Yukarı Çık




1   Önceki Bölüm  Sonraki Bölüm   3 

           
II / Başkalarına Sırtını Dayamakta Zorlanan Çalışkan Çocuk

Size İzumi Sumie’nin hikâyesini anlatayım.

Bu çocuğun durumunu bir eğlence yapımının başlığına benzetmem gerekse muhtemelen şöyle bir şey olurdu:

[Ailesi tarafından evden kovulan işe yaramaz oğlun, sıradan lise öğrencisi gibi yaşarken akademiyi gizliden gizliye kontrol eden gölgelerdeki güç olması.]

“Dur, dur, bir dakika!“ diye düşündü İzumi.

“Genel hatlarıyla neredeyse tuttu ama bilgi doğruluğu açısından bakarsak yarısı bile doğru değil. Yani puanın 50’nin altında. Acımasızca ölçeklendirilmiş bir sınav değilse muhtemelen bütünlemeye kalırsın.“

“Öncelikle ben öyle gölgelerdeki güç falan değilim ve okulu da kontrol etmiyorum. Sıradan insan tanımı da tam oturmuyor.“

“Burası normal bir lise. Özellikle aşırı yüksek barajı falan yok, yankee mangalarındaki gibi aşırı olaylı da değil.“

“Sabahları öğrencilerin neşeli sohbetleri etrafa yayılır. Derslerde yaklaşık yarısı hayallere dalar. Okuldan sonra kulüp üyelerinin canlı sesleri koridorlarda yankılanır. Liderlik kapışması yapan gürültülü gruplar var, gitar kılıfıyla tek başına yürüyen yalnız kurtlar da... Tokyo’daki sıradan bir lise işte.“

“Burada ben de dahil olmak üzere gölgelerdeki güç olan kimse yok. Gerçi olduğunu bilsem “gölgelerdeki“ denmezdi de neyse.“

“Her neyse, ailem tarafından işe yaramaz diye evden kovulduğum doğru.“

Dalgın düşüncelerim yüksek bir sesle bastırıldı.

“İzumi! Bugün okuldan sonra müsait misin?“

“Hah? Ne?“

Kulağımın dibinde bağırılması kulaklarımı çınlattı.

İzumi çocukken orta kulak iltihabı geçirmişti. “Belki de ondandır ama yüksek seslere karşı oldukça hassasım. Gerçi pek de önemli değil.“

Derken üç çocuk gürültüyle İzumi’nin sırasının etrafını sardı.

“Bugün St. Ren’den kızlarla karaoke ayarladık!“

“Yardımına ihtiyacımız var!“

“Bak, işe yarayan tek özelliğin tipin ve soyadın!“

“O işe yaramaz yakışıklı suratını biraz da dünya için kullan!“

“Cidden, yem olmaktan başka bir katkın yok zaten!“

Yardım isterken böyle konuşulmaz.

Sözde kendisini ekibe katmaya çalışanlardan bir anda böyle sert sözler duyan İzumi, gerçekten ondan hoşlanıp hoşlanmadıklarını düşünmeden edemedi.

Sınıftaki konumu buydu işte.

Tipi ve soyadı... İzumi gerçekten de dış görünüş konusunda fazlasıyla şanslıydı. Ama hepsi bu kadardı. Okulu gölgelerden yöneten biri olmaktan çok uzaktaydı, en fazla maskot olurdu.

Üçüne karşılık olarak İzumi derin ve anlamlı bir gülümseme takındı.

“Kendi mezarınızı kazıyorsunuz, haberiniz olsun.“

“Hah?!“

Alışılmadık derecede kendinden emin tavrı karşısında üçü de afallayıp sustu.

Onaylı bir yakışıklının grup buluşmasına katılmayı reddetti. Üstelik bunun diğer erkeklerin yararına olacağını söyledi. Bu sözler ne anlama geliyordu?

Ve İzumi son derece ciddi bir ifadeyle ilan etti:

“O buluşmaya gelirsem tüm kızları çalarım. O kadar acımasız olamam.“

İzumi’nin etrafında gizemli güller açıyormuş gibi hissettirdi!

“...“

Ölü sessizlik.

Üçü de boş bakışlarla İzumi’ye bakıyordu.

İzumi’nin etrafında açan gizemli güller anında soldu. Aynı anda yüzü kıpkırmızı oldu ve titreyerek bağırdı:

“Bir şey söylesenize! Az önce fena sıçtığımı fark etmediniz mi?!“

Her ne kadar kendi kafasında kıl payı kurtulmuş olduğunu düşünse de gerçekten de fena batırmıştı.

İzumi’yi izleyen üçlü bakışıp iç çekti.

“işte bu.“

“Utanacaksa baştan söylemeseydi.“

“Evet ya, bu çocuk için iş işten geçti. Her seferinde ortamın havasını öldürüyor.“

Onu tamamen gözden çıkarıyorlardı.

Bu kadar soğuk bir tepki karşısında İzumi’nin de söyleyecek bir sözü vardı.

“Kesin sesinizi! Yardım isteyen sizdiniz!“

“Artık önemli olan konuşma becerisi.“

“Kişiliksiz yakışıklı bir aktördense çirkin ama komik biri daha çok ilgi çeker.“

“Cidden, sende işe yarayan tek şey tipin ve soyadın.“

Acı gerçeklerle acımasızca vurulmuştu...

“Ee? Izumi-ççi, ne oldu?“

Bu neşeli ses, sarı saçlı bir kız sınıfa girerken geldi.

[Amasaki Amane]

Aktif olarak modellik yapan, modern genç kız modasının öncülerinden sayılan, açıkça çok güzel bir kız.

Şüphesiz okulun gözde romantik kadın başkahramanı.

Onun gelişi sınıfta bir dalgalanma yarattı.

“Amane! Ne zamandır yoksun!“

“Geçen haftadan beri gelmiyordun. Ne oldu?“

“İşten dolayı mı gelmedin? Normalde bu kadar uzun süre gelmemezlik yapmazdın.“

Amane biraz garip bir kahkaha attı.

“şey... Babam beni Los Angeles’a götürdü...“

Oldukça büyük bu açıklama sınıfta kargaşa yarattı.

“Yok artık!“

“Harika!“

“Amane’nin babası tasarımcı değil miydi?“

Sorulara boğulan Amane aceleyle açıkladı:

“O kadar ünlü bir tasarımcı değil! Bu sefer sadece ustalarından birinin yanında eşlik ettim.“

“Ama sonuçta gittin. Müthiş!“

“Pek sayılmaz. Çalışmalarını izlemek eğlenceliydi ama bu kadar ani olması zordu.“

Konuşurken kolundaki bez çantayı açıp kürsünün üstüne bir sürü anahtarlık yığdı.

“Alın, herkese hediyelik. Orada popüler bir dükkândan aldım.“

Herkese tek tek, zevklerine uygun şekilde dağıttı. Herkes şaşırdı. Kızlar “Ay bunu çok sevdim!“ derken, erkekler de memnun görünüyordu.

Derken kızlardan biri konuştu:

“Bu arada Amane, bugünkü sürpriz sınavı duydun mu?“

“Evet. Ilk dersteki matematik sınavı, değil mi?“

“Dersleri kaçırdın ama sorun olmaz mı?“

“Oradayken çalışmıştım, sorun yok.“

“Vay be! Sınıf birincisi Amane’den beklendiğI gibi!“

Hayran bakışlar arasında Amane kıvranıp “Ooof!“ diye bağırdı.

“Tamam. Anlamayanlar etrafıma toplansın! Anlatacağım!“

Amane neşeyle önemli noktaları anlatırken diğerleri etrafına toplandı. Açıklamaları son derece netti ve endişeli öğrencileri tamamen rahatlattı. Sınıftaki konumu buydu.

Kulüp aktivitelerinden sonra...

Kulüp üyeleri dağılırken eve gidenler kulübündeki kızlardan bazıları Amane’ye seslendi.

“Hey Amane, birlikte gidelim!“

“Geçen gün bayılacağın bir krepçi bulduk!“

Ama Amane’nin sırasındaki manzarayı görünce başlarını eğdiler.

Izumi kaşlarını çatmış, ciddi bir ifadeyle ders kitabıyla boğuşuyordu. Hâlinden pek yolunda gitmediği belliydi...

“...“

Amane onu endişeyle izledi.

“Izumi-ççi, nasıl gidiyor?“

“Anlamıyorum.“

İzumi’nin notlarını bilen kızlar topluca iç çekti.

“Izumi, artık vazgeç.“

“Amane sana sürekli ders veriyor ama sınavlarda yine yapamıyorsun.“

Izumi alındı ve karşılık verdi:

“Susun. Üniversite için tavsiye almam gerekiyor.“

“O yüzden anlamsız. Amane bizimle takıl, daha eğlenceli olur.“

Amane buna karşılık yumuşak, anne şefkati dolu bir gülümseme verdi.

“Hey! Ne de acınası, değil mi? Ama bence izumi-ççi denerse yapabilir.“

“Tam bir tanrıça gibisin. Ahh, Amane böyle diyorsa itiraz edemem.“

Diğerleri “Amane ne kadar da iyi kalpli.“ gibi şeyler söyleyerek sınıftan çıktılar.

Sınıfta sadece İzumi ile Amane kaldı.

Bir süre diğer sınıflardan gelen ayak sesleri koridorda duyuldu. Zamanla insan sayısı azaldı, uzaktaki spor alanlarından kulüp sesleri gelmeye başladı.

Izumi kollarını kavuşturdu, Amane ise masaya doğru eğildi.

“Seni acınası gösterdiğim için özür dilerim.“

“Hayır, asıl ben özür dilerim! Lütfen bugün de beni çalıştır, Amane-sensei!“

Roller tamamen değişmişti.

Sınıf arkadaşları bu dönüşümü görseydi kesinlikle şaşkına dönerlerdi. Izumi, az önce Amane için düzenlenmiş olan kitapları şimdi kendi önüne çevirdi.

Şaşkın bir tonla sordu:

“O kusursuz onur öğrencisi rolünü neden bırakmıyorsun?“

“Ama artık duramam ki!“

“Herkesin o süslü dış görüntüye neden bu kadar kolay kandığını merak ediyorum.“

“Ben de ediyorum!“

Her şey birinci sınıfın yaz tatilinde başlamıştı.

Amane, sınavlardan aldığı düşük notlar yüzünden sınıfta kalmanın eşiğine gelmişti. Izumi ona ders vermeye başlamış ve bu düzenli “çalışma seansları“ böyle ortaya çıkmıştı.

“Ama en başta sınıfa ’öğretiriiiim.’ diye hava atmasaydın belki de böyle olmazdı.“

“Ama notlarım izumi-ççi sayesinde yükselince herkes ‘bana da öğret.’ demeye başladı!“

“Liseyi bitirmeden önce hayır diyememe huyunu düzeltmelisin.“

“Agh! Biliyorum ama bana o parlayan gözlerle baktıklarında reddedemiyorum!“

Amane yakınırken İzumi kıkırdayarak dedi ki:

“Kendi kapasiteni iyi bilmen lazım.“

“Zaten diğer aktivitelerimden zaman kalmıyor, derslere ne zaman vakit bulayım ya?!“

“Haklısın ama neyim öncelikli olduğunu karıştırıyorsun.“

Izumi bir defter çıkardı.

Kapağında “A için ⑮“ yazıyordu. A, Amane’yi temsil ediyordu.

“Bugünkü dersin materyalleri burada.“

“Teşekkür ederim, izumi-ççi sensei!“

“Bu çok tuhaf duruyor.“

Amane parlayan gözlerle defteri açtı.

içinde, kaçırdığı konuların derlenmiş hâli vardı. Zayıf noktalarına odaklanan ve öğrenme alışkanlıklarına göre kolay anlaşılır şekilde açıklanmıştı.

İzumi’nin Amane için özel olarak hazırladığı özgün ders notlarıydı bunlar.

İzumi işaret ederek dedi ki:

“Bu formülü mutlaka ezberlemen lazım. Bu seferki ara sınavda kesin çıkacak.“

“Ta-tamam, not alıyorum.“

“Sadece ara sınavda değil. Bundan sonraki formüllerin de temeli bu. Takılırsan bunu uygulayarak çoğu soruyu çözersin.“

“Izumi-ççi belki yapabilir ama Amane için zor.“

“O zaman tekrar ederek yerleştir. Beyninle ezberleme, vücuduna kazı. Ders çalışmak spor gibidir. Ne kadar yaparsan o kadar vücuduna yerleşir. Hem ders çalışmak daha kolay, sadece kilit noktalara odaklanman yeter.“

Mantığı biraz garipti ama Amane’ye uymuş gibiydi.

Kulüp bitiş zili çalana kadar yaklaşık iki saat daha çalıştılar. Izumi referans kitabını kapatıp telefonundan saate baktı.

“Tamam, diğer dersleri bir dahaki sefere çalışırız.“

Amane masaya yığıldı.

“Her zamanki gibi teşekkürler, sensei!“

“Sensei demeyi bırak.“

“Yaklaşan ara sınavlar çok zor görünüyor. Babam da çok iş alıyor, ne zaman çalışacağım bilmiyorum.“

“Baban aynı zamanda menajerin olunca zor tabii.“

Izumi, sanki onu ilgilendirmiyormuş gibi konuşarak kitaplarını çantasına koydu.

“Ben sana sadece kilit noktaları öğretiyorum, gerisi senin çabana bağlı.“

Ama Amane tatmin olmamış gibiydi.

“Sadece ucu ucuna geçmeye razı olman çok yazık.“

“Salak rolüne alışmak da kolay. Kimsenin beklentisi olmaması hayattaki en büyük silahtır.“

“Bunu bana mı söylüyorsun?“

“Pardon, pardon. Kendim için dedim.“

Izumi buruk bir gülümseme attı, Amane ise belirsiz bir ifadeyle baktı.

“Ama yine de sanki hile yapıyormuşum gibi hissediyorum...“

“Hiç alakası yok. Dediğim gibi bu senin kendi çaban sayesinde.“

İzumi’nin sözlerinde zerre yalan yoktu.

O sabahki kısa sınav için Amane’nin nasıl hazırlandığını görmüştü.

Bir şeyi başkasına öğretebiliyorsan sadece sınavı geçmekle kalmamış, gerçekten öğrenmişsindir.

Amane aslında oldukça zeki. Sorun, düzgün çalışacak zamanının olmaması. İzumi’nin bu sınırlı derslerdeki yaklaşımı, ona kilit noktaları öğretmekti.

“Seni bu kadar çabalarken izlemek beni mutlu ediyor.“

“!..“

Amane’nin yanakları kızardı ama İzumi bunu fark etmeden......

Çantasını omzuna taktı ve Amane’ye dedi ki:

“çabuk kavrıyorsun ve iyi bir öğrencisin, Amane. Şimdilik tek sorun yeterince zamanın olmaması. Ama liseyi bitirdiğinde her şey yoluna girecek.“

“Mezun olmak...“

“Ne oldu?“

“Ah! Hayır, bir şey yok!..“

Biraz huzursuz görünüyordu.

Ama İzumi pek önemsemedi.

“Benim yarı zamanlı işe gitmem lazım. Sen kilitler misin?“

“ş-şey... tamam...“

Çantasını alırken Amane’nin hediyelik verdiği avangart köpek yavrusu anahtarlık akşam güneşinde parladı.

Onu gördüğü anda Amane kolunu çekti.

“Amane?“

“şey, bak...“

Kısa bir tereddütten sonra kararını verdi. Yanakları batan güneşten bile kırmızıyken neredeyse duyulmayacak bir sesle yalvardı:

“Lütfen böyle bana ders verdiğini kimseye söyleme. Amane’nin bu zayıf hâlini sadece sen gör...“

“...“

O nemli bakışları gören İzumi yumuşakça gülümsedi.

“Tamam.“

Bu gülümsemeyle Amane’nin yüzü daha da kızardı.

“ş-şey... hepsi bu.“

“O zaman yarın görüşürüz.“

Bunu söyleyerek İzumi sınıftan çıktı.

Izumi sınıftan çıktıktan sonra Amane, İzumi’nin kendisi için düzenlediği o defteri kucaklayıp bacaklarını çılgınca salladı.

“Izumi-ççi kesinlikle Amane’den hoşlanıyor!“

Bu zaten on beşinci defterdi. Bunca zahmete rağmen onu hep özenle hazırlıyordu. Duygularının sadece “Arkadaşça“ olması mümkün değildi. Yaşadıklarını zihninde tekrar ettikçe yüzü gevşeyip yumuşadı.

İzumi’nin gizli bir amacı olsa bile... Amane için bu iyi bir şeydi.

Yani karşılıklı bir hoşlanma durumu. İçlerinden biri ilk adımı atsa mutlu sona giden yol çok basit olurdu.

Ama ikisi de o ilk adımı atamıyordu.

Amane, ilişkilerini ilerletmenin işleri garipleştirmesinden korkuyordu. Ayrıca daha önce hiç bir erkekle çıkmamıştı ve sevgili olarak ne yapması gerekir bilmiyordu.

Her şeyden önemlisi, itiraf edip şans eseri reddedilme ihtimali herkesin tanıdığı popüler modeli değil de gerçek Amane’yi derin bir endişeye sürüklüyordu.

Ama yine de sorun değildi.

Gerçek Amane’yi sadece İzumi’nin bilmesi yeterliydi. Ve İzumi’nin gerçek değerini bilen de sadece oydu.

“Ahhh! Rakip bile yokken bu kadar sinir bozucu olması haksızlık!“

Amane yine bacaklarını çılgınca salladı.

Amasaki Amane

Karşılıksız aşk süresi: altı aydan fazla.

Amane’nin bu âşık hâlini bir eğlence yapımının başlığına benzetmek gerekse muhtemelen şöyle olurdu:

[Sadece baş başayken şımartılmak isteyen okul idolü]

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.

1   Önceki Bölüm  Sonraki Bölüm   3