Yukarı Çık




29   Önceki Bölüm  Sonraki Bölüm   31 

           
Şehrin yıkıntıları arasında, Dev Brakk, Healer Lira’yı sırtında taşırken zehirli duman bulutlarını yararak koşuyordu. Lira’nın gözyaşları, Brakk’ın zırhına damlıyor, zayıf yumrukları sırtına vuruyordu, ama Brakk durmuyordu. Çocukların enkaz altındaki çığlıkları, Lira’nın zihnini kemiriyordu; her adım, onu kurtaramadığı hayatların ağırlığıyla daha da eziliyordu. Gökyüzü, havan atışlarının bıraktığı dumanla kaplanmış, hava yanık et ve kimyasal kokusuyla doluydu.

Aniden, hava titredi. Brakk, adımlarını yavaşlattı, Lira’yı yere indirdi, gözleri gökyüzüne kilitlendi. Bir terslik vardı. Zeminden, kan kırmızısı bir aura yükseldi; bir sel gibi, dalga dalga yayılıyor, her şeyi yutuyordu. Lira, nefesini tuttu, titreyen elleriyle Brakk’ın koluna yapıştı. “Bu… Bu ne?” diye fısıldadı, sesi korkuyla çatallaşmıştı.

Brakk, bir adım geri çekildi, dev cüssesi bile titriyordu. Hayatında, sayısız savaş görmüş, ölümle burun buruna gelmişti, ama bu… Bu, başka bir şeydi. Kalbi, göğsünde bir çekiç gibi çarpıyordu. Ve sonra, onu gördüler.

Patriot. Tüm vücudu zırhlarla kaplı, iki boynuzu gökyüzüne meydan okuyor, elinde devasa mızrağıyla bir dağ gibi yükseliyordu. Etrafındaki kan kırmızısı aura, havayı titretiyor, zemini çatlatıyordu. Brakk, öleceğini düşündü; hayatında ilk kez, bu kadar büyük bir korku hissetti. Ama mızrağın nişanı, onlara değil, uzaktaki bir hedefe doğruydu.

Patriot, mızrağını kaldırdı ve fırlattı. Mızrak, bir yıldırım gibi havayı yırttı, öyle hızlı ve güçlüydü ki önündeki her şeyi – taş, metal, beton – bir kâğıt gibi kesti. Şok dalgası, zemini titretti, yollar çatladı, küçük depremler çevredeki binaları salladı. Mızrak, hükümetin son model havanlarından birine çarptı. Dev bir patlama, gökyüzünü alevlerle aydınlattı; havan, bir an içinde paramparça oldu, 27 personel enkazla birlikte yok oldu.

Brakk, Lira’yı kollarıyla koruyarak yere çöktü, şok dalgası onları savurdu. Lira, çığlık attı, “Ne oluyor, Brakk? Bu… Bu nasıl mümkün?” Gözleri, Patriot’un dimdik duran siluetine kilitlenmişti.

Aynı anda, havan komutanının karargâhında, komutan duvara çarpmıştı, yüzü şokla bembeyazdı. İletişim cihazından Kaptan Thorne’un öfkeli sesi yükseliyordu: “Komutan! Daha bir saat dolmadı, sadece 15 dakika geçti! Ne yapıyorsunuz?”

Komutan, dişlerini sıkarak yanıt verdi, sesi soğuk ve kararlı. “Bu canavar varken kimseye bir saat veremem, Thorne. İletişim kesiliyor.” Bağlantı, bir cızırtıyla koptu. Komutan, ekibine döndü, “Ateş!” diye gürledi. “Koordineli atış düzenine geçin! Her dakika 2-3 atış! Dokuz havan, sırayla vuracak. Öndekiler ateş ederken arkadakiler dinlenecek, sonra yer değişecek. Bu şehir, yok olacak!”

Havanlar, birbiri ardına gökyüzünü yırttı. On beş ardışık atış, zemini bir kez daha titretti, alevler ve duman şehri yuttu. Patriot, mızrağını havada yakaladı, kırmızı aurasını bir kalkan gibi etrafına yaydı. Bazı havan mermilerini mızrağıyla savuşturdu, bazıları zırhına çarptı, ama hiçbir darbe onu sarsmadı. Dimdik, sımsıkı ayakta duruyordu, bir dağ gibi yıkılmaz.

Sonra, koşmaya başladı. Her adımı, zemini parçalıyor, çevresindeki her şeyi – binalar, yollar, ağaçlar – un ufak ediyordu. Havanlara doğru ilerliyordu, gözlerinde durdurulamaz bir öfke vardı. Eğer oraya ulaşırsa, tüm havanlar, bir an içinde yok olacaktı.

Brakk, Lira’yı sırtına aldı, koşarak uzaklaşmaya çalıştı. “Lira, dayan! Sığınağa ulaşmalıyız!” diye bağırdı, sesi dumanla boğuluyordu.

Lira, gözyaşları içinde, Patriot’un yıkıcı koşusuna bakıyordu. “Bu… Felaket seviyesi… Nasıl durduracağız?” Sesi, bir fısıltıdan farksızdı, umutsuzlukla doluydu.

Brakk, dişlerini sıkarak yanıt verdi. “Kaptan, sığınağa ulaşmamızı emretti. Thorne’un bacağı koptu, ama hâlâ komutanla iletişim kuruyor, saldırıyı geciktiriyor. Kael, diğerlerini arıyor. Leo ve Riven kayıp. Bir saatimiz yok artık, Lira. Koşmalıyız.”

Lira, Brakk’ın sırtında, çocukların çığlıklarını hâlâ duyuyordu. Patriot’un kırmızı aurasının gölgesi, zihninde bir kâbus gibi büyüdü. Bu canavarı kim durdurabilir? Şehir, alevler ve enkazla boğulurken, sığınağa ulaşmak, tek umutlarıydı.

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.

29   Önceki Bölüm  Sonraki Bölüm   31