye yüz tutmuş purosunun korunun, şöminedeki odunlarla birlikte ağır ağır tükenişini izleyen Herdin, su sürahisinin durduğu masaya doğru yürüdü. Boğazı kupkuru kesilmişti.
Kaldırdığı bardağın ardından bakınca Blair’i derin bir uykunun içinde gördü. Sessizce olduğu yerde durup onu seyretti.
Tam o anda...
Başını döndüren keskin bir sersemlik çöktü üzerine.
Gözlerinin önünde sisli bir görüntü belirdi.
Karşısındaki yatak kıpkızıl kana bulanmıştı.
Blair ise yatağın üzerine yığılmış hâlde yatıyordu.
Sırtından durmaksızın kan akıyordu.
O manzarayı görür görmez Herdin’in yüreği dibe çöktü. Sanki damarlarındaki bütün kan bir anda çekilip gitmişti. Bir anlığına bardağı tutan eli gevşedi.
Bu da ne...
Tam o sırada görüntü dağılıp yok oldu.
Yerinde yine az önceki gibi huzurla uyuyan Blair vardı.
Herdin, elinden düşmek üzere olan bardağı son anda yakaladı.
Az önce gördüğüm... neydi öyle?
Görüntü kaybolmuştu ama içine çöken sarsıntı kolay kolay dinmiyordu.
Hızlı adımlarla yatağın başına gitti.
İşaret parmağını Blair’in burnu ile dudaklarının arasına uzattı.
Sıcak nefesinin parmağına değdiğini hissedebiliyordu.
Parmaklarını usulca yanağında gezdirince teninin sıcaklığı avucuna yayıldı. Dokunuşunu hissetmiş olacak ki Blair’in kaşları hafifçe çatıldı.
“Hm...“
Ancak o zaman Herdin, farkında bile olmadan tuttuğu nefesi yavaşça bıraktı.
Demek ki zihnim sandığımdan da kötü durumda.
Yılbaşı şenliğinde...
Şimdi de bugün...
Olmayan şeyleri görmeye başlamıştı.
Görüntü çoktan kaybolmuştu fakat o an hissettiği dehşet, gözünün önünde kalan bir hayalet izi gibi peşini bırakmıyordu.
Herdin elini geri çekmek üzereydi ki Blair’in kirpikleri hafifçe titredi.
Mor gözleri yavaşça aralandı.
Odaya süzülen güneş ışığı gözbebeklerine vuruyor, bakışları ağır ağır netleşiyordu.
Sonunda gözleri gelip onun üzerinde durdu.
“...Herdin?“
Adını fısıldarken dudaklarından dökülen sıcak nefes, Herdin’in parmak uçlarını okşadı.
Az önce onu seyrederken işaret parmağıyla dudaklarının çizgisini takip ediyordu.
Bir sonraki anda eğildi.
Ve o dudakları kendi dudakları arasına aldı.
Dudaklarının altında belli belirsiz titreyişi...
İnce bir inlemeyi andıran boğuk sesi...
Birbirine karışan sıcak nefesleri...
Bütün bunları hisseder hissetmez, az önce gördüğü o uğursuz görüntünün bıraktığı kasvet yavaş yavaş dağıldı.
Blair yaşıyordu.
Şu anda...
Tam da kollarının arasındaydı.
[hr]
“Majesteleri hâlâ düşes hanımın odasında.“
O sabah Ruth, tam vaktinde Delmark Dükalığı malikânesine ulaştığında Mason onu bir selamla değil, bu sözlerle karşıladı.
Bunun ne anlama geldiğini çok iyi bilen Ruth’un kaşları hemen çatıldı.
Bugün tam onuncu gündü.
Herdin’in her gece Blair’in odasında kalıp sabaha kadar oradan çıkmadığı onuncu gün...
Daha doğrusu, öğle vakti çalışma odasından kovulduğu günden beri.
O gün biraz olsun dinlenebileceğimi sanmıştım.
Mason, Ruth salona doğru ilerlerken sordu:
“Size biraz çay getireyim mi?“
“Memnun olurum. Dünküyle aynı olursa sevinirim.“
Salona geçen Ruth, yanında taşıdığı not defterini açtı.
Bugün Herdin’in gözden geçirmesi gereken programı ve onay bekleyen önemli evrakları tek tek kontrol etmeye başladı.
Bir süre sonra Mason elinde çay tepsisiyle içeri girdi.
Fincanı usulca önüne bıraktı.
“Bir süreliğine çalışma saatinizi biraz geciktirmeyi düşünmez misiniz? Sonuçta yeni evliler.“
“Benim açımdan sorun yok. Çalışma saatlerim belli. Bir süre sonra bu hevesi de diner.“
Bunu rahat bir tavırla söylemişti ama içten içe Herdin’in Blair’e gösterdiği ilgi onu huzursuz ediyordu.
Hayatı boyunca tek bir kadına bile dönüp bakmamış bir adam...
Birdenbire, üstelik o kadına böylesine bağlanmıştı.
Soyu yıllardır varis özlemi çeken Delmark Hanesi için bu aslında kutlanacak bir gelişmeydi.
Fakat sorun kadının kim olduğuydu.
Katrina’nın kızı...
Tam da o kadın.
Ruth düşüncelere dalmış, not defterine boş gözlerle bakarken Herdin ansızın arkasında belirdi.
Sessizce yanından geçti.
Karşısındaki koltuğa oturdu.
Üzerinde yeni banyodan çıkmış gibi duran ince bir sabahlık vardı.
Kahretsin...
Normalde Herdin uyandıktan sonra Ruth’u çalışma odasına çağırırdı.
Bu yüzden onun bizzat salona gelmesini hiç beklememişti.
Üstelik yıllarını savaş meydanlarında geçiren Herdin, farkında olmadan varlığını gizlemekte ustalaşmıştı.
Bu yüzden Ruth, onun ansızın belirivermesine hâlâ alışamamıştı.
Hele ki az önce aklından onu geçirirken...
“Günaydın, Ekselansları.“
Uzun bacaklarını rahatça üst üste atan Herdin, yalnızca başını hafifçe eğerek karşılık verdi.
Tam o sırada bir hizmetkâr içeri girdi.
Çayını ve purosunu bıraktı.
Purusunu yaktıktan sonra sessizce odadan ayrıldı.
Herdin derin bir nefes çekip dumanı ağır ağır dışarı verdi.
Ardından Ruth’un getirdiği belgelerden birini eline aldı.
“Bahsettiğin sihir taşı madeni projesi bu mu?“
“Evet. Bugün inceleyip onaylamanız iyi olur. Ayrıca bununla bağlantılı diğer projeyi de birlikte değerlendirmeniz için hazırladım.“
Ruth ilgili evrakları uzatırken gözleri istemsizce Herdin’e kaydı.
Gevşek bağlanmış sabahlığın arasından görünen güçlü vücudu...
İnsanın bakarken gözlerini ayıramadığı yüzü...
Dudaklarının arasındaki puro da eklenince, aynı cinsiyetten biri için bile insanı hayran bırakan bir çekiciliğe sahipti.
Nereye gitse onunla yalnızca birkaç kelime konuşabilmek için fırsat kollayan kadınlar eksik olmazdı.
Ruth, efendisinin bu denli göz kamaştırıcı olmasından gizliden gizliye gurur duyardı.
Blair de o kadınlardan biri olmalıydı.
Tek taraflı bir hayranlık...
Ve Herdin’in her zamanki kayıtsızlığı.
Ama ikisine baktığında tablo hiç de öyle görünmüyordu.
Herdin özel hayatını kimseyle paylaşan biri değildi.
Bu yüzden aralarında neler yaşandığını bilmesine imkân yoktu.
Yine de içini kemiren bir his vardı.
Belki de...
İmparatorun evlilik fermanı yayımlanmadan önce kendisine “Uygun bir kadın bulup evlenin.“ dediğinde Herdin’in hiçbir şey yapmamasının nedeni de Blair’di.
Ruth sessizliği bozdu.
“Ekselansları.“
Herdin, gözlerini elindeki belgeden kaldırıp ona baktı. Bu bakış, Söyle. demeye yeterdi.
“Her ne kadar gerekli tedbirleri aldığınıza inansam da... yine de söylemeden edemeyeceğim.“
Ruth kısa bir an duraksadı.
“Onunla aynı yatağı paylaşırken dikkatli olun.“
Blair’in adı ağzından çıkar çıkmaz Herdin’in bakışları buz gibi soğudu.
Avına yaklaşmaya cüret eden davetsiz bir yabancıya bakan vahşi bir yırtıcının gözleri gibiydi.
“Ne demek istiyorsun? Bir yerlere hançer saklamış olabileceğini ve sırtımdan vurabileceğini mi?“
“Bunun gibi acemice bir girişimin size zarar verebileceğini söylemiyorum elbette. Kastettiğim şey... o değil.“
Boğazını hafifçe temizledikten sonra sesini daha da alçalttı.
“Doğum kontrolü.“
“Düşes Hanım’ın Delmark Hanesi’ne bir varis kazandırmasını imparatorluk ailesinin dört gözle bekliyor olması kuvvetle muhtemel.“
Söylemek istediği açıktı.
Blair’den doğacak bir Delmark varisi ortaya çıktığı anda, imparatorluk ailesi Herdin’i ortadan kaldırıp Delmark Hanesi’ni Blair’in soy bağı üzerinden kendi hâkimiyetine katmaya çalışabilirdi.
İşte bu yüzden Ruth, geçmişte ona evlilik dışı da olsa bir çocuk sahibi olmasını tavsiye etmişti.
Blair’e kişisel bir düşmanlığı yoktu.
Onunla tanıştıktan sonra annesinden bambaşka bir karaktere sahip olduğunu düşünmeye başlamıştı.
Ama yine de...
Kan bağı, her şeyden ağır basardı.
Delmark Hanesi’nin sadık bir hizmetkârı olarak Blair’in imparatorluk kanını taşıyor olması bile gardını indirmemesi için yeterliydi.
Elbette bunun ahlaken doğru olmadığını biliyordu.
Gayrimeşru bir varis, hanenin itibarını sarsabilirdi.
Fakat Ruth için Herdin’in güvenliğinden daha önemli hiçbir şey yoktu.
Çünkü kendisine ikinci bir hayat bahşeden merhum düşes de kuşkusuz aynı şeyi isterdi.
Ruth’un sözlerini dinleyen Herdin’in aklına Blair geldi.
Yatağının başucunda her zaman duran doğum kontrol ilaçları...
Blair’in tek arzusu, bu sözleşmeli evliliği bir an önce sona erdirip onun yanından ayrılmaktı.
Hamile kalmak, en çok onu zor durumda bırakacaktı.
Yine de Ruth, aralarındaki sözleşmenin ayrıntılarını bilmiyordu.
Bu yüzden duyduğu endişe son derece doğaldı.
Herdin hâlâ nemli olan saçlarını geriye doğru taradı.
Purosunu küllüğe bastırıp söndürdü.
Ardından kayıtsız bir sesle konuştu.
“Böyle bir şey olmayacak.“
Kendisiyle Blair’in yolları eninde sonunda ayrılacaktı.
Hiç değilse onun uğruna her şeyini göze aldığı sevgilisi için...
Bu evlilik temiz bir şekilde sona erecekti.
Ama nedense...
Bu gerçeği düşündükçe ağzında acı bir tat bırakıyordu.
[hr]
Blair gözlerini açabildiğinde güneş çoktan gökyüzünde yükselmiş, öğle vakti yaklaşmıştı.
Herdin’in onu çalışma odasında ilk kez kendine aldığı geceden bu yana tam on gün geçmişti.
Bu on gün boyunca neredeyse yatak odasından dışarı adım atamamıştı.
Sözleşmede açıkça yazan “Ayda en fazla iki kez.“ maddesi ise sanki hiç yokmuş gibi davranılıyordu.
Herdin onu tamamen kendi istediği şekilde yorumluyordu.
“Gerçek anlamda birlikte olmak sayılır. Öpüşmek buna dâhil değil.“
Bunu söylerken dudaklarını bedeninin dokunmadık tek bir yerine bile bırakmıyor, onu adım adım kendisine teslim olmaya zorluyordu.
“Sözleşmede ’iki taraf da isterse’ deniyor. İkimiz de istiyorsak sayıyla ilgili bir sınırlama yok.“
Önce onu kendisini isteyecek hâle getiriyor...
Sonra da sanki yıllardır bunun için bekliyormuşçasına ona sahip oluyordu.
Blair ilk günlerde itiraz etmeye çalışmıştı.
Fakat sonunda vazgeçmişti.
Böylece Herdin, işi biter bitmez daha gün batmadan odasına geliyor...
Gece boyunca onu kollarından bırakmıyordu.
Şafak sökene dek süren o yorucu gecelerin sonunda Blair, bayılmışçasına derin bir uykuya dalıyor...
Gözlerini yeniden açtığında ise yine onun kollarının arasında buluyordu kendini.
Ve ardından...
Her şey yeniden başlıyordu.
Herdin, geceler boyunca onu öylesine insafsızca tüketiyordu ki artık onun sıcaklığını hissetmediği anlarda içinde açıklayamadığı bir boşluk beliriyordu.
Üstelik bütün gece boyunca bitkin düşürüldüğü için, Herdin gündüz işlerini görmek üzere yanından ayrıldığında bile zihnini toparlayamıyordu.
Sanki bütün gücünü elinden alıp yanında götürüyordu.
Bir insanın bu kadar dayanıklı olması gerçekten mümkün mü?
Düşününce...
Geçmiş yaşamında da aynıydı.
O zamanlar da Herdin, evliliklerinin ilkbaharın sonlarına doğru çatırdamaya başladığı güne dek onu hiç bırakmamıştı.
Her gece, dizginlerinden boşanmış bir vahşi gibi onu kendine çekmişti.
Ben ise bütün bunların yalnızca bir rol olduğunu sanmıştım.
Bu kez evlilikleri yalnızca bir sözleşmeden ibaretti.
Bu yüzden, istemediği bir kadınla gecelerini geçirmek için zahmete katlanacağını hiç düşünmemişti.
Ama en azından bedeninin ona duyduğu arzu sahte değildi.
Bu ilginin günün birinde mutlaka söneceğini biliyordu.
Yine de bunun için onunla mücadele etmeye niyeti yoktu.
Şimdiki hâlleri...
Birbirleriyle çatışmaktansa aynı yönde hareket etmeleri, Blair’e daha huzurlu geliyordu.
Üstelik yangınla ilgili araştırmalarında hâlâ elle tutulur tek bir ipucu bile bulamamış olması omuzlarına ağır bir yük bindiriyordu.
En azından Herdin’in arzuladığı başka bir şeyi ona verebildiğini bilmek, içindeki suçluluk duygusunu biraz olsun hafifletiyordu.
Madem artık bana güvenmeye karar verdi... bundan sonra daha rahat hareket edebilirim.
Blair, baştan ayağa yayılan tatlı sızılara aldırmadan kendini güçlükle doğrulttu.
Yatağın yanındaki zil ipini çekti.
Bugün de bütün günü odasında geçiremezdi.
Yapması gereken çok şey vardı.
Boşandıktan sonraki hayatı için hazırlık yapmak...
Ve maskeli saldırganı bulup, kendisini öldüren kişinin kim olduğunu ortaya çıkarmak...

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.


Ayar kaydedildi