Ben Aono Eiji. Sıradan bir ikinci sınıf lise öğrencisiyim.
Ağustos böceklerinin cıvıltısı hiç bitmiyordu. Bu yılki yoğun sıcak yüzünden terim durmak bilmiyordu.
“Bugün dört gözle beklediğim doğum günü randevum olacaktı oysaki...“
28 Ağustos. Yaz tatili neredeyse bitmişti. Geçtiğimiz Noel’de çocukluk arkadaşım Amada Miyuki’e açılıp sevgili olmuştuk. İlkokuldan beri ayrılmaz olduk. Söylemekten utanıyorum ancak, eğer onu ilkokuldan beri tanımasaydım bırak randevuya çıkmayı, onunla konuşamazdım bile. O kadar utangacım ki 6 ay sonra bile onunla öpüşemedim.
Mümkün olduğunca ilişkimizi ilerletmek istiyorum. Bu sabırsızlık sebebiyle bugünkü doğum günü randevusu için de keyifliydim.
Randevu günümüzün sabahında, LINE üzerinden bana bir anda “Üzgünüm Eiji. Kaçırmamam gereken bir kulüp etkinliği çıktı.“ diye mesaj attı. ve bu şekilde sevgili olduğumuz günden bu yana ilk kez doğum günü randevumuzu ekmişti.
Dürüst olmak gerekirse, moralim bozulmuştu. Bu yüzden onunla binmem gereken trene binip amaçsızca vilayet başkent şehrinden biraz uzağa gitmiştim. Film izlemek ve oyun oynamak için planladığım yerlere tek başıma yürümek zordu.
“Tam bir salağım.“
Etrafta sebepsizce gezinirken salak gibi hissettim, bu yüzden eve gitmeye karar verdim. İstasyon civarındaki popüler erişte dükkanlarından birinde durup doğum günümü kutlamaya karar verdim.
Orta yaşlı birinin düşüneceği hüzünlü fikirler kafamdayken, istasyona geri döndüm. Sanırım küçük illerde bu hep böyledir; büyük teknoloji marketlerinden azıcık yürüyünce bir eğlence sokağına çıkarsın. Hay aksi. Demek ki bilinçaltımda buraya doğru yürümüştüm, çünkü her ihtimale karşı birkaç yetişkin mekanı daha önce araştırmıştım.
Acınası hissediyordum.
“Eh?“
Ve sonra burada olmaması gereken birisini görmüştüm. Belki onu çok özlediğim için hayal görüyordum. Ellerimi ovuşturup tekrar baktım. Ancak bu bir hayal değildi.
Görmemem gereken bir şey görmüştüm. Umutsuzca reddetmeye çalıştım. Ben reddettikçe, gerçekliğin umutsuzluğu daha fazla üzerime çöküyordu.
Tanıdık uzun siyah saçı. İnce model gibi figürü. En sevdiği elbise. Ama benimle buluştuğundan daha fazla makyajı vardı. Makyaja çok fazla emek verdiği açıktı. Her zamankinden fazlaydı.
“Ah.“
Miyuki beni fark edip dondu.
Koluna girdiği adam önce anlam veremeyen bir ifadeyle baktı, fakat sonra nereye baktığını fark edince yüzü bir kahkahayla kırıştı.
“Neden buradasın?“
Tam aksine. Çocukluk arkadaşımla ben de aynı tepkiyi vermiştik.
Onun yanındaki çocuk Kondo-Senpai’ydi. Futbol takımın yıldız oyuncusu, çapkın ve kızlar arasında popüler yakışıklı bir çocuktu. Onun hakkında kadın avcısı olduğu gibi bir sürü kötü dedikodu duymuştum. Miyuki bir onur öğrencisi ve bu çocuk da onun kişiliğinin tam zıttı.
Neden onunla erkek arkadaşı olan benimle anlaştığından daha iyi anlaşıyorsun? Hem de o kadar gün varken benim doğum günümde!
“Hey, Miyuki!“
İstemeden sol kolunu kavramıştım. “Acıtıyorsun,“ dediğini duyduğumda elini bıraktım. Çok fazla güç uygulamıştım.
“Üzgünü-“
Tam özür dilemek için ağzımı açmıştım ki sol yanağıma inen sert bir darbeyle tüm bedenimle savruldum. Yumruk yediğimi ise ancak havalandıktan sonra fark edebildim.
“Seni serseri herif! Kadınıma ne yapıyorsun lan sen!!“
Neredeyse öldürecekmiş gibi nefret dolu sözleriyle etrafımızdakilerin dikkatini çekmişti.
“Ne saçmalıyorsun sen... Asıl aldatan sendin...“
Şiddetli acıdan nefes nefese kalmış bir halde ona hınçla baktım.
“Ha? Kimsin sen, Miyuki’nin sapığı falan mısın?“
Bu lavuk ne saçmalıyordu böyle?
“Hey, Miyuki. Sen de bir şey söylesene. Benim yanımdayken sürekli ondan bahsedip duruyordun, değil mi? Hani çocukluk arkadaşın olduğu için onu reddedemiyordun ama çok sıkıcı olduğunu söylüyordun. Bir de ellerini tuttuğunda o terli avuçlarının nasıl da iğrenç hissettirdiğini...“
Gururumun tuzla buz oluşunun sesini duydum.
Lütfen, inkar et. Bu düşünceyle, çocukluk arkadaşım ve sevgilimin yüzüne yalvarırcasına baktım. Beti benzi atmış, tir tir titriyordu.
“Sorun ne, Miyuki? Madem bu herifi bu kadar seviyorsun, ne istersen onu yap. Her şeyi burada bitirebilirsin. Ya benden ayrılacaksın ya da ondan. Hangisini seçiyorsun?“
Kendimi bir yargıcın karşısında hükmünü bekler gibi hissettim.
Yasak aşkının koluna yapıştı.
“Hayır! Beni terk etme! Eğer Senpai beni terk ederse, artık yaşayamam.“
Gözümün önü bembeyaz kesildi.
“O halde kim bu herif? Yüksek sesle ve net bir şekilde söyle.“
Kalbim sönmüştü, umutsuzluğun ötesindeydi.
“Eiji çocukluk arkadaşımdı, ama... o ısrarcı, sapık gibi, berbat ve zorba bir sevgiliydi.“
“Mi...yu...ki...?“
Sivrisinek vızıltısından farksız, cılız bir sesle adını fısıldadım. Demek on yılımızın hepsi bundan ibaretmiş. Ben sadece...
“O zaman ona adam akıllı anlat. Anlat bu kendini kandıran sapığa.“
Adamın dürtmesiyle, bana hayal edilebilecek en kötü doğum günü hediyesini verdi.
“Üzgünüm, Eiji. Artık seninle olamam. Okulda da benimle konuşma.“
Böylece, ilişkimiz sona erdi.
Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.