Rishe, müziğin tadını çıkarmak için boş balkona çekildi; şarabın her yakıcı yudumunda yüzünü buruşturuyordu. Arnold yanına gelene kadar, giderek küçülen yudumlarla içmeye devam etti. “Bu yüzü niye yapıyorsun?” diye sordu Arnold. Rishe kadehi hafifçe çevirdi. “Merak etme, sizinle ilgili değil. Sadece bu şarap aşırı acı.” “Acı mı? Şarap mı?” “Mm. İçine kırmızı biber serpilmiş. İlk yudumu öğürmeden içebilmek için zor tuttum kendimi.” Arnold kadehi elinden çekip aldı. “Sakın bana bunun bir zehirleme girişimi olduğunu söyleme!” Rishe, kendi dikkatsizliğine sinirlenerek dilini şaklattı. Başka hiç kimse onun elinden bir şeyi bu kadar kolay alamazdı. Arnold kadehe sert sert baktı. “Bunu içmek zorunda değilsin. Ben bundan kurtulacağım.” “Hey, geri verin onu! Benim yüzümden sapasağlam bir kadeh şarabı mahvettiler. Ziyan etmeye niyetim yok.” Kadehi geri kapıp bir yudum daha aldı; tadıyla birlikte ürperdi. Arnold kaşlarını çattı. “Bunu kimin yaptığını söyle. Hepsini idam ettiririm.” “Saçmalama. Onun gibilerini öldürmezsin — kullanırsın.” Kadehte sadece minicik bir yudum kalmıştı ama onu içmek gitgide zorlaşıyordu. Rishe kadehe sitemli bir bakış attıktan sonra Arnold’a döndü. “Bu arada, sizden özür borçluyum.” “Öyle mi?” “Kendimi savunmak için adınızı kullandım.” Kızlar ancak Arnold’a şikâyet edeceğini söyleyince geri çekilmişti. Rishe bunu son derece zarafetsiz buluyor, bu yüzden utanıyordu. Arnold, Rishe’nin özür dolu eğilişine iç çekerek karşılık verdi. “Bir eşin kocasının adını anmasında yanlış bir şey yok.” Rishe tereddüt etti. “Henüz evli değiliz.” “Bu sadece bir formalite. Bana sorarsan iş bitmiş sayılır.” “Anlıyorum…” Onun dikkatinin dağılmasını fırsat bilerek kadehi yeniden kaptı. Ama dökmek yerine, Arnold kalanını tek seferde içti. “Lanet olsun, bayağı yakıyor,” diye homurdandı. “Size söylemiştim!” diye çıkıştı Rishe. “İyi misiniz? Size biraz su getireyim mi?” “İyiyim. Ama böylece sen de şaraba karşı yükümlülüğünü yerine getirmiş oldun, değil mi?” Rishe ne diyeceğini bilemedi. Ona yardım etmişti — buyurganlık ederek değil, onun adımlarına uyarak. Onu küçümsemeden, aptalca davrandığını söylemeden. Gözlerini devirmeden, isteklerini önemsizmiş gibi geçiştirmeden. “Teşekkür ederim,” dedi Rishe biraz resmî bir tonla; bu da Arnold’un gülmesine neden oldu. “Dans ederken ne düşünüyordun?” diye sordu. “Ne demek istiyorsun?” “Başka birini düşünüyordun, değil mi? Kimdi?” Rishe, başka bir hayatta tanıdığım, senin gelecekteki hâlini düşünüyordum demenin kibar bir yolunu bilmiyordu. “Hı?” Tonu tuhaf biçimde hafifti, hatta takılır gibiydi. Ama avcı bakışlarındaki parıltı, bu işten kolayca sıyrılamayacağını söylüyordu. Elbette Rishe ona dürüst bir cevap veremezdi. “Başka birini düşünmüyordum. Seni düşünüyordum.” “Neden?” Gerçeğe en çok yaklaşabildiği cevap buydu. “Buradan yaralandın mı?” Kendi sol omzunu işaret parmağıyla hafifçe yokladı. Arnold sessizliğe gömüldü. Sol omzu, sağa kıyasla biraz daha geç tepki veriyordu — sağ yüzde yüzse, sol belki yüzde doksan sekizdi. Fark edilmesi neredeyse imkânsızdı ama Rishe bunu yakalamıştı. Sağ elini kullanıyordu ve normal dans etselerdi bunu fark etmesi mümkün olmazdı. Bir de geçmiş yaşamına dair anılar olmasaydı. Rishe ona yalnızca tek bir yara açabilmişti. Bir anlık tereddüt, bir fırsat — sola doğru savurmuştu. Elbette o yarayı silkip atmış, ardından onu zahmetsizce delip geçmişti. “Heh.” Arnold sonunda sessizliği kasvetli bir kahkahayla bozdu. Gözleri, soğuk ve büyüleyici bir ürperti gönderdi omurgasından aşağı. Cevap vermek yerine yakasına uzandı, tokayı şak diye açtı ve ceketini sert bir hareketle araladı. Aman Tanrım. Rishe nefesini tuttu. Ense köküne kazınmış iri bir yara izi vardı; kıyafetle gizlenecek kadar yukarıdaydı. Yıllar öncesine ait olduğu belliydi. “Eski bir yara. Omzumun üstüne kadar uzanıyor, deriyi sürekli gergin tutuyor.” “Ne kadar korkunç.” Rishe, farkında olmadan elini uzatıp ensesine nazikçe dokundu. Arnold, tek kelime etmeden dokunuşunu kabul etti. Onu geri itecek diye yarı yarıya beklemişti. Parmakları yavaşça izin hatlarını takip etti. Eldivenlerinin üzerinden bile pürüzlü deriyi hissedebiliyordu. Bunu on yıldan fazla zaman önce almış olmalı. Birisi onu bıçaklamış — hem de bir ya da iki kez değil. Bu desenin oluşması için defalarca yapılmış olmalı. Tıbbi eğitimi, dokuz yaşındaki Arnold’un kan kaybından kül gibi olmuş, titreyen hâlini hayal etmesine yetti; ürperdi. Hayatta kalmış olması ve kolunu kullanabilmesi bile mucizeydi. Sonrasında bu ustalıkla kılıç sallayabilmesi… çektiği acı tarifsiz olmalıydı. “Bu yarayı bilen çok az kişi var. Kendi başına fark eden ilk sensin.” “Nasıl oldu?” O kasvetli gülümseme yeniden belirdi. Ay arkada asılıyken, Arnold her zamanki gibi ketumdu ama Rishe hissi anlamıştı. Bunu kurcalamamalıyım. RESİM Rishe elini geri çekti; omurgasından aşağı ürperti gönderen o ifade kayboldu. Arnold ceketini toparladı, yakasını yeniden kapattı. Yaklaşık on yıl önce birisi Arnold Hein’i öldürmeye çalışmış. Ama kim, neden? Rishe düşüncelere daldı. Bir veliahtın ölümünden en çok fayda sağlayacak olanlar, diğer varisler ve onlara sadık olanlardı. Arnold’un küçük bir erkek kardeşi olduğunu sanıyorum ama henüz tanışmadım. Tuhaf. Rehine de olsa, gelecekteki akrabalarıyla tanışması gerekmez miydi? Belki de bu imparatorluk ailesinin değil, Arnold’un kendi kararıydı. Gerekmedikçe onu hiçbir şeye dâhil etmek istemiyor gibiydi — balodan bile söz etmemişti. Rishe başını kaldırdı. “Majesteleri, önümüzdeki birkaç gün içinde hizmetkârlarımı seçmeme izin verir misiniz?” “Peki. Oliver’a bunu öncelik hâline getirmesini söylerim.” “Ah, seçimi kendim yapabilirim. Onu yormaya gerek yok.” Arnold eğlenmiş bir ifadeyle kaşını kaldırdı. O rahatsız edici gülümseme gitmiş, yerine alışıldık rahat hâli gelmişti. “Bu sefer ne planlıyorsun?” “Önemli bir şey değil,” dedi Rishe. Boş kadehini eline aldı. “Sadece hizmetkârların çalışma koşulları konusunda endişeliyim.” Hayatta kalmak ve yirmi yaşında yeniden ölmemek için, Arnold Hein’in savaşını durdurmak zorundaydı. Bunun için en iyi yolu, geçmiş yaşamlarında tanıdığı, etkili insanlara ulaşmaktı. Ayrıca düğün töreni için yapması gereken dağ gibi iş vardı. Bir arazi ekmeliyim, otlar yetiştirmeliyim, bol bol alışveriş yapmalıyım, ucuz alkol bulmalıyım ve sonra… Rishe, savaşla zerre ilgisi olmayan bir yapılacaklar listesi oluşturmaya başladı.
***
Balonun sonuna doğru, imparatorluk sarayının kasvetli avlusunda tek bir oğlan duruyordu. Yumuşak siyah saçları, yuvarlak mavi gözleri vardı. En fazla on altı yaşında olmasına rağmen androjen bir zarafeti vardı; bakışları yukarıdaki balkona kilitlenmişti. Bir kızı izliyordu. Mercan tonlarında saçları vardı ve bu mesafeden bile güzel olduğu belliydi. Orada tek başına duruyor, birini bekliyor gibiydi. Her kimse gelmiş olmalıydı; çünkü eli korkuluktan kaydı ve geri çekildi. Kısa bir süre sonra, onun durduğu yerde bir adam belirdi. Adam, sanki oğlanın baştan beri orada olduğunu biliyormuş gibi, sessiz bir tehdit bakışıyla bahçeye aşağı baktı. Oğlanın omurgasından bir ürperti geçti; adamın yaydığı yoğun tehdit hissinden keyif alır gibi refleksle gülümsedi. Bu sadece bir uyarıydı anlaşılan; adam aniden arkasını dönüp kayboldu. “Ahh, seninle de mi oynayamıyoruz?” Oğlan başını eğdi. “Seni özledim, Abi.” Her şey o kadından kaynaklanıyordu. Güzel olandan. Geldiği günden beri oğlanın hayatını cehenneme çevirmişti. Ağabeyi, onu böyle balolara katılmaktan men etmişti. Olsun; zaten hiç sevmezdi. Ama yine de o kızı görmek istemişti. “Ama yakında görüşeceğiz, değil mi?” diye mırıldandı kendi kendine. “Senin için planlarım var, Abla.”
____ Herkese merhaba. Bu noveli uzun zamandır çevirmiyordum. Açıkçası hala çevirmeyi düşünmüyordum ama okuyanları ve devam etmemi isteyenleri görünce en azından vaktim olunca çevirmeye deavm edebilirm dedim. 2 hafta önce falan 4 yeni novel de çevirmeye başladım. İsimleri sırasıyla My Happy Marriage, Raven of The Inner Palace, Sugar Apple Fairy Tale ve Vivy Prototype. Onlara göz atmayı unutmayın.
Ayrıca bu bölüm 2. bölümün son bölümüydü. Yeni bölüm 3. Bölümle başlayacağız. Ama manga tr ye artık tüm novellerim için ayda 1 bölüm gelecek. Şuan aktif olarak wattpad ve tumblr hesabımdan bölüm atıyorum. Önceden okumak isterseniz diye yorumlar kısmına linklerini koyacağım. Tekrardan herkese iyi okumalar.
Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.