Çn: En altta bir not var~
135.Bölüm: 26.Kısım – Senaryo Yok Edici (3)
Bihyung’la olan pazarlığım biter bitmez, Yargıç beni aceleyle uyardı.
[Bittiyse, geri dön artık.]
Neden bu kadar acele ettirdiğini merak etsem de Yargıç, içki şişeme bakarken sürekli dudaklarını şapırdatıyordu. Belli ki az önce verdiğim alkol yetmemişti. Bir dakika… Düşününce, Hades ve Persephone’un şu anda yeraltında olmadığını söylememiş miydi?
“Affedersiniz, Yargıç-nim. Bir ricam daha olacak.”
[Ne olduğunu bilmiyorum ama bu sefer zor olacak…]
“Size bir şişe dolusu içki veririm.”
Sözlerim üzerine Yargıç’ın gözleri fal taşı gibi açıldı.
“Lütfen beni bir kez daha Tartarus’a indirir misiniz?”
* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * *
Zamanım fazla olmadığı için hızla Tartarus’a inip hemen geri döndüm. Yalnızca bir an geçmiş gibi gelse de Yargıç o kısa sürede tamamen sarhoş olmuştu bile.
[İşin bitti mi?]
“Evet.”
Hades ve Persephone’un görev yerlerinden ayrılmış olması adeta gökten düşen bir şanstı.
Aslında yalnızca küçük bir ipucu vermiştim ancak çabuk kavrayan Namwoon için bu kadarı bile büyük bir değişim yaratmaya yeterdi. Bir gün gerçekleşecek Gigantomachia’yı dört gözle bekliyordum.
[Kraliçe senin için bir mesaj bıraktı.]
“Kraliçe mi?”
[Doğru. Aynen ileteceğim.]
Yargıç, Persephone’un sözlerini ağır ve ciddi bir sesle aktardı.
[Enkarnasyon Kim Dokja, görevlerini oldukça ilginç yöntemlerle yerine getiriyorsun.]
“…”
[Yıldız Akışı’ndaki pek çok nebulanın gözü şu anda senin üzerinde. Elbette içlerinde seni uğursuz bulanlar da az değil.]
Doğrusu, bu senaryo takımyıldızlarının gereğinden fazla ilgisini çekmişti.
[Kendini hazırlaman akıllıca olur.]
Bunu duyunca içimde hafif bir huzursuzluk belirdi. Acaba Hades ve Persephone’un yokluğu benim yüzümden miydi? Son zamanlarda diğer Büyük Takımyıldızlarından gelen tepkiler de belirgin biçimde azalmıştı. Özellikle Uriel… ve yine Uriel. Ah, tabii bir de Uriel.
Bu arada, Uriel de Eden nebulasına dahildi.
[Takımyıldızı
Altın Başlığın Esiri, senin yüzünden hayal kırıklığına uğradı.]
[Takımyıldızı
Gizemli Entrikacı,
Altın Başlığın Esiri’ni teselli ediyor.]
Bu tipler hâlâ ortalıktaydı.
[Pekâlâ, kendine dikkat et.]
Başımı salladım. Şimdi bunları dert etmenin bir faydası yoktu. Önemli olan, şimdiye kadar dikkatle oluşturduğum hikâyeyi berbat etmemekti. Nebulalar bana olumsuz bakıyor olsa bile, Persephone’un dediği gibi herkes böyle hissetmiyordu.
Şiddetli bir girdap etrafımı sardıktan sonra görüşüm yavaş yavaş netleşti. Gözlerimi yeniden açtığımda yaşayanlar dünyasına dönmüştüm.
“Dokja-ssi.”
Garip bir gerilimle titreyen bir ses. Kendime gelmek için yanaklarıma sertçe vurdum. Kısa bir süre sonra Huunsung’un endişeli yüzü görüş alanıma girdi.
“…Ne oldu?”
Etrafımızdaki insanlar hararetle konuşuyordu. Jihye ve birkaç yoldaşım da kalabalığın arasındaydı; hepsi tek bir noktanın etrafında çember oluşturmuştu. Havada küçük bir girdap dönüyor, sonra yavaş yavaş kayboluyordu.
Bir portal.
Ben ve diğer yoldaşlarımın geçtiği geçit. O şey neden açıktı? Yoksa senaryo bitmiş miydi?
“Kore portalından fazladan biri geldi.”
Fazladan biri mi? Bu aşamada mı?
“Ben de tam emin değilim ama…”
Ek kontenjan oldukça geç gelmişti. Normalde ikinci ve üçüncü dalgalar, ilk kontenjandan bir haftadan kısa süre sonra başlardı; ancak bu sefer takviyeler senaryo sona erdikten sonra gelmişti. Japonya’daki durumdan tamamen farklıydı; orada üçüncü, hatta dördüncü dalga bile arka arkaya gönderilmişti.
Hyunsung’la birlikte kalabalığı yararak portalın ortaya çıktığı yere yaklaştık.
“Ahjussi, buraya!”
Jihye’nin sesini takip edince, portalden yeni çıkmış gibi görünen bir adam gördüm. Tüm vücudu yanık içindeydi, kömür parçası gibi kapkaraydı.
“Ugh…”
Tanıdık biriydi. Şaşkınlıkla sordum.
“Minseob-ssi? Ne oldu sana böyle…?”
Jung Minseob. Havarilere karşı savaşırken benim tarafımı tutan az sayıdaki Vazgeçenlerden biriydi. Kralların Savaşı bittikten sonra onu hiç görmemiş, öldüğünü sanmıştım. Böyle bir yerde ne işi vardı…?
Biraz gecikmeyle gelen Lee Seolhwa, nabzını kontrol ettikten sonra tedavi etmeye başladı. Ancak artık çok geçti. Son anında göz göze geldiğimizde, Minseob bana doğru mırıldandı.
“Geri… dönmemelisin…”
Bunlar Minseob’un son sözleriydi.
* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * *
[Barış Diyarı’nın huzurunu korudun.]
Havada küp gibi parlayan devasa harfler belirdi. Gökyüzü hâlâ bayram havasındaydı ancak yoldaşlarımın yüz ifadeleri öyle değildi. Jihye şaşkın bir sesle konuştu.
“…Ne oluyor böyle?”
Senaryo henüz tamamen bitmediği için ek kontenjan gönderilmesi garip değildi. Ancak o ek kişinin daha en baştan ağır yaralı hâlde ortaya çıkması…
“Japonya’da da böyle bir şey oldu mu?” diye sordu Hyunsung.“
Asuka Ren başını salladı.
“Portaldan geçerken bir şey tarafından saldırıya uğramış olabilir mi…?”
“Zayıf bir ihtimal sanki?”
Elbette bazen boyutsal türler portalların içinde yaşayabiliyordu. Ancak erken senaryolarda pek olmazdı. Bunun üzerine Jihye fikrini söyledi.
“O zaman geride kalanlar birbirleriyle savaşıyor olmasın?”
Pek olası görünmüyordu fakat yine de en gerçekçi tahmindi. Asuka Ren de başını sallayıp ekledi.
“Kore’de ‘Mutlak Taht’ yok demiştin, değil mi?”
“Evet.”
“O hâlde imkânsız bir tahmin değil.”
Japonya da artık aynı duruma düşmüş olsa da, ‘Mutlak Taht’ gibi kesin bir otoritenin olmadığı ülkelerde baskın grubun sık sık değişmesi olağandı. Bildiğim Hayatta Kalma Yolları’nda bunun birkaç örneği vardı.
Ancak bu seferki biraz beklenmedikti. Henüz senaryonun çok erken aşamalarındaydık dışlanmışlar birleşse bile, en nihayetinde yine dışlanmış güçlerdi. Üstelik Seul’de karşı önlemler bırakmıştım. Yoo Sangah ve Jung Heewon vardı, üstüne bir de annem— Gezginlerin Kralı.
Onları ezip geçebilecek güçte kuvvetler toplanmadıkça, yeni bir baskın grubun ortaya çıkması imkânsızdı. Yoldaşlarımın gözleri endişeyle doldu.
“Yoksa… olamaz, değil mi?”
Planlanan takviyelerden hiçbiri gelmemişti; yalnızca Minseob ölümün eşiğinde buraya ulaşmıştı. Ve geri dönmememi söyleyen o mesaj. Zamanlamaya bakınca aklıma birkaç ihtimal geliyordu ama…
“Gidip bakmadan kesin bir şey söyleyemeyiz.”
Farkına varmadan Joonghyuk yanımda belirmişti. Başımı salladım.
“Haklısın. Geri dönüp kontrol edelim.”
Tam o anda senaryo mesajı geldi.
[Ana katkı sağlayanlar için ek ödüller ulaştı.]
[Ana katkı: Kim Dokja, Yoo Joonghyuk.]
Ana Senaryo için ek ödüller nihayet gelmişti.
[Ödül detaylarını kontrol etmek ister misin?]
Başımı salladım.
+
<Ödül Listesi>1.Ay Dalgası Katlanır Yelpaze (SSS derece)
2.Mavi Ejderha Kılıcı (SSS derece)
3.Büyücü Kralın Bileziği (SS derece)
4.Bir adet A-derece yetenek seçimi
+
Listede toplam dört ödül vardı. Senaryo zorluğu yüksek olduğu için ödül listesinin bu kadar dolu olması beklenen bir şeydi.
Öncelikle, ‘Ay Dalgası Katlanır Yelpaze’ ya da ‘Mavi Ejderha Kılıcı’ gibi değerli eşyalar, düzenli olarak güçlendirildikleri takdirde yıldız kalıntılarına yakın bir güç sergileyebilecek türdendi. Sahip olmak zarar getirmezdi. ‘Büyücü Kralın Bileziği’ ise büyücü geri dönenlerin başlangıç–orta derece büyülerini savunabilen oldukça iyi bir eşyaydı. Ancak bu senaryoda ‘Çim Biçen Kılıç’ı elde ettiğim için ilk iki eşyanın benim için cazibesi düşüktü. Büyücü Kral’ın Bileziği her ne kadar çekici olsa da, bir süre büyücü geri dönenlerle karşılaşmayacaksam kullanım değeri oldukça sınırlıydı.
Yani cevap en başından belliydi.
“Dördüncü seçeneği seçiyorum.”
Gözlerimin önünde bir yetenek listesi belirdi. Önceki ödül yetenek listesine kıyasla derece yükseldiği için, ağırlıklı olarak Murim kökenli yetenekler görünüyordu.
+
Tüm Dönüşler Tek Bir Tekniğe
Küçük Yang Kılıcı
Taichi Bulanık Avuç
…
+
Shaolin’in nihai tekniklerini, Kongtong dövüş sanatlarını ve hatta Hua Dağı Tarikatı’nın ünlü Yirmi Dört Erik Çiçeği Kılıç Tekniği gibi yetenekleri bile görebiliyordum. Hepsi baştan çıkarıcıydı, ancak yalnızca bir tanesini seçebileceğim için dikkatli olmak zorundaydım.
Daha önce de söylediğim gibi, derecesinden bağımsız olarak bazı yetenekler anormal derecede yüksek edinme zorluğuna sahipti. Dövüş sanatları yetenekleri bir gün mutlaka elde edilebilirdi, fakat bu seçimi kaçırırsam bir daha asla elde edemeyeceğim yetenekler de vardı. Örneğin, yalnızca ‘Barış Diyarı’nda alınabilen sınırlı sayıda bir A derece yetenek gibi.
“A derece yetenek Minyatürleşme’yi seçiyorum.”
Seçimimle birlikte, yanımda pırıl pırıl gözlerle izleyen Jihye çığlık attı.
“Ahjussi, kafayı mı yedin?!”
“Neden?”
“Hayır neden öyle bir şeyi seçiyorsun ki! Zaten minnacığım diye stresten ölüyorum… Gidip Mavi Ejderha Kılıcı’nı seçip bana verseydin ya!”
Hyunsung da şaşkın görünüyordu. Çocuklar ise kendi aralarında didişmekle o kadar meşguldü ki hiçbir şeyle ilgilenmiyorlardı. Küçük insanlar tuhaf bir şekilde duygulanmış görünüyordu. Muhtemelen bu yeteneği onları hatırlamak için seçtiğime inanmışlardı.
[Ödüllerinizi aldığınıza göre artık geri dönme zamanı. Bu süre zarfında epey bağlanmış olmalısınız, o yüzden vedalaşın.]
Dokkaebi’nin duyurusuyla birlikte havada devasa bir portal belirdi. Gillemium’un öncülüğünde küçük insanlar kümeler halinde etrafımızda toplandı.
“Yolunuz açık olsun!”
“Teşekkür ederiz. Sizi mutlaka hatırlayacağız.”
“Sonra görüşürüz, Dokja-ssi!”
Ayrılırken küçük insanlar bizim için bir veda şarkısı söylemeye başladı. Asuka Ren’in gözleri kızardı. Kollarını geniş geniş sallayan Michio Shoji’den başlayarak Japon grubu portalın içine girip birer birer kayboldu. En son bizim grubumuz kaldı. Küçük insanların şarkısı hâlâ devam ediyordu.
Dinledikçe, sözleri anlayabildiğimi hissettim.
Barış Diyarı’nı kurtaran kahramanOnun adıNe Dokuza ne de DogezaDokja’dır, DokjaAh, Dokja…Lanet olsun, bu nasıl bir şarkı sözüydü böyle?
[Barış Diyarı’nın varlıkları efsaneni söylüyor.]
[Bu başarım, takımyıldızı statüsüne yükseldikten sonra görüntülenebilir.]
İç kalenin çan kulesinin tepesinde, bana dövüş sanatlarını öğretmiş olan Kyrgios’un silueti duruyordu. Senaryo biter bitmez üzerime atlayıp türlü tehditler savuracağını sansam da sadece sessizce izliyordu.
“Bence sana minnettar.”
“Ne?”
“Sadece… öyle hissediyorum. Emin değilim gerçi.”
Asuka Ren gülümseyerek konuştu. Yaratıcı yetkisini kaybetmiş olsa bile, belki de bir yazar her zaman bir okurdu.
“Hayatta kalın ve tekrar görüşelim, Kore’nin hayatta kalanları.”
Asuka Ren derin bir şekilde eğildi ve portalın ötesinde kayboldu. Ardından biz de portalın içine girdik. Görüşüm bir kez daha dalgalandı, kendime geldiğimde ayaklarım yere basıyordu. Bunu daha önce bir kez yaşadığım için baş dönmesi o kadar şiddetli değildi.
[Ana Senaryo sona erdi.]
Uzun bir aradan sonra Seul manzarası...
Etrafıma baktığımda benimle birlikte gelen tek kişi Joonghyuk’tu. Aynı portala girmiş olmamıza rağmen çıkış noktaları farklı görünüyordu.
Her şeyi geçtim, neden onca insan arasından bu adamla baş başa kalmak zorundaydım ki...
“Çekil önümden.”
Joonghyuk’un sözleriyle birlikte bastığım zemin patladı. Her yönden büyü mermileri fırladı ve az önce durduğumuz yeri paramparça etti.
“Yüce Kral!”
“Paniklemeyin! Ateş edin!”
“Zaten aynı tarafta değiller! Yüce Kral’ı boş verin, Öldürmeyen Kral’ı hedef alın!”
Boom! Çaaat!Bir bakıma, beklediğim bir pusuya düşmüştük. Toz bulutunun içinden onlarca kişi akın ediyordu. İlk bakışta bile ekipmanlarının ve dayandıkları Sponsorların oldukça sağlam olduğu belliydi. Persephone’nin bahsettiği diğer nebulalara ait enkarnasyonlar olabilirler miydi?
“İnsanları öldüremez! Öldürmeyen Kral’ın cezası var! Tereddüt etmeyin, indirin onu!”
“Puan toplayıp dirilme ihtimali var! Yenilendiği anı kaçırmayın ve öldürün!”
…Bu bilgiler ne zaman sızdı? ‘Öldürmeyen Kral’ı bile biliyor olmalarına bakılırsa… Kısa bir süre sonra, lider gibi görünen biri toz bulutunun içinden bağırdı.
“Kim Dokja! Silahını yavaşça yere bırak ve buraya gel!”
Söyleneni usulca yaptım. Daha dikkatli baktığımda, bu adamların ne kadar iyi donanmış olduklarını net biçimde görebiliyordum. Ekipmanlarının tamamı A derece civarındaydı ve her birinin genel statları olağanüstüydü. Annemin önderlik ettiği Gezginler grubuna bile kolay kolay yenilmeyecek güçlerdi.
Bu piçler nereden çıkmıştı böyle?
Lider gibi görünen adam, sonum gelmiş gibi sırıtıyordu.
Ben de gülümsedim ve sordum.
“Benimle ilgili bilgileri nereden aldınız?”
“Bilsen ne değişecek?”
“Bi’ yanlışın var da, onu söylemek istedim.”
“Ne?”
[
İnanç Kılıcı etkinleştirildi!]
Çaaatt!Bir anda çektiğim İnanç Kılıcı, adamı ve etrafındaki birlikleri tek bir hamlede biçip geçti.
+
Beyler bayanlar, yine ben, yine ben— öhöm öhöm.
Uzutmadan asıl konuya giriyorum.
Ben, sevgili çevirmeniniz, kendini gaza getirerek bir karar verdi ( ・-・)
Ba-dum~ Ba-dum~ Ba-dum.
Hem “A” kaynağını hem de “B” kaynağını çevireceğim
( ≧∀≦)ノ
Aklımda şöyle bir plan var: “A” kaynağından devam edip, “B” kaynağını bölüm geldikçe paylaşmak.
Daha açık konuşmak gerekirse; açıkçası düzgün İngilizce kaynağı beklemek istemiyorum. Sizin de istemediğinizi biliyorum. Bu yüzden
139. bölümden sonra “A” kaynağından devam edeceğim.~
Bu seriye başlarken iki hedefim vardı:
Birincisi, düzgün ve anlaşılabilir olması.
İkincisi ise ara vermeden bitirmek.
Her iki hedefi de başarabilmek için son üç aydır neredeyse durmadan bölüm atıyorum. Şimdi bırakmak gerçekten içime sinmiyor ve gerçekten bırakmak istemiyorum. Bu yüzden bu kararım cümle âleme hayırlı olsun ^^
~
Öncelikle bilmeniz gerekenler:
1. Devam edeceğim versiyonla webtoon arasında tutarsızlıklar olabilir.
Webtoon, revize edilmiş versiyondan uyarlanıyor!2. “A” kaynağının hem dil bilgisi hem de—hmmm—terim tutarlılığı desem doğru olur herhâlde, bütünüyle, affedersiniz ama bok gibi.
3. İki çeviri farklı olduğundan bazı yetenek isimleri değişebilir.
Mesela Yoo Joonghyuk’un “Devleşme” yeteneği, “A” kaynağında “Dev Vücut Dönüşümü” iken, “B” kaynağında direkt “Devleşme.” (Tabii ben yine de Devleşme yazacağım, daha iyi.)
Bu en basit örneğiydi bu arada. Daha neler var neler.
4. Orijinal ile revize versiyon arasında iki bölüm fark var.
Yani revizeyi 139. bölümde bıraktıktan sonra, orijinalin 138. bölümünden devam edeceğim. Akış bozulmayacak!Revize bölümlerin başına (veya sonuna) “~Revize versiyondur”, orijinal bölümlerin başına (veya sonuna) “~Orjinal versiyondur” yazacağım.
Not #1:
Bi’ tık abartmışım gibi geldi, o yüzden not olarak yazayım dedim.
Arkadaşlar, orijinal ve revize arasında öyle acayip bir fark yok; yalnızca birkaç cümle ve “Barış Diyarı” kısmında değişiklikler var, o kadar. Yanlış anlaşılmalar olmasın lütfen (._.)
İkisini de aynı anda çevirmemin nedeni, “B” kaynağının daha iyi dil bilgisi sunmasına rağmen bölüm sayısının az olması. Temelde ve özde ikisi de aynı.
+
Sonuç olarak; daha iyi, webtoon’la daha tutarlı bir çeviri isteyenler “B”yi atmamı bekleyebilir.
Benim gibi beklemek istemeyenler ise arkama geçsin, çünkü devam ediyoruzz
Çeviri: Sansanson
Son Kontrol: Hono