Hemşire beni neredeyse zorla tekrar yatağa yatırdı. Bir noktada Miyuki ortadan kaybolmuştu.
“Mutlaka istirahat etmelisiniz.”
Bana sertçe söylenen buydu ama burada sakin bir şekilde yatmam mümkün değildi.
Onu yetiştirirken nerede yanlış yaptım? Eiji-kun’un benimle aynı acıları yaşamasına sebep olmanın suçluluğu kalbimi sıkıca bağlamıştı.
Aono-san’ın nezaketine fazla güvenmem yanlıştı sanırım.
Tek başına bir anne olarak Miyuki’yi büyütmek için çok çalıştım. Aono-san bunu anladı ve Miyuki’yi kendi kızıymış gibi sevip kolladı.
Ben işteyken, Miyuki’nin yalnız hissetmemesi için her türlü desteği verdiler. Bunun için ne kadar minnettar olduğumu kelimelerle anlatamam. Akrabamız yokken, sadece ikimiz için böyle bir yardım eli uzatan insanlara duyduğum şükranı asla unutamam.
Bu iyiliği suiistimal ettim. Hep bunu ifade etmem gerekirdi ve bunu Miyuki’ye de doğru şekilde aktardığımı sanıyordum.
“Eiji-kun’u el üstünde tut.”
“Aono-san’ın annesi de bizim için bir iyilik sahibidir.”
Bu, bir yük hâline mi gelmişti? Kalbimde, Miyuki’yi Eiji-kun’a emanet edebileceğimi düşünmek beni rahatlatmıştı. Onun farklı türden şefkati ve nezaketiyle, Miyuki’yi mutlaka mutlu edeceğine inanıyordum. Onun çocukluk arkadaşı olması gerçekten büyük bir şanstı. Mutlu bir gelecek vaat ediliyordu. O mutlu gelecek gerçekten oradaydı.
Belki de bunu dile getiremeden, kalbinde asi bir tohum filizlendi.
Kendi hayat yolunda, sonsuzca ilerlerken…
Sonunda Miyuki, kendi babasına benzeyen bir adamı seçti. Kaderin ne kadar acımasız bir ironisi.
En azından, özür dilemek istiyorum. Ama bu onlara bir yük olabilir. Bizi bu kadar yakın olmaya izin veren insanların evi, şimdi inanılmaz derecede uzak geliyor.
Gözyaşlarım yavaşça aktı, futonu lekeledi.
※
— Miyuki’nin Bakış Açısı —
Hastane odasından kaçtım. Gerçek umutsuzluğun ne olduğunu fark etmemiştim. Düşüncelerim fazla safmış. Annemi çok incitmiştim. Bu, kelimelerle anlatılamayacak kadar korkunçtu.
Eiji’yi hatırladım. Eiji’nin annesini de hatırladım. İkisi de bana iyilik etmiş insanlardı… ama bunu unuttum ve onların iyiliğini zarar vererek ödemiş oldum. Neden bu kadar aptalım? Neden önemli olanı unutuyorum? Anlık bir aşkın alevleriyle kendimi tüketmeme izin verdim ve her şeyi çöpe attım.
Eiji, Kondo-senpai tarafından itilip yere yığıldığında bunu görmeseydim, duygularım biraz olsun hafifler miydi?
Hayır. Asıl mesele bu değil. İlk başta aldatmasaydım, her şeyi “ateşle oynamak” gibi sözlerle geçiştirmeye çalışmasaydım, benim için en önemli olanı bırakmasaydım… bunların hiçbiri yaşanmazdı.
Bunu hayal etmediğimi söylemek yalan olurdu: Eiji’yle sonsuza kadar birlikte kalacağım bir gelecek. O gelecek ne kadar sıcak ve yumuşak olmalıydı.
“Neden bu kadar aptalım?”
Kendinden nefret ve suçluluk. Eiji’yi ve annemi bu işin içine sokmuş olmanın pişmanlığı. Sevdiğim birini zihinsel olarak ölümün eşiğine itmiş olmam…
Annemin sözlerini duyunca, günahımın ağırlığını gerçekten fark ettim.
Ölmeliyim. Artık okulda bana yer yok. Eiji’nin güvenini de annemin güvenini de kaybettim. Tüm arkadaşlarım gitti.
Geriye sadece suçluluk hissi ve sarsılmaz bir kendinden nefret kaldı.
Bir kez eve döndüm, üniformamı giydim ve tekrar dışarı çıktım.
Farkına varmadan, ayaklarım beni okula götürmüştü. Bu yer sadece neşeli anılarla dolu. Okul yolu da öyle. Eiji’yle her gün birlikte yürüyüp güldüğümüz anılar, şimdi kalbimi yaralayan silahlara dönüşmüştü.
Bitirelim.
Arka girişten dolaştım ve gizlice okula girdim. Dersler hâlâ devam ettiği için koridorlar boştu. Uzaklaştırılmış olmama rağmen burada olmamam gerekiyordu ama bunun bir önemi yoktu.
En azından, mutlu anılarla dolu bir yere bakarken bitirmek istiyorum.
Eğer açık değilse, vazgeçerim. Başka bir yere giderim.
Sessizce çatıya çıkan merdivenleri tırmandım.
Nedense, çatı kapısı açıktı. Kilitli olması gerekiyordu.
Mavi gökyüzü önümde uzanıyordu. Güzelliği bile bana bir mahkûmiyet sembolü gibi geliyordu.
Ama… orada biri vardı.
Tanıdığım biriydi.
Bırakıp gittiğim her şeye sahip olan kişi, yavaşça bana doğru döndü.
Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.