MANGA-TR
Bölüm 1
Bölüm...
Psychological, Sci_fi, Suspense

Bölüm 1

Asakusa Juunikai
Yazar: ApostleJudas Grup: Schreck Scanlations Okuma süresi: 5 dk Kelime: 1.191

Çevirmen: Judas
Redaktör: Miss B.
 

Asakusa Juunikai

Yokohama’dan siparişini verdiği paketinin geldiğini öğrenince, uzun zamandır beklediği şeyin sonunda başladığını düşündü.
Akşam kapanmış olan Juunikai’nin arka kapısı açık dururken, paketi taşıyan araba yanaştı.
 
“Dikkat et, kırılabilir.”
“İçinde cam mı var? Fazla ağır…”
 
Ahşap sandıkları Asakusa’daki kuleye taşıdılar. İçlerindekiler gerçekten de camdan yapılmıştı; fakat birer sanat eseri oldukları pek söylenemezdi.
Hamallar gittikten sonra, Juunikai’nin bodrumunda bir başına kalmıştı. Kutusundan henüz çıkarılmamış cihazlara elektrik vermek için yarına kadar beklemeye karar verdi. Önündeki yolun tamamlanması günler alacaktı.
 
Juunikai’den çıkarken kuleye baktı.
Asıl adı Ryounkaku olan bu bina, daha çok Asakusa’nın Juunikai’si [12 Katlı Bina] olarak bilinirdi. Meiji yıllarında ilk kurulduğunda zevk ve eğlence düşkünleriyle dolup taşsa da, Taisho döneminin başından bu yana geçen on yıldan fazla sürede tuğla duvarları is pas içinde kalmış, kule ise her yerde bulunabilecek sıradan hediyelik eşyaların satıldığı silik bir dükkana dönüşmüştü.
 
Yine de Juunikai’yi satın aldığı anlamına gelmiyordu; en azından Takeshita Hirotake için. Binanın inşa edildiği günden beri tepesinde duran paratoneri çok daha kalın ve uzun bir direkle değiştirdi, ardından da ambalaj deposundan hallice olan bodrum katını süresiz olarak kiraladı.
Varlığı ne kadar gözden düşmüş olursa olsun, Asakusa’da ve hatta tüm Tokyo’da Juunikai kadar yüksek bine yok denecek kadar azdı. Takeshita’nın seçme nedeni de buydu ve altında ne yattığının hiçbir önemi yoktu.
Altıncı Bölge denilince akla gelen ilk şey minik opera tiyatroları ve sinema salonlarıdır ancak Juunikai’nin altında yatan alan meishuya (el yapımı alkol dükkanları) olarak bilinen küçük dükkanlarla doluydu. Bu dükkanların işi içki satmak değildi.  Kadınların, bedenlerini Yoshiwara’da olduğundan çok daha ucuza sattığı dükkanlardı. Bu günah yuvasına çekilen insan tipleri de belliydi: Mori Ougai-sensei ve Natsume Soseki-sensei gibi romancı olmak isteyenler; Restorasyon sonrası toplumun durumundan hoşnutsuz, içlerinde hoşnutsuzluk büyüten Komünistler ve ideologlar...
Normalde Takeshi, gözünün ucuyla bile bakmadan önünden geçerdi ancak planının ilk adımlarını atıyor olmanın verdiği coşku, farkında olmadan onu meishuyaların sıralandığı o dar sokağa sürüklemişti. Ucuz beyaz makyajla pislik kokusu birbirine karışıyor, havada tuhaf ve ağır bir koku bırakıyordu. Parmaklıklı pencerelerin ardından kendisine seslenen kadınları görmezden geldi . Ancak köşedeki bir noktaya gözü kayınca ilgisini çeken bir şey fark etti ve o tarafa doğru yöneldi.
Dikkatini çeken şey, parmaklarını örgülü kapılara dolayan kadınların görüntüsü değildi; onların arkasında toprak zemine çömelmiş duran küçük bir kız vardı.
Muhtemelen henüz satılmıştı. Müşterilere hizmet etmek için fazla küçüktü, belki de hizmetçi olarak çalıştırılıyordu.
Kıza karşı acıma duyduğundan değildi. Ancak o karanlık odadaki kızın başı öne eğik ifadesi, Takeshi’nin hafızasına silinmeyecek şekilde kazınmıştı.
O geceden yaklaşık iki hafta sonra makineler sonunda çalışmaya başlamış, kendisini bodrumuna atmış Takeshita evden neredeyse hiç çıkmıyordu. Ancak eskiden olduğu gibi yalnız değildi.
“Ain” adındaki kız onunla yaşamaya başlamıştı.
vın vın vın vın…
 
Artık yeraltındaki o odadan tıpkı kulak çınlamasını andıran derinden bir uğultu aralıksız yükseliyordu.
Böyle bir ses Yanaka Mezarlığı civarında çıkacak olsa kesinlikle hoş karşılanmazdı fakat Juunikai’nin bulunduğu yerlerde bunu fark edecek kimsecikler yoktu.
 
vın vın vın vın…
 
Sesi çıkaran makine, Takeshita ve kızın olduğu odanın altındaki odaya yerleştirilen jeneratördü.
Takeshita’ya gelince, kendi yaptığı sayısız makineyle çevrili odasına kapanıp saatler harcamıştı.
 
Etrafında balıkçı teknelerinin fenerleri gibi ışık saçan büyük cam fanuslar duruyordu, her birinin içinde döner fenerlerdeki şekiller gibi süzülen bulanık harfler ve görüntüler vardı. Fanus biçimindeki bu lambaların Braun adında bir İngiliz tarafından icat edildiği söylenirdi.
Adam hareketsiz bir şekilde lambaların içinde süzülen harflere ve görüntülere bakıyordu.
 
“Hey, memnun kalamadın mı hâlâ?”
Can sıkıntısına dayanamayan kız birkaç saat sonra ilk defa konuştu.
“Sıkıldıysan neden dışarı çıkmıyorsun? Ama geçen günkü gibi elektriğinle insanları tehdit etmeye kalkma. ”
“Ain öyle bir şey yapmaz!”
Dışarıdan bakıldığında on iki yaşlarında gösteriyordu ama yüz ifadesi nasıl oluyorsa daha olgundu. Kafasında imkansız denecek şekilde duran devasa bir bir fiyonk vardı. Bir kedinin kocaman kulaklarına tıpatıp benzediği inkar edilemezdi.
 
“Doğru, şimdi hatırladım, bugün Mita’da bir ders var– hani şu Almanya’dan gelen profesörün dersi!”
“Sahi mi, bugün müydü o?“
“Gidip onunla tanışmayı planlamıyor muydun?“
“Şey...“
Kaizou dergisi tarafından resmi olarak davet edildiğinden,geçen yıl ünlü bir ödüle layık görülen Prof. Einstein’ın ziyareti çok konuşulan bir konu haline gelmişti.
“Hadi gidelim! Bak ne diyeceğim! Profesör Einstein’ın izafiyet teorisi sayesinde bu katot ışınlı tüpten geleceği görebileceğim!”
“Yalnızca izafiyet teorisi değil, biliyorsun.”
Takeshita cihazlarını kendisi yapmış olsa da tasarımlarını Amerika’da çalışmalarını sürdüren Nikola Tesla’dan ilham almıştı.
Bütün gün katot ışınlı tüplerin yansıttığı görüntülere dik dik bakardı; ama arada bir Kabutochou’ya gitmeye karar verir, çantasında devasa miktarda parayla geri dönerdi.  Juunikai’nin bodrumunda dilediği gibi yaşayabilmesinin sebebi de buydu: Cebinde her zaman yeterli miktarda parası vardı.
Dışarı çıkmamaya kararlı olan adama karşı sabrı tükenen Ain, kendine ayırdığı küçük, alçak tavanlı odaya çekildi. Yerlerde saçılmış kabloların ve sökülmüş elektrik parçalarının ortasında Ain’in oturduğu halinden bile daha büyük duran, henüz tamamlanmamış bir dişli ve makara yığını duruyordu. Ain çalışmaya başladığında, adamın akşam yemeğini bile unutacak kadar derin bir düşünceye dalmıştı. Fakat adamı her şeyden çok hayrete düşüren şey, Ain’in ne yaptığı hakkında en ufak bir fikrinin bile olmamasıydı.

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.


Ayar kaydedildi