Bölüm...
Drama, Fantasy, Historical, Isekai, Josei, Novel, Romance

Bölüm 47

Yazar: Hanagasumi Grup: : Bağımsız Okuma süresi: 8 dk Kelime: 2.001


Baron’un ansızın çıkagelmesine en çok sevinen kişi Blair değil, Barones Shionel oldu.
“Ne kusursuz bir zamanlama, Ekselansları! Bu takımın asıl güzelliği, ikinizi de üzerinde gördüğümüzde ortaya çıkıyor. Son prova için bundan daha iyi bir fırsat olamazdı.“
Muhtemelen eserini en kusursuz modeller üzerinde görmenin heyecanıyla, kendine has tiz sesi durmaksızın yankılanıyordu.
“Pekâlâ kızlar, ikisine de yardımcı olun.“
Barones Shionel, katlı yelpazesini keskin bir şakırtıyla kapattı. Bu belli ki verilen işaretti. Yardımcıları vakit kaybetmeden harekete geçerek Blair ile Herdin’i soyunma odalarına götürdüler.
Lina ile Meli göz göze gelip memnuniyetle gülümsediler. Ardından Lina, Mason’ın bakışlarını yakalayınca başparmağını havaya kaldırarak ona sessizce aferin işareti yaptı.
Herdin’in buraya kadar gelmesinde Mason’ın son bir kez yaptığı ısrarın payı az değildi.
Mason bu hareketi görmesine rağmen yüzünde hiçbir şey belli etmedi. Yine de nedense ifadesi her zamankinden biraz daha yumuşamış görünüyordu.
Ruth ise bu üçlüyü kuşkuyla süzerken, kıyafetini ilk değiştiren Herdin oldu. Birkaç dakika sonra Blair de kendi odasından çıktı.
İkisi de koyu lacivert giysilere bürünmüştü.
Bu derin renk, ikisinin de keskin yüz hatlarını ve solgun tenini daha da belirgin hâle getiriyordu.
Gün ışığında ağır kaçabilecek bir renkti belki; fakat akşam balosu için bundan daha uygun bir seçim düşünülemezdi.
Onlara bakan Lina, içinden istemsizce geçirdi.
Gerçekten... Yan yana çok yakışıyorlar.
Geçmişlerini, karakterlerini ve aralarındaki bütün meseleleri bir kenara bırakacak olursa... Sadece dış görünüşlerine bakıldığında, bu koskoca imparatorlukta Blair’in yanında böylesine uyum sağlayabilecek başka bir erkek yoktu.
Üstelik bu düşünce yalnızca Lina’ya ait de değildi.
Özellikle Barones Shionel, hem ortaya çıkardığı eserden hem de o esere hayat veren iki kişiden gözlerini alamıyordu.
“Aman Tanrım... Bu kıyafetler ancak gerçek sahipleri giydiğinde can buluyor. İnsan onları böyle görünce, delicesine âşık yeni evli bir çift olduklarına yemin eder.“
Barones her zamanki abartılı tavrıyla onları yan yana durdurup son kez baştan aşağı inceledi.
Tam kontrolü bitirmek üzereydi ki kapı çalındı ve içeri bir hizmetkâr girdi.
“Ekselanslarının portresini yapacak ressam teşrif etti.“
İkili, portre için hazırlanan kıyafetlerini giydikten sonra konağın arka bahçesindeki seraya geçti.
Çiçeklerin en görkemli hâlini aldığı, güneş ışığının en güzel vurduğu yere yan yana iki sandalye yerleştirilmişti.
Hazırlanan manzaraya bakan Blair’in içinde birbirine zıt duygular kabardı.
Geçmiş yaşamında bir portre yaptırmayı öneren kişi kendisi olmuştu.
Dük malikânesinde kimse onu hanımefendi olarak gerçekten kabullenmemişti.
Yine de en azından bu sayede Delmark’ta ait olduğu bir yer bulunduğunu hissedebilmeyi umut etmişti.
Ama bu kez...
Böyle bir portrenin yapılmasını hiç istememişti.
Nasıl olsa birkaç ay sonra bu malikâneden ayrılacaktı.
Bu evin yeni hanımı başka biri olacaktı.
Yalnızca altı ay dükes olarak kalmış bir kadının izlerini geride bırakmanın kime ne faydası olabilirdi ki? Geriye yalnızca rahatsız edici bir hatıradan başka bir şey kalmayacaktı.
Ne var ki bu yaşamında portrenin yapılmasını ilk dile getiren Mason olmuştu.
“İlk balonuz yaklaşırken, Ekselansları... İkinizin birlikte bir portresini yaptırıp malikânede sergilemeye ne dersiniz?“
Blair tam da bu gerekçelerle teklifi reddetmişti.
Fakat tıpkı eş kıyafetleri konusunda olduğu gibi, Lina ile Meli defalarca rica etmiş; sonunda onların ısrarına dayanamayarak gönülsüzce kabul etmek zorunda kalmıştı.
Ne var ki hesaba katmadığı bir şey vardı.
Saatler boyunca onun yanında oturmak zorunda kalacağımı nasıl düşünemedim...
Blair, yanı başında duran Herdin’e belli belirsiz bir bakış attı.
Sanat galerisinin yakınındaki kafede yaşadıkları tartışmadan beri ondan özellikle uzak duruyordu. Gördüğü kadarıyla Herdin de onu görmek için en ufak bir istek göstermemişti.
Ama şimdi...
Saatler boyunca yan yana oturup birlikte portre yaptırmaları gerekiyordu.
Ressam bunca zahmete katlanıp buraya kadar gelmişken artık onu geri göndermeleri mümkün değildi.
Elinden hiçbir şey gelmiyordu.
Blair, ressamın yönlendirmesiyle Herdin’in yanındaki yerine oturdu.
Ressam önce Herdin’in duruşunu düzeltti.
“Ekselansları, lütfen elinizi hanımefendinin omzuna koyun... Evet, tam da böyle... Harika.“
Söyleneni yapan Herdin, elini usulca Blair’in omzuna yerleştirdi.
Parmaklarının değdiği anda Blair’in bedeninin hafifçe irkildiğini hissetti.
Bu pozisyonda Blair’in tamamen ona yaslanması çok daha doğal görünürdü.
Fakat Blair, sırtını dimdik tutuyor; sanki aralarındaki mesafeyi olabildiğince korumaya çalışıyordu.
Herdin sessizce onu izledi.
Blair ise bir kez olsun dönüp yüzüne bakmadı.
Sanki bakışlarını özellikle ondan kaçırıyordu.
Herdin sonunda gözlerini karısından çekip karşıya çevirdi.
Ancak o zaman, yanındaki ince bedenin derin bir nefes verdiğini duydu.
Portre çalışması bir saatten fazla sürdü.
“İkiniz de kısa bir mola vermek ister misiniz?“
Ressamın bu teklifi ağzından çıkar çıkmaz Blair, sanki bu anı bekliyormuş gibi yerinden fırladı.
Ardından neredeyse kaçarcasına seradan çıktı.
Çenesini avucuna dayamış, uzaklaşan sırtını seyreden Herdin’in gözleri soğuk bir parıltıyla karardı.
                                       ~~~
Seradan çıkar çıkmaz Blair, hafif bir şeyler getirmek için ayrılan Lina’dan ayrıldı ve molayı fırsat bilerek bahçeyi dolaşmaya karar verdi.
Kış olsaydı dışarı çıkan pek kimse olmazdı.
Ama ilkbahar balosunda bazı konukların bahçeye uğraması kuvvetle muhtemeldi.
Peyzaj düzeni kusursuz... Çeşme de sorunsuz çalışıyor.
Mason ve bahçıvanlarla birlikte günlerce emek vererek düzenlediği bahçeye göz gezdirirken içini sessiz bir memnuniyet kapladı.
Gerginliği biraz olsun dağılınca, bir süredir rahatsız eden sırtındaki sızı yeniden kendini hissettirdi.
Barones Shionel’in hazırladığı yeni elbisenin sırtı açıktı ve oradan geçirilen kurdele o kadar sıkı bağlanmıştı ki tenini sürekli sürtüyor, canını yakıyordu.
Blair yakındaki çit duvarının arkasına geçti.
Etrafına dikkatlice göz attı.
Yakınlarda kimse görünmüyordu.
Sırtındaki kurdeleyi biraz gevşetip yeniden bağlamaya çalıştı.
Fakat göremediği için düşündüğünden çok daha zordu.
“Olmuyor...“
Tam inatçı kurdeleyle uğraşırken arkasından tanıdık bir ses yükseldi.
“Yoksa zarif hanımefendi herkesin ortasında soyunmaya mı hazırlanıyor?“
Blair irkilerek arkasına döndü.
Kim bilir ne zamandır onu izleyen Herdin, duvara yaslanmış hâlde ona bakıyordu.
Bu adam beni nasıl biri sanıyor acaba?
Sözlerinin ima ettiği şeyi bir an sonra kavrayınca yüzünü buruşturdu.
“...Elbette hayır.“
Onun yanından geçip seraya dönmek istedi.
Ya da en azından istemişti.
Çünkü daha ilk adımını atmadan Herdin’in güçlü kolu beline dolandı.
Sırtını ansızın sıcak bir beden sardı.
“Bırak... Beni bırak.“
Beklenmedik temas karşısında irkilerek kurtulmaya çalıştı.
Tam o sırada Herdin’in sesi başının üzerinden usulca indi.
“Kıpırdama.“
Sesinde en ufak bir sertlik yoktu.
Yine de Blair o iki kelimeyi duyar duymaz direnmeyi bıraktı.
Zaten direnmesinin bir anlamı olmadığını biliyordu.
Herdin kolunu belinden çekti ve çözülmüş kurdeleye uzandı.
Geniş ellerindeki uzun parmaklar gevşeyen bağların arasından görünen çıplak tenine hafifçe dokundu.
Blair’in bütün bedeni bir anda gerildi.
Tepkisini belli etmemek için alt dudağını sıkıca ısırdı.
“...Bunu kendim yapabilirim.“
“Az önce ne kadar uğraştığını gördüm.“
“...“
Demek başından beri beni izliyordu...
Nedense bu düşünce gururunu incitti.
Ona yenilmiş gibi görünmek istemedi.
“Lina’yı çağırırım.“
“Bu hâlinle diğerlerinin karşısına mı çıkacaksın?“
Sesi önceye göre daha alçaktı.
Ama Blair bunu fark etmedi.
Çünkü bütün dikkati elbisesine kaymıştı.
Sırttaki bağ gevşeyince elbisenin ön kısmı da aşağı inmiş, omuzlarından biri tamamen açığa çıkmıştı.
Herdin burada dururken bu hâliyle malikâneye dönerse herkes yanlış anlayabilirdi.
Sonunda söyleyebileceği hiçbir söz bulamayınca sessiz kaldı.
Tam o sırada Herdin’in sesi omzunun ardından yeniden geldi.
“Daha ne kadar benden kaçmayı düşünüyorsun?“
Blair’in omuzları hafifçe titredi.
Yine de belli etmemeye çalışarak sakin bir sesle karşılık verdi.
“...Senden kaçmıyorum.“
“Öyle mi?“
Herdin’in sesi kayıtsızdı.
“O hâlde az önce neydi? Beni görür görmez kaçmaya çalıştın.“
“Yalnızca... meşguldüm.“
Oldukça zayıf kalan bu bahaneyi duyunca Herdin’in dudaklarının kenarı hafifçe yukarı kıvrıldı.
Aynı anda kurdeleyi son düğümüyle sıkıca bağladı.
Yalan söylemeyi de hiç beceremiyor.
Blair, Mikhail’le karşılaştığı günün ertesi sabahından beri ondan özellikle uzak duruyordu.
Gerçi o sabah onu uğurlamaya geldiğinde Herdin de onu soğuk bir tavırla geri çevirmişti.
Üstelik Blair’in kolayca her şeyi ele veren yüzüne bakılırsa, onu yalnızca görevini yerine getirmek zorunda olduğu için uğurlamaya geldiği açıkça belliydi.
Ama o günden sonra...
Sanki eline bir bahane geçmiş gibi ondan sürekli kaçınmaya başlamıştı.
Öfkesini gizlemeye çalışsa da bunu saklayamıyordu.
Bunu fark etmemek mümkün değildi.
“Hakkında hiçbir şey hissetmediğini söylediğin bir adam yüzünden bütün bunları yapman komik değil mi?“
Eğer yalnızca kendisine kızgın olsaydı, Herdin bunu önemsemezdi.
Fakat Mikhail yüzünden ona öfkelenmiş olması...
İçinde tarif edemediği bir huzursuzluk yaratıyordu.
“...Yoksa ondan hoşlanıyor musun?“
Blair bir an sessiz kaldı.
Ardından yavaşça başını kaldırıp ona baktı.
“...Bunun senin için bir önemi var mı?“
“Var.“
Herdin, kurdeleden çektiği elini geri alırken sakin bir sesle devam etti.
“Şu anda sen benim karımsın.“
Blair’in dudakları aralandı ama tek kelime çıkmadı.
“Benim olan şeyi başka bir piçle paylaşmam.“
Sözünü bitirirken kolu yeniden Blair’in beline dolandı.
Blair irkilip geri çekilmeye çalıştı.
Fakat daha hareket edemeden Herdin eğildi.
Bir sonraki anda dudakları, Blair’in ensesindeki solgun tene değdi.
“Ne yapıyorsun...!“
Blair’in itirazını tamamen görmezden gelen Herdin, yumuşak teni dudaklarının arasına alıp hafifçe emdi.
Kısa süre sonra orada belirgin kırmızı bir iz kaldı.
Benim.
Bu iz...
Nedense fazlasıyla hoşuna gitmişti.
“Benim yanımdayken...“
Sakin, ağırbaşlı sesi Blair’in kulağının dibinde yankılandı.
“...Gözlerini benden başkasına çevirme.“
Bu sözlerle birlikte belini saran kol gevşedi.
Daha doğrusu...
Onu serbest bıraktı.
Tıpkı boynuna tasmasını taktıktan sonra zincirini çözüveren biri gibi.

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.


Ayar kaydedildi