Bölüm 34
Zili güçlükle çekmeyi başaran Blair, Lina’yı beklemek için yeniden yatağa kıvrıldı. Şöminenin verdiği sıcaklık hâlâ odanın içinde hissediliyordu. Belli ki Herdin sabah erkenden ateşi yakmış, çıkmadan önce de söndürmüştü.
O anda aklına bir düşünce üşüştü.
Belki de maskeli saldırganın arkasında gerçekten Herdin yoktur.
Hatasını kabul edip hiç itiraz etmeden özür dileyen adam... Ateşten korktuğu için onun yanında kalmayı seçen adam... Ona ne kadar nefret besliyor olursa olsun, Blair artık Herdin’in onu öldürtmek isteyeceğine inanmıyordu.
Bu düşünceler zihninde dolaşırken yeniden uykuya dalmak üzereydi ki kapı çalındı ve ardından Lina’nın sesi duyuldu.
“Hanımefendim, içeri giriyorum!“
Lina elinde yıkanma suyu dolu leğenle içeri girdi.
Blair doğrulup oturduktan sonra istemsizce bedenine baktı. Teninin her yanı, açmış kırmızı çiçekleri andıran izlerle kaplıydı. Geceye ait bu izler... Önceki hayatında olsa yüzünü kızartacak şeylerdi ama artık ona yabancı gelmiyordu.
“Lina, bana giyecek bir şey uzatır mısın?“
“Tabii!“
Lina leğeni yere bırakıp aceleyle temiz kıyafetleri getirdi.
“Teşekkür ederim.“
Blair kıyafetleri alıp üzerine geçirirken, normalde durmadan konuşan Lina’nın bugün alışılmadık derecede sessiz olduğunu fark etti.
Merakla başını kaldırınca Lina’nın özellikle gözlerini kaçırdığını gördü.
Ancak o zaman sebebini anladı.
Lina, vücudundaki o belirgin izlerden utanıyordu.
Geçen hayatımda da evlendikten sonraki sabahlarda Lina bir süre böyle sessizleşirdi.
Dudaklarının kenarına istemsizce bir tebessüm ilişti.
“Gük nerede?“
Lina irkilerek kendine geldi.
“Şey... Yaklaşık bir saat önce ayrıldı. Saraydan bir şövalye gelmişti. Başkentin dış kesimlerinde canavarlar görüldüğünü söylemiş.“
Bunu duyan Blair’in yüzü bir anda ciddileşti.
Aslında başkentin güvenliğini sağlamak İmparatorluk Şövalyeleri’nin göreviydi.
Fakat önceki yaşamında da Ivan, Herdin’i adeta kendi emrindeki bir şövalye gibi kullanmıştı.
“Kuzey şövalyeleri canavarlarla savaşmaya daha alışkın. Yardımınıza ihtiyacımız var.“
Söyledikleri hep buydu.
Herdin ise reddederse zarar görecek olanların masum siviller olacağını bildiği için tek kelime etmeden giderdi.
Blair bundan nefret ediyordu.
Sivillerin zarar görmesinden de nefret ediyordu.
İmparatorluk şövalyelerinin yaralanmasından da.
Ama en çok da Herdin’in böylesine haksız bir yükü tek başına taşımak zorunda kalmasından nefret ediyordu.
Boşandıktan sonra ağabeyimin onu bu şekilde çağırmak için bir bahanesi kalmayacak.
Bu düşünce, yerinde durmasını daha da zorlaştırdı.
Blair aceleyle üstünü başını toparlayıp yataktan inmeye çalıştı.
Fakat ayakları yere değer değmez dizlerinin bağı çözüldü ve doğruca yere yığıldı.
Lina korkuyla koşup onu tuttu.
“Hanımefendim! İyi misiniz?“
“İyiyim.“
“Bence bugün dinlenseniz daha iyi olur. Zaten bugün herhangi bir programınız da yok... Hem... son zamanlarda kendinizi fazlasıyla zorluyorsunuz...“
“Hayır. Birazdan geçer.“
Blair, Lina’nın endişeli bakışlarını görmezden gelerek ayağa kalktı.
Lina’nın bütün bu hâlinin sebebinin Herdin’e duyduğu kızgınlık olduğunu anlayınca içinden hafifçe gülmek geldi.
Lina, Blair’in fazla yorulduğunu söyleyerek yıkanma leğenini yatağın yanına kadar getirdi. Blair aşağıdaki yemek salonuna ineceğini söyleyince buna kesinlikle izin vermedi; kahvaltıyı odaya taşıttı.
Lina’nın aşırı korumacılığı ve sıcak bir öğünün ardından Blair biraz olsun kendine geldi.
İşte ancak o zaman güne başlayabildi.
Önce Pippi’nin kaldığı odaya uğrayıp ne kadar büyüdüğünü kontrol etti, onunla kısa bir süre oynadı ve ardından malikânenin kütüphanesine yöneldi.
Komşu ülkeler hakkında kitaplar okumak istiyordu.
Asiel’i bulana kadar Klania Krallığı’nda kalmayı düşünüyorum. Ama sonrasında nereye yerleşeceğim hakkında hiçbir fikrim yok. Çevredeki bütün ülkeleri şimdiden öğrenmeliyim.
Ne var ki aradığı kitaplar malikânenin kütüphanesinde yoktu.
Kütüphaneci mahcup bir ifadeyle konuştu.
“Görünüşe göre hizmetkârlardan biri ödünç almış. İsmi hâlâ kayıt defterinde duruyor. İsterseniz hemen gidip getirtebilirim.“
Kitaplar artık eskisine kıyasla daha yaygın olsa da hâlâ oldukça değerli eşyalardı.
Bu yüzden çoğu soylu aile, hizmetkârların kütüphaneye girmesine bile izin vermezdi.
Ama Herdin, Delmark Malikânesi’nin kütüphanesini herkese açmıştı.
Delmark Hanesi’ne hizmet eden herkes dilediği zaman gelip kitap okuyabiliyordu.
Blair, onun oluşturduğu bu düzeni bozmak istemedi.
“Hayır, gerek yok. Acil değil. Önce ödünç alan kişi okumayı bitirsin.“
O sırada sessizce olan biteni izleyen Mason söze girdi.
“Hanımefendim, Ekselanslarının özel çalışma odasına bakmaya ne dersiniz?“
Herdin’in özel çalışma odası doğrudan ofisine bağlıydı.
Çalışırken ihtiyaç duyduğu kitaplara kolayca ulaşabilmek için özellikle böyle yaptırmıştı.
Önceki hayatında burası ona fazla kişisel geldiğinden hiç girmemişti.
“Girmemde bir sakınca olur mu?“
Mason, bu temkinli soruyu soran Blair’e sessizce baktı.
Malikânedeki insanların çoğu ona mesafeli davranıyordu.
İmparatorun kız kardeşi olduğu için kimse açıkça saygısızlık etmeye cesaret edemezdi.
Ama aynı zamanda hiç kimse de onunla içten bir yakınlık kurmaya çalışmıyordu.
Blair bunu değiştirmek için çabalamıyor, kimsenin gözüne girmeye uğraşmıyordu.
Yine de bulunduğu konumun farkında olduğundan olacak, her hareketinde dikkatliydi.
Sanki başkasının evine misafir gelmiş biri gibi.
Mason da ilk geldiği zaman ona karşı birtakım önyargılar beslemişti.
Fakat son birkaç ay boyunca Blair’i gözlemledikçe onu anlamaya başlamıştı.
Siyasi rakibinin kızını bile sevgiyle büyüten Esmeralda’nın yüreğini...
Onun Blair’in içinde yaşamaya devam ettiğini fark etmişti.
Öğrenebildiği her şeyi öğrenmek için can atan...
Tek bir övgü sözü duyunca gözleri parlayan...
Böyle bir çocuğa nasıl sevgi duyulmazdı ki?
Blair, öz annesinden çok kendisini yetiştiren Esmeralda’ya benziyordu.
Başkaları bu düşünceye gülebilirdi.
Ama kırkını çoktan geçmiş, dünyanın önyargılarından sıyrılmış Mason’un gözünde gerçek tam olarak buydu.
Üstelik evlilik yemini zaten tanrı huzurunda edilmişti.
Bu yüzden Blair’in hem bu malikânede hem de efendisinin yanında gerçek yerini bulmasını içtenlikle diliyordu.
“Hanımefendim, siz Delmark Hanesi’nin düşesisiniz.“
“Bu malikânede girmeniz yasak olan tek bir yer bile yoktur. Buradaki hiçbir eşya da sizin kullanamayacağınız bir şey değildir.“
Onu rahatlatmak istercesine ekledi.
“Ekselansları da çalışma odası için bunun aksini söylemiş değildir.“
Bunu duyan Blair, Mason’la birlikte doğruca Herdin’in ofisine gitti.
Ancak içeri adımını atar atmaz pişman oldu.
On gün önce darmadağın ettiği oda sanki hiçbir şey yaşanmamış gibi kusursuz bir düzen içindeydi.
Yüzüne sıcaklık hücum etti.
Utançtan başını hızla başka tarafa çevirdi.
Mason şaşkınlıkla sordu.
“Hanımefendim? Bir sorun mu var?“
“...Hayır. Bir şey yok.“
Bir süre bu ofisin yakınından bile geçmeyeceğim...
Bu kararla Mason’u takip etti.
Özel çalışma odasına açılan kapı, ofisin sağ tarafındaydı.
“Bir şeye ihtiyacınız olursa beni çağırmanız yeterli.“
Mason onu kapıya kadar getirip geri çekildi.
Blair kapıyı açıp içeri girdiğinde karşısına duvardan duvara uzanan kitap raflarıyla çevrili geniş bir oda çıktı.
İlk bakışta oldukça düzenli ve temiz görünüyordu.
Ama dikkatli bakınca bazı kitapların gelişigüzel bırakıldığı fark ediliyordu.
Bu odayı yalnızca Herdin kullandığına göre, bunlar onun okumakta olduğu kitaplardı.
Onun her şeyin kusursuz bir düzen içinde olmasını seven biri olduğunu sanırdım.
Beklemediği bu yönü ilgisini çekti.
Bir süre rafları dolaştıktan sonra farklı ülkelerin tarih kitaplarının bulunduğu bölümü buldu.
Aradığı kitaplar gerçekten de buradaydı.
Birkaç tanesini aldıktan sonra göz gezdirmeye devam ederken yan taraftaki kitaplık dikkatini çekti.
Acaba burada ne tür kitaplar var?
Diğer rafların ortasında içeriklerini belirten etiketler bulunuyordu.
Fakat bu rafta hiçbir işaret yoktu.
Merakı daha da arttı.
Yaklaşıp baktığında rafların tamamının hiç tanımadığı bir dille yazılmış kitaplarla dolu olduğunu gördü.
Blair o dili tek bakışta tanıdı.
“Kadim yazı...“
Kadim yazıyla yazılmış kitapların büyük çoğunluğu büyü kitaplarıydı.
Yani bu raftaki bütün kitaplar büyü kitaplarıydı.
Şimdi düşününce...
Yeni Yıl Şenliği’ndeki görüntüsü gözlerinin önüne geldi.
Kılıç ve büyüyü aynı anda kullanan Herdin...
Doğuştan manaya seçilmiş kişiler büyü kitaplarıyla eğitim görür ve sonunda gerçek bir büyücü olurlardı.
Herdin hem bir kılıç ustası hem de bir büyücü olduğuna göre, o da diğer büyücüler gibi bu kitaplarla yetişmiş olmalıydı.
Bir kez daha onun gerçekten de imparatorluğun tek büyülü kılıç ustası olduğunu, ezici bir güce sahip bulunduğunu düşündü.
Fakat aynı anda gözleri önündeki büyü kitaplarına takılı kaldı.
Çocukluğundan kalma eski bir hayal yeniden canlandı.
Henüz herkesin büyücü olamayacağını bilmediği zamanlarda...
Blair de büyücü olmayı istemişti.
Çünkü büyücü olursa, fiziksel olarak imkânsız görünen her dileğini gerçekleştirebileceğine inanıyordu.
Bu yüzden bir dönem İmparatorluk Kütüphanesi’ndeki büyü kitaplarını büyük bir azimle okumuştu.
Kadim yazıyı okuyamamasına rağmen elinde sözlükle harf harf çözmeye çalışmış...
Sadece çalışırsa büyücü olabileceğini sanmıştı.
Sonunda büyücü olamamıştı.
Ama o günlerin sayesinde, artık zor kadim yazının en azından bir kısmını çözebilecek kadar bilgi edinmişti.
Raflardaki büyü kitaplarını incelerken, diğerlerinin üzerine yatay şekilde bırakılmış bir kitap gözüne çarptı.
Blair onu dikkatlice aldı.
Uzun zamandır orada durduğu belliydi.
Kapağını örten ince toz tabakası yüzünden öksürmeye başladı.
Öksürerek üzerindeki tozu silkeledikten sonra kapağa baktı.
〈∞〉
Çoğu kitabın aksine kapağında bir isim yoktu.
Simsiyah kapağın ortasında yalnızca küçücük tek bir sembol bulunuyordu.
Sonsuzluk işareti.
“Sonsuzluk mu? Böyle bir kapak kullanan nasıl bir büyü olabilir?“
Merakı ağır bastı.
Kapağı açtı.
İlk sayfada, yılların sararttığı eski parşömen üzerine kadim yazıyla yazılmış satırlar vardı.
Çocukluğundan kalan bilgilerini kullanarak harfleri tek tek çözmeye başladı.
“...Zamanın büyüsü.“
Peki zamanın büyüsü nasıl bir büyüydü?
Başlığı okuyabilmişti ama bu, merakını gidermek yerine daha da artırmıştı.
Blair sayfayı çevirmek üzere elini uzattı.
Ve tam o anda...
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.