
145.Bölüm: 28.Kısım – En Güçlü Kurban (5)
Seul’de üçüncü ve ikinci sıralamalar açıklandığı anda, enkarnasyonlar paniğe kapıldı.
“Ne oluyor lan! Bu da ne böyle?”
“Ee, en güçlü kim? Ne yapacağız şimdi?”
Enkarnasyonlar, en güçlü kişinin ya Yoo Joonghyuk ya da Nirvana olduğunu ve ikisinin de burada öleceğini varsayıyordu. Ancak durum artık değişmişti. Birinci sıradaki kişinin belirsiz kalmasıyla birlikte, senaryoyu temizlemeye çalışan enkarnasyonlar bu beklenmedik ters köşe karşısında ürperdi.
Üstelik işler daha da kötüleşmiş; 5. Sınıf canavarlardan biri savunmayı yarıp geçmişti. Zavallı enkarnasyonlar, canavarın dişleri arasında paramparça oluyordu.
“Aaaagh!”
Durum giderek kötüleşiyordu. 5. Sınıf canavarlar hafife alınacak gibi değildi ve enkarnasyonlar da beklenenden çok daha az birlik içindeydi.
[Mevcut enkarnasyon sayısı: 89.041.]
Binlerce enkarnasyon ölmüştü.
Lee Hyunsung, Muazzam Dağ Parçalayışı ile bir canavarın kafasını parçaladı.
“Asker ahjussi! Neler oluyor böyle?”
Lee Jihye ve Jung Heewon ona doğru koştu. Onlar da canavarlara karşı savunmadan sorumluydu.
“Nirvana en güçlü değilse, Dokja ahjussi yanılıyor mu demek oluyor bu? Şimdi ne yapacağız?”
Partinin planı, ‘Nirvana en güçlü enkarnasyon’ varsayımına dayanıyordu. Artık Nirvana’yı öldürseler bile senaryo bitmeyecekti.
Lee Hyunsung boş gözlerle stadyuma baktı.
“Sanırım…”
Aklına bir düşünce gelince yüzü soldu.
* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * *
“Kuaaaak!”
Nirvana, havaya savrulurken çığlık attı.
“Bana ölümü anlatacaksın ha? Güldürme beni!”
Acımasızca dövülmesine rağmen Nirvana dimdik ayaktaydı.
“Ölmeyeceğim. Ne söylersen söyle, gerçek ölüm bana gelemez! Bu kadar kolay ölebilseydim, bunca acıyı çekmezdim!”
O kadar uzun bir yaşamdan sonra hâlâ böyle duyguları koruyabilmesine şaşırmıştım. Belki de kurtuluşu vaaz vermesinin sebebi buydu.
Yakasından tutup konuştum.
“Aslında ölmek istiyorsun, değil mi?”
“…!”
“Ölemediğin için başkalarının ölümleriyle teselli buluyorsun.”
Her insan, yalnızca bir kez öldüğü için kendi hayatına değer biçerdi.
“Bu yüzden Kurtuluş Kilisesi’ni kurdun. Tek seferlik bir hayat yaşayan insanları izledin ve onlarla ‘bir olarak’ hayatlarına karışmak istedin. Hissettikleri duyguları paylaşmak istedin.”
[Karakter
Nirvana Moebius üzerindeki anlayışın arttı.]
Nirvana’yı biliyordum. Onu sadece romandaki bir karakter olduğu için tanımıyordum. Nirvana, asla olamayacağı bir şeye özlem duyuyordu.
Nirvana bana benziyordu.
“Saçmalama.”
Beklenmedik şekilde, Nirvana’nın sesi sakindi. Gerçekten öfkelendiğinde böyle konuşurdu.
“Ölümü bilmeyen insanlar için de durum aynı. Ölümden sonra hiçbir şey yoktur! İnsanlar ölebilir ancak ölümü gerçek anlamda deneyimleyemezler. Ölüm kimsenin sahip olamayacağı bir şeydir!”
“En azından ölüm korkusunu hissedebiliyoruz. İnsan hayatını mümkün kılan şey de bu. Seninle sıradan bir insan arasındaki en büyük fark bu.”
“Sen…!”
Nirvana’nın yumruğu bana doğru savrulsa da kolayca yakaladım.
“Bu yüzden Yoo Joonghyuk’la ‘bir’ olmak istiyorsun, değil mi?”
“…?”
“Yoo Joonghyuk’la birleşerek kendi varlığını silmek istiyorsun. Değil mi?”
Nirvana’nın yüzü tamamen dondu.
“Reenkarnasyon, en yüksek kademe
takımyıldızlarının sahip olabileceği bir stigmadır. Bunu silmek için, daha yüksek bir takımyıldızının gücüne ihtiyacın var.”
Nirvana bana bakıp dişlerini sıktı.
“…Hayal gücümün çok ötesindesin.”
“Bunu sık sık duyarım.”
“O zaman öldür beni. Dediğin gibi ölümden korkmuyorum.”
Nirvana’nın gözleri intikamla yanıyordu.
“Ancak şunu aklında tut. Defalarca geri döneceğim. Tekrar tekrar dirileceğim, seni öldüreceğim ve en büyük acıyı yaşatacağım. Tıpkı annene yaptığım gibi.”
Şaşırdım.
“…Annemle mi karşılaştın?”
“Evet. Muhteşem bir anneydi.”
[Özel yetenek
Dördüncü Duvar sarsılıyor!]
“Ona boyun eğdirmek çok eğlenceliydi. Bilirsin, erdemli bir ruhu yozlaştırmayı severim.”
[Özel yetenek
Dördüncü Duvar sarsılıyor!]
“Hayatı için çırpınıp yalvardığı anlar hâlâ gözümün önünde.”
Sözleri kışkırtma doluydu. Bunun bir provokasyon olduğunu bile bile oltaya takılmıştım. Annemin öyle bir şey yapmayacağını bilmem bile bunu değiştirmedi.
[Özel yetenek
Dördüncü Duvar sürekli olarak sarsılıyor.]
“Hahaha! Yakaladım seni!”

*¹
Görüşüm sarsıldı ve dünya karardı.
[Karakter
Nirvana Moebius,
108 Keder Sv.2’yi kullandı!]
Bilincim bir yerlere çekildi, kendimi stadyumdan tamamen farklı bir dünyaya fırlatılmış buldum. Karanlığın içinde tanıdık sesler duydum.
「 Usta, kaç! 」
「 Lütfen, lütfen bu dünyayı kurtar. 」
「 Bu dünyayı kolayca terk edebilirsin. Ama ben…! 」
Bunlar, kin ve pişmanlıkla dolu seslerdi. Bu dünyanın neresi olduğunu biliyordum. Burası, Dördüncü Duvar’ın sarsıldığı yerdi. Sayısız endişeyle istila edilmiş Yoo Joonghyuk’un iç dünyasıydı.
“Yoo Joonghyuk! Sonunda beni buraya kabul ettin! Şimdi… benimle bir olacaksın.”
Nirvana karşımda duruyordu. Ona bakıp gülümsedim. Son anda karşı saldırı hazırlayabilmek… Reenkarnatör gerçekten de bir reenkarnatördü.
“Buraya gelmen bir hataydı.”
Nirvana’nın ayaklarının altında bir mandala deseni belirdi. Ruhun iç zihni, olasılıktan çok daha az etkilenirdi. Burada Nirvana, biriktirdiği hikâyelerin gücünü tam anlamıyla kullanabiliyordu.
Nirvana bir anda devasa bir boyuta ulaştı. Sayısız hikâyenin birikimiyle oluşan ruh baskısı gerçekten eziciydi. Tabii, bu kadar hikâye biriktirmiş olması gayet doğaldı.
Sırtından kanat gibi yüzlerce kol fışkırdı. Bacaklarının yarısı kuş tüyleriyle, diğer yarısıysa yılan pullarıyla kaplandı. Kurtu andıran bir burun uzadı, başından boynuzlar çıktı. Yaşadığı tüm reenkarnasyonları tek bir bedende toplamış gibiydi.
[Ben, Nirvana Moebius.]
[Talihsiz insanları Nirvana’ya ulaştıran reenkarnatör.]
Kendinden emindi. Ancak Nirvana bilmiyordu. 108 Keder’i bilerek üzerime almıştım.
Gülümsedim ve konuştum.
“Nirvana, reenkarnasyonun ilkesini biliyor musun?”
Ortam uğursuzca titreşti.
“Ruhun, mandalanın koruyucusuna bağlı. Öldüğünde Yeraltı Dünyası’na gidemezsin. Takımyıldızlarının kendilerine özgü yasalarına göre, ruhun yeni doğmuş bir bedene yerleştirilir.”
[…Ne saçmalıyorsun?]
“Ölümsüz değilsin. Bedenin yeniden dirilse bile, ruhun dirilmeyecek.”
[Saçmalık!]
Nirvana’nın sırtındaki yüzlerce kol üzerime doğru yağdı. Avalokiteśvara’nın Bin Eli bir şelale gibi döküldü. Gerçek dünyada bunlara yakalansaydım, bedenim paramparça olur ve ölürdüm.
Ne var ki burası farklıydı. Şu anda ben Yoo Joonghyuk’tum. Yani burası aynı zamanda benim de ‘iç dünyamdı’.
Avalokiteśvara’nın Bin Eli burnumun dibinde eriyip yok oldu. Nirvana afallamıştı.
Etrafımı saran sayısız sayfa gördüm.
[Özel yetenek
Dördüncü Duvar etkinleştirildi!]
Sayfaların çevrilme sesi duyuldu, beyaz sayfalar etrafımda uçuşmaya başladı. Üzerlerinde kelimeler yazılıydı. Okuduğum sayısız kelime devasa bir duvar oluşturdu.
[Ne yaptın?]
Dördüncü Duvar, takımyıldızlarını bile geri püskürtebiliyordu. Merak ettim. Belki bununla bir ‘reenkarnatörü’ tamamen silebilirdim.
[Kaldır şu duvarı! Bu, bu da ne…!]
Şaşkınlık içindeki Nirvana duvara baktı. Harflerden göz kamaştırıcı bir ışık yükseldi.
「 Bu dünya var olduğu için sürekli reenkarne oluyorsam, tek yapmam gereken bu dünyayı varoluştan silmek.」
[Bu… yoksa…!]
Nirvana, kendi gerçeğini barındıran sayfalara boş gözlerle baktı.
「 Yoo Joonghyuk, seni bu dünyanın sonuna götürebilirim. 」
[B-Bunlara nasıl sahipsin?]
Nirvana’ya yaklaştım ve konuştum.
“Bu dünyanın sonuna kadar gitmene gerek yok.”
Harfler her belirdiğinde Nirvana’nın devasa bedeni parçalanmaya başladı. Bedeni sayısız harfe bölündü ve Dördüncü Duvar’ın içine çekilmeye başladı.
“Burada öleceksin.”
Ruhunun parçalanışını izlerken Nirvana’nın yüzünde tuhaf bir ifade belirdi.
「 Yüzlerce yıllık savruluştan sonra, reenkarnatör Nirvana nihayet ‘tek bir hayat’a ulaştı. 」
Duvar üzerindeki cümleyi gören Nirvana güldü.
[Ha… haha, hahaha!]
「 İlk gerçek ‘ölümü’nü karşıladı. 」
Nirvana’nın yüzü sevinçle parlıyordu.
「 Demek… ölüm böyle hissettiriyor. 」
[Anlıyorum. Demek bu.]
「 O anda Nirvana, uzun zamandır beklediği şeyin ne olduğunu fark etti. 」
Aradan yüzlerce yıl geçmişti. Sayısız reenkarnasyondan sonra nihayet sona ulaşmıştı. Nirvana, uzun zamandır beklediği o anda gözlerini kapadı.
Gözlerini kapatmasına rağmen, Nirvana’nın düşünceleri hâlâ duvara yazılıyordu.
「 Ama neden? Uzun zamandır umduğum şey buydu. 」
Nirvana’nın bedeni ince çatlaklarla kaplandı. Ayakları, bacakları, baldırları, göğsü… Parçalanan kısımlar Dördüncü Duvar’ın içine çekiliyordu.
「 Neden korkuyorum? 」
İlk kez ölümü hissetti. Ölmek. Gelecek yoktu. Düşünemezdi, hareket edemezdi, konuşamazdı; hatta kendi varlığını bile hissedemezdi.
「 Ben yokum. 」
Nirvana’nın gözleri bir anlığına açıldı.
「 Hayır… İstemiyorum! 」
「 Ne var ki Nirvana’nın ağzı artık yoktu, bunu haykıramıyordu. 」
「 Yok olmaktan olan kolları çaresizce bana doğru uzandı. 」
「 Aslında varoluş güzel bir şey değildi. 」
Ölmeye mahkûmken kimse felsefi düşünceler taşıyamazdı. Tüm varlıklar ölüm karşısında çaresizdi.
「 Hayır! Lütfen! Dur! Beni öldürme! 」
「 Evet, annenin sırrı. Biliyorum! Annenin sana asla anlatmadığı hikâyeyi biliyorum—」
「 Kurtar beni. Lütfen. Beni kurtarırsan…! 」
Ona baktım. Sanki romandaki bir karakterin sonunu izliyordum.
「 Son anlarında Nirvana, en çok nefret ettiği sözleri tekrar etti. 」
「 Ölmek istemiyorum. 」
Kısa bir süre sonra Nirvana’nın ruhu tamamen yok oldu.
[
Dördüncü Duvar, karakter
Nirvana Moebius’u yuttu.]
Duyduğum ilk mesaj buydu. Duvar, Sinema Zindanı’nın patronunu öldürdüğündekinden farklı tepki vermişti. İlk başta irkildim.
[
Dördüncü Duvar memnuniyetle gülümsüyor.]
Nirvana’yı öldürmek sorun değildi. Ama düşününce, Dördüncü Duvar’ın tam olarak ne olduğunu bilmiyordum.
[
Dördüncü Duvar obur gözlerle sana bakıyor.]
Canlıymış gibi kıpırdadı. Nirvana’yı yutmak yetmemiş gibi, beni de tatmak istiyordu. Duvarın üzerinde bir şey belirdi.
「 O anda Kim Dokja şöyle düşündü: ‘Belki bir gün ben de bu duvar tarafından yok edilebilirim.’ 」
[
108 Keder devre dışı bırakıldı.]
Görüşüm yavaş yavaş eski hâline dönmeye başladı. Duvar, Nirvana, Yoo Joonghyuk… Sanki en başından beri hiçbir şey olmamış gibiydi.
…Gözlerimi kırpınca kendimi tekrar Gwanghwamun stadyumunda buldum. Nirvana gözlerimin önünde dağılıyordu. Uzun süren savruluştan sonra sonunda huzura ermişti.
Çevrede ölüm sessizliği hakimdi. Yoo Joonghyuk’un ayaklarını yavaşça hareket ettirdim. Dokkaebi konuşmaya başladı.
[Bu… Senaryo çoktan sona erdi. O hâlde şimdi en güçlü enkarnasyonun kim olduğunu açıklayayım mı?]
Yorgunluktan dolayı hareket etmekte zorlanıyordum. Dokkaebi’nin gökyüzünde duyuldu.
[En güçlü enkarnasyon, o kişi…]
Tam bu sırada bilincim bulanıklaştı, sesi artık duyamadım. Görünüşe göre zamanım dolmuştu. Bilincim kaybolurken son sözleri işitemedim.
[Aşırı zihinsel tükenme
, Her Şeyi Bilen Okuyucunun Bakış Açısı 3.Aşama’yı kapattı.]
[
Birinci Şahıs Ana Karakter Bakış Açısı deaktive edildi…]
.
.
.
[Öldün.]
* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * *
İki gün sonra cenazem düzenlendi.
+
*Fanart
+
Çeviri: Sansanson
Son Kontrol: Hono