Bölüm...
Drama, Fantasy, Historical, Isekai, Josei, Novel, Romance

Bölüm 40

Yazar: Hanagasumi Grup: : Bağımsız Okuma süresi: 8 dk Kelime: 2.034


Lonca, her zamanki gecelerde olduğu gibi yine gürültü ve curcuna içindeydi.
Normal şartlarda bu saatte herkes çoktan uyumuş olmalıydı. Ama burada içki âlemi daha yeni doruğuna ulaşıyordu.
Her zamanki gibi tezgâhın başında duran Mikhail, alışkanlıkla bir kokteyl hazırlayıp önündeki müşteriye doğru kaydırdı.
“Ah, içkiyi bir erkeğin doldurması hiç keyif vermiyor. Burada hiç kız yok mu? Güzel bir hanım mesela?“
Mikhail sarhoş müşteriyi idare ettiği sırada, başka bir barmen tezgâhın arkasına geçti.
“Mikhail. Nöbet değişimi.“
Hitabı samimiydi ama Mikhail’e baktığı gözlerde apaçık bir saygı vardı. Bu loncada hiç kimse kendisini Mikhail’in üzerinde görmeye cesaret edemezdi.
Mikhail barın arkasından çıktı ve ikinci kata yöneldi.
Müşterilere gösterdiği o kolayca takınılmış gülümseme yüzünden silindi. Yuvarlak gözlüklerinin ardındaki bakışları ise yeniden soğuk bir keskinlik kazandı.
Sanki onu bekliyormuş gibi, adamlarından biri yanına gelip bir dosya uzattı.
“Soruşturmanın hedefiyle ilgili kişisel bilgiler. Delmark şövalyesi olduğu için biraz zaman aldı. Delmark topraklarına kadar gitmek zorunda kaldık.“
“İyi iş çıkarmışsın.“
Astı saygıyla eğilip geri çekildi. Mikhail dosyayı açıp sayfaları çevirmeye başladı.
Bu, Blair’in on beş gün önce araştırılmasını istediği Kaligo Elparind’in özlük dosyasıydı.

Doğumundan kısa süre sonra tapınağın önünde terk edilmiş olarak bulundu. Bir rahip tarafından himayeye alındı ve tapınağa bağlı yetimhanede büyütüldü.
Yaklaşık on üç yaşına kadar tapınakta yetiştirildi. Ardından Papa Gerard Lumiel’in tavsiyesiyle Delmark Şövalye Tarikatı’na kabul edildi.
Sonrasında Delmark Dükü ile birlikte savaşa katıldı...

Dosyayı sakin bir ifadeyle okuyan Mikhail’in kaşları yavaşça çatıldı.
Neden özellikle o?
Kaligo Elparind, Mikhail’in mümkün olduğunca uzak durmayı tercih ettiği biriyle bağlantılıydı.
Bu gerçekten sadece bir tesadüf müydü?
Dosyayı sonuna kadar okuduktan sonra içinde yeni bir merak filizlendi.
Blair neden bu adamı araştırıyordu?
[hr]
“Bir balo mu?“
Ilık bahar havasında malikânenin arka bahçesinde yürüyüş yapan Blair, Mason’ın beklenmedik teklifi karşısında gözlerini iri iri açtı.
“Evet. Merhum düşesin vefatından beri tam on yıldır malikânede tek bir balo dahi düzenlenmedi.“
“Anlıyorum...“
“Hanımefendi, artık malikâne yaşamına tamamen alıştığınızı görüyorum. Bu yüzden baharın gelişini kutlamak adına bir balo vermenin uygun olacağını düşündüm.“
Bir balo yalnızca eğlence günü değildi.
Bir hanenin sahip olduğu her şeyi dış dünyaya sergilediği gündü.
Serveti...
Malikânenin havası...
Ailenin reisiyle eşi arasındaki ilişki...
Ve davete kimlerin katıldığına bakılarak o hanenin imparatorluk içindeki itibarı...
Kısacası bütün hanenin muhasebesi gözler önüne serilirdi.
Hele ki yeni düşes malikâneye geldikten sonra düzenlenecek ilk balo...
Onun taşıdığı anlam bambaşkaydı.
Bu yalnızca dışarıdakiler için değildi.
Malikânenin kendi maiyetindekiler bile bundan yararlanarak hizmet edecekleri yeni hanımı tartar, değerlendirirdi.
Bu yüzden Blair’in omuzlarındaki yük daha da ağırdı.
Düşününce... Geçen hayatımda da tam bu zamanlarda bir balo düzenlemiştim.
Prenses olduğu dönemde hiçbir zaman bir baloyu bizzat hazırlamak zorunda kalmamıştı.
Zaten Blair gösterişli eğlencelerden hoşlanan biri değildi.
Doğum günü ya da erginlik töreni gibi büyük davetlerin tüm hazırlıklarını imparatorluk ailesi üstlenirdi.
Prensesin yapması gereken hiçbir şey olmazdı.
Hem hangi cüretkâr kişi, bir prensesin verdiği baloyu ya da imparatorluk hazinesini diline dolayabilirdi ki?
İşte böyle bir dünyada yetişen Blair için ilk balosunu hazırlamak son derece zor ve acemice geçmişti.
Üstelik o zamanlar...
Sağlığım da hiç iyi değildi.
Hazırlıklar uğruna kendini tüketmiş, elinden gelenin fazlasını yapmıştı.
Fakat o baloda...
Tesadüfen malikânenin maiyetindekilerin kendisini çekiştirdiğine kulak misafiri olmuştu.
Bahanelerin ardı arkası kesilmiyordu.
“Prenses hiçbir şey düşünmeden sadece para saçmış.“
“Kırmızı şarap yerine beyaz şarap ikram etmiş.“
“Çocuklar için ayrı bir eğlence bile hazırlamamış.“
Söylenen her söz kalbini paramparça etmişti.
Emeklerinin küçümsenmesi bir yana...
Asıl canını acıtan, Herdin’in ve Delmark Hanesi’nin itibarını zedelediğini düşünmesiydi.
Göğsü sanki görünmez bir mengeneyle sıkılıyordu.
Ama şimdi...
Artık gerçeği biliyordu.
Balo kusursuz bile geçse, yine de onu eleştirecek bir bahane bulacaklardı.
Sorun balo değildi.
Sorun...
Katrina’nın kızı olmasıydı.
İmparatorluk ailesinin kızı olmasıydı.
Öyleyse söylenen her sözü yüreğine saplanan bir hançer gibi taşımaya da gerek yoktu.
Artık bunu biliyordu.
“Son birkaç aydır malikânenin bütçesi tamamen sizin hazırladığınız plana göre yönetiliyor, hanımefendi. Bir balonun hazırlıklarını da başarıyla yürüteceğinizden hiç şüphem yok.“
Blair uzun süre cevap vermeyince Mason, bunu onun çekingenliğine yorarak güven veren bir ifadeyle konuştu.
Blair, kaba ama içten sözlerinin altındaki sessiz teşviki hissetti.
“Elbette.“
Yüzünde yumuşak bir tebessüm belirdi.
“Artık bir balo düzenlemenin vakti geldi.“
Kendi içinde de geçmişte yarım kalan bir hesabı vardı.
O zaman başaramadıklarını bu kez doğru şekilde yapmak istiyordu.
“Geçmiş balolara ait kayıtları incelemek istiyorum. Benim için hazırlatır mısınız?“
“Yarın sabah ilk iş emrinizde olacak.“
Blair tam Mason’la konuşmasını bitirirken aceleyle yaklaşan ayak sesleri duyuldu.
Gelen Meli’ydi.
“Hanımefendi... İmparatoriçe Ana Hazretleri sizi görmek istiyor.“
Beklenmedik bir haberdi.
[hr]
“Hâlâ bir haber yok mu?“
Düğünden sonra ilk kez baş başa kaldıkları bu görüşmede Katrina’nın ilk sorduğu şey hamilelik olmuştu.
Blair şaşırmadı.
Annesi zaten böyle biriydi.
Henüz değişmemişti.
“Hayır.“
“Yatağınızı düzenli olarak paylaşıyor musunuz?“
“Evet.“
Katrina çoktan ılımış çayından bir yudum aldıktan sonra konuşmaya başladı.
“Erkeklerin hepsi aptaldır. Gözlerinin önündekinden başka hiçbir şeyi göremezler. Ancak boyunlarına kendi çocukları sarıldığında korkmayı öğrenir, o zaman akılları başlarına gelir.“
Bu sözler açıkça Herdin’i kast ediyordu.
Yirmi yıl boyunca Katrina’nın kızı olarak yaşamış Blair, annesinin hiçbir sözü boş yere söylemediğini çok iyi biliyordu.
O anda içinde bir merak uyandı.
Annemin doğum günü şöleninde Herdin’le baş başa kaldıklarında ne konuşmuşlardı?
“Bir şey mi oldu?“
“Son zamanlarda Kontes Loreline’la sık sık görüştüğünü duydum.“
Blair’in fincanına uzanan eli havada durdu.
Bunu gizlemeye niyeti yoktu.
Yanlış bir şey yapmıyordu.
Sadece çok uzun zaman önce düzeltilmesi gereken bir gerçeğin peşine düşüyordu.
Fakat bunun Katrina’nın hassas olduğu bir mesele olduğunu bildiği için kendisi açmamıştı.
“Ve hipnoz denemeyi planlıyormuşsun.“
Katrina’nın hipnozun henüz başlamadığını bile bilmesi...
Görüşmelerin her aşamasından haberdar olduğu anlamına geliyordu.
Demek ki malikânenin içine bir casus yerleştirmişti.
“...Malikâneye birini mi yerleştirdiniz?“
“Seni merak ettiğim için. Kim bilir, belki Dük sana kötü davranıyordur.“
Katrina, Delmark Malikânesi’ne casus soktuğunu gizleme gereği bile duymuyordu.
Aksine...
Bunu bir annenin sevgisi adına yapılmış haklı bir davranış gibi görüyordu.
Gözlerindeki inanç öylesine sarsılmaz, öylesine samimiydi ki...
Bu durum Blair’in canını daha da acıtıyordu.
Demek beni bu kadar çok düşünen aynı kadın...
Geçen hayatımda o malikânede nasıl yalnız bırakıldığımı bile bile hiçbir şey yapmamıştı.
Eski kırgınlık, yorganın içine saklanmış dikenli bir kestane kozası gibi ansızın yeniden batmaya başladı.
Blair bu acıyı sessizce içine gömdü.
Katrina fincanını masaya bıraktı.
“Git ve ona artık görüşmeyeceğini söyle.“
“Bundan hoşlanmıyorum.“
“Kendi öz kızımın benden şüphe duyması hiç hoşuma gitmiyor.“
“Sizden şüphe etmiyorum, anne.“
“Yalnızca o zamanki bazı olayları yeniden gözden geçirmek istiyorum.“
“Benim verdiğim ifadeyi sorgulamıyor musun?“
Katrina’nın sesi yükseldi.
Gözlerini sımsıkı kapadı.
Sonra yeniden açtı.
“Yeter artık.“
“Gerçekten yeter!“
“On yıl önce ölmüş o deli kadının hayaleti beni daha ne kadar takip edecek?“
“Anne...“
“Şimdi bunları araştırıp da ne değişecek?“
“O ölü kadın mezarından geri mi dönecek?“
“...“
“O öldü!“
“Bana duyduğu kıskançlık yüzünden deliliğin eşiğine gelmişti. Sinir ilaçları kullandığını herkes biliyordu.“
“Ve sonunda öfkesini senden çıkarmaya çalışırken öldü.“
Blair, Esmeralda’nın adını anmak bile istemeyen Katrina’yı sessizce izledi.
Geçen hayatında kendisi de aynı suçlamalara maruz kalmıştı.
Herdin’den...
Delmark maiyetindekilerden...
Esmeralda’nın ölümü yüzünden.
Bu yüzden Katrina’dan kolayca şüphe etmek istemiyordu.
Her şeyden çok...
Kendi annesinden şüphe etmekten korkuyordu.
On yıl önce, o gece...
Katrina bizzat Gerard’ın yanına giderek yardım istemişti.
Hayatında kimsenin ayağına gitmeyen bir kadının...
Üstelik gecenin o saatinde...
Sırf Blair’i kurtarmak için bunu yapması...
İşte o olay Blair’e bir şeyi fark ettirmişti.
Bu kadın...
Ivan’ı her zaman kendisinden önde tutan bu kadın bile...
Sonuçta onun annesiydi.
Ivan ile Blair arasında seçim yapmak zorunda kalsa...
Hiç tereddüt etmeden Blair’i gözden çıkarırdı.
Ama en azından o gece...
Kızını kurtarmak isterken hissettiği çaresizlik gerçekti.
İşte bu yüzden Blair, annesinin sevgisine daha sıkı sarılmıştı.
Yine de annem beni seviyor.
Bu umuda...
Bu sevgiye tutunmuştu.
Gerçekten inanmıştı.
Bir anne, kızını bir ödül gibi kullanabilir...
Onu oğlunun geleceği için bir araç hâline getirebilirdi...
Ama kızının hayatını feda edecek kadar ileri gitmezdi.
Ne var ki şimdi...
Katrina’nın Blair’in anılarını geri kazanmasından böylesine korktuğunu görünce...
Yıllardır bastırmaya çalıştığı eski şüphe yeniden filizlendi.
“Anne.“
“Eğer her şey gerçekten doğruysa...“
“Neden bu kadar korkuyorsunuz?“
Katrina’nın Blair’e bakan gözlerinde öfke...
İhanete uğramışlık...
Şaşkınlık...
Ve...
Korku birbirine karışmıştı.
Blair, o duyguyu açıkça gördü.
Sonra sakin ama kararlı bir sesle konuştu.
“Artık beni bastırmaya çalışmayın, anne.“
“...“
“Eğer gerçekten beni kızınız olarak gördüyseniz.“
Blair’in bakışlarında sarsılmaz bir kararlılık vardı.
Ama o kararlılığın derinliklerinde ince bir hüzün de saklıydı.
Gerçeğin perdesinin ardında ne olduğunu hâlâ bilmiyordu.
Ve orada onu bekleyen hakikatten hâlâ korkuyordu.
Ama bu kez...
Kaçmayacaktı.

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.


Ayar kaydedildi