Edebiyat Kulübü’nün Tsuwabuki Festivali sergisi, <-Yenilebilir Okumalar->.
Tüm hazırlıklar tamamlandı.
Tsukinoki-senpai, Başkan, Yakishio ve ben; dördümüz de derin bir memnuniyetle odaya baktık.
“Mükemmel! Hepiniz harika bir iş çıkardınız.“
Tsukinoki-senpai bize gururla başparmağını kaldırarak onay verdi.
Rahat bir şekilde iç çekerken, Yakishio sırtıma sesli bir tokat attı.
Cidden acıtıyor, şaka yapmıyorum.
“Biraz daha heyecanlı görünmeye çalış, Nukkun!“
Of… sahte bir gülümseme takınmak bile beni yoruyor.
Başkan yüzünde buruk bir gülümsemeyle bize baktı.
“Asıl olay bundan sonra başlıyor. Hazır olmak için herkes bu gece iyice dinlensin.“
“Anlaşıldı!“ (x3)
Kesinlikle. Festival daha başlamadı bile. Yarın için dinlenmek üzere yakında eve gitmeliyim…
“Pekala, ben şimdi Koto’yu eve bırakacağım, o yüzden biz kaçıyoruz.“
“O zaman ben de yolda bir kurt tarafından yenilmeye gidiyorum, görüşürüz~“
“Alt sınıflarının önünde tuhaf şeyler söyleme…“
O ikisinin flörtleşerek odadan çıkışını izledikten sonra, Yakishio çantasını omzuna astı.
“Nukkun, biz de çıkalım.“
“Evet, doğru. Şey…“
Koridora göz attım ama kimseler görünmüyordu.
Yanami hâlâ sınıf hazırlıklarıyla meşguldü ve henüz buraya gelememişti.
“Mekanın fotoğraflarını çekmek için biraz daha kalacağım. Onları öğrenci konseyine teslim etmem gerekiyor.“
“Anlaşıldı. O zaman ben önce eve gidiyorum. Görüşürüz!“
“Bugün için teşekkürler. Yarın görüşürüz.“
Yakishio’nun odadan koşar adım çıkışını izledikten sonra mekana şöyle bir göz gezdirdim.
İki son sınıf öğrencisi çoktan gitmişti, bu yüzden geniş sınıfta tek başımaydım.
Dört çeşit sergi, atıştırmalıklar, süslemeler ve aksesuarlar.
İşleri ilerledikçe uyduruyorduk ama yine de bir şekilde her şeyi bir araya getirmeyi başardık.
Sergiler, Asagumo-san önderliğindeki üçlü tarafından tamamlandı.
Yanami ve Yakishio insanları topladı; süslemeler ve aksesuarlar ise tamamen Tsukinoki-senpai’nin yönetimindeydi.
Kaju atıştırmalıkları pişirdi ve tatamileri hazırladı. Bana gelince—
Şey, elimden geleni yaptım işte.
Tam varoluşsal bir boşluğa düşmek üzereyken, Yanami üniformasıyla sınıfa girdi.
“İyi iş çıkardın, Nukumizu-kun.“
“Epey geç kaldın, Yanami-san.“
“Kostümümdeki çikolatayı temizliyordum ve beklediğimden uzun sürdü. Oh, sergi harika görünüyor!“
Yanami duvardaki sergilere doğru yürüdü.
Ben de çaktırmadan atıştırmalıkların durduğu sırayı biraz daha uzağa kaydırdım.
“Şu, Dazai üzerine yapılan araştırma sergisi. <-Kiraz-> adlı kısa öyküsü etrafında şekilleniyor; onun kişisel ilişkilerini ve aile hakkındaki görüşlerini derinlemesine inceliyor. Aslında epey ilginç bir eser.“
“<-Kiraz->… Meyve olan, değil mi? Hiç okumadım ama ismine bakılırsa sevimli bir hikaye gibi duruyor.“
“Pek sayılmaz. Baş karakterin ailesini ekip kadınlarla bir barda içmeye gitmesiyle başlıyor.“
“…Hayal ettiğim şey hiç de bu değildi.“
“Orada oturup kiraz yiyor, bir yandan da ’Çocuklarımdan daha çok acı çekiyorum…’ gibi şeyler söyleyip mızmızlanıyor. Öyle bir hikaye yani.“
“Okul festivali sergisi için neden böyle bir şey seçersiniz ki?“
Güzel soru.
“Bilinen bir hikaye, bu yüzden hakkında çok fazla ilginç bilgi var. Yani, Dazai’nin ölüm yıldönümüne bile ’Kiraz Anma Günü’ deniyor.“
“Yine de o özel hikayeyi ölüm yıldönümüne bağlamak zorunda değildiniz, değil mi…?“
Soruların sonu gelmiyordu. En iyisi sergiyi doğrudan okumasıydı.
Yanami duvardaki yazıyı okurken kendi kendine mırıldandı ama sonunda sustu.
“Yani, ben Edebiyat Kulübü’nün atanmış ciddi karakteri (tsukkomi) değil miyim? Bilgileri böyle sessizce özümsemek rolüme biraz ters düşüyor, anlıyorsun ya?“
Ç/N=(Tsukkomi: Japon komedi kültürü olan Manzai’den gelen bir karakter rolüdür. Tsukkomi“nin rolü, güldüren noktaları netleştirmek ve mizahın izleyiciye daha kolay aktarılmasını sağlamaktır. Genelde daha mantıklı, soğukkanlı ve gerçekçidir.)
Ç/N=(Tabi Yanami tam tersi olan “Boke“ yani saçma sapan şeyler söyleyen, yanlış anlayan, sakarlık yapan veya absürt davranan kişi ama komik olan da kendine Tsukkomi demesi işte :d.)
“Ciddi karakter…?“
Buna söylenecek bir düzine şeyim vardı ama kendimi tuttum.
“A, doğru ya, tatami minderleri varmış.“
Durup dururken bunu söyleyen Yanami, tatamilerin üzerine koşup kendini oraya bıraktı.
“Tatami kokusuna bayılıyorum. Bunları Çay Seremonisi ya da Çiçek Düzenleme Kulübü’nden mi ödünç aldın?“
“Evet, öyle sayılır.“
Judo Kulübü olması için sadece bir karakter farkı var. Yeterince yakın.
Ç/N=(茶道部 (Çay), 華道部 (Çiçek), 柔道部 (Judo) başlarındaki karakter hariç diğer karakterler (道, 部) aynı olduğu için Nukumizu burada “sadece bir karakter farkı var“ diyor.)
Yanami doğruldu ve çantasını karıştırmaya başladı.
“Bu akşam çaktırmadan dışarı çıkıp biraz ekmek aldım. Tam bir mucizeydi. Hâlâ iki tane kremalı çörek kalmıştı!“
Ben belli belirsiz bir cevap verirken, Yanami yanındaki yere hafifçe vurdu.
“Hadi, otur. Birini sana vereceğim. Birlikte yiyelim.“
Bunu söyleyerek bana kremalı çöreklerden birini uzattı.
“Bunu bana mı veriyorsun? Dur bir dakika, bana yemek mi veriyorsun?!“
“Şey, evet? Neden iki kere söylüyorsun ki…?“
Sadece şaşırmıştım. Çöreği aldım ve yanına oturdum.
Tam Yanami’nin sevdiği türdendi; dışı kremayla kaplanmıştı. Kenarından bir ısırık aldığımda, tatlılık yorgun vücuduma işledi.
Daha önce hiç yememiştim ama bu gerçekten çok güzeldi…
“Ama şimdi tekrar bakınca, bu kadarı gerçekten inanılmaz, ha~“
Yanami parmağındaki kremayı yalarken sınıfa göz gezdirdi.
“Evet. Serginin bu kadar etkileyici olacağını düşünmemiştim.“
Bunu öylesine söylemiştim ama aslında içten içe biraz duygulanmıştım.
Biz küçük, geri planda kalmış bir Edebiyat Kulübü’yüz.
Koca bir sınıfı kullanma izni aldıktan sonra bile, burayı düzgünce değerlendiremeyeceğimizden endişelenmiştim.
Ama her şey hazır olduğuna göre artık biliyorum ki—
“Komari-chan çok sevinecek, değil mi?“
“…Evet. Gerçekten çok sıkı çalıştı.“
Yanami az önce zihnimi okumuş gibi hissettim ve nedense bu beni utandırdı.
50.000 kelimelik bir sergi. Kim bilir kaç kişi durup okuyacak, hele ki tamamını kaç kişi bitirecek. Yine de Komari, şu an yapabileceği her şeyi o 8 poster kağıdına dökmüştü.
Çöreğinin son lokmasını ağzına attıktan sonra Yanami yumuşak bir sesle mırıldandı.
“Bu bir aşk mektubu gibi, değil mi? Komari-chan’dan.“
Sevdiği kişiye gönderilen ve aynı zamanda onu uğurlamaya yardım eden, aşk mektuplarıyla dolu bir oda.
Yanami’nin gözünden böyle görünüyordu.
“…O da bir bakış açısı.“
Geciktirmeli bir cevap verip çöreğimden bir ısırık daha aldım.
“Sen öyle görmüyor musun, Nukumizu-kun?“
Yanami şaşkınlıkla bana baktı.
Doğru. Komari’nin Başkan’a olan duygularının o serginin içinde olduğuna şüphe yok. Ama Edebiyat Kulübü’ne katıldıktan sonra üst sınıflarla geçirdiği günler, bence onun için hayal edebileceğimizden çok daha fazlasını ifade ediyordu—
“Tüm bu sergi, biliyorsun işte... Bence anılarını, minnetini ve başkan olarak Edebiyat Kulübü’nü koruma kararlılığını barındırıyor... hepsini, her şeyi.“
“Anlıyorum. Demek böyle düşünüyorsun, Nukumizu-kun.“
Yanıtı beklenmedik derecede nazik bir sesle geldi.
O sakin ton içimde bir şeyleri gevşetti ve gerçek düşüncelerimden bir parça daha dışarı sızdı.
“…Sanırım, buna inanmazsam, işler biraz zorlaşıyor.“
Günlerce uykusundan feragat etti; alıcısına ulaşamayacak ve ulaşmaması gereken bir mektuba tüm benliğini adadı.
Zihnimde canlanan şey, loş bir odada masasının başında oturan Komari’nin sırtıydı.
Kelimelere dökemediğim o duygular üzerime çökerken Yanami yanıma sessizce oturdu.
“…Komari-chan’ın nasıl hissettiğini bir nevi anlıyorum,“ diye mırıldandı kısık bir sesle.
“Dediğin gibi, Komari-chan’ın Başkan’a ve Edebiyat Kulübü’ne çok değer verdiğini biliyorum.“
“Evet, elbette.“
“Ama bunun onun için ne kadar önemli olduğunu bilmesine rağmen, gezi gecesinde her şeyden vazgeçmeye hazır bir şekilde itirafta bulundu.“
Hiç şansı olmasa bile, her şeyini kaybetse bile, yine de tüm duygularını ortaya koydu.
“Bunu kabullenmiş olabilir, hatta vazgeçtiğini söylemiş olabilir... ama bu kadar güçlü duygular öylece yok olmaz.“
“…’Seni seviyorum’ diyemediğinde, bu konuda elinden bir şey gelmeyeceğini bildiğinde ve yine de bu duyguları dışarı atmak istediğinde; Komari-chan yazar. Lemon-chan koşar—“
Bundan sonra başka bir şey söylemedi.
Floresan beyazına boyanmış sınıf tamamen sessizliğe büründü.
İçimde büyüyen sessiz bir yalnızlık hissiyle, tıpkı Yanami’nin yaptığı gibi odanın içinde gözlerimi gezdirdim.
“Üst sınıfların çekileceğini duyduğumda ben de biraz huzursuz hissetmiştim. Bu yüzden Komari’nin şu an sahip olduğu her şeyi göstermek için neden kendini bu kadar zorladığını anlıyorum.“
Yarım kalmış ekmeği tekrar ambalajına koydum ve tataminin üzerine bıraktım.
“Yeni yıl başladığında, son sınıflar okula gelmeyi bırakabilir. Her şeyin eskisi gibi olmasına iki aydan az zamanımız kaldı.“
Hiçbir şey yapmasan bile, karşıdaki kişi sonunda hayatından çıkıp gidecekti.
Ben sessiz kalıp bunu kelimelere dökmezken, Yanami soğukkanlı bir ifadeyle başını yana eğdi.
“Peki, solup gitmesine izin versen ne olur?“
“Bir şeyden vazgeçerken, sadece zamanın geçmesini beklemek normal değil midir?“
En azından ben hep böyle yaşamıştım ve bunun en kolay yol olduğunu biliyordum.
“…Evet. Ben de aynısını yapardım. Aynısını yapıyorum da zaten. Ama biliyorsun, Komari-chan... o iflah olmaz bir genç kız.“
“Genç kız mı?“
“Evet. Bu yüzden hislerini yüksek sesle söylemek için kendini zorladı. Zorlama olsa bile, bir sonraki aşkına hazırlanabilmek için buna net bir son verdi.“
Sonraki aşk.
Duyduklarıma anlam veremedim ve içgüdüsel olarak bunu sorguladım.
“…Komari başka birine falan mı aşık oldu?“
“Kim bilir? Komari-chan sonuçta çok şirin. Nukumizu-kun, eğer sen böyle oyalanmaya devam edersen, birisi senden önce davranabilir.“
Yanami, sanki bana meydan okuyormuş gibi gözlerinde alaycı bir parıltıyla üzerime doğru eğildi.
“Benden önce mi? Komari’yi tavlamak için bir yarışta falan değilim sonuçta.“
“Ha... demek bundan bunu çıkardın?“
Yanami abartılı bir iç çekip omuzlarını silkti.
“Ahhh, anlıyorum. Sen tam da böylesin işte, klasik Nukumizu-kun.“
Tam olarak ne demek istediğini bilmiyorum ama kesinlikle laf yediğimi biliyorum.
“Lafı açılmışken, ya sen, Yanami-san? Şu Shinsengumi üyesi gibi giyinen çocuk...“
“Nishikawa-kun mu? Ne olmuş ona?“
Daha önce sınıftaki konuşmamızı bölmüştü.
Hepsi buydu ama nedense bu konuda içimde bir his vardı.
“Sanırım o, şey...“
Belirgin bir sebep yokken sustum.
“O ne?“
“Şey... belki ikiniz iyi anlaşıyorsunuzdur?“
“Hmm, kim bilir. Son zamanlarda biraz daha fazla konuşmaya başladık. Ne olmuş yani?“
Yanami yine ekmeğini çiğnerken yanıt verdi.
Bir saniye. Az önce yemeğini bitirmemiş miydi?
“Hey, o benim ekmeğim...“
Zayıf protestomu görmezden gelen Yanami’nin zihninde aniden bir şeyler yerine oturmuş gibi yüzü aydınlandı.
“Hmm? Hm hm hmm?“
“N-Ne...?“
Muzip bir sırıtışla Yanami, yüzüme bakmak için üzerime doğru eğildi.
“Bir dakika... Sen Nishikawa-kun’u mu kıskanıyorsun? Gerçekten mi?“
Ne?! Bu kız ne saçmalıyor?
“H-Hayır, alakası-“
Yanami yüzünde oynak bir gülümsemeyle bir o yana bir bu yana sallanmaya başladı.
“Anlıyorum, anlıyorum~ Demek bana erkek arkadaş bulmamı söylemen sadece utandığın için bir kılıfmış, ha? Bir şeyi gizlemeye çalışmıyorsa kimse durup dururken ’git erkek arkadaş bul’ demez~“
Hâlâ okulun ilk günü söylediğim şeye mi içerliyor?
“Yani eğer bir erkek arkadaşım olsaydı, kendini yalnız mı hissederdin? Nukumizu-kun, bu çok şirin.“
“D-Dediğim gibi, öyle bir şey değil. Sadece biraz merak ettim.“
“Sorun değil, sorun değil. Eğer birine aşık olursam, seni onunla düzgünce tanıştırırım. Sen de benden habersiz iş çevirip öne geçme, tamam mı?“
“Hayır... bu o... o demek değil...“
Ben kafamı ellerimin arasına gömerken, Yanami neşeyle mırıldanarak ekmeğini kemirmeye devam etti.
Sonra, çevremizdeki o tuhaf sessizliği fark ettim.
Saat akşam 8’i geçmişti. Okul tamamen sessizliğe bürünmüştü. İnsanların yokluğu hissediliyordu.
Başımı yavaşça kaldırdım.
“…Hey, istersen sesini biraz alçalt.“
“Ha? Neden?“
Parmağımı dudaklarıma götürdüm, sonra Yanami’ye doğru iyice sokuldum.
“Yanami-san-“
“E-Eh? B-Bekle, dur bir saniye...!“
Yanami tiz bir ses çıkararak panik içinde geri çekildi.
“Bağırma dedim.“
“Nukumizu-kun, okul festivalininin büyüsüne kapılman için henüz çok erken! Yarın! Yarın tekrar konuşalım, tamam mı!?“
Bu kız neyden bahsediyor?
“Hayır, şunu diyorum; Konuki-sensei bizi videoya çekiyor, o yüzden lütfen tuhaf şeyler söyleme.“
“...Ha?“
Yanami yavaşça arkasına döndü ve koridor penceresinden kamerayı bize doğrultmuş olan Konuki-sensei’yi gördü.
Fark edildiğini anlayınca bize gülümseyerek el salladı.
“Bana aldırmayın. Beni tavandaki bir lekeymişim gibi düşünün. Hadi, devam edin.“
“Devam edilecek bir şey yok. Madem buradaydınız, en azından bir ses verseydiniz.“
Ceketimin tozunu silkeleyerek ayağa kalktım.
“Bölmek istemedim, bilirsin ya. Ama işiniz bittiyse artık ana kapıyı kapatacağım.“
“Zaten en başından beri bir şey yapmıyorduk. Her neyse Yanami-san, hadi eve gidelim.“
Hâlâ tataminin üzerinde oturan Yanami, sersemlemiş bir ifadeyle başını kaldırıp bana baktı.
“...Hıh?“
“Hadi, kapıyı kapatıyorlar. Kalkabiliyor musun?“
Sessizce onayladı ve uyuşuk bir şekilde ayağa kalktı.
Girişe giden yolda, öğretmenin arkasından yürürken Yanami alışılmadık bir şekilde sessizleşti.
“Biraz dalgın görünüyorsun. İyi misin?“
“E-Evet, sanırım öyleyim.“
“Bu arada Yanami-san, az önce ne için o kadar panikledin?“
“Ha?! H-Hepsi senin suçun, Nukumizu-kun!“
“Ah!?“
Yanami böğrüme sert bir darbe indirdi ve hışımla oradan uzaklaştı.
...Cidden mi? Neye bu kadar kızdı ki? Şiddet yanlısı kadın kahramanların modası geçeli çok oldu.
“Ara ara, siz ikiniz epey tutkulu bir çiftsiniz. Genelde kendinizi böyle mi çoşkulu hale getirirsiniz?“
Ne demek istediğini pek anlamadım ama bu dünyada bazı şeylerin yanlış anlaşılmış olarak kalması daha iyidir.
Konuki-sensei’yi görmezden geldim, adımlarımı hızlandırdım ve hâlâ her zamanki gibi ne düşündüğünü anlayamadığım Yanami’nin peşinden gittim.
Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.