Bölüm...
Adventure,Fantasy,Horror,Isekai

Bölüm 281

281.Bölüm: 53.Kısım – Kurtuluşun Şeytan Kralı (3)
Yazar: Sansanson Grup: : Novel Gecesi Okuma süresi: 9 dk Kelime: 2.294

Jung Heewon mırıldandı, “...Dokja-ssi?”
 
Kim Dokja’nın ışığının parıltısının ötesinde, devasa göz dünyaya tepeden bakıyordu. Bu gözle yüzleştiği an, Jung Heewon’un tüm vücudu titredi. Yer sarsıldı ve sanki bir tsunami yaklaşıyormuşçasına çarpıldı.
 
   [73. Şeytan Diyarı acıyla haykırıyor!]
 
Kırılan kabuktan lavlar fışkırdı ve taşan ısı bir kez daha o boş midede yok oldu. Tüm dünya, endüstri kompleksinin etrafında giderek daralıyordu. Diğer endüstri komplekslerine ne olduğu ise aşikârdı.
 
Hikâyeyle güçlenen aşkın mana harekete geçti. O ‘göz’e doğrudan karşı koymak akıl kârı değildi ama sismik dalgalar yavaşlatılabilirdi.
 
   “Acele et, aptal öğrenci!”
 
Kyrgios bağırdı ve endüstri kompleksinin surlarının ötesindeki boşluk büküldü. Ufuk, devasa bir sis tarafından yutuldu ve karanlıkta kayboldu. Hayır, orası artık ufuk bile değildi.
 
Yine de Jung Heewon umut ışığını bırakmadı. Duydukları doğruysa, ustalar ve Kim Dokja bu durumu zaten tahmin etmişlerdi.
 
   “Ahjussi! Bu da neyin nesi?”
 
Cheok Jungyeong’un bedeni yok olmuştu ve Kyrgios ile Göğü Yaran Kılıç Azizi ise perişan haldeydi. Ancak Kim Dokja, durum bu kadar kötüleşene kadar harekete geçmemişti. Kim Dokja’nın dudakları sürekli bir şeyler mırıldanarak hareket ediyordu. Gözleri, uzak evrende bir şey arıyormuşçasına hızla dönüyordu.
 
Jung Heewon fark etti. Tıpkı kendileri gibi, Kim Dokja da pes etmemişti. Kim Dokja yavaşça yere doğru indi. Jung Heewon bir işaret olarak bağırdı, “Hazırlanın!”
 
Lee Hyunsung Çelik Dönüşümü’nü kullanarak sordu, “Dokja-ssi! Ne yapmalıyız?”
 
Herkes Kim Dokja’yı izliyordu. Ne olduğunu bilmiyorlardı ama Kim Dokja’nın aklında mutlaka bir şey vardı. Kim Dokja yavaşça gözlerini kırptı ve ekip üyelerine baktı. Son birkaç gün içinde Kim Dokja ekip üyelerine pek çok şey vermişti. Lee Hyunsung yeni bir kalkan kazanmış, Jung Heewon yeni bir yetenek edinmişti. Lee Jihye’nin manası artırılmış; Shin Yoosung ve Lee Gilyoung çok sayıda kontrol yeteneği öğrenmişti. Ekip üyeleri buna inanıyordu.
 
   [Dev hikâye Şeytan Diyarı’nın Baharı, hikâyenin sahibi için harekete geçiyor.]
 
Birlikte oluşturdukları bu dev hikâyeye ve Kim Dokja’nın hazırladığı plana sahip oldukları sürece, en güçlü düşmanı bile devirebilirlerdi. Surya’nın trenini bile yok etmişlerdi. Bu düşman gelse bile...
 
   “Ah...jussi...?”
 
Sıra dışı bir şeyleri ilk hisseden Shin Yoosung oldu. Shin Yoosung’un dizleri yere çökerken sert kıvılcımlar çaktı. Vücudu, sanki etrafına bir zincir bağlanmış gibi hareket edemiyordu.
 
   Bu, Dokja’nın hikâyesi.
 
Kim Dokja’nın vücudundan akan dev hikâye, ekip üyelerinin etrafında güçlü prangalara dönüştü. Lee Hyunsung yavaşça yere çöküyordu. Boş bir ifadeyle sordu, “Dokja-ssi? Bu da ne...?”
 
Kim Dokja’nın ifadesi hâlâ okunamaz durumdaydı. Oradaydı ama onlarla birlikteymiş gibi görünmüyordu. Ekip üyeleri bu işin içinde hep beraber olduklarını sanıyorlardı, peki neden?
 
Neden Kim Dokja orada yalnız başınaymış gibi görünüyordu? Yalnız başına var olan hiçbir ‘hikâye’ yoktu. Kim Dokja’nın ‘Kralsız Dünyanın Kralı’, Yoo Joonghyuk’un ‘Kralın Adını Devralan’ ile; Jung Heewon’un ‘Gelecekteki Kötülüğü Kovma’ ise Kim Dokja’nın ‘Bir Yayıncıya Aşağılanmayı Tattıran’ ile  bağlıydı.
 
Daha büyük bir hikayenin payı olan dev hikayeden bahsetmiyorum bile. Dev hikâye ‘Şeytan Diyarı’nın Baharı’, o korkunç savaş alanına katılan herkesin eseriydi.
 
Yine de, şu anda Şeytan Diyarı’nın Baharı sadece Kim Dokja içindi.
 
   [Dev hikâye Şeytan Diyarı’nın Baharı’nın baş anlatıcısı, hikâyesine başladı.]
 
Ekip üyelerine verilen dev hikâyedeki tüm paylar kontrol altına alınıyordu. Üyeler, hikâyedeki haklarını kullanarak direndiler. Jung Heewon, Yoo Sangah, Lee Hyunsung, Lee Gilyoung, Shin Yoosung...
 
Sahip oldukları tüm paylarla bile, tek bir kişinin devasa iradesini yenemediler. Yoo Joonghyuk uyanık olsaydı durum farklı olabilirdi ancak o şu an burada değildi.
 
Jung Heewon yere çöktü ve acı içinde haykırdı, “Bekle! Ne oluyor? Bu da neyin nesi?”
 
Jung Heewon, Kim Dokja’nın ifadesine baktı ve sonunda bir şeyi fark etti. Yaklaşan bir kriz karşısında Kim Dokja her zaman belirli bir ifade takınırdı. Dudaklarının kenarı hafifçe kıvrılır, biraz uğursuz görünür ama üyelere güven verirdi. Şimdi ise Kim Dokja’nın ifadesi...
 
Neden?
 
   “Zaten böyle yapacaksan, neden son birkaç gündür bizi hazırlıyordun? Neden bana bu yetenekleri verdin?”
 
Jung Heewon’un çaresiz haykırışı üzerine Kim Dokja ilk kez ağzını açtı. “28. Senaryodaki koca ayakla nasıl başa çıkacağınızı size söylemiştim.”
 
   “O-O zaman kalkanım...”
 
   “35. Senaryodaki ‘algonkin yılanını’ yakalamak için yararlı olacak. Yeteneklerinizi unutmayın. Hepinize onları nasıl kullanacağınızı anlatmadım mı?”
 
Her zamanki gibi, her düzenlemenin bir sebebi vardı. Kim Dokja, şaşkınlık içinde bakan yoldaşlarına tek tek nedenleri açıkladı.
 
   “O zaman bu... bu senaryo...”
 
Ancak yapılan düzenlemelerin hiçbiri bu durum için değildi. Karanlık ufku kaplıyordu. Kim Dokja karanlığı izledi ve konuştu, “Bu durumu ben halledeceğim.”
 
   “Siktir git! Saçmalama!”
 
 Jung Heewon bağırdı. “Gitmene izin veremem! Yine tek başına gitme! Yalvarırım!”
 
Kim Dokja’nın o şeyle tek başına başa çıkması imkansızdı. İki aşkın ve Cheok Jungyeong bile onu engelleyememişti. Kim Dokja’nın tek başına böyle bir şeyle yüzleşmesinin yolu yoktu.
 
   “Aaaaaaack! İstemiyorum! Dokja hyung!”
 
Geçen seferki gibi ona borçlu kalmak istemediği için güçlenmişti. Cehennem gibi kişisel senaryoları tamamlamış ve çılgınca canavarları alt etmişti. Jung Heewon kan kusarak bağırdı, “Bunu tek başımıza yapamayacağımızı söyleyen sendin! Bizi bir araya getiren sendin! Bunların hepsini bana sen anlattın!”
 
Gülümseyen Kim Dokja’nın dudaklarından yabancı bir gerçek ses döküldü. [Biliyorum.]
 
   “Ne biliyorsun? Bilen biri nasıl...?”
 
   [Yine de, şimdi değil.]
 
Lee Hyunsung çığlık attı, “İstemiyorum! Bu tür bir yardıma ihtiyacım yok! Burada öleceğim! Burada Dokja-ssi ile öleceğim!”
 
Burada ölmek. Gökyüzünü seyreden Kim Dokja, bakışlarını ekip üyelerine indirdi.
 
   [Takımyıldızı Kurtuluşun Şeytan Kralı ekibe bakıyor.]
 
Ekip üyeleri mesajı duydu. Kim Dokja’nın uçuşan saçlarına baktılar. Uzun kirpiklerini, gözlerini, beyaz yanaklarını ve hüzünle bükülmüş dudaklarını gördüler. Aniden, Kim Dokja’nın bu dünyada böyle bir ifadeyle var olabileceğini fark ettiler.
 
   [Lütfen yaşayın.]
 
Gerçek ses bir komutmuşçasına çaresizce dinlediler.
 
   [Şeytan kral Kurtuluşun Şeytan Kralı dışarıya bakıyor.]
 
Kim Dokja’nın ifadesi değişiyor, şeytan kralın uyuyan gücü uyanıyordu.
 
   [Hikâye Kurtuluşun Şeytan Kralı başladı.]
 
73 Şeytan Diyarı’nın hikâyeleri onun etrafında toplanmaya başladı. Beyaz ceket, şeytani enerjiden siyaha boyandı ve Kim Dokja’nın başından iki boynuz yükseldi. Bu, sadece bir şeytan kralın kullanabileceği ‘Şeytan Kral Dönüşümü’nün gücüydü.
 
   [Takımyıldızı Altın Başlığın Esiri dostuna bakıyor.]
 
   [Takımyıldızı AbisalKara Alev Ejderhası hasmına saygılarını sunuyor.]
 
   [Takımyıldızı Goryeo’nun İlk Kılıcı öfkeli bir şekilde haykırıyor.]
 
   [Takımyıldızı Yüce Işık Tanrısı 73. Şeytan Diyarı’nın sonunu izliyor.]
 
Kim Dokja’nın omuzlarından kara tüyler uzandı ve gece gökyüzüne doğru erişti. Saat kulesinin saniyesi yavaşça ilerledi ve Kim Dokja havalandı. Sanki bu zamanı terk ediyormuş gibi, Kurtuluşun Şeytan Kralı bir ışığa dönüştü ve göğe doğru uçtu.
 
Kim Dokja enginliği delip geçtiği an şimşekler çaktı. Birkaç yıldırım düştü ve ufuktan gelen sis durdu.
 
Sanki zaman durmuş gibiydi. Ekip üyeleri Kim Dokja’nın kaybolduğu gece gökyüzüne baktılar ve düzgün nefes alamadılar. Tamamlanmamış saat kulesinde zaman akmaya devam etti. Bir dakika, iki dakika, üç dakika...
 
Ne kadar zaman geçerse geçsin, Kim Dokja geri gelmedi. Jung Heewon çığlık attı, “Kim Dokjaaaaa!”
 
Neredeyse aynı anda, aşkınlar duvardan fırlatıldı. Perişan haldeki Göğü Yaran Kılıç Azizi ve Kyrgios sendeleyerek yerlerinden kalktılar.
 
Sis dünyayı tekrar yemeye başladı. Ufuktaki her şeyi yedi ve surlara yaklaştı. Surlar parçalanıyor, insanlar çığlık atıyordu.
 
Jung Heewon düşünceler içinde kaybolmuştu. ‘Bunu durduramaz. Kim Dokja bunu durduramaz.’
 
Sis tüm endüstri kompleksini kapladı. Bir sonraki an, Jung Heewon vücudunun başka bir yere aktarıldığını hissetti.
 
Yoo Sangah pes etmiş gibi gözlerini kapattı, Lee Hyunsung ise gökyüzüne bakarken feryat etti.
 
Han Myungoh yere çöktü, Gong Pildu yıkılmış kaleyi korudu. Herkesin vücudundan beyaz kıvılcımlar sızıyordu.
 
Ardından, Yoo Joonghyuk – Kim Dokja Endüstri Kompleksi’ndeki herkes başka bir yere gönderildi. Sisin içinden öfkeli bir bağırış duyuldu.
 
   [■■■■... ■■■■■■!]
 
Kısa süre sonra karanlık her şeyi yuttu.
 
__________________________________
 
Hafif bir gürültünün ortasında Yoo Joonghyuk gözlerini açtı. Vücudundaki kaslar pek iyi hareket etmiyordu. İyileşme’nin yan etkileri büyüktü.
 
Çatlamış tavana dik dik baktı ve sakinleşmek için derin nefesler aldı. Sonra olanları hatırladı. Şeytan Kral Seçimi vardı. Regresyon geçirmeyi reddetmişti. Kim Dokja ile dövüşmüş ve Surya’ya karşı kazanmıştı. Bunları düşündükçe zihni berraklaştı.
 
Kazanmışlardı. Başarmışlardı.
 
Mana vücudunda sertçe hareket etti ve başı hafifçe döndü. Duyuları yavaş yavaş yerine geliyordu. Bir kez daha gözlerini kırptı ve etrafındaki manzara kademeli olarak görüş alanına girdi.
 
Burası bir hastane odasıydı. Yumuşak bir yatağın dokusunu hissedebiliyordu, sağ eli sert bir şeye çarptı.
 
Yoo Joonghyuk bir iniltiyle gövdesini doğrulttu ve koluna bir saat kayışıyla sarılmış küçük bir köstekli saat gördü. Saatin hareket eden yelkovanı tıpkı kalp atışları gibiydi. Yoo Joonghyuk saatine baktı.
 
Pencerenin dışından hafif bir güneş ışığı sızıyordu. Güneş ışığı Şeytan Diyarı için fazla parlaktı.
 
Yoo Joonghyuk yavaşça kalktı ve pencereye yöneldi. Harap olmuş endüstri kompleksinin surlarının ötesinde, yabancı ama tanıdık bir manzara gördü. Amiral Lee Sunsin’in kırık heykeli ve harabeye dönmüş Gyeongbok Sarayı. Gwanghwamun’un çökmüş binalarından dumanlar yükseliyordu.
 
Burası Seul’du.
 
Pencerenin dışından ekip üyelerinin yere çökmüş olduğunu görebiliyordu. Yoo Joonghyuk’un kafası karışmıştı.
 
Neden... neden Seul’deydiler? Tüm endüstri kompleksi buradaydı.
 
 Yoo Joonghyuk şaşkın gözlerle ekip üyelerine baktı. Tanıdık bir yüzü göremiyordu.
 
   “...Kim Dokja?”
 
Bunu mırıldandığı an bir mesaj duyuldu.
 
   [Hikâye Yaşam ve Ölüm Yoldaşları sessiz.]
 
Yoo Joonghyuk boş bir ifadeyle mesajı dinledi ve tekrar pencereye baktı.
 
…Orada değildi. Hiçbir yerde görünmüyordu. Yoo Joonghyuk gökyüzüne baktı. Gökyüzü, yıldızların ışığına ihtiyaç duyulmayacak kadar parlaktı. Ötedeki takımyıldızlarının ışıklarını saydı. Saydı, tekrar saydı. Bilmiyordu. O kadar çok yıldız vardı ki o kişiyi bulamıyordu.
 
Yoo Joonghyuk ağzını açtı ve titreyen bir sesle konuştu.
 
   [Eşya Gün Ortası Buluşması kullanıldı.]
 
Bir süredir kullanılmayan mesaj penceresi açıldı ve bir mesaj gönderildi.
 
   [Mesaj geri döndü.]
 
Bu bir hata olmalıydı. Mesajı defalarca, tekrar tekrar gönderdi. Gönderdi, gönderdi ve yine gönderdi. Mesajlar geri dönmeye devam ettikçe Yoo Joonghyuk’un bakışları yavaşça aşağı indi. Ve sonunda...
 
   [Bugünkü mesaj kotanı tükettin.]
 
Ön planda tik tak işleyen bir köstekli saat dururken, Yoo Joonghyuk’un görüş alanını mesajlar doldurdu.
 
   [Takımyıldızı Kurtuluşun Şeytan Kralı, <Yıldız Akışı>nda mevcut değil.]
 
   [Takımyıldızı Kurtuluşun Şeytan Kralı, <Yıldız Akışı>nda mevcut değil.]
 
   [Takımyıldızı Kurtuluşun Şeytan Kralı, <Yıldız Akışı>nda mevcut değil.]
 
   [Takımyıldızı Kurtuluşun Şeytan Kralı, <Yıldız Akışı>nda mevcut değil.].
 
   .
 
   .
 
   .
 
   [Takımyıldızı Kurtuluşun Şeytan Kralı, <Yıldız Akışı>nda mevcut değil.]
 
+

Bölümleri daha erken okumak için https://novelgecesi.com adresini ziyaret edebilirsiniz.
 
 
 

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.


Ayar kaydedildi