Yukarı Çık




20   Önceki Bölüm  Sonraki Bölüm   22 

           
21. Bölüm – Mutlak Bilinmezlik

—————————————————————

Syr sadece orada susup kaldı.

...

[Sistem Bildirimi]

> Ding... Kullanıcı her zamanki gibi flörtte çok iyisiniz.

...

Yüzüm karardı.
–Her neyse.

> “Syr, artık ailemle buluşmalıyız. Hadi gidelim.“
dedim Syr’e.
...

—————————————————————

Havada süzülen Toprak Platformu’nu hızla aşağı indirdim.
Sonra Syr ile birlikte ailemin yaşadığı eve doğru yürümeye başladık.

Birkaç dakika içinde eve vardık.
Syr, şaşkınlıkla etrafa bakındı.

> “Vay canına... Kael, burayı sen mi yaptın?“

> “Evet, ben yaptım. Nasıl olmuş?
Gelecekte burada benimle yaşayacağına göre, evi iyice gezsen iyi olur.“

> “Hmm... haklısın. Ama ailende burada yaşayacaksa, ayrı bir yaşam alanı yapman daha iyi olmaz mı?“

> “Doğru söylüyorsun... Ama sen benim boyutumda yaşamaya başladığında, onu beraber yaparız.
O zaman yaşayacağımız yer, ikimizin de katkısıyla oluşmuş olur.“

> “Tamamdır!“ dedi Syr gülümseyerek.

...

Evin içine girdik.
Syr ayakkabılarını çıkarmak isterken durdurdum.

Ocsilaus’ta yaşayanlar genelde evin temizliğine çok önem verir.
Ama bu boyutta ben istemedikçe hiçbir kirli şey var olamazdı.

Syr tereddüt etse de, sessizce içeri girdi.

Oturma odasına geçtiğimizde annemle babam yerde rahat bir pozisyonda oturmuş, Mana topluyorlardı.

> “Anne, baba, biz geldik.“

> “Aa, Kael ve Syr, canlarım hoş geldiniz!
Nasılsın Syr?“ diye konuştu annem.

> “İyiyim, teşekkürler Bayan Maria. Siz nasılsınız?“

> “Ben de iyiyim, sağ ol canım.
Ee peki burayı nasıl buldun... Gelecekteki kocanın kendi özel boyutu~?“

Syr, az önce yaşadıklarımızı hatırlayıp kızardı.

> “İ-iyi... burası gerçekten çok güzel.“

Ama annem fark etmişti. Kurnazca gülümsedi.

> “Hmm, Syr... aranızda bir şeyler mi oldu~?“

Syr’in yüzü pancar gibi kızardı. Cevap vermedi.
Sadece sessiz ve utanmış bir şekilde bana baktı.

> “Haa... Anne, Syr’le uğraşmayı keser misin lütfen?“

> “Ehe~ Sadece Syr utandığında o kadar tatlı oluyor ki, onu kızdırmadan duramıyorum.“

> “Her neyse... haberiniz olsun, Syr sadece birkaç saatliğine bizimle olacak.
Ama verdiğim anahtar sayesinde istediği zaman bu boyuta girebilir.“

Babam da sohbete katıldı:

> “Merhaba Syr, nasılsın?“

> “İyiyim Bay Carlos, siz nasılsınız?“

> “Ben de iyiyim, sağ ol.
Unutma, Kael seninle uğraşırsa, Maria’ya haber verebilirsin.“

> “...Peki Bay Carlos, teşekkürler.“

Syr kısa bir süreliğine dondu.
Çünkü az önceki olaylarda benim değil, onun benimle uğraşması sonucu işler karışmıştı.
Babamın o cümlesi tam bir “ters etki” yaratmıştı.

...

> “Her neyse... Syr ile biraz dolaşacağız.
Siz yetiştirmeye geri dönün.“ dedim ve Syr’in elini tutup onu evi gezdirmeye başladım.

> “Tamam Kael, hadi siz gidin.“ dedi annem.

Sonra sessizce yanağını şişirip şikayet etti:

> “Hmm... oğlumun bizi bir kız için terk edeceğini biliyordum ama bu kadar erken beklemiyordum.“

> “-_-“

...

Evi gezdirmeye başladım.
Yatak odaları, oturma odaları, sinema odası...
Evet, sinema odası.
Ve bu gerçekten çalışıyor.

Tek sıkıntı –sadece benim zihnimde yer etmiş,
daha önce izlediğim filmleri aktarabiliyor.

Kütüphaneyi kullanarak yarattığım bu televizyonu hafızamla birleştirdim.
Binlerce olmasa bile yüzlerce kaliteli filmi ekledim.
Başka bir işlevi yok ama olsun;
hiç yoktan iyidir.

...

Sonra Syr’i oyun odasına götürdüm.
Burada, eski dünyamdaki masa oyunları dâhil olmak üzere,
birkaç farklı oyun içeren beş bilgisayar yarattım.

Bu boyut gerçekten inanılmaz.
İstediğim sürece ve aklımda bir fikir olduğu sürece, neredeyse her şeyi yaratabiliyorum.

Yoksa bir bilgisayar veya televizyonu,
arka plan prensibini bilmeden, ters mühendislikle bile yapmam imkânsız olurdu.

...

Syr’in isteğiyle masa oyunlarını öğrettim:
Satranç, tavla, mangala...

Yaklaşık bir saat boyunca oynadık.
Syr’in en sevdiği oyun Mangala oldu –öğrenmesi basit ve akıcıydı.

Satrançta ise şaşırtıcı bir hızla gelişti.
Eğer Syr önceki dünyamda olsaydı,
büyük ihtimalle Satranç Şampiyonu olabilirdi.

...

Oyun odasından çıktıktan sonra onu dışarıyı gezdirmeye götürdüm.
Bahçede yalnızca bir havuz olduğundan orayı geçtik.

Sonra boyut becerimle yarattığım çevreyi göstermeye başladım.

Henüz fazla antrenman yapmadığım için boyutum şimdilik
yaklaşık 2.500 km³ genişliğinde.

Ama bu bile devasa bir alan.

Bir örnekle açıklayayım:
Dünya’da düz bir çizgide yürürsen,
başlangıç noktasına dönmen 40.000 km sürer.

Yani benim boyutum 2.500 km³’ü
40.000 km³’e çıkardığımda,
bu Dünya’nın çevresinde düz yürümekle eşdeğer olur.

Boyutumu Dünya kadar büyük yapmak istiyorsam,
en az 510 milyon km²’ye ihtiyacım var.
Sonrasında çevreyi büküp ovalleştirmem gerekiyor.

...

Biraz daha basit ve açıklayıcı bir şekilde anlatayım:
Benim boyutum kare bir kutu şeklinde.
Yarattığım çevre bu kutunun alt kısmında yer alıyor.

Eğer boyutumun büyüklüğü 100 trilyon km³’e ulaşırsa,
içinde çok sayıda gezegen yaratabilirim.

Bu gezegenler kutu içinde havada süzülen toplar gibi olurdu.
Ama yine de bir güneş sistemini sığdırmam mümkün olmazdı.
(Boşluk mesafesi yüzünden.)

...

Boyut - Yüzey Alanı (km²) - Açıklama:

Dünya – 5×10⁸ – Gezegen

Güneş – 6×10¹² – Yıldız

100 Trilyon km² – 1×10¹⁴ – Dev Yıldız

Güneş Sistemi + Oort Bulutu – 1×10²⁷ – Güneş Sistemi

...

Ve 10²⁷ = 1 Sekstilyon km² eder.
Yani Güneş Sistemi’nin tam kopyasını oluşturmak istersem,
boyutumun o kadar büyümesi gerekir.

Şu anda sadece 2.500 km³’deyim.
Ama 3 yıl boyunca antrenmana devam edersem,
birkaç milyar km³’e ulaşmam mümkün olabilir.

Her 100 milyon MP, 1 metre³’e denk gelir.
Yani,
100 milyon = 1 metre
1 milyar = 10 metre
100 milyar = 1.000 metre
1 trilyon = 10.000 metre
90 trilyon = 900.000 metre eder.

Ve gelecekte saniyede trilyonlarca mana harcayacağım. Bunun karşılığında trilyonlarca MP miktarını boyutuma aktaracağım.

Eğer doğrudan 100 trilyonun yarısı olan 50 trilyondan bir hesap yaparsam;
saniyede 500.000 metrekare,
günde 43.200.000.000 metreküp,
yani 43.200.000 kilometreküp eder.
Bunu 365 günle çarptığımda 15.768.000.000 kilometreküp olur.

Kısacası, saniyede yatırılan 50 trilyon MP ile aralıksız bir yıl çalışırsam, boyutum 15,8 milyar km² kadar büyüyebilir.

Ve eğer aktarılan mananın verimini artıracak bir beceri geliştirirsem — örneğin her 100 milyonda 1 metre yerine 2 veya 3 metre büyüme sağlarsa — bu sayı 15,8 milyardan 31,6 veya 47,4 milyara çıkar.
Yani yalnızca üç yılın sonunda doğru becerilerle boyutum yarım trilyon km³ genişliğe ulaşabilir.

...

Syr ile yaklaşık yarım saatlik yürüyüşten sonra ona bir soru sordum.

> “Syr, benimle eğlenceli bir şeyler yapmak ister misin?”

Syr tereddütsüz gülümsedi.

> “Evet!”

Bu cevabı alınca, hafızamda kalan en güzel eğlence parkını yeniden canlandırdım. Gereksiz kısımları attım, alanı boyutumda yeniden inşa ettim.

> “Vay canına, Kael! Burası da neresi böyle?”
dedi Syr, heyecanla etrafına bakarken.

Tam yanıt verecekken fark ettim ki, ona geçmiş hayatımı henüz anlatmamıştım.

> “Burası, benim önceki hayatımdan bir yer… bir eğlence parkı,”
dedim yavaşça.
Sonra ekledim,
“Ama bu, sana anlattığım o hayat değil. Bu, hatırladığım bir önceki hayatım…
Anlatmamı ister misin?”

Syr’in gözleri parladı.

> “Hatırladığın önceki hayatın mı? Evet, anlat bana Kael! Merak ediyorum!”

Onu parkın bir köşesindeki banklardan birine götürdüm.
Ve iki yaş doğum günümde aileme anlattığım her şeyi, tek tek Syr’e anlattım.

...

> “…Ve sonra gözlerimi bu dünyada açtım.”

Sözlerim bittiğinde Syr sessizce bana baktı.
Bir an için “Acaba bana kızdı mı?” diye düşündüm.
Ama beklenmedik bir şey yaptı.

Bir anda bana yaklaşıp, kafamı göğsüne bastırdı.
Sıcak bir şekilde sarıldı.

> “Zor olmuş olmalı, Kael. Merak etme… artık bana ve ailene sahipsin.”

O anda hiçbir şey diyemedim.
Sadece sustum… ve ben de ona sarıldım.
O ise daha sıkı sarıldı, elini başımda gezdirdi.

Belki de çocuk bedenimin verdiği rahatlıktandı ama,
onun sıcaklığında gözlerim kapandı.
Ve öylece uyuyakaldım.

...

Gözlerimi açtığımda, ilk gördüğüm şey Syr’in tanrıça gibi parlayan yüzüydü.
O bana gülümsüyordu.

> “Kaç saat geçti?” diye sordum uykulu bir sesle.
“Hmm… bir düşüneyim, yaklaşık dört saat sanırım~”
dedi şakacı bir tonda.

Utanıp gözlerimi kaçırdım, yanaklarım hafifçe kızardı.

> “Ee, buradaki geziye devam mı edelim, yoksa yetimhaneye mi dönelim?”
diye sordum.
“Devam edelim. Sen uyurken Olivia’ya söyledim; bir hafta kadar sizinle kalacağım.
Sonuçta, böyle bir yeri yaratmışken seninle uzun uzun vakit geçirmek istiyorum.”

> “Tamamdır o zaman, sana burayı gezdireyim Syr.”
dedim ve elimi ona doğru uzattım.
Syr gülümseyerek elini elime koydu, sonra koluma girdi.

Birlikte çarpışan arabaya bindik, dönme dolaba çıktık, her oyuncakta kahkahalar attık.
Ve en sonunda bir roller coaster’a binip günü orada bitirmeye karar verdik.

...

> “Kael… bunun güvenli olduğuna emin misin?”
diye sordu Syr, biraz endişeyle.

> “Tabii ki güvenli. Merak etme, sana bir şey olmasına asla izin vermem.
Sonuçta… sen benimsin.”

Syr yüzü kızararak gülümsedi.

> “Peki o zaman, hadi binelim!”

Ön koltuğa birlikte oturduk.
Onun emniyet kemerini bağladım, ardından kendi yerime geçtim.
Makineyi en az 120 km/s hızla gidecek şekilde ayarladım.

> “Syr, hazır ol,” dedim.
“Tamam Kael, hazırım. Başlatabilirsin!”

> “Hehe, bunu sen istedin…”

Makineyi başlattım.
Yerden hafif bir titreme yükseldi.
Rayların altından mavi ışıklar akmaya başladı — göğe doğru uzanan enerji hatları gibiydi.
Makine hızlandı, bir dakika içinde en tepeye ulaştık.

Bir an sessizlik oldu.
Sonra – rüzgârı yaran bir çığlık.

Vagon öne fırladı,
rüzgâr yüzümüze çarptı, saçlarımızı savurdu.
Syr çığlık attı ama korkudan değil — saf bir heyecandan.

> “Ahhh Kael bu… bu harikaaa!”

Sesindeki coşkuya gülümsedim.
Yan dönüp baktım;
yüzünde rüzgârla karışmış o masum gülümsemeyi görünce kalbim duracak gibi oldu.

> “Sana demiştim, değil mi?” dedim.
“Bu dünya… bizim özel alanımız.”

Raylar yukarı kıvrıldı, sahte bulutların arasına kadar uzandı.
Aşağıda, eğlence parkının ışıkları minik yıldızlar gibi parlıyordu.
Ufuk çizgisi mor ve altın tonlarında titreşiyordu.

En yüksek noktaya ulaştığımızda frenleri hafifçe bıraktım.
Syr nefesini tuttu.
O an dünya sessizleşti.

Ve sonra — serbest düşüş.

Rüzgâr kulaklarımızı doldurdu, hız her saniye arttı.
Syr gözlerini kapadı ama yüzündeki gülümseme silinmedi.
Onun elini tuttum, sıkıca.

> “Bırak kendini, Syr,” dedim kısık sesle.
“Bu sadece hız değil… bu özgürlük.”

Tünelin içinden geçtik.
Duvarlarda boyut enerjisiyle parlayan semboller dans ediyordu.
Renkler akıyor, gökyüzünü boyuyordu.

Sonunda hız azaldı.
Işıklar sönükleşti, vagon durdu.
Syr başını bana çevirdi, gözlerinde hâlâ adrenalinin parıltısı vardı.

> “Bu… gerçekten inanılmazdı.”

Gülümsedim.

> “Biliyorum. Ama en güzeli…”
Bir an sustum. Gözlerim onun gözlerine kilitlendi.
“…bu anı seninle yaşamak oldu.”

Ve o anda Kael’in Syr’e duyduğu aşk,
evrenin en başından beri var olan sonsuz enerjinin ta kendisi gibiydi —
ölçülemez, ama hissedilir bir sonsuzluk.

Asla bitmeyen ve bitemeyecek olan sonsuz enerji gibi, sonsuz bir aşk.

Kael, Syr’e baktı.
Baktı ki göresin en değerlisini.
Göresin kalbine kan pompalayan damarını.
Göresin yaşam amacını.

Syr’e doğru bakarken, gözlerindeki sonsuz galaksilerde bir hareketlilik belirdi.
Bir enerji fırtınası… sanki Syr’e olan aşkı gibi.

O gün Kael’in gözleri başka bir sonsuzluğa evrildi.
Ama ne olduğunu, neden olduğunu anlamıyordu.
Bu, sanki bedeninin içgüdüsel olarak yaptığı bir şeydi —
“Syr… bu kadın, onu korumak istiyorum.
Onu kaybetmek istemiyorum.
Onunla sonsuzluğa kadar var olmak istiyorum.”

Bu duygular, o enerji patlamasının ardındaki gerçek nedenlerdi.
Fakat Kael farkında değildi;
Onun fiziği, yani “^Mutlak Bilinmezlik^ Kademe”de bulunan 「Mutlak İlkel Varlığı」 kendiliğinden tepki vermişti.
Ama Kael, bunu bilecek seviyede değildi.
Henüz sadece ^Üstün Sonsuzluk^ Kademesini yeni öğrenmişti —
ve binlerce yıl geçse bile bu hakikati kavrayamayacaktı.

Önceki yaşamlarında bile böylesine hızlı bir ilerleme görmemişti.
Sonuçta Ocsilaus’a gelmeden önce yarattığı beceri,
sadece fiziğinin —bir kezliğine— ona yardım etmek istemesinin sonucuydu.
Bu, “İlk ve Son” kez olacaktı.

“Mutlak olması gereken varlık” sayısız kez başkalarını korurken ölmüş,
sonsuz reenkarnasyon döngüsünde defalarca yeniden doğmuştu.
Ve 「Mutlak İlkel Varlığı」, bu defa Kael’e yardım etmeye karar vermişti —
belki de ilk kez…

Kael’in şu ana kadar kazandığı tüm başarımlar,
fiziğinin yardımı olmadan, sadece kendi emeğiyle elde edilmişti.
Ama eğer bir gün bu fizikten faydalanmak isterse,
en azından ^Kozmik Varlık^ Güç seviyesine ulaşması gerekiyordu.
Oysa o, ilk hayatında ancak ^Mutlak Varlık^ seviyesine kadar çıkabilmişti.

Bu, ^Kozmik Varlık^ varoluşunun bir alt basamağıydı.

Eğer Kael bir gün ^Kozmik Varlık^ seviyesine ulaşabilseydi,
fiziği aracılığıyla varoluşun üzerinde mutlak bir hâkimiyete sahip olacaktı.
Sonuçta onun doğma sebebi “Her Şeyin Kadiri” olmaktı.

Ama Kael bir hükümdar değildi.
Kael bir erkekti —
sevdiklerine değer veren,
onlarla vakit geçiren,
ve ne olursa olsun onları koruyan bir erkek.

…Ve bu, onun sonunu getirdi.

Dokuz yaşam boyunca, her seferinde sevdiklerini korudu.
Bazılarını sonsuza kadar kaybetti belki,
ama eğer bir gün ^Mutlak Bilinmezlik^ varoluş seviyesine ulaşabilirse,
Zaman, Uzay, Boyut, Gerçeklik ve Boşluk gibi 「İlksel Mutlak Yasalar」 üzerinde
sonsuz bir hâkimiyete sahip olacaktı.

O zaman tüm zamanları, tüm gerçeklikleri, tüm varoluşları
tek bir anda, tek bir gerçeklikte, tek bir özde birleştirebilecekti.

Bu ilkeye 「Mutlak Gerçekliğin Mutlak Varoluşu」 denir.

Ve bu sayede, kaybettiklerini… geri alabilirdi.

O ki Mutlak Sonsuzluklar arasında Seçilmiş Yüce Olan,
O ki Sonsuz Kadimler arasında Bir Olan,
O ki Mutlak Gerçekliklerin Kralı olan.

Sen ki Ebediyen Mutlak olmaya mahkûm edilmiş olan…
Ben, sen, o, onlar — nasıl kaybeder?

Ben, sen, o, onlar — Mutlak olanlar neden kaybeder?
Ben, sen, o, onlar — Yüce olanlar kaybetmez!

Ben, sen, o, onlar — Sonsuzluğun içinde sonsuz,
Ebedinin içinde ebedi olan —
Reddediyorum ki kaybedeyim!

Reddediyorum ki kazanayım!
Kabul ediyorum ki bütün gerçeklikler benim!
Kabul ediyorum ki ben sonsuzum!
Kabul ediyorum ki sonsuz olduğum gibi, sonsuzluk da benim!

BEN, SEN, O, ONLAR —
SONSUZ VAROLUŞLAR ARASINDA BİR VE TEK OLAN!

Kael Primordial.

...

Bölüm Sonu

>>>Kademeler(Beceri,Yetenek,Fizik vb.)

...
>Sonsuzluk 
>Üstün Sonsuzluk
>Mutlak Sonsuzluk
>Kozmik Sonsuzluk
>Ezelî Sonsuzluk
>Mutlak Varlık
>Kozmik Varlık
>Üstün Gerçeklik
>Transkozmik
>Metakozmik
>Mutlak Gerçeklik
>Tüm Varlıkların Ötesi
>Yokluğun Efendisi
>Varlığın Kaynağı
>Gerçekliğin Özü
>Ebediyetin Ötesi
>Mutlak Bilinmezlik


...


>>>Kademeler(Yetiştirme)


[4.Sonsuzluk(Sonsuz)]Çarpan:

1 Canlılık = 1B Can
1 Zeka = 100 milyon MP

-Sonsuzluk[Tam ve Zirve](256T - 2.5Qd)

—————————————————————

[5.Sonsuzluk Yükselişi](Çarpan)

1 Canlılık = 10B Can
1 Zeka = 1B Mana
>Üstün Sonsuzluk

>Mutlak Sonsuzluk

>Kozmik Sonsuzluk

>Ezelî Sonsuzluk

—————————————————————


[6.Gerçeklik Uyanışı](Çarpan)

1 Canlılık = 100B Can
1 Zeka = 10B Mana

>Mutlak Varlık

>Kozmik Varlık

>Üstün Gerçeklik

—————————————————————

[7.Mutlak Gerçeklik Yükselişi](Çarpan)

1 Canlılık = 1T Can
1 Zeka = 100B Mana

>Transkozmik

>Metakozmik

>Mutlak Gerçeklik

—————————————————————

[8.Gerçekliğin Özü Mutlak Yükselişi](Çarpan)

1 Canlılık = 10 T Can
1 Zeka = 1 T Mana


>Tüm Varlıkların Ötesi

>Yokluğun Efendisi

>Varlığın Kaynağı

>Gerçekliğin Özü

—————————————————————

[9.Ebedi(Canlıların Mutlak Sınırı)](Çarpan)

1 Canlılık = 100 T Can
1 Zeka = 10 T Can

>Ebediyetin Ötesi

—————————————————————

[10.Mutlak(Sadece Yüce Olan)](Çarpan)

1 Canlılık = 10⁹⁹⁹⁹ Can
1 Zeka = 10⁹⁹⁹⁸ Mana

>Mutlak Bilinmezlik

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.

20   Önceki Bölüm  Sonraki Bölüm   22