Taş Topraklar’da, uçsuz bucaksız genişliğe dağılmış pek çok kabile, tüm bu tehlikelerin ortasında akıl sağlığını korumak zorundaydı.
Onları koruyan Savaşçıların yanı sıra, Hikâyeler de yayarlardı.
Diyarlar’ı arşınlayan ve zayıfları koruyan güçlü Savaşçılar’ın Hikâyeler’i. Canavarlar’ı zekasıyla alt eden kurnaz kahramanların Hikâyeler’i. Umudun genellikle ilk ölen şey olduğu bir yerde, umudun Hikâyeler’i.
Özellikle sevilen bir Hikâye, Örümcek Savaşçı Anansi hakkındaydı.
Anansi, Taş Toprakları’nda yürümüş en güçlü Savaşçı değildi. En hızlısı, en vahşisi ya da Mana ile en çok kutsanmış olanı da değildi. Masallar’da sık sık küçük biri olarak betimlenirdi. Zayıf. Bakıldığında dikkat çekmeyen biri.
Ancak Anansi zekiydi.
Öyle zekiydi ki, İlkel Canavarlar bile ondan korkardı.
Hikayeler der ki; Anansi bir keresinde dev bir Yılan’ı kendi kuyruğunu yutması için kandırmış, onu açlıktan ölünceye dek Sonsuz bir çemberin içine hapsetmişti. Hareket eden bir dağı, en büyük hazinelerin dalgaların altında yattığını söyleyerek, denize yürümeye ikna etmişti. Öyle ince bir ağ örmüştü ki, uzak yıldızlar bile ona dolanmış ve gökyüzünden ateşi çalmıştı.
Bazıları Anansi’nin hâlâ Taş Toprakları’nda farklı yüzlerle dolaştığını, karşılaştıklarının zekasını sınadığını söylerdi. Sınavı geçenler bilgi hediyeleri alırdı. Başaramayanlar ise onun uçsuz bucaksız ağındaki birer ipliğe dönüşür, Hikâyeler’i onunkiyle harmanlanırdı.
Anansi hakkında pek çok hikaye vardı.
Ancak pek çok kabile üyesi, çocuklarına ders vermek için Anansi’nin nasıl yaşadığını anlatmayı severdi. Anlattıkları en temel ders şuydu:
Küçük olanlar, cüssesi ve gücü büyük olanlara karşı asla kaba kuvvetle dövüşmemelidir. Eğer zekanı kullanırsan, en büyük devler bile devrilir ve Taş Toprakları’nı kendi kanlarıyla boyarlar.
Damian bu dersi çok iyi biliyordu.
Yıllardır kendisini minicik, küçük bir Varlık olarak görmüştü. Hayatta kalmak için buna mecburdu. Mana’n olmadığında, Temel’in paramparça olduğunda, her Savaşçı seni sıradan bir darbeyle ezebildiğinde; Düşünmeyi ve plan yapmayı öğrenirdin.
Doğrudan giden yolun genellikle ölüme giden yol olduğunu öğrenirdin.
Bu yüzden arkasına dönüp, Adam Amca’ya fısıldadı.
“Sana ve diğerlerine bu işi çabucak bitirme şansı vermek için çılgınca bir şey yapacağım.“
Adam Amca kaşlarını çattı, kanla kaplı yüzü endişeyle buruştu.
“Ne çılgınlığı?“
Sesi ancak duyulabiliyordu.
“Dikkatli olmalısın... Mana’ya daha yeni maruz kaldın. Hâlâ zayıfsın.“
Ancak Damian sadece ciddi bir şekilde fısıltıyla karşılık verdi.
“Gördüğün an bu çılgınlığın ne olduğunu anlayacaksın. Hız’lı hareket et.“
Gözleri Kasap’a kaydı.
“Ah. Zaman doldu.“
Fısıltıları bitmek üzereyken, Kasap gözü dönmüş bir öfkeyle hücum etti.
“Kendi aranızda fısıldaşıyor musunuz?!“
Kükremesi havanın kendisini sarstı.
“Benimle alay mı ediyorsunuz?!“
Elindeki tırtıklı bıçak öfkeyle şarkı söylüyordu.
“Size göstereceğim; On kişi bile olsanız hiçbiriniz bir şey yapamayacaksınız!“
GÜM!
Altındaki kum ve taşlar, hücumunun şiddetiyle vızıldadı. Bu canavar, her adımıyla bir şeyleri çiğneyen bir yaratıkmışçasına geliyordu; Bedeni de taşıdığı bıçak kadar bir silahtı.
Onu ilk karşılayan Adam Amca oldu.
Yaşlı askerin mızrağı, sayamayacağı kadar çok düşman öldürmüş bir adamın hassasiyetiyle ileri atıldı. Taş uç, Kasab’ın boğazını hedefliyordu; Herhangi bir sıradan Savaşçı’yı bitirecek öldürücü bir darbeydi bu.
Ancak Kasap sıradan değildi.
Vücudunu yana kıvırarak, mızrağın boynunda ince bir kan çizgisi bırakacak kadar yakından geçmesine izin verdi ve bıçağı yıkıcı bir kavisle savruldu.
ÇING!
Adam Amca mızrağının sapıyla darbeyi ancak engelleyebildi. Darbenin etkisi onu üç adım geriye itti, ayakları kanlı toprakta yarıklar açtı.
“Zavallı!“
Kasab’ın sesinden aşağılama damlıyordu.
“Sahip olduğun en iyi şey bu mu?!“
Reis Ayala soldan geldi, taş kılıcı Kasab’ın açık kalan yan tarafına savruldu. Diğer iki Savaşçı arkadan çevirdi, silahlarını koordineli darbeler için kaldırdılar.
Bir an için onu sayıca üstünlükle alt edebilecekler gibi göründüler.
Sonra Kasap hareket etti.
Ayala’nın hamlesinin altından eğildi ve dirseğini Reis’in yaralı yanına geçirdi. Ayala nefesini verdi, kısmen iyileşmiş yarası tekrar açılırken, dişlerinin arasından kan püskürdü. Kasap hareketine devam etti, dönerek, diğer Savaşçılar’dan birini ters bir el darbesiyle yakaladı ve onu yerlerde yuvarlanmaya gönderdi.
Ters bir el darbesiyle!
“Sayıların önemli olduğunu mu sanıyorsunuz?“
Tırtıklı bıçağı kalan Savaşçı’nın baltasını engelledi ve sonra savunmayı yarıp, adamın göğsünde derin bir yarık açtı.
“Sayılar zayıflar ve çelimsizler içindir, sizi pislik lekeleri... Sizi serseriler!“
Kasab’ın vücudundaki Mana Lifler’i, rakiplerinden herhangi birininkinden daha parlak yanıyordu. Kasları, hepsinin toplamını Aşan bir güçle şişti. Ona vurduklarında, takviyeli derisi en derin kesikler hariç hepsini savuşturdu. O onlara vurduğunda ise kemikler çatladı ve etler ayrıldı.
Adam Amca, mızrağı bir hareket bulanıklığına dönüşerek, tekrar tekrar sapladı.
Kasap, mızrağın sapını boşta kalan eliyle yakaladı ve sertçe çekerek, Adam Amca’nın dengesini bozdu.
Bıçağı indi.
Adam Amca yana kıvırıldı ama yeterince hızlı değildi. Tırtıklı kenar sırtında bir yarık açtı ve yaşlı asker sendeledi.
“Yaş seni yavaşlatmış!“
Reis Ayala ayağa kalktı ve taş kılıcını Kasab’ın omurgasına nişan alarak, tekrar hücum etti.
Kasap bakmadan bile geriye doğru bir tekme savurdu. Topuğu Ayala’nın göğsüne isabet etti ve onu kendi Savaşçılar’ından birinin üzerine fırlattı. Her iki adam da birbirine dolanmış bir halde yere serildi.
“Hepsi bu mu?!“
Kasap öfkeyle güldü ve bu ses kükremelerinden bile daha kötüydü.
Damian kenardan izliyordu.
Gözleri her hareketi takip ediyordu. Her kalıbı. Savaşın kaosunda ortaya çıkan ve kaybolan her boşluğu.
Hesaplıyor ve planlıyordu ama kahretsin...
Kasap çok güçlüydü. Çok hızlıydı. Herhangi birinin onu doğrudan bir kavgada yenmesi için Mana ile çok fazla Güçlendirilmiş’ti. Birlikte bile olsalar geri itiliyorlardı. Sayıca üstün olsalar bile kaybediyorlardı.
Ancak Kasab’ın bir zayıflığı vardı.
Öfkesi.
Daha Düşük bir Varoluş’un asla bir tehdit oluşturamayacağına dair mutlak eminliği.
Damian bugün onun Savaşçılar’ından birkaçını çoktan öldürmüştü. Öldürücü darbesinden kaçmıştı. Gözlerinin önünde ölümden dönmüştü.
Kasap, Mana’sı olmayan bir Varlığ’ın güç sahibi birine asla meydan okuyamayacağını kanıtlamak için onu bizzat ezmek istiyordu.
En azından öyle umuluyordu.
Birkaç saniye izledikten sonra Damian ileri fırladı.
Taş baltasını kaldırırken, zayıf bedeni savaşın kaosunu yararak, Kasab’a doğru koştu.
Anında, Kasab’ın dikkati ona odaklandı.
Gözleri vahşetle parladı.
“Seni bekliyordum, Daha Düşük Varoluş!“
Kasap, Damian’a doğrudan hücum etmek için yaşlı askeri bırakarak, Adam Amca ile olan çatışmasından koptu. Ayakları toprağı çatlattı. Bıçağı havada şarkı söyledi. Tüm Varoluş’u, onu aşağılayan yaratığın sonunu getirmeye odaklanmıştı.
Hücum ağırdı ama Damian soğukkanlılığını korudu.
Baltasını sanki büyük bir kapışmaya hazırmış gibi kaldırdı. Sanki Kasab’ın hücumunu kafa kafaya karşılamaya niyetliymiş gibiydi. Sanki aniden Zirve Seviyesinde’ki bir Etin Uyanış’ı Savaşçı’sı ile doğrudan çatışabilecek bir Güç kazanmış gibiydi!
Ancak doğrusu, herhangi bir kapışmaya hazır değildi.
Sadece bir planı vardı.
Kasab’ın bıçağı indi ve... Damian kaçmadı.
Kasab’ın gözleri fal taşı gibi açıldı.
Bıçağı, zirve seviyesindeki bir Etin Uyanış’ı Savaşçısı’nın tüm gücüyle Damian’ın sağ omzuna girdi. Kemik çatladı. Kas yırtıldı. Tırtıklı kenar eti ve akciğeri yarıp, geçerek, Damian’ın göğüs kafesinin derinliklerine saplanana dek indi.
Acı, şimdiye kadar yaşadığı her şeyin ötesindeydi.
İlk yaradan daha kötü. Göğsünün yarılmasından daha kötü. Bu, hâlâ içindeki bir bıçaktı; Her kalp atışıyla kemiğe sürtünüyordu.
Damian’ın yüzü ıstırapla çarpıldı.
Ama çığlık atmadı.
Kükredi.
“ŞİMDİ!“
Kükremesiyle birlikte, boşta kalan eliyle taş baltayı Kasab’ın bileğine indirdi.
Bıçak ete ve kemiğe derinlemesine geçti ve Damian, Kasab’ın tırtıklı bıçağını kendi vücudunun daha da derinlerine itmek için ağırlığını kullandı.
Silahı yerine sabitledi ve onu tutan eli kilitledi.
Sol eliyle Kasab’ın kolunu kavradı ve var gücüyle tutundu!
Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.