Bölüm 46
“Bir insan hakkında böyle şeyler söyleyebilmek için onu ne kadar tanıyorsun?”
“Çünkü aramızda hiçbir zaman öyle bir şey yaşanmadı.”
“Şimdiye kadar yaşanmamış olabilir. Ama er ya da geç olur. Erkeklerin hepsi aynıdır.”
“…”
“Zihinlerinde dönen tek şey, karşılarındaki kadını nasıl elde edecekleridir.”
Herdin, Blair’in yanağına düşen bir tutam saçı kulağının arkasına iliştirdi. Blair hoşnutsuzlukla dudaklarını sımsıkı kapamıştı. Herdin ise soğukkanlılığını bozmadan konuşmayı sürdürdü.
“Tabii, Zarafetleri böyle bir ihtimali aklının ucundan bile geçirmez.”
Dışarıdan bakan biri bu hareketi şefkatli sanabilirdi. Oysa Blair’e bakan gözler de ağzından dökülen sözler de buz kesmişti.
“Böyle bir durumda... Güzel, varlıklı ve kendisine gerçekten bir insanmış gibi davranan bir kadın karşısına çıkarsa...”
“…”
“O adamın diğerlerinden farklı olduğunu mu sanıyorsun gerçekten?”
Bir süredir kararsızlıkla titreyen Blair’in gözleri sonunda ağlayacakmış gibi buğulandı. Sanki hakarete uğrayan kişi Mikhail değil de kendisiydi.
Hem de sıradan bir halktan biri yüzünden.
“Bundan sonra onunla buluşacağın zaman yanına bir şövalye al.”
Herdin, konuşmayı tek taraflı biçimde sonlandırıp Blair’in eline uzandı. Niyeti ona eşlik etmekti; fakat Blair elini usulca çekti.
Herdin’in buz gibi bakışları üzerine çevrildi.
Blair başını kaldırıp doğrudan gözlerinin içine baktı.
“Onun ne düşünebileceğini tahmin edebiliyor olmanız, ona böyle hakaret etme hakkını size vermez.”
Konuşurken bütün bedeni titriyordu. Tıpkı imparatorluk öğle yemeğinde, öz ağabeyine karşı çıktığı gün olduğu gibi.
Korkuyla titreşen gözlerinin içinde sarsılmaz bir doğruluk duygusu vardı. Haklı olduğuna inandığında asla geri adım atmıyordu.
Bu hâli Herdin’e bir kez daha hem gülünç hem de öfke verici göründü.
“Bu konuda sizinle aynı fikirde değilim.”
Sakin ama kararlı sesiyle düşüncesini açıkça dile getiren Blair, arkasını dönerek kiraladığı faytona doğru yürüdü.
Onun arabasının kendisininkinden önce uzaklaşmasını izleyen Herdin, kuru bir kahkaha attı.
~~~
“Leydim, bugün de saçınızı toplatayım mı?”
Blair aynanın karşısına oturduğunda Meli usulca sordu.
Blair hafifçe başını salladı.
“Evet, lütfen.”
Uzun saçlar güzeldi ama uğraştırıcıydı. Balo hazırlıkları yüzünden gün zaten doluydu; saçlarını toplayıp sabitlemek çok daha rahattı.
Fırçanın saçları tararken çıkardığı yumuşak hışırtı, sabahın dingin odasını doldurdu.
Meli ya da Lina saçlarını hazırlarken Blair de bu zamanı günün programını zihninden geçirmek için kullanıyordu.
Yapması gereken işleri sıralarken, aynadaki yansımasından Meli’ye baktı. Sanki aklına yeni bir şey gelmiş gibi onun adını fısıldadı.
“Meli.”
“Buyurun, leydim?”
Blair bir şey soracakmış gibi dudaklarını araladı; sonra yeniden kapattı ve başını iki yana salladı.
“Boş ver. Önemli değil.”
Aslında sormak istediği şey, Herdin’in konağı terk edip etmediğiydi.
Dün kiralık faytonla ondan önce dönmüştü. Herdin’in başka işleri olmalıydı ki akşam yemeği saatini çoktan geçtikten sonra konağa gelmişti. Bu yüzden birbirleriyle hiç karşılaşmamışlardı.
Normalde en azından iki günde bir birlikte kahvaltı ederlerdi.
Ama bugün onu görmek istemiyordu.
Mikhail’e herkesin içinde söyledikleri affedilecek gibi değildi.
Herdin’in ona tepeden bakabilmesinin tek sebebi, kendi makamının çok yüksek, Mikhail’in ise sıradan bir halktan biri olması değil miydi?
Böyle davranmak yanlıştı.
Üstelik bunu yapan kişinin Herdin olması...
Bu Blair’i hayal kırıklığına uğratmıştı.
Ama bunu hizmetkârların önünde belli etmemeliyim.
Bir düşese yakışan bu olmaz.
“Hazırsınız, leydim.”
“Teşekkür ederim.”
Hazırlığı tamamlanan Blair odadan çıktı ve birinci kata inen merdivenlere yöneldi.
Merdivenlerin yarısına geldiğinde, karşı taraftaki merdivenlerden Herdin ile Ruth’un indiğini gördü.
Görünüşe göre onlar da aynı anda onu fark etmişti.
Herdin’in bakışları Blair’e çevrildi.
Göz göze geldikleri anda Blair olduğu yerde durdu.
Herdin gözlerini kısa bir an üzerinde tuttuktan sonra yeniden Ruth’a çevirdi.
Blair yavaşça yürümeye devam etti ve Herdin’den birkaç adım önce birinci kata ulaştı. Onu uğurlamak için bekledi.
Ne kadar rahatsız hissederse hissetsin, böyle karşılaşmışken uğurlamadan geçip gitmesi doğru olmazdı.
Herdin merdivenden indi ve hiçbir şey söylemeden Blair’in yanından geçti.
Blair, Ruth’un hafif selamını karşılayıp peşlerinden ilerleyeceği sırada soğuk bir ses duyuldu.
“Beni uğurlamanıza gerek yok.”
Uzun adımlarla yürüyüp gitti.
Hızlı yürümüyor olsa da uzun bacakları sayesinde birkaç adımda salonun öbür ucuna ulaşmıştı.
Bu tavır karşısında Ruth bile Blair’den daha fazla afalladı. Aceleyle eğilerek selam verdi ve Herdin’in peşinden koştu.
Konağın kapısından Mason tarafından uğurlanan Herdin’in uzaklaşan sırtını izleyen Blair’in yüzündeki hoşnutsuzluk uzun süre silinmedi.
Sonunda sessizce yemek salonuna yöneldi.
Haksız olan Herdin’di.
Üstelik aralarındaki tartışmayı başkalarının önünde belli eden de oydu.
Bu durumda orta yolu bulmak için çabalaması gereken kişi Blair değildi.
Yine de onu izleyen Meli’nin gözleri kaygıyla doluydu.
~~~
“Bence bunu artık böyle bırakamayız.”
Havanın iyice ısındığı bir öğle vakti, bahçedeki bankta yemek yerlerken Meli’nin ansızın ettiği bu söz üzerine Lina başını eğdi.
“Neyi bırakamayız?”
“Dük Hazretleriyle leydiyi tabii ki. Hâlâ barışmadılar, değil mi?”
Evliliklerinin hemen ardından yaşanan mesafeyi anlamak mümkündü.
Sonuçta birbirlerini neredeyse hiç tanımadan evlenmişlerdi.
Şöminenin önünde Blair’in bayıldığı olaydan sonra ise ikisi de sanki biraz yakınlaşmış gibiydi.
Sonra Dük Hazretlerinin leydiyi odasından çıkarmadığı günler geldi... O zaman daha çok leydi için endişelenmiştim...
Fakat bir noktadan sonra Herdin, Blair’in odasına gitmeyi bırakmış; ikisinin arasındaki hava donmuş bir göl kadar soğumuştu.
Bu, tartışmış bir karı kocanın havasıydı.
İmparatoriçe Ana’nın sarayından birlikte döndükleri gün kısa süreliğine barıştıklarını sanmıştı.
Ama...
Biraz daha dikkatle bakınca bunun da doğru olmadığı anlaşılmıştı.
Özellikle birkaç gün önce birlikte gittikleri sanat galerisinden sonra Blair, bilinçli olarak Herdin’le aynı sofraya oturmaktan kaçınıyordu.
Normalde hizmetkârlar, kendilerine verilen emirlerin dışındaki şeyleri duymamış gibi davranmalı, sorulmadıkça da konuşmamalıydı.
Fakat bu, gözlerinin önünde olup biteni fark etmedikleri anlamına gelmiyordu.
İkisi büyük bir kavga etmişti.
Bundan kimsenin şüphesi yoktu.
Yine de karı koca arasındaki meseleye hizmetkârların karışması doğru değildi.
Bu yalnızca onların çözmesi gereken bir sorundu.
Ama aradan neredeyse bir ay geçmişti.
Ve Meli artık Blair adına endişelenmeye başlamıştı.
Lina’ya gizlice eziyet eden hizmetçiler Herdin tarafından yakalandıktan sonra açıkça dışlama sona ermişti.
Yine de kimse Lina’ya eskisinden daha sıcak davranmıyordu.
Ya bu soğuk savaş daha da uzarsa...
Meli, Blair’in yeniden aynı yalnızlığı yaşamasını istemiyordu.
Bunun bir nedeni geçmişte duyduğu suçluluktu.
Diğer nedeni ise Blair’e karşı zamanla beslediği içten sevgiydi.
Ama Lina, Herdin’e karşı tavrından hiç ödün vermiyordu.
“Bunun yüzde yüz suçlusu Dük Hazretleri. Yüzde yüz! Leydi kesinlikle haklı.”
“Hayır. Kimin haklı, kimin haksız olduğu bizi ilgilendirmez. Bu onların meselesi. Benim söylemek istediğim, böyle devam edemeyecekleri.”
“Yani?”
“Barışacaklarsa da daha büyük kavga edeceklerse de önce birbirleriyle yüzleşmeleri gerekiyor, değil mi?”
Fakat Blair’in tarafını tutan Lina kaşlarını çattı.
“Neden çabayı gösteren taraf leydi olsun ki? Asıl uğraşması gereken kişi Dük Hazretleri.”
“Leydi belli etmiyor ama eminim onun da canı yanıyor. Ne olursa olsun, o hâlâ onun eşi.”
Bu söz üzerine Lina daha fazla karşı çıkamadı ve sessiz kaldı.
Meli haklıydı.
Blair ona ne kadar yakın davranırsa davransın, günün sonunda biri hanımefendi, diğeri ise hizmetkârdı.
Bu konakta Blair’in güvenebileceği tek ailesi Herdin’di.
Başka hiç kimse yoktu.
Lina yine de Herdin’i sevmiyordu.
Ama Blair için Meli’yi biraz daha dinlemeye karar verdi.
“Peki, ne yapmayı düşünüyorsun?”
“İkisine yalnız kalabilecekleri bir fırsat hazırlasak nasıl olur?”
“Bunu nasıl başaracağız ki?”
“Şey... Ben...”
Meli ciddi bir ifadeyle bir süre düşündü.
Derken aklına bir fikir gelmiş gibi gözleri parladı.
~~~
Bu sahne, önceki yaşamındakinden farklıydı.
Blair, şaşkın gözlerle karşısındaki manzaraya baktı.
Balo hazırlıkları sırasında yatak odasının yanındaki oturma salonuna çağrılmıştı.
İçeri girdiğinde Barones Shionel ile yardımcılarının, tamamlanmış elbiseyi ve yanında getirdikleri erkek resmî kıyafetini özenle sergilediklerini gördü.
Buraya kadar her şey beklediği gibiydi.
Fakat tek bir fark vardı.
Yanında...
Kocası Herdin de oturuyordu ve kıyafetleri onunla birlikte inceliyordu.
Blair hayretle başını çevirip ona baktı.
Burada ne işi var?
Her şey bir hafta önce başlamıştı.
Barones Shionel, baloda giyecekleri kıyafetleri hazırlamak için dük malikânesine gelmişti.
“Leydim, birbirini tamamlayan bir takım yaptırmaya ne dersiniz? Son zamanlarda genç çiftler ve yeni evliler arasında çok moda. Balolar gibi kalabalık yerlerde herkes bir bakışta, ‘İşte bu adam onun eşi.’ diye anlıyor.”
Barones, önceki yaşamında da aynı teklifi yapmıştı.
O zaman Blair bunu memnuniyetle kabul etmişti.
Çılgınlar gibi âşık, sevgisini ve kocasını herkese göstermek isteyen yeni evli bir gelindi.
Ama şimdi geçmişe dönmüştü.
Ve bunun ne kadar anlamsız olduğunu biliyordu.
Bu yüzden sıradan bir elbise istediğini, uyumlu bir çift kıyafeti istemediğini açıkça söylemişti.
Tam o sırada arkada konuşmaları dinleyen Meli ile Lina araya girdi.
“Leydim, sizi eş kıyafetleri içinde görmeyi gerçekten isterim.”
“Sonuçta bu, Düşes olarak katılacağınız ilk balo. Malikânenin iki efendisi birlikte göz kamaştırmalı, öyle değil mi?”
Bir süre düşündükten sonra Blair, onların samimi isteğini geri çevirmedi.
Aslında böyle bir kıyafeti özellikle istemiyordu.
Ama onları reddetmesini gerektirecek bir sebep de yoktu.
Hem balolarda karı kocanın uyum içinde giyinmesi gerçekten de hoş görünürdü.
Yalnız, önceki yaşamındaki modeli seçmedi.
Aynı tasarımı ikinci kez giymek sıkıcı olurdu.
Sonunda yine önceki yaşamındaki gibi uyumlu bir takım hazırlanmıştı.
Bu yüzden Blair, bundan sonrasının da eskisi gibi ilerleyeceğini düşünmüştü.
Geçmiş yaşamında Herdin, bu kıyafeti ilk kez balo günü giymişti.
Yani...
Balodan önce, tamamlanmış kıyafetlerin prova edilmesi için yapılan bu buluşma...
Önceki yaşamında hiç yaşanmamış bir olaydı.
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.