Bölüm...
Drama, Fantasy, Historical, Isekai, Josei, Novel, Romance

Bölüm 53

Yazar: Hanagasumi Grup: : Bağımsız Okuma süresi: 8 dk Kelime: 1.965


Niyetinde samimi olsa bile hiçbir şey değişmeyecekti.
Bu his kalıcı olmayacaktı. Tıpkı şimdi yanağını okşayan ilkbahar meltemi gibi... Bir mevsim eser, sonra da kaybolurdu.
O hâlde...
Kararsızlığa düşmemeliyim.
O sıcaklığa, o dokunuşa umut bağlamamalıydı. Kendini o hislerin akışına bırakıp sonunda yine incinmemeliydi. Bunu bir kez yaşamıştı ve bir kez yaşaması fazlasıyla yeterliydi.
Blair, uzaklaşan Herdin’in sırtına arkasını döndü.
Tam o sırada Lina telaşla yanına koştu.
“Milady, çay ikramı şu tarafta hazırlanmış gibi görünüyor!“
“Pekâlâ, gidelim.“
Onların birkaç adım gerisinde, Blair’i uzaktan izleyen Rachel da yerinden kalkarak ikisinin peşine takıldı.
                                ~~~
Huzur içinde başlayan çay davetinin sakinliği, Sheldon Malikânesi’nin hizmetçisi telaşla içeri daldığı anda paramparça oldu.
“Joshua mı kayboldu?“
Çocuğun ortadan kaybolduğu haberi ulaşır ulaşmaz, Sheldon Hanedanı’nın genç markiçesi bir anda bembeyaz kesildi.
Joshua, genç markinin oğluydu. Rachel’ın da yeğeniydi. Bu yıl henüz dört yaşına basmıştı.
Bu tür şölenlerde ve resmî davetlerde çocuklar için daima ayrı bir bölüm hazırlanırdı. Soyluların sohbet ettiği alanda çocukların koşuşturması, yetişkinlerin vakarına yakışmazdı.
Öte yandan çocuklar da büyüklerin sert bakışlarından uzak, gönüllerince oynayıp yaşıtlarıyla kaynaşabilecekleri bir yere sahip olurdu. Her iki taraf için de uygun bir düzen sayılırdı.
Üstelik çocukların başında dadılar ve hizmetçiler bulunurdu. Böyle bir yerde bir çocuğun kaybolması neredeyse duyulmamış bir şeydi.
Ama...
Gerçekten de bir çocuk ortadan kaybolmuştu.
Haberi duyan Blair’in yüreği hızla dibe çöktü.
Bir evladını kaybetmiş annenin acısının ne demek olduğunu az da olsa biliyordu.
“Kathy, ne demek bu? Sen ve dadı bunca zamandır ne yapıyordunuz?“
Rachel da en az diğerleri kadar sarsılmıştı. Hemen ayağa kalkıp hizmetçinin yanına koştu.
Ancak o telaşla Blair’in çay fincanına çarptı.
Fincan devrildi ve içindeki çay Blair’in elbisesine döküldü. Neyse ki çay biraz soğumuştu; tenini yakacak kadar sıcak değildi.
Rachel olduğu yerde donup kaldı.
“Ah... Çok özür dilerim, Düşes Hazretleri. Bir an öylesine irkildim ki... İyi misiniz?“
Rachel’la aralarında yaşananlardan sonra onunla yüz yüze gelmek Blair için hâlâ rahatsız ediciydi.
Fakat şu an kayıp olan bir çocuk vardı.
Böyle bir durumda duyduğu endişe, kırgınlığının önüne geçmişti.
Üstelik bunun kasıtlı olmadığı da açıktı.
Blair hafifçe gülümsedi.
“Ben iyiyim. Siz gidin. Onu aramaya yardım edin.“
Yüzü korkudan kül gibi olmuş genç markiçenin etrafını kısa sürede diğer soylu hanımlar sardı.
Çoğu anneydi.
Bu yüzden onun acısını yürekten hissedebiliyorlardı.
“Hanımefendi, şövalyelerimizi de aramaya göndereceğim.“
“Bizim şövalyelerimiz de katılacak. Hep birlikte ararsak mutlaka buluruz. Lütfen kendinizi fazla üzmeyin.“
“Doğru söylüyorlar, hala. Bizim Joshua’mız akıllı bir çocuktur. Ona bir şey olmayacaktır.“
Rachel da dâhil olmak üzere herkes genç markiçeyi teselli etmeye çalışıyordu.
Blair ise hâlâ gözlerini ondan ayıramıyordu.
Tam o sırada elbisesini inceleyen Lina konuştu.
“Milady, sanırım arabaya dönüp üzerinizi değiştirmeniz gerekecek.“
Çay elbiseyi kötü hâlde lekelemişti.
Üstelik kumaş tamamen ıslanmıştı.
Bundan sonra kimsenin çay içmeye devam edecek hâli de kalmamıştı.
Blair, yalnızca en yakınındaki hanımefendiye usulca izin isteyip toplantıdan ayrıldı.
Ama korkudan rengi kaçmış genç markiçenin yüzü gözlerinin önünden gitmiyordu.
Bir süre düşündükten sonra Lina’ya döndü.
“Lina, Sir Bane’i çağırabilir misin?“
Biraz ötede nöbet tutan Delmark şövalyesi tek adımda yanlarına geldi.
“Beni emrettiniz mi, Milady?“
“Genç markinin oğlu kaybolmuş. Onu aramaya yardım edebilir misiniz?“
“Genç markinin oğlu mu...“
“O, kuzenimin çocuğu. Genç markiçe perişan durumda. Diğer soylu aileler de şövalyelerini göndermeye başladı.“
Şövalye, Herdin’in Blair’in yanından ayrılmaması yönündeki katı emrini hatırladı.
“Fakat Dük Hazretleri sizi korumam konusunda kesin emir vermişti, Milady...“
“Ben yalnızca arabada elbisemi değiştirip yeniden hanımların yanına döneceğim. Bana hiçbir şey olmaz.“
Şövalye ikilemde kalmıştı.
Diğer tarafta pek çok hanedanın şövalyesi çoktan arama için toplanmaya başlamıştı.
Blair’in söylediği doğruydu.
Bu durumda yalnızca Delmark şövalyelerinin yerinde kalması hem Herdin’in hem de Blair’in itibarını zedeleyebilirdi.
Bu, Delmark Hanedanı’nın şeref meselesiydi.
Hele ki...
Tanrı korusun...
Çocuğun başına gerçekten kötü bir şey gelirse...
Kısa bir tereddüdün ardından şövalye, Blair’in yanındaki Lina’ya ve arabalarına dönmeye başlayan soylu hanımlara baktı.
Sonunda kararını verdi.
“Emriniz başım üstüne, Milady.“
Yanında bekleyen diğer Delmark şövalyelerini de alarak arama için toplanan grubun yanına gitti.
                                    ~~~
Bu sırada Lina yedek elbiseyi çıkardı.
“Milady, lütfen arabaya buyurun. Üzerinizi değiştirelim.“
Ancak Blair, Lina’nın yüz rengindeki tuhaflığı hemen fark etti.
“Lina... Hasta mısın?“
“Ha? Ah... Sanırım öğle yemeği bana dokundu. Midem biraz rahatsız...“
Blair onun elini tuttu.
Eli her zamanki gibi sıcacıktı.
Ama yüzü gözle görülür biçimde solmuştu.
“Çok mu kötü? Yanında ilaç getirmedin mi?“
“Hayır... Birazdan geçer.“
Lina zorla gülümsedi ve Blair’in üstünü değiştirmesine yardım etti.
Fakat iş biter bitmez alnında soğuk terler belirmeye başladı.
Endişeyle ona bakan Blair, alnındaki terleri sildi.
“Lina, hiç iyi görünmüyorsun. İmparatorluk hekimini çağırayım...“
“H-Hayır! Şey... O kadar ciddi değil...“
“Öyle mi?“
Karnını tutan Lina, konuşurken sesi giderek kısılıyor, cümlelerini tamamlayamıyordu.
Birden yerinden fırladı.
“S-Şey... Milady... Kısa bir süreliğine... Gerçekten sadece çok kısa bir anlığına müsaade eder misiniz?“
“Ah... Elbette. Beni düşünme. Rahatça git.“
Blair ancak o zaman ne demek istediğini anlayıp başını salladı.
İzin çıkar çıkmaz Lina rüzgâr gibi uzaklaştı.
Bir süre sonra ise büyük bir rahatlamışlıkla geri döndü.
“Ahh... Öldüm sandım. Yoksa sadece bana mı dokundu?“
Hanımlar yemek yerken hizmetçiler de kendi aralarında yemek yemişti.
“Hepimiz aynı yemekleri yedik... O zaman diğer hizmetçiler de rahatsızlanmış olmalı, değil mi?“
Öyle olsaydı ortalık çoktan karışmış olurdu.
Oysa diğer ailelerin tarafında en ufak bir telaş yoktu.
Lina hâlâ bunu düşünerek arabaya yaklaştı.
Ve...
Bir anda gözleri dehşetle büyüdü.
“...Milady?“
Blair yoktu.
Ardında en küçük bir iz bile bırakmadan ortadan kaybolmuştu.
                                   ~~~
Orman giderek hareketleniyordu.
Şövalyeler avı sürmeye başlayınca sessiz çalılıklar canlanmıştı.
Tam o anda...
Bir geyik örtüsünden sıçrayarak çıktı.
Bir ok, tek hamlede boğazını delip geçti.
Hemen ardından korkuyla fırlayan bir karaca da tek atışta yere serildi.
Herdin ifadesiz gözlerle yeni bir ok aldı.
Artık bir canı öldürmek onda hiçbir duygu uyandırmıyordu.
Ne zevk...
Ne tiksinti...
Hiçbir şey.
Tam atını başka yöne çevireceği sırada Wesley ağaçların arasından çıkageldi.
“Vay canına... Bir tane bile kaçırmadınız, öyle mi? Bu gidişle ormandaki bütün avlar Dük Hazretleri’nin hanesine yazılacak.“
Herdin, yüzsüzce yanına yaklaşan Wesley’e buz gibi gözlerle baktı.
Bir süredir adamın peşinden ayrılmıyor oluşu canını sıkıyordu.
En azından Blair’in peşine takılmıyordu.
Bu tek tesellisiydi.
Ama yine de sürekli gözünün önünde dolanması sabrını taşırmaya başlamıştı.
“Arada sırada bilerek kaçırabilirsiniz, Dük Hazretleri. Biz de en azından bir av vurmanın nasıl bir his olduğunu öğrenmiş oluruz.“
“Başkalarına kendi payımı dağıtarak tatmin olan biri değilim.“
Herdin soğuk bir sesle cevap verip arkasını döndü.
Tam o sırada ikisinin de önüne bir tavşan fırladı.
Wesley’in gözleri parladı.
Yayını kaldırıp kirişi çekti.
Fakat...
Onunkinden bir nefes önce fırlayan başka bir ok, tavşanın hemen yanındaki ağaca saplandı.
İrkilerek kaçan tavşanın ardından Wesley’in oku toprağa saplandı.
Başını kaldırıp diğer okun geldiği yöne baktığında Herdin’in yayını indirdiğini gördü.
“Ah... Fazla açgözlü davrandım galiba. Iskaladım.“
Fakat yüzünde en ufak bir hayal kırıklığı yoktu.
Wesley bunun hata olmadığını anladı.
Az önceye kadar bütün atışlarını kusursuz yapan bir adamın bir tavşanı kaçırması mümkün değildi.
Bunu bilerek yapmıştı.
Avı Wesley’e bırakmaya niyeti yoktu.
Wesley’in yüzü bir anlığına gerildi.
Ama hemen gülümsemesini geri takındı.
“Ne derler bilirsiniz... Maymun bile bazen ağaçtan düşer. Demek ki Dük Hazretleri’nin de kötü günü olabiliyormuş.“
Herdin, Wesley’e tuhaf bir bakış attı.
Bir şeyler ters gidiyordu.
Şölende dayak yiyen...
Üstelik suçu kendi başlattığını herkese anlatacak kadar yüzsüz davranan biri...
Normalde ondan uzak durması gerekirken tam tersine sürekli çevresinde dolaşıyor, gözüne girmeye çalışıyordu.
Sanki beni burada oyalamaya çalışıyor...
Aklından geçen bu düşünce bir anda onu olduğu yere mıhladı.
Herdin çevresindeki şövalyelere emretti.
“Geri dönüyoruz.“
Wesley irkilerek hemen yanına yaklaştı.
“Şimdiden mi? Birkaç av daha vurursanız avın ödülü kesin sizin olur.“
Herdin onu tamamen görmezden geldi.
Dizginleri çekip atını ormanın çıkışına sürdü.
Ormanın kenarına yaklaştıkça sebepsiz bir huzursuzluk göğsüne çökmeye başladı.
Nedenini açıklayamıyordu.
Tam ormandan çıkarken ata binmek üzere olan bir şövalyeyle göz göze geldi.
Bane...
Blair’i koruması için geride bıraktığı şövalye.
“D-Dük Hazretleri...“
Göz göze geldikleri anda Bane’in yüzünden geçen dehşet açıkça görüldü.
Arkasında Delmark arabası duruyordu.
Yanında ise yüzünün rengi tamamen kaçmış Lina vardı.
Ama orada olması gereken tek kişi...
Blair...
Orada değildi.
Herdin’in yüreği, düşüncelerinden önce gelen o ilkel içgüdüyle bir anda dibe çöktü.

                                     ~~~

    Milady: İngilizcede soylu bir kadına hitap etmek için kullanılan saygı ifadesidir. Özellikle tarihî ve fantastik romanlarda sıkça görülür.
    *Türkçede tam karşılığı olmadığından  çeviride  leydim yerine daha doğal durduğu için kelimeyi düzeltmeden bu şekilde kullanmaya başladım. 

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.


Ayar kaydedildi