Yukarı Çık




4689   Önceki Bölüm  Sonraki Bölüm   4691 

           
Bölüm 4690: Lanetliler ve Kutsanmışlar! V



Varoluş’ta her zaman zengin ve fakir, üzgün ve mutlu, kutsanmış ve lanetli olacaktı.


BU Serpinti, hangisinin hangisi olduğu konusunda çok net ayrımlar yapmıştı. 


Ancak BU Serpinti ortaya çıkarken, lanetleneceklerini mi yoksa kutsanacaklarını mı kendileri seçme gücüne sahip bazı Varoluşlar vardı.


Gözlemlenebilir Varoluş’un BU Serpinti’nin ışığı altında yanan ve bükülen uzak, belirsiz bir köşesinde, insansı bir Varoluş, etrafındaki her şeyden çok renkli alev ve kül dalgaları geçerken, görkemli bir şekilde süzülüyordu.


Bu Varoluş, Düzensizliğ’e aç yaşayan gölgeler gibi formunda kıvranan dalgalı Obsidyen kaos dokunaçlarıyla kaplıydı. Sadece Âura’sı bile şaşırtıcı bir şekilde Serpinti’nin alevlerini uzakta tutuyor, Varoluş’unun etrafında, Kıyamet Yıkım’ının izin olmadan nüfuz edemeyeceği görünmez bir alan yaratıyordu.


Ve düzenli olarak izin veriyordu.


Etrafındaki görünmez alanda bir Tekillik açardı; BU Serpinti’nin yoğunlaşmış Dokumaları’nın içeri akmasına ve varoluşuna nüfuz etmesine izin veren küçük bir boşluk. Her seferinde, çok renkli alevler hevesle içeri hücum eder, sadece obsidyen dokunaçlar tarafından Yutulur ve tamamen başka bir şeye dönüştürülürdü. O, sadece Serpinti’den hayatta kalmıyordu. Onu tüketiyordu. Sindiriyordu. Onu Kaos’unun bir parçası yapıyordu.


Varoluş’unun etrafında, karmaşık yörüngelerde süzülen belirsiz miktarda İlk Dil Logos’unve Filoloji’si görülebiliyordu. On Sekiz’den fazla Genesis İlke’si gibi görünen şeyler, her emrini bekleyen ve her hevesine hevesli bir itaatle yanıt veren çocuklar gibi etrafında dönüyordu.


Ancak benzersiz bir şekilde, Genesis İlkeler’inin bile aktif olarak kaçındığı üç tür Otorite vardı.


O kadar derin, o kadar kadim, o kadar korkunç üç güç noktası ki, İlk Dil’in temel gerçekleri bile onlara geniş bir alan bırakıyordu.


Böyle bir Varoluş, bakışları pek çok şeyi delip, geçerek, etrafına bakarken, Serpinti’nin ortasında özgürce mırıldanıyordu; Varoluş’un değişen Dokumaları tarafından kademeli olarak sınırlandığını fark etse bile.


Böyle bir noktada, ağzını açtı ve İlkel Kaos Denizler’i sözleriyle birlikte doğal olarak döküldü.


“O piti piti karamela sepeti, tam olarak nereye gitmeli?“


...!


Sanki Varoluşsal Yıkım’ın ortasında yön arıyormuş gibiydi. 


İç geçirdi, ses birikmiş deneyimlerin çağlar süren ağırlığını ve Varoluşsal Yıkım’ı hafifçe eğlenceli bulan birinin hafifliğini taşıyordu.


“Gözlemlenebilir Varoluş, gerçekte içerdiğinin yarısından azı kadar keşfedildi ve haritalandı,“ diye kendi kendine düşündü, sesi BU İlkel Kaos’un Otoritesi’yle yankılanarak. “Ginnungagap gibi diğer Varoluş Cepler’inin var olduğunu ama normal yollarla erişilemediğini hepimiz biliyoruz. Farklılaşmadan önceden beri var olan bölgeleri biliyoruz. Benim bile girmediğim boşluklar arasındaki boşlukları biliyoruz.“


Obsidyen Dokunaçlar’ı eğlenceyle kıvrandı.


“Tüm bunları biliyoruz ve yine de bilmediğimiz çok şey olduğunu bildiğimiz halde tüm Gözlemlenebilir Varoluş’u değiştirmeye devam ediyorsun? Tüm o bilinmeyenler, tüm o keşfedilmemiş bölgeler, Varoluş’un gizli köşelerindeki tüm o uyuyan güçler, senin küçük öfke nöbetinden nasıl etkilenecek, Paradoks?“


Güldü, ses yakındaki Serpinti Alevler’inin kafa karışıklığıyla dağılmasına neden oldu.


“Onlardan ne doğacak? Hangi kadim şeyler uyanacak? Serpinti’nin ve bilinmeyenin çarpışmasından hangi yeni Dehşetler doğacak? Haha, ortaya çıkacak çok fazla Kaos. Tanık olunacak çok şey! Bu felaketi tasarlamış olabilirsin ama muhtemelen her şeyi hesaba katmış olamazsın. Kimse her şeyi hesaba katamaz. İşte bu yüzden Kaos sonunda her zaman kazanır.“


Böyle bir zamanda özgürce güldü ve sanki başkalarının göremediği bir şeyi görebiliyormuş gibi etrafına baktı. Bakışı yanan Varoluş’un Katmanlar’ını, Serpinti’nin Dokumalar’ını, Varoluş’un bizzat Dokusu’nu delip, geçti.


Bir sonraki anda, etrafındaki Yıkım’a konuştu.


“Ey Yaratık, şu anda en azından beni duyabilecek ve her şey çok daha zorlaşmadan iletişim kurabilecek kadar özgür olmalısın. Serpinti seni hedef alıyor, evet ama aynı zamanda seni bağlayan zincirleri de zayıflatıyor. Öyleyse söyle bana, eski dostum, eski düşmanım, eski muammam, sence tüm bunlar nasıl bitecek?“


Etrafındaki yanan Varoluş’a sordu.


Sanki bir cevap bekliyormuş gibi.


Sanki biri çöken Varoluş’un enginliğinde onu duyabilirmiş gibiydi. 


Ve şaşırtıcı bir şekilde, bir sonraki anda Varoluş titredi ve korkuyla vızıldadı; aynı anda her yerden ve hiçbir yerden son derece derin ve heybetli bir ses yanıt verdi.


“Kötü.“


HUMM! 


Oh!


O ses!


O kadar mutlak bir sükunetle doluydu ki, Serpinti’nin Kaos’unu bir çocuk öfke nöbeti gibi gösteriyordu. Varoluş’un kendisine baskı yapan bir enginlik taşıyordu, BU İlkel Kaos’un bile gerçekten kadim bir şeyin ağırlığını hissetmesini sağlıyordu. Bu, Gözlemlenebilir Varoluş’u şekillendiren, tüm Medeniyetler’in üzerine kurulduğu Temeller’i yaratan, çağlar boyu hapsedilmiş ama asla gerçekten yenilmemiş Varoluş’un sesiydi.


Ve sanki derdini yeterince anlatamamış gibi, BU İlkel Kaos’un duyması için bir kez daha yankılandı.


“Çok, çok kötü.“


...!


BU İlkel Kaos bu sözlere yüksek sesle güldü, ses ondan bir Düzensizlik senfonisi gibi patladı ve çevredeki Serpinti alevlerinin kaotik desenlerle dans etmesine neden oldu.


Gözleri kocaman açıldı, her yerde Obsidyen karanlığı gösteriyordu. O karanlığın içinde, Sonsuz Obsidyen Yılanlar sürekli bükülüyor ve kıvrılıyordu; Her biri İlkeel Entropi’nin form bulmuş bir parçasıydı. Varoluş’un Farklılaşması’ndan öncesine dayanan bir ihtişamla yanıyorlardı.



“Paradoks’un o kadar uzun süre hüküm sürmesine izin verdin ki çoğumuz seni özledik,“ dedi BU İlkel Kaos, kaotik dış görünüşünün altında gerçek bir sıcaklıkla. “Yokluğun hiçbirimizin tam olarak dolduramayacağı bir boşluk bıraktı. Ama söyle bana Ey Yaratık, Varoluş’un İkinci Ölçeği’ni bizden habersiz Kavradın mı? Henüz orada mısın?“


Henüz orada mıydı?


Sorması korkunç bir soruydu.


Varoluş’un İkinci Ölçeğ’i. 


Mutlak Hükümdarlığ’ın BU Mutlak Derinliği’nin ötesinde.


Şu anda Gözlemlenebilir Varoluş’ta var olan her Şey’in ötesinde.


BU Yaşayan Paradoks’un Serpinti aracılığıyla ulaşmaya çalıştığı Seviye.



BU Yaratık’tan gelen cevap çıldırtıcı bir belirsizlikle geldi.


“Kim bilir... kim bilir...“


GÜM!


Sözler, ne onay ne de inkar taşıyordu, sadece gizemli kalmayı tercih eden bir şeyin ağırlığını taşıyordu. BU Yaratık, Gözlemlenebilir Varoluş’un en erken anlarından beri onunla birlikte var olanlar için bile her zaman bir muammaydı.


BU İlkel Kaos cevapsızlığa gülümsedi, Obsidyen Yılanlar’ı belirsizliğin Kaos’una duydukları takdirle tısladı.


“Her zamanki gibi,“ diye mırıldandı sevgiyle. “Asla düz bir cevap vermezsin. Asla kimseye tam olarak nerede durduğunu bildirmezsin. Sanırım bu kadar uzun süre böyle hayatta kaldın, Ey Yaratık. Seni tanıdığını sananlar için bile bilinemez olarak.“


Etrafındaki yanan Varoluş başka bir tepki vermedi.


BU Yaratık söyleyeceğini söylemişti.


Ve şimdi, BU İlkel Kaos, hızla tanınmaz hale gelen bir manzarada yönünü seçerek, Serpinti’de tek başına gezinmeye bırakılmıştı.


“O piti piti karamela sepeti,“ diye tekrarladı sırıtarak. “Sanırım sadece Kaos’u takip edeceğim. Beni daha önce hiç yoldan çıkarmadı.“


Koruyucu alanında başka bir Tekillik açtı, Serpinti’nin daha fazlasının içeri girmesine ve Düzensizliğ’e duyduğu Sonsuz Açlık tarafından Tüketilmesine izin verdi!

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.

4689   Önceki Bölüm  Sonraki Bölüm   4691