Alacakaranlıkta bir yerleşim bölgesi. Chinatsu evine tek başına yürüyordu.
Masataka onu eve bırakmayı teklif etmişti ama o reddetti. Gerçek şu ki, suçluluk hissetmekten ziyade, mahallede onunla baş başa yürümekten utanıyordu.
“Sano-kun, ne kadar da evhamlısın.“
Belki de etrafta kimse olmadığı içindi. Chinatsu duygularını dürüstçe ifade ediyordu.
Onu normalde tanıyanlar şaşırırdı. Sanki hoşlanmadığı bir şey varmış gibi hep kaşlarını çatardı. Böyle bir kız şimdi ifadesini gevşek olarak tanımlanabilecek bir noktaya kadar yumuşatıyordu.
Bugün Masataka onu çok övmüştü, sevimli olduğunu ve “Sana çok yakıştı“ diyerek kıyafetleri beğendiğini söylemişti.
İnkar etse bile mutlu olmaması imkansızdı. Hiçbir kız dış görünüşüyle ilgili iltifat aldığında gerçekten huysuzlaşmaz. Chinatsu da bir istisna değildi.
Az sayıdaki arkadaşını geçtim, çocukluk arkadaşı Kentaro bile onu hiç övmemişti. Bu yüzden Masataka ile geçirilen zaman Chinatsu için çok canlandırıcıydı.
“Hmm, Sano-kun?“
Telefonuna bir mesaj geldi. Gönderen Masataka’ydı.
Eve sağ salim vardın mı?
Mesajdaki tek cümleyi okuyunca Chinatsu istemsizce duygulandı.
“Moo~. Endişelenmenin de bir sınırı var, biliyorsun değil mi?“
Chinatsu, onun mesaj atacak kadar endişelendiğini görünce güldü.
“Gerçekten, beni önemsiyorsun...“
Beni ne kadar önemsiyor. Bu düşünce kalbini sıkıştırdı ve gözlerinin dolmasına neden oldu.
“Her zaman çok inatçıyım, her zaman çok gerginim, asla dürüst değilim.“
Chinatsu bunun iyi bir şey olduğunu bir kez bile düşünmemişti. Değiştiremediği bu halinden her zaman tiksinirdi.
Geriye dönüp bakıldığında, yanında gerçekten rahat hissettiği tek kişi muhtemelen Masataka’ydı. Kendine karşı dürüst olamayan Chinatsu’nun kalbi için orada olan tek kişi oydu.
“Ah!“
Chinatsu sese tepki olarak başını kaldırdı ve Kentaro’yu orada gördü.
Evleri yan yana olduğu için mahallede yürürken birbirleriyle karşılaşmaları şaşırtıcı değildi. Ama Kentaro’nun bakış açısından aniden ortaya çıkan kişi, ona kötü davranan çocukluk arkadaşıysa, korkabilirdi.
“Şey... N-ne tesadüf, Kentaro“
Yine de Chinatsu cesaretini topladı ve onunla konuştu.
Aralarının bozulmasının nedeni basitçe Kentaro’nun kandırılmış olmasıydı. Yanlış anlaşılma giderildiği sürece eski ilişkilerine dönebilirlerdi. Chinatsu’nun böyle bir umudu vardı.
O kadar incinmiş olmasına rağmen çocukluk arkadaşına olan aşkı kaybolmamıştı.
Chinatsu kendini bildi bileli Kentaro’ya aşıktı. Gelecekteki eşi olacağına dair zihninde hiç şüphe yoktu.
Onun bakış açısına göre, doğuştan beri tek taraflı bir aşktı. Yüzüne karşı ondan nefret ettiği söylense de veya sevgilisini hava atarak gösterse de kolayca yok olacak bir duygu değildi. Kentaro ile birlikte geçirdikleri yıllar ona olan hislerini derinleştirmişti ve bu kolayca sarsılabilecek bir duygu değildi.
“Aah... haklısın...“
Kentaro’nun tavrı o günkü kadar zorba değildi. Hafifçe korkmuş bir tavır. Yüzünde, sanki Chinatsu onunla ilgilenmek zorundaymış gibi elini uzatmak istemesine neden olan her zamanki ifadesi vardı.
“Kentaro. Biliyorsun...“
Chinatsu bir adım yaklaştı.
Hiçbir düşmanlık ya da benzeri bir şey yoktu. Yine de Kentaro korkmuştu.
Sonra Kentaro’nun yüzü sanki bir şeyi hatırlamış gibi değişti. Belki de özgüven kaynağı olan kız arkadaşını hatırlamıştı.
Çünkü tıpkı o günkü gibi diklenen bir yüz ifadesi takındı.
“Chinatsu, lütfen benimle bu kadar samimi konuşmaz mısın?“
“Ne?“
Kentaro, o gün gösterdiği sert tavrı yeniden takınarak Chinatsu’ya ters ters baktı.
“Seni henüz affetmedim. Şimdi Ayano ile randevuya gidiyorum. Seninle uğraşacak vaktim yok.“
Bunu söyledikten sonra Kentaro oradan olabildiğince çabuk ayrıldı.
“...Ne?“
Chinatsu’nun gözleri doldu. Bunlar, az önce dolan gözyaşlarından farklı bir duygunun gözyaşlarıydı.
“Sano-kun.“
Titreyen bir sesle Masataka’nın adını mırıldandı. Şu an Masataka yanında olmadığı için çok üzgündü. Chinatsu, üzüntüsünü paylaşabilecek tek kişinin o olduğunu düşündü.
“Şu an seni görmek istiyorum...“
Neden Masataka’dan onu eve bırakmasını istememişti ki? Chinatsu bunca zaman sonra bile pişmanlık duydu.
Masataka’yı göremediği için o kadar hüzün doluydu ki, güneş batmak üzereyken Ayano ile randevuya giden Kentaro’yu sorgulamaya enerjisi kalmamıştı.
Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.