Yukarı Çık




138   Önceki Bölüm 

           
139.Bölüm: 27.Kısım: Okunamayan Bir Şey (1)


Zihinsel saldırı, Dördüncü Duvar’ın geri tepme gücüne çarpıp sekince, ardından gelen En Saf Yıldız Enerjisi tarafından ağır şekilde vurulan Nirvana tamamen afallamış görünüyordu.

   “…Az önce ne yaptın?”

   “Özel bir şey yapmadım. Bu, bir hikâyenin gücü.”

   “Ne?”

Kurtuluş Kilisesi’nin öğretilerine pek inanmam ama katıldığım bir nokta var.

   “Kendin söyledin. Güç ve zayıflığın hikâye tarafından belirlendiğini.”

Tıpkı onlarca yıl boyunca fiziksel gücünü istikrarlı şekilde geliştirmiş bir savaşçının, hiç büyü savunması öğrenmediyse bir büyücü karşısında yalnızca avdan ibaret olması gibi… Sonuçta güç ve zayıflık, bir insanın inşa ettiği yaşam tarihine göre belirlenir.

   “Bu yaşamında yakın dövüş yeteneklerini geliştirmemiş olman tamamen senin hatan. Sırf Joonghyuk’un zayıflıklarını hedef alırsan sonuç böyle olur.”

Ben de olayların bu noktaya geleceğini beklemiyordum.

Bir şey, Nirvana’nın gelişim sürecini etkilemişti ve bu döngüdeki Nirvana, Joonghyuk’un tam karşıtı hâline gelmişti[1]. Ama tam da bu yüzden, Joonghyuk’un karşıtı olan Nirvana, bana karşı dezavantajlıydı.

Ses tonumdan bir şey sezen Nirvana’nın gözleri dalgalandı.

Sessizce bana baktıktan sonra konuştu.

   “Adını biliyorum. Kim Dokja.”

   “Demek isim alışverişine girdik? Peki. Nirvana Moebius. Konuşma havasındasın anlaşılan.”

Havada süzülen mandaladan yayılan ışık söndü. Reenkarnatör, boşuna reenkarnatör değildi. Sanki başka bir kişiliğin anahtarı çevrilmiş gibi, az önceki coşkulu Nirvana kayboldu, göz açıp kapayıncaya kadar kendini toparlamış bir Nirvana karşımda duruyordu.

   “Birden fazla nebula beni senin hakkında uyardı. Dikkatli olmamı söylediler. Ancak bu kadar erken ortaya çıkmanı beklemiyordum.”

Birden fazla nebula… Anlaşılan epey dikkat çekmişim.

   “Bu kadar güçlü bir zihinsel bariyeri nasıl elde ettin? Şimdiye kadar ideolojimden etkilenmeyen tek kişi Anna Croft’tu.”

Bu tanıdık isme acı bir gülümsemeyle karşılık verdim. Demek o kadın, reenkarnatörü bile çoktan bulmuştu. Şaşırtıcı değildi. Anna Croft gibi biri, çoktan iletişim cihazını kullanarak dünyanın en güçlüleriyle temas kurmaya başlamış olurdu.
Dünyayı kurtarmak için gerekirse ruhunu bile şeytana satacak bir kadındı.

İfademden bir şeyler okumuş olacak ki Nirvana sordu.

   “… Kâhin’i tanıyorsun. Sen nesin böyle? Yoksa sen de bir regresörsün? Ya da belki de…”

   [Takımyıldızı Şeytanvari Ateş Yargıcı, hikâyeyle ilgileniyor.]

   [Takımyıldızı Gizlemli Entrikacı, durumu sessizce gözlemliyor.]

Bilgi filtreleri artık yavaş yavaş açılmaya başlayacaktı.

Regresörler ve reenkarnatörler hakkındaki bilgiler, takımyıldızlarının kulaklarına ulaşacaktı. Büyük nebulalara mensup üst düzey varlıklar ise muhtemelen zaten biliyordu.

   “İlginç bir ölümlüsün. Yüzlerce yıl yaşamış olan beni bile meraklandırıyorsun…”

   “Çok boş yapıyorsun. İşte bu yüzden gelecekte de Joonghyuk’u kendi tarafına çekmekte zorlanacaksın.”

   “Hahaha! Seni Kurtuluş Kilisesi’ne memnuniyetle kabul ederim.”

   “Az önce olsa seve seve kabul ederdim ama—”

   [Riyazet¹ içinde sutra² okuyan bir takımyıldızı sana karşı merak duyuyor.]

Havada süzülen mesajı okumaya devam ettim.

   “Şimdi reddetmek zorundayım. Beni destekleyenler arasında, sponsor takımyıldızından nefret eden biri var.”

   [Takımyıldızı Altın Başlığın Esiri, Nirvana Moebius’un sponsor takımyıldızına karşı düşmanlık sergiliyor.]

Nirvana’nın ağzı hafifçe aralandı.

   “Maymun Kral mı? Neden seni takip ediyor?”

   “Ben nerden bil’im.”
   “Şimdi sana daha da merak sardım. Astım ol. Yoo Joonghyuk da tabii seninle birlikte gelebilir.”

   “Hayır dedim.”

   “Bu dünyanın sırlarını merak etmiyor musun? Senaryoların başarısız olup olmamasına bakılmaksızın, bu dünyanın sonundan sonra bile hayatta kalmana yardım edebilirim.”

Bu cazip bir teklifti.

Bir okuyucu olmasaydım, büyük ihtimalle hemen kabul ederdim.

   “Senin de benimle bir olmana izin veririm!”

Nirvana’nın arkasındaki mandala yeniden parlak bir şekilde ışıldamaya başladı.

Yavaşça dönen devasa mandalanın üzerinde, yüzlerce yüz kabartma hâlinde belirginleşmişti. Kısa süre sonra bu yüzler kin dolu çığlıklar atmaya başladı. Bunların hepsi Nirvana’yla bir olmuş insanlardı.

   “Kes sesini de saldır artık, lanet sapık.”

   “Gönüllü olarak karşılık vermezsen, seni zorla almak zorunda kalacağım.”

Elverişsiz duruma rağmen Nirvana’nın yüzünde hâlâ tam bir sükûnet vardı. Sonuçta o bir reenkarnatördü. Defalarca yaşamış olmanın verdiği, benimkinden çok daha üstün bir savaş sezgisine sahipti.

Zaman geçtikçe hareketlerimi okumaya başlayacak ve savaş benim için dezavantajlı bir hâl alacaktı.
O hâlde çözüm belliydi: O noktaya gelmeden dövüşü bitirmek.

Şaak!

Beyaz enerji ile sarılı mandala üzerime doğru dalışa geçti. Tereddüt etmeden kendimi mandalanın saldırısının içine attım.

   [Özel yetenek Minyatürleşme Sv.1 etkinleştirildi!]

   [Minyatürleşme’nin etkisiyle bedenin küçülüyor.]

Vücudum hızla küçüldü ve saldırı boşa çıktı. Nirvana gülümsedi.

   “…Bu basit numara da ne?”

Gerçekten sadece basit bir numara mıydı?

   [Minyatürleşme etkisiyle tüm ekipmanların boyutuna uyum sağlayacak şekilde dönüşüyor.]

   [Düşük yetenek seviyesi nedeniyle kullanım süresi kısaltıldı.]

   [Minyatürleşme’nin kullanım süresi: 2 dakika.]

Onca güçlü yetenek arasından Minyatürleşme’yi seçmemin sebebi basitti. Çünkü Minyatürleşme, beni bildiğim en güçlü varlığa dönüştürebilecek tek yetenekti.

   “Beşinci Yer İmi’ni seçiyorum. Kyrgios Rodgraim.”

   [Bedensel yapının bu karakterle benzer olduğu doğrulandı.]

   [Karakterin seviyesi, yeteneklerin tam olarak kopyalanması için fazla yüksek.]

   [Etkinleştirilen yeteneğin seviyesi zorla ayarlanıyor.]

Kabaran Beyaz Yıldırım enerjisi kalbime yerleşti. Göğü parçalayıp yıldırımı söküp alma gücü. Yıldırımın ezici enerjisi karşısında Nirvana’nın yüzünün solduğunu gördüm.

   “Hâlâ bir basit bir numara gibi mi görünüyor?”

Nirvana ne kadar güçlü olursa olsun, şu anda Kyrgios’un gücünü aşması imkânsızdı.

   [Özel yetenek Elektrifikasyon Sv.10 etkinleştirildi.]

Yıldırım tüm bedenimi sardı ve yumruğumda gök gürültüsü bulutları toplanmaya başladı.
Reenkarnatörü kullanamayacaksam, burada ortadan kaldırmak daha iyiydi.

Tüm gücümle yumruğumu Nirvana’ya savurdum.
   “Dua et de bir sonraki hayatında insan olarak doğ.”

Tüm bölgeyi buharlaştırabilecek güçteki yıldırım, Nirvana’nın yan tarafında patladı. Nirvana korkunç bir çığlık attı, enkarnasyonların haykırışlarını duydum. Minyatürleşme’nin seviyesi düşük olduğu için Orochi’ye karşı kullandığım zamanki kadar güçlü değildi. Ama yine de bir yetenekti ve hâlâ muazzam bir saldırı gücüne sahipti.

Gürültü dindiğinde ve toz bulutu dağıldığında, Nirvana’nın bir kenara savrulmuş hâlde yattığını gördüm; yan tarafında koca bir delik açılmıştı.

   “Kh—khhh!”

Bir ağız dolusu kan kustu. Ağır hasar aldığı belliydi ancak tatmin olmamıştım.

Hâlen hayatta mıydı? Bunu da mı atlatmıştı?

Garipti. Bir reenkarnatör bile bu saldırıdan sağ çıkamamalıydı.

Nilüfer yaprakları bedenini kapladı. O an ne olduğunu anladım.

…Dur, olamaz. O stigmayı olasılık yüzünden henüz kullanamaması gerekirdi.

   “Anılarımı böyle bir yerde harcamak…”

Diş gıcırdatır gibi çıkan bir sesti. Nilüfer yapraklarının üzerinde hafif hafif kıvılcımlar çaktığını görünce, nasıl hayatta kaldığını anladım.

Hikâye ödemesi.

Biriktirdiği hikâyeleri bedel olarak kullanıp, sponsor takımyıldızından güç ödünç almıştı.

   “…Sonra tekrar karşılaşalım.”

Dev nilüfer yaprakları bedenini tamamen sardı. Üzerlerine doğru atıldım.

Çat—çıt!

Yumruğum kalbini delip geçse de Nirvana gülümsüyordu.

Yüzü, Budizm’deki Dört Koruyucu Kralı³ andırır biçimde kasılmıştı.

   “Şimdiki zamana karşı gelmenin bedelini ödeyeceksin. En korkunç şekilde.”

Parçaladığım kalbin merkezinden başlayarak bedeni ufalanmaya, ardından nilüfer yaprakları gibi dağılıp savrulmaya başladı. Yok olmadan hemen önce ona doğru uzandım.

   “Bekle!”

Hemen ardından Nirvana, geriye sadece kopmuş sol kolunu ve havada savrulan nilüfer yapraklarını bırakarak kayboldu.

   [Karakter Nirvana Moebius, stigma Feragat Sv.7’yi kullandı.]

Feragat. Tehlikeden kaçmak için anılarının bir kısmını feda eden bir stigma.

Reenkarnasyon anılarını kurban ederek benden kaçmıştı. İşte bedeli buydu.

   “L-Lider!”

   “Lider! Nereye gittin!”

Panik içindeki Kurtuluş Kilisesi mensupları dağılıyordu. Bazıları şimdiden kaçmaya başlamıştı. İnandıkları varlığın gözlerinin önünde yenilgiye uğradığını görmek onlar için büyük bir şok olmalıydı.

Kilise üyelerinin dört bir yana savruluşunu izlerken zar zor bir nefes verdim. Bedenimden dumanlar yükseliyordu; Minyatürleşme ve Yer İmi aynı anda çözüldü. Aşırı zorlanan kaslarım paramparça olmuş gibi acıyla haykırdı. Nirvana’yı öldürememiştim ama yine de bazı şeyler kazanmıştım.

   [Takımyıldızı Altın Başlığın Esiri, zaferine duyduğu sevinci gizleyemiyor.]

   [10.000 jeton sponsor olundu.]

Zaferime tanık olan yeni enkarnasyonlar da birbirlerine inanamaz gözlerle bakıyordu.

   “Kurtuluş Kilisesi’nin lideri… kaybetti!”

   “O enkarnasyon da kim böyle?”

   “Bir dakika, o yüz… bu o değil mi…?”

Birisi bana doğru işaret edip bağırdı.

   “Yoksa… En Çirkin Kral?!”

Onları umursamadan Joonghyuk’u aradım. Uzaktan, felçten kurtulmuş hâlde sendeleyerek yürüdüğünü görebiliyordum. Lanet olası güneş balığı piçi, en lazım olduğu anda asla işe yaramıyordu.

   “Hey, iyi misin?”

Joonghyuk, sersemlemiş gibi alnını tutarken bana baktı.

   “Reenkarnatör ne oldu?”

   “Kaçtı.”

   “Acınası. Kaçmasına izin mi verdin?”

   “Bunu, hiç yardım etmeyen bir mi söylüyor?”

Joonghyuk’un yüzü ciddileşti.

   “Onu hemen takip etmemiz gerekiyor. Amacı senaryoyu temizlemek değil.”

   “Zaten biliyorum, aptal.”

   “Biliyorsan neden gitmesine izin verdin? Onuncu senaryo bitmeden reenkarnatörü yakalayamazsak, Seul—”

   [Takımyıldızı Şeytanvari Ateş Yargıcı, geç de olsa kendine geliyor.]

   [Takımyıldızı Şeytanvari Ateş Yargıcı, buraya gelme nedenini açıklamak istiyor.]

Uriel’in sözleri üzerine Joonghyuk ve ben aynı anda havaya baktık.

   [Takımyıldızı Şeytanvari Ateş Yargıcı, senden yardım istiyor!]

Dolaylı mesajların sınırlamaları yüzünden durumu net olarak kavramak imkânsızdı ama ne olduğunu tahmin etmek zor değildi. Uriel, Heewon’un sponsor takımyıldızıydı. Ancak Heewon’un yanında olması gereken Uriel buraya gelmişti ve Heewon’la iletişim kesilmişti. Bu da demek oluyordu ki…

   “Jiwon-ssi, Heewon-ssi’nin nerede olduğunu biliyor musun?”

Ama Jiwon hâlâ kendine gelmemişti.

Böyle olmaz.

   “Joonghyuk, beni koru.”

   “Ne?”

Hiç vakit kaybetmeden gözlerimi kapatıp odaklandım. Tekrarla uykuya dalma pratiğine artık oldukça alışmıştım. Bedenimin yavaşça yere doğru çöktüğünü hissederken, karanlık her yandan toplandı. Yüzeysel bir uykuya düşüyormuş gibi hissettiğim anda, Her Şeyi Bilen Okuyucunun Bakış Açısını kullandım.

Sesi bulmam gerekiyordu. Bana seslenen o sesi.
Ancak hiçbir ses duyulmuyordu. Gittikçe daha da huzursuzlandım. Başına bir şey gelirse önce beni düşünmesini söylemiştim… Yoksa gerçekten bir şey mi olmuştu?

   ‘Dokja-ssi.’

İlk kez biri bana seslendi. Üçüncü Şahıs Gözlemci Bakış Açısı devreye girerken görüşüm bozuldu. Bir sonraki anda, gözlerimin önündeki manzarayı görünce istemsizce bir inilti çıkardım.

   「Vuuuuuş!

Tüm ekranı kaplayan saf beyaz alevler yükseliyordu. Her şeyi eriten yargı stigması, binaları yakıp kül ediyordu.

Sormama gerek yoktu.

Bu kesinlikle Heewon’un Cehennem Ateşi Alevlenmesiydi. Neyse ki Heewon hâlâ hayattaydı. Ama… garipti. Bu, Heewon’un bakış açısından bir görüntü değildi.

Kısa bir süre sonra, alevlerin içinden Heewon ortaya çıktı; alnında parlayan bir lotus deseni vardı.

…Lanet olsun, Nirvana tarafından çoktan yakalanmıştı.

Gerçi Joonghyuk bile yakalanmışken Heewon’un sağlam kalması zaten tuhaf olurdu. Ancak hâlâ bir soru vardı. Bana seslenen kimdi?

   「“Heewon-ssi?”」

Dürüst bir askerin sesi. Hyunsung’du bu.

   「Gümm!

Bir kükremeyle ekran, sanki paramparça olacakmış gibi sallandı. Çevredeki enkarnasyonlar parça parça patladı; alevlerin dokunduğu her şey küle döndü.

Bulundukları yere bakılırsa, hemen müdahale edebileceğim bir alan değildi. Bu şekilde devam ederse sonuç belliydi. Düşünce Enfeksiyonunun etkisi altındaki Heewon tereddüt etmeyecek, saf Hyunsung ise onun kılıcı altında çaresizce düşecekti.

   ‘Lanet olsun, ne yapmalıyım?’

   “Kugh!”

Bir anda karanlık dağıldı ve ekran tamamen parçalandı. Gözlerimi açtığımda, şiddetli bir mide bulantısı dalgası çıkageldi; karşımda Joonghyuk sert bir ifadeyle bana bakıyordu.

   “Birdenbire uyuyakalıp ne haltlar çevirmeye çalışıyorsun?”

Ağzımdan salya sızıyor, göğsümün ortası fena halde ağrıyordu.

Şu pezevenk… uyandırmak için mi vurmuştu?

…Bir saniye, vurdu mu?

Zihnimde bir şimşek çaktı.

Evet. İşte bu. Hiç hoşuma gitmese de ikisini de kurtarmak istiyorsam tek bir yol vardı. Joonghyuk’a doğru eğildim.

   “Hey, bir kez daha vur. Ama gerçekten sert olsun.”

   “…Ne?”

Bu söz yanlış anlaşılmaya açık mıydı? O zaman iyice netleştireyim.

   “Hayır. Direkt şimdi beni öldür.”

+

*¹Riyazet, nefsin isteklerini dizginlemek amacıyla kişinin kendisine çeşitli şeyleri yasak etmesini veya onlardan kaçınmasını ifade eder.

*²Sutra, Budizm ve Hinduizm’de kutsal öğretileri ve temel metinleri ifade eden bir terimdir.

*³Dört Koruyucu Kral, Budizm’de evrenin dört ana yönünü koruyan kutsal muhafızlardır. Her biri doğu, batı, kuzey ve güneyi temsil eder; dharmayı korumak, kötücül varlıkları uzak tutmak ve düzeni sağlamakla görevlidirler. Genellikle zırhlı, sert ve öfkeli yüz ifadeleriyle tasvir edilirler; bu tehditkâr görünümleri, merhametsizlikten değil, dünyayı koruma konusundaki kararlılıklarından kaynaklanır.

~

[1] Burada ‘counter’ kelimesi kullanılıyor. ‘Counter’ da bir gücü, kendi yapısı yüzünden dezavantajlı duruma düşüren karşı güç anlamına geliyor. Türkçe nasıl ifade edeceğimi bulamadığım için ‘karşıt’ yazdım. Bi’ tık garip geldiği için not olarak yazayım dedim. ‘Karşıt’ kelimesinin yerine direkt ‘counter’ kelimesini de koyabilirsiniz.

~

Not#1: Revizeyi beklemek istemeyenler, yarın atacağım ‘138.Bölüm: 26.Kısım – Okunamayan (2)’ bölümüyle devam edebilirler (Evet, kaynaklar arası bölüm isimleri de farklı🥀).

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.

138   Önceki Bölüm