140.Bölüm: 27.Kısım – Okunamayan (4)
[Kuvvetli bir şok nedeniyle vücudun uyandı.]
[
Her Şeyi Bilen Okuyucunun Bakış Açısı 3. Aşama devre dışı bırakıldı.]
Bilincim vücuduma geri yerleşirken duyularım yavaş yavaş geri döndü. Ama… bir tuhaflık vardı.
…Neden diriliş mesajını görmemiştim?
[
Birinci Şahıs Yan karakter Bakış Açısı’ndaki bağlantının stabil olmaması nedeniyle
Her Şeyi Bilen Okuyucunun Bakış Açısı 3. Aşama’nın ödülünü alamazsın.]
Bu beklenmedik mesaj karşısında şaşkınlık yaşarken, bedenimin acısını ve ağırlığını yavaş yavaş hissetmeye başladım. Bir şeyler yanlıştı.
Başımı kaldırdığımda bana bakan Yoo Joonghyuk’u gördüm.
Siktir, az kalsın korkudan geberiyordum.
“Kim Dokja, öldün mü?”
O anda olan biteni az çok anladım. Diriliş mesajının neden gelmediğini ve üçüncü aşama için neden bir ödül verilmediğini…
Başta hiç ölmemiştim.
“Kim Dokja.”
Sadece çok fena darbe almıştım. Kahrolası piç, beni neden öldürmemişti ki?
Lanet manyak… ölmek istediğimde öldürmüyor…
「 …En başta öldürmeli miydim acaba? 」
Beklenmedik bir düşünce duyunca ağzımı kapattım.
Her Şeyi Bilen Okuyucunun Bakış Açısı otomatik olarak devreye girmişti.
Yoo Joonghyuk’un düşünceleri sel gibi akıyordu.
「 Her şey bu adam yüzünden tepetaklak oldu. 」
「 Bu tur önceki regresyonlarda bildiklerimden çok farklı. Elimdeki bilgi çok yetersiz. Böyle giderse dünyayı kurtaramam. 」
Bu da neydi böyle?
「 Kurtuluş Kilisesi’nin Liderinin beni yenmesinin sebebi, son turda fazla oyalanmamdı. 」
「 Orada yüz yıl boyunca eğitim almak bir hataydı. Zihnim kalıcı olarak hasar gördü. 」
「 Belki de Mutlak Taht’ı elde edemememdendir.」
「 …Baştan başlayacağım. 」
Kahretsin. Regresör depresyonu başlamıştı. Zihinsel saldırı yüzünden mi olmuştu? Yapacağı şeyin korkusuyla bağırdım.
“Çok acıyor, geri zekâlı!”
Yoo Joonghyuk bana bakıp kısık bir sesle konuştu.
“…Öldürecek kadar sert vur diyen sendin. Mesele çözüldü mü?”
“Aşağı yukarı. Acil mesele halledildi.”
Yüzü hâlâ aydınlık değildi. Karnımı tutarak öğrendiklerimin bir kısmını anlattım.
Lee Hyunsung’un Jung Heewon’u nasıl kurtardığını açıkladım. Tabii Her Şeyi Bilen Okuyucunun Bakış Açısı’ndan izlediğimi söylemedim. Normalde uyduruk bir hikâye eklerdim ancak isteksiz Yoo Joonghyuk yalnızca başını salladı.
“Demek olan buydu. Peki şimdi ne yapacaksın?”
“Henüz karar vermedim ama durum oldukça umut verici.”
“Yoo Sangah denen kadın senin için önemli görünüyor. Önce onu bulmak için can atıyor olmalısın. Kurtuluş Kilisesi’nin Lideri mi yakalamış?”
“Muhtemelen. Her hâlükârda umutluyum.”
“…Nedir bu kadar umut verici olan?”
“Joonghyuk-ah, dünyayı kurtarabiliriz. Biliyorsun, değil mi?”
Yoo Joonghyuk bana baktı.
“Ne saçmalıyorsun?”
Biraz fazla açık konuştuğumu fark edip bir bahane uydurdum.
“Şey… şöyle. Tahminim doğruysa Nirvana, Yoo Sangah’a dokunmamıştır. Tabii bildiğim Nirvana ise.”
“…Reenkarnatörü biliyor musun?”
Yoo Joonghyuk’un gözleri kısıldı.
Bizi bölmek istemeyen Min Jiwon sonunda araya girdi. Yüzünde şaşkın bir ifade vardı.
“İkiniz bayağı samimisiniz.”
“Sosyal biriyimdir. Bu arada, iyi misin?”
“…Senin sayende. Az daha Kurtuluş Kilisesi’ne katılıyordum.”
Nirvana ile karşılaşması Min Jiwon’da derin bir travma bırakmıştı; hâlâ titriyordu. Ancak ne yazık ki onun durumunu düşünecek zamanım yoktu.
“Güzellik Kralı, sanırım senden biraz yardım almam gerekecek.”
* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * *
Güzellik Kralı’nın Hwarang’larını kullanarak etrafa dağılmış yoldaşlarımı toplamaya başladım. En acil görev, Nirvana’nın Düşünce Enfeksiyonu yüzünden daha fazla hasar oluşmasını engellemekti. Özellikle Lee Jihye’nin tuhaf fikirlere kapılması felaket olurdu. Öyle olursa Han Nehri’ndeki hayalet filo Seul’u enkaza çevirirdi.
Neyse ki Lee Gilyoung ile Shin Yoosung birbirlerine yakındı, bir binayı ele geçirmiş olan Gong Pildu’yu bulmak da zor olmadı.
“Orada kalmak istiyordum.”
“Barış Diyarı’nda mı?”
“Kahretsin…”
Gong Pildu, önceki senaryonun bitmiş olmasına gerçekten üzülmüş gibiydi. Sonuçta orada bir kraldı. Han Sooyoung da bir zamanlar tanrıça olmuştu; şimdi nasıl hissediyordu acaba?
“Yüce Kral! Lütfen bizi kabul edin!”
“Size hayranız!”
Senaryoya yeni giren enkarnasyonlardan kulak tırmalayan yağcı sözler yükseliyordu. Barış Diyarı’ndan döndüğümüz söylentisi çoktan yayılmıştı. Yanıma baktım; Yoo Joonghyuk kaşlarını çatmıştı.
「 Bu insanlardan yüz kamyon dolusu bile olsa dünyayı kurtaramayız. 」
「 Yine tek cevabım regresyon… 」
“Tamam tamam, Yüce Kralımızın keyfi pek yerinde değil, o yüzden geri çekilin. Ölmek mi istiyorsunuz?”
Depresyon kaynağı olacak her şeyi bizzat ortadan kaldırmaya karar verdim. Yeni enkarnasyonlar bana, ünlü birinin menajeri tarafından kovulmuş hayranlar gibi ters ters baktılar.
“Bu pezevenk kim?”
“En Çirkin Kral.”
Lanet pislikler… Bir şey söyleyecektim ki beklenmedik bir şekilde Yoo Joonghyuk ağzını açtı.
“Bana katılmak istiyorsanız, yardım edebilecek biri olmalısınız.”
Her zamankinden farklı olarak, soğuk sesinde derin bir melankoli vardı. Sözleri kaba olsa da hayranlar gerçekten bambaşkaydı.
“Siktir, çok havalı… O genç ve karanlık ses…”
Hem kadınlar hem de erkekler büyülenmiş gibi görünüyordu.
“Oha! Güçleneceğim! Kesinlikle faydalı olacağım!”
Dünya neden bu kadar adaletsizdi?
Bu arada neden Yoo Joonghyuk’un peşindeydiler? Kurtuluş Kilisesi’nin Liderini alt edenin ben olduğumu hepsi unutmuş muydu?
Tam o sırada biri söze girdi.
“Hey, Az önce gördüklerime bakılırsa En Çirkin Kral daha güçlü.”
“Ha? Ciddi misin?”
Adam ciddi miydi bilmiyorum ama epey güçlüydüm.
“Nerenle görü’yon amk? Yüce Kral onu tek hamlede indirdi.”
“Öyle mi?”
Titreyen ellerim ağırlaştı; Shin Yoosung ve Lee Gilyoung’un ellerime sarıldığını fark ettim.
“Bence ahjussi yakışıklı.”
“Hyung, görünüş her şey değildir.”
Yanımda olanlar sadece çocuklardı… hayır, Shin Yoosung’du. Bu arada bu En Çirkin Kral meselesi de neydi? Resmen lakabım olmuştu. Dünyanın çöküşüne kadar kimse bana ‘çirkin’ dememişti ki.
Yoo Joonghyuk depresyondaydı ancak acıyı çeken bendim.
“En Çirkin Kral mı? Ahahaha! Sana çok yakışıyor!”
Kahkahaya dönüp baktım; Lee Jihye’ydi. Jung Heewon ve Lee Hyunsung biraz uzakta olduğu için ekip neredeyse tamdı. Peki şimdi ne yapmalıydım? Başım ağrıyordu.
O anda bir yerlerden yüksek bir gürültü duyuldu, ilk tepki veren Yoo Joonghyuk’tu.
“…Büyük bir canavar türü. Altıncı sınıf.”
“Burada bir senaryo mu var?”
Yedinci senaryo ‘Canavar Avı’, Barış Diyarı’na katılmayanlar ve yeni enkarnasyonlar için hazırlanmış bir etkinlik senaryosuydu.
…Ancak yedinci senaryoda altıncı sınıf canavarlar mı ortaya çıkıyordu?
Soruma Min Jiwon cevap verdi.
“Üzgünüm ama yedinci senaryo çoktan bitti.”
“…Yani şu anda devam etmiyor mu?”
“Ödüllerin dağıtıldığı sırada geldiniz. Olay zaten sona erdi. Kurtuluş Kilisesi’nin Lideri en yüksek ödülü aldı.”
Kurtuluş Liderinden bekleneceği gibi. Zaten onunla ilk karşılaştığımda kilisenin canavar avladığını görmüştüm.
“Peki bu canavarlar nereden geliyor?”
“Hazırlıklı olun. Bir iki tane değil.”
Yoo Joonghyuk Göğü Yaran Kılıcı’nı kaldırırken, diğerleri de silahlarını çıkardı. Altıncı sınıf ağır tazılar, dev pençeleriyle yıkık binaların arasından belirdi. İlk bakışta ondan fazlaydılar.
“Altıncı sınıf canavarlar sürü halinde dolaşmamalıydı. Bu canavarlar ne ayak?”
Canavarlara karşı silahlarımızı savurduk. Lee Jihye Şeytan Katli’ni kullandı, Gong Pildu ise Silahlı Kale’yi. Buna ek olarak Yoo Joonghyuk’un Göğü Yaran Kılıcı, Shin Yoosung ile Lee Gilyoung’un Kapsamlı İletişim yetenekleri vardı. Kesinlikle, grubumuz güçlüydü. On adet altıncı sınıf canavarı bir anda temizlesek de durum çözülmemişti.
“Yeniden geliyorlar!” diye bağırdı Gong Pildu.
“Herkes buraya!”
Zararı azaltmam gerekiyordu. Yeni enkarnasyonları tahliye ederken İnanç Kılıcı ile ağır tazının başını uçurdum. Elbette, düşen canavarların çekirdeklerini toplamayı da unutmadım.
[Takımyıldızı
Gizemli Entrikacı, mantığını merak ediyor.]
Ancak içimi kemiren bir şey vardı. Bu gelişme, romanın üçüncü regresyonunda yoktu. Dördüncüde, beşincide… hatta onuncu regresyonda bile ortaya çıkmamıştı. Sanki çok önemli bir şeyi kaçırıyordum.
Düşün, Kim Dokja.
Bu senaryo ne zaman yaşanmıştı?
[Özel niteliğinin etkisiyle, okuduğun kitaplara dair anıların güçleniyor.]
…Yoksa?
O sırada dokkaebinin mesajı geldi.
[Seul Kubbesi’ndeki tüm enkarnasyonlara duyurulur.]
Bu ses Bihyung’a ait değildi. İlk kez duyduğum bir sesti.
[Canavarların aniden ortaya çıkmasına şaşırdınız mı? Ah… tahmin ettiğiniz gibi, bir sonraki senaryo başladı. Dinlenmeniz için biraz vakit vermek istemiştik ama… ne yazık. Bu senaryo dokkaebiler tarafından oluşturulmadı. Otomatik bir senaryo.]
[Yeni bir ana senaryo ortaya çıktı.]
[Ana Senaryo #8 – En Güçlü Kurban başladı.]
Bildiğim sekizinci senaryodan farklı bir isimdi. Senaryonun ayrıntılarını açtım.
+
<Ana Senaryo #8 – En Güçlü Kurban>Kategori: Ana
Zorluk: S
Temizleme Koşulu: Canavar dalgasından sağ çık. (Bu senaryoda her dört saatte bir canavarların sınıfı yükselir, dikkatli olunmalıdır.)
Süre Sınırı: ―
Ödül: ???
Başarısızlık: Ölüm
*Ek temizleme koşulları bulunmaktadır.
*Her dört saatte bir ipucu verilecektir.
+
[Bilginize… canavarlar altıncı sınıftan başlar. Dört saat sonra beşinci sınıf türler ortaya çıkar, ondan dört saat sonra dördüncü sınıf… ardından dört saat sonra… huhu. Eee, anladınız mı?]
Enkarnasyonlardan biri bağırdı.
“Ne? Otomatik senaryo da ne demek?”
“Ha? Süre sınırı yok mu?”
[Süre sınırı mı? Haha. Öyle bir şey yok.]
Bu sözlerin doğru olduğunu biliyordum. Nirvana ortaya çıkmıştı ve Yoo Joonghyuk’un grubu, orijinal üçüncü regresyona kıyasla çok daha güçlüydü. Neler olduğunu az çok tahmin edebiliyordum.
Bu gelişme Hayatta Kalma Yolları’nda vardı.
[Sebebi basit. Hepiniz fazlasıyla güçlendiniz. Vay
vay, Kore enkarnasyonları dengeyi bozacak kadar güçlenmişler. Bir kubbedeki enkarnasyonlar aşırı güçlendiğinde bu senaryo otomatik olarak tetiklenir.]
Seul’un enkarnasyonları ne yapacaklarını bilemedi.
[Bu senaryoyu temizlemenin iki yolu var.]
Havada ek koşullar belirdi.
+
Ek Temizleme Koşulları (Birini seçin):1. Seul Kubbesi’ndeki enkarnasyonların yarısının ölümü.
Mevcut enkarnasyon sayısı [107.624]
+
Dokkaebi hayranlıkla konuştu.
[Hmm, hâlâ bu kadar çok insan mı var? Çift sayı olması güzel.]
“Lanet olsun! Saçmalama!”
“Bildiğin hepiniz geberin diyorsun, dokkaebi yavşağı!”
Dokkaebi gülümsedi.
“Lütfen sakin olun. İkinci bir koşul daha var.”
+
Ek Temizleme Koşulları (Birini seçin):
2. Seul Kubbesi’ndeki en güçlü enkarnasyonun ölümü.
+
Anladım.
…Bu senaryonun adı boşuna ‘En Güçlü Kurban’ değildi. Yani Seul’un yarısı ölmezse bile, en güçlü enkarnasyon ölürse senaryo sona erecekti.
Enkarnasyonlar heyecanla bağırmaya başladı.
“En güçlü enkarnasyon mu? Kim?”
“Söylesene!”
[Haha, onu söyleyemem. Söylersem eğlencesi kalır mı? Zaten en güçlü kişi kendini biliyor olmalı.]
Dokkaebi devam etti.
[Öyleyse bulmak için elinizden geleni yapın. Hem kim bilir? Belki de en güçlü enkarnasyon, sizin için kendini feda edecek olan adaletin elçisidir. Ah, biraz sıkıldığım için bir ipucu vereceğim. Hikâyenin kutsaması üzerinize olsun.]
+
<İpucu 1> [Seul Kubbesi’ndeki en güçlü onuncu enkarnasyon
Deniz AmiraliLee Jihye’dir.]
+
“Ne? Saçmalığa bak! Onuncu muyum?” diye homurdandı Lee Jihye.
Ancak kimse gülmedi. Herkes tek bir kişiye bakıyordu. Şu anda düşüncelerini dinlediğim kişiye.
「 Her şey altüst oldu. 」
「 Bilmediğim bir senaryo ortaya çıktı. 」
Ah, hadi ama… Yoo Joonghyuk…
「 Bunları düzeltmek için hiçbir çözüm bulamıyorum. Belki de tekrar etmeliyim… 」
Lanet olsun. Regresyon geçirirse bana ne olacaktı? Hiçbir şey bilmeden onun ölümüyle sürüklenmeyi kesinlikle reddediyordum.
Karşımda duran Yoo Joonghyuk’a sertçe baktım ve yumruğumu sıktım.
+
Çeviri: Sansanson
Son Kontrol: Hono