Yukarı Çık




24   Önceki Bölüm 

           
Bölüm 25: Ritim! I


Hareket eden dağların gölgelerinde, Yarıkçiçeği denilen bir çiçek yetişir.


Toprakta yetişmez. Taşın içinde yetişir.


Tohum, bir saç telinden daha geniş olmayan bir çatlağın içine düşer ve orada, karanlıkta bekler. Onu besleyecek toprağı yoktur. Onu yaşatacak suyu yoktur. Ona yol gösterecek ışığı yoktur. Sadece her yönden ona baskı yapan soğuk, tavizsiz kaya vardır.


Ve yine de büyür.


Taşı zorlar ama taş kımıldamaz. O da tekrar zorlar. Ve tekrar. Ve tekrar. Yıllar boyunca, asla isteyerek yol vermeyecek bir şeye karşı baskı yapar; Kökler’i, Ölçülemeyecek kadar küçük Mesafeler’le ileriye doğru öğütülür.


Taşın umurunda değildir. Taş bunu fark etmez bile. Taş sadece oradadır.


Ama Yarıkçiçeği devam eder.


Ve bir sabah, Yıllar veya On Yıllar süren görünmez bir mücadelenin ardından, kayada bir çatlak belirir. Sonra bir tane daha. Derken, taş tamamen yarılır ve Yarıkçiçeğ’i gün ışığına çıkar; Taç yaprakları Taş Toprakları’nda bulunabilecek en canlı mor renktedir.


Şamanlar der ki; Atalar çocuklarına sebat etmeyi öğretmek istediklerinde, onlara büyük Savaşçılar’ın veya yıkılmış İmparatorluklar’ın Hikâyeler’ini anlatmazlar.


Onlara Yarıkçiçeği’ni gösterirler.


Çünkü taş asla kırılmayı seçmedi. Taş asla teslim olmadı. Taş asla çiçeğin çabasını takdir etmedi ya da kararlılığını ödüllendirmedi.


Çiçek sadece, taşın Hikâyesi’nin Son’u olduğunu kabul etmeyi reddetti.


Varoluş deneyenleri ödüllendirmez. Sadece, başka bir şey yapmayı reddedenleri durduramaz.


Pekala.


Planın kendisi doğası gereği basitti.


Mana’yı sadece Eti yıkamak için çekmek yerine; Kemikler’ine, Kan’ına, İliğ’ine ve Organlar’ına aynı anda akmasına izin vermek.


Gülünç bir şeydi ama bunu deneme lüksüne sahipti.


Adam Amca’ya dönüp, bakarken, muhtemelen yaşayacağı korkunç yaralanmalara kendini hazırladı:


“Şurada burada yaralanabilirim ya da biraz kan tükürebilirim. Sadece bunun için endişelenme.“


Duraksadı, Yaşlı Savaşçı’nın endişeli bakışlarıyla buluştu.


“Daha önce gördüğün gibi, ölü sayılmam gereken bir noktadan geri dönebilirim. Bu, benim Yer ve Gök Fiziğ’imin bir parçası, o yüzden...“


Bu konuda Adam Amca’ya yalan söylediği için kendini kötü hissetti.


Ancak şimdilik, Primus Dil hakkında daha fazla şey anlayana ve onun gerçekten ne olduğunu çözene kadar sadece bu kadarını söyleyebilirdi. Bilgi tehlikeliydi, kutsaldı; Tamamen güvendiği Varoluşlar’a bile dikkatsizce söylenmemesi gereken bir şeydi.


Adam Amca güven dolu bir bakışla sadece başını salladı.


Genç Lugal’inin çok uzun zamandan beri ilk kez gelişim yapacağını biliyordu.


Yanan koridorlardan, bir zamanlar muhafız, hizmetçi ve aile olan cesetlerin üzerinden kaçarak, evlerini terk etmek zorunda kaldıklarında Damian sadece On Yaz’ını görmüştü. Şimdi On Sekizinci Yazında’ydı.


Sekiz Yaz’dır koşuyorlardı.


Sekiz Yaz’dır saklanıyorlardı.


Adam Amca artık saklanmak istemiyordu.


Damian, Adam Amca’nın sertleşmiş bakışlarını gördü; Yardım edemediği bir emaneti korumak için çok uzun zaman harcamış, şimdi yıllar süren karanlığın ardından ilk ihtimal pırıltılarını gören bir askerin bakışıydı bu.


Başladı.


Mana Hassasiyet yüksek olduğu için Mana çekme eylemi onun için son derece kolaydı. Bu Hassasiyet, Primus Dil’in o görkemli Harf’ini iki kez kullanmasıyla daha da artmış gibi görünüyordu. Başkaları çevrelerindeki güç akımlarını hissetmekte zorlanırken, Damian onları diğerlerinin güneş ışığını gördüğü kadar net algılayabiliyordu.


Gözlerini kapattı.


Etrafındaki Mana bolluğunu hissetti. Altındaki taştan geçen Mana’yı, sayısız çağ boyunca kayaya sızmış Kadim Güc’ü hissetti. Etrafındaki ağaçların içinden akan, dağın kalbine derinlemesine uzanan kökler aracılığıyla çekilen Mana’yı hissetti. Çalıların arasında sürünen minik parıltılı canlılarda, her biri dağın hediyesinin küçük birer kabı olan o Varoluşlar’da hissetti onu.


Normalde, bir Varoluş Etini yıkamak için kontrollü bir miktar çeker, vücudu güçlendikçe, ve daha fazlasını emdikçe, onu sürekli ve kesintisiz bir şekilde Mana ile yıkardı. Dikkatli bir süreç. Güvenli bir süreç. Düzgün bir şekilde tamamlanması Yıllar alan bir süreç.


O anda Damian, alabileceği kadar çok şeyi içine almak istiyordu.


Çünkü Mana ile yıkamak istediği çok yeri vardı.


O görünmez Kas iyileşene kadar o Harf’i sadece kısıtlı bir sayıda kullanabileceğini biliyordu; Bu yüzden nihayetinde o Harf’i kullanmak, yani “Sebat Etmek“ zorunda kalmadan önce, vücudunun mümkün olduğunca fazla kısmının Mana’ya maruz kalmasını istiyordu.


Böylece nefesini dışarı verdi ve toplayabildiği tüm güçle Mana’yı çekmeye başlamak için o eşsiz duyusunu kullandı.


Tepki anındaydı.


Mavi Mana Lifler’i, kapalı göz kapaklarının arasından bile parlak ışık akımları olarak görülebilen çevre atmosferinden sızmaya başladı. Ağaçlardan, kabuktan ve daldan çözülen ışıldayan yılanlar gibi çıktılar. Üzerinde oturduğu taştan, sanki kayanın kendisi bin yıllardır tuttuğu gücü dışarı soluyormuş gibi yükseldiler. Parlayan yosunlardan, kristal damarlı topraktan ve parıldayan havanın kendisinden sarmallar çizerek, yukarı çıktılar.


Fantastik bir parlaklığa sahip güzel Lifler, hepsi Damian’ın etrafında gitgide hızlanarak, birleşiyordu.


Yukarıdan, ağaçların arasından imkansız güneş ışınları gibi süzülerek, geldiler. Aşağıdan, sanki kalp atışıyla çekiliyormuş gibi kayanın içinden yükseldiler. Her yönden, merkezinde Damian’ın olduğu bir güç girdabı oluşturarak, geldiler.


Adam Amca hızla alarma geçti.


Genç Lugal’inin durmadan daha fazla Mana çekişini izledi. Ona doğru gelen Mavi Lif sarmalları, sanki bu sağanak bile amaçları için yeterli değilmiş gibi yoğunluk ve sayıca arttı. Havanın kendisi genç adamın etrafında parlamaya ve Bükülme’ye başladı; Atmosfer, bu kadar yoğunlaşmış Güc’ün Ağırlığ’ı altında hafifçe eğriliyordu.


Bu, normal bir gelişim değildi!


Endişeliydi ama Genç Lugal’e güveniyordu.


Bu yüzden hareketsizce oturdu, yıpranmış elleriyle dizlerini kavradı, gözleri önündeki imkansız sahneden bir an bile ayrılmadı.


Damian için ise bu son derece benzersizdi!


Yıllarca Mana’sı olmayan bir beden kabuğuyla hareket ettikten sonra, şimdi kendini bir Güç Okyanus’una daldırıyormuş gibi hissediyordu. Mana’nın Eti üzerinden akmasına izin verdi ve tüm öğretilerin aksine Kemikler’ine de akmasına izin verdi.


Kan’ına.


İliğ’ine.


Ve hatta her bir Organ’ına.


Mavi Mana dalgaları, akkor ve görkemli Enerji nehirleri gibi üzerinden aktı; Vücudunun her parçasına aynı anda dokundu. Bu, ezici bir histi!


Mana, o kadar uzun zamandır boş olan kanalları doldurarak, Kaslar’ına ve Derisi’ne sızarken, Eti karıncalandı. Yıllarca süren soğuğun ardından sıcak suya girmek gibiydi; Uyuşmuş bir uzva kanın geri dönmesi gibiydi  Bu his her santimine yayıldı, sahip olduğunu unuttuğu sinirleri uyandırdı.


Mana daha derine işleyip, iskeletini oluşturan yoğun Doku’ya sızdıkça, kemikleri uğuldadı. Kemikler’i sanki duyma eşiğinin hemen altındaki bir frekansta titriyor; Tutulmak isteyen, depolanmak isteyen, onu sıradan bir Etin olabileceğinden çok daha güçlü kılmak isteyen bir güçle rezonansa giriyordu.


Damarlar’ından akan kızıl nehirlerle Mana birleştiğinde kanı tutuştu. Her kalp atışı içinden geçen bir güç dalgası gönderiyor, Enerji’yi daha önce hiç ulaşmadığı yerlere taşıyordu. Kan’ının daha sıcak, daha hayati, her zamankinden daha canlı hâle geldiğini hissedebiliyordu.


Mana kemiklerinin en derin kısımlarına ulaştığında, kanın doğduğu o yumuşak dokuya dokunarak, iliği kıpırdandı. Orada temel bir şeyler değişti; İleride sadece Mana emmek yerine, kendi içinden Mana üretmesini sağlayacak olan o değişimin ilk sarsıntılarıydı bu.


Mana; Kalb’ine, Çiğerler’ine, Karaciğer’ine, Midesi’ne ve Geleneksel Katmanlar’ın “beşinci Aşama’ya kadar beklemesi gerektiğini“ söylediği her hayati parçasına dolduğunda, Organlar’ı uyandı. Sanki tüm Varoluşlar’ı boyunca bu anı bekliyormuş gibi Güc’ü iştahla içtiler!


Kendisini dalga dalga güçle dolduruyormuş gibi hissetti.


Ve o anda hissetmeye başladığı şey, kalbinin ağır bir ritmiydi.


DÜM!


DÜM!


DÜM!


O Ritim.


O Ritim!

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.

24   Önceki Bölüm